gridreads

Josef K.'nın Tutuklanması - Bayan Grubach ile Konuşma

1. Bölüm

Josef K.'nın Tutuklanması - Bayan Grubach ile Konuşma

9 dk

Josef K. ifti­ra­ya uğra­mış olma­lıy­dı, çünkü kötü bir şey yap­ma­dı­ğı halde bir sabah tutuk­lan­dı. Her sabah saat sekiz­de ken­di­si­ne kah­val­tı geti­ren ev sahi­be­si­nin aşçısı, o gün görün­me­di. Daha önce hiç böyle bir şey olma­mış­tı. K. bir süre daha bek­le­di, başını yas­tık­tan kal­dır­ma­dan karşı evde oturan ve onu ola­ğan­dı­şı bir merak­la gözet­le­yen yaşlı kadını sey­ret­ti, sonra da aç ve şaşkın bir halde hiz­met­çi­yi çağır­mak için zile bastı. Aynı anda kapı vurul­du ve o evde daha önce hiç gör­me­di­ği bir adam girdi içeri. İnce, ama sağlam yapılı biriy­di, bede­ni­ni saran siyah bir takım elbise vardı üze­rin­de (bir seya­hat giy­si­si­ni andı­rı­yor­du), ne işe yara­dık­la­rı anla­şı­la­ma­sa da takıma son derece kul­la­nış­lı bir görü­nüm veren bir kemer, çeşit­li katlar, cepler, toka­lar, düğ­me­ler­le dona­tıl­mış­tı.

“Kim­si­niz?” diye sordu K., yata­ğı­nın üze­rin­de doğ­ru­la­rak.

Ancak adam, içe­ri­ye gir­me­si son derece doğal­mış gibi, soruyu duy­maz­lık­tan gele­rek, “Zili mi çal­dı­nız?” demek­le yetin­di.

“Anna kah­val­tı­mı getir­sin,” diyen K., bu beyin kim oldu­ğu­nu ses­siz­ce çıkar­ma­ya çalı­şı­yor­du. Ama adam uzun süre ince­len­me­yi bek­le­me­di; kapıya doğru dönüp hafif­çe ara­la­ya­rak, hemen arka­sın­da dur­du­ğu anla­şı­lan biriy­le konuş­tu:

“Anna’nın ken­di­si­ne kah­val­tı getir­me­si­ni isti­yor!”

Yan odadan gelen bir gülüş­me izledi bunu; sesten anla­şıl­dı­ğı kada­rıy­la, orada birkaç kişi olsa gerek­ti. Yaban­cı adam bu gülüş­me­ler­den önce­den bil­me­di­ği bir şeyi öğren­miş olmasa da, buyur­gan bir ses tonuy­la “Olmaz,” dedi.

“Bu kadarı fazla,” diye kar­şı­lık verdi K., pan­to­lo­nu­nu giymek için yatak­tan fır­la­ya­rak. “Yan oda­da­ki insan­la­rın kim olduk­la­rı­nı ve Bayan Gru­bach'ın bu şekil­de rahat­sız edil­me­me neden izin ver­di­ği­ni öğren­sem iyi olur.”

Hemen ardın­dan, sesini böyle yük­selt­me­me­si gerek­ti­ği geldi aklına, çünkü bunu yapar­ken yaban­cı adama bir tür göz­cü­lük hakkı tanı­mış olu­yor­du, ama o an bunu önem­se­me­di. Öteki ise buna yanlış bir anlam vermiş olma­lıy­dı ki, “Burada kal­sa­nız daha iyi olmaz mı?” dedi.

“Ken­di­ni­zi tanıt­ma­dı­ğı­nız sürece, ne burada kal­ma­ya, ne de söz­le­ri­ni­zi din­le­me­ye niye­tim var.”

“İyi­li­ği­niz için yapı­yor­dum bunu,” dedi yaban­cı; ve birden kapıyı açtı. K.'nın, iste­di­ğin­den daha yavaş­ça gir­di­ği yan oda, ilk bakış­ta aşağı yukarı bir akşam önceki gibi görü­nü­yor­du. Bayan Gru­bach'ın salo­nuy­du burası; mobil­ya­lar, dan­tel­ler, por­se­len­ler ve fotoğ­raf­lar­la tıka basa dolu olan oda­da­ki boş alan, sanki her zaman­kin­den faz­lay­dı, ancak içeri girer­ken fark edil­mi­yor­du bu, zaten baş­lı­ca deği­şik­lik açık pen­ce­re­nin önünde oturan ve Josef K.'nın içeri gir­di­ği­ni görün­ce göz­le­ri­ni elin­de­ki kitap­tan ayıran bir adamın var­lı­ğıy­dı.

“Oda­nız­da kal­ma­lıy­dı­nız, Franz size söy­le­me­di mi bunu?”

“Ne isti­yor­su­nuz benden?” dedi K. Daha yeni kar­şı­laş­tı­ğı kişi­den göz­le­ri­ni ayırıp az önce Franz diye adı anılan kapı eşi­ğin­de­ki adama göz attık­tan sonra, yine öte­ki­ne döndü.

Açık pen­ce­re­den, olup biten­le­ri kaçır­ma­mak için tam anla­mıy­la ihti­yar­la­ra özgü bir merak­la bakan yaşlı kadın görü­nü­yor­du; bu kez tam kar­şı­da­ki pen­ce­re­ye geç­miş­ti.

“Yine de,” dedi K., “Bayan Gru­bach’ın...”

Ve ken­di­sin­den uzakta duran iki adam­dan kur­tul­mak ister­ce­si­ne bir hare­ket yapıp yoluna devam etmeye çalış­tı.

“Hayır,” dedi pen­ce­re­nin yanın­da­ki adam. Kita­bı­nı bir seh­pa­nın üze­ri­ne atıp ayağa kalktı. “Çıka­maz­sı­nız, tutuk­lu­su­nuz.”

“Belli oluyor,” dedi K. “Peki ama neden?”

“Bunu söy­le­mek bize düşmez. Oda­nı­za dönüp bek­le­yin. Kovuş­tur­ma baş­la­dı, zamanı gel­di­ğin­de her şeyi öğre­ne­cek­si­niz. Sizin­le böyle kibar­ca konuş­mak göre­vi­mi aşan bir şey. Franz da zaten bütün kural­la­ra karşı çıka­rak size dostça dav­ra­nı­yor, umarım söy­le­dik­le­ri­mi onun dışın­da kimse duy­ma­mış­tır. Göz­cü­le­ri­niz konu­sun­da­ki şan­sı­nız son­ra­dan da devam ederse, işle­ri­niz yoluna gire­bi­lir.”

K. otur­mak istedi, ama pen­ce­re­nin yanın­da­ki dışın­da, odada tek bir iskem­le kal­ma­dı­ğı­nı fark etti.

“Ne kadar doğru söy­le­di­ği­mi­zi ile­ri­de anla­ya­cak­sı­nız,” dedi Franz ve ardın­dan gelen arka­da­şıy­la bir­lik­te, ona doğru iler­le­di.

Ken­di­sin­den bir baş uzun olan diğer adam omzuna vurup duru­yor­du. İkisi de gece­li­ği­ne bakı­yor­lar­dı; üze­ri­ne daha kötü bir şey giy­me­si gerek­ti­ği­ni, bunu ve diğer çama­şır­la­rı­nı özenle sak­la­ya­cak­la­rı­nı ve dava iyi sonuç­la­na­cak olursa geri vere­cek­le­ri­ni bil­dir­di­ler.

“Sak­la­na­cak eşya­la­rı­nı­zı bize emanet etse­niz iyi olur,” dedi­ler. “Çünkü depoda sık sık hır­sız­lık olur, hem dava­nın bitip bit­me­di­ği­ne bak­ma­dan belli bir süre sonra her şeyi satar­lar. Oysa özel­lik­le son zaman­lar­da bu tür işle­rin ne kadar süre­ce­ği hiç belli olmu­yor. Depo sonuç­ta satış bede­li­ni size vere­cek­tir ama bu pek bir şey tutmaz; çünkü fiyat tek­li­fin değil, rüş­ve­tin büyük­lü­ğü­ne göre belir­le­nir. Hem dene­yim­ler, yıllar boyun­ca elden ele geçen mal­la­rın değer yitir­di­ği­ni gös­te­ri­yor.”

K., bu söz­le­ri kulak asma­dan din­le­di; çama­şır­la­rı üze­rin­de­ki hakkı onu pek ilgi­len­dir­mi­yor­du. Duru­mu­nun aydın­lı­ğa kavuş­ma­sı çok daha önem­liy­di; ama bu insan­la­rın önünde düşün­me­si bile ola­nak­sız­dı. İkinci göz­cü­nün - bunlar kuş­ku­suz göz­cü­den başka bir şey ola­maz­dı- karnı ikide bir hafif­çe ken­di­si­ne deği­yor­du, ama göz­le­ri­ni kal­dır­dı­ğın­da, bu iri göv­de­ye yakış­ma­yan koca­man çarpık burun­lu, kuru ve kemik­li bir surat görü­yor­du. Bu surat, kendi başı­nın üze­rin­den, diğer göz­cüy­le kaş göz işa­ret­le­riy­le anla­şı­yor­du. Ne biçim insan­lar­dı bunlar? Neden söz edi­yor­lar­dı? Hangi bölüme bağ­lıy­dı­lar? Oysa K. bir hukuk dev­le­tin­de yaşı­yor­du. Her yerde huzur vardı! Yasa­la­ra saygı gös­te­ri­lir­di! Kendi evinde ona baskın yap­ma­ya cesa­ret eden kimdi acaba? K. her şeyi hafife almaya, başına gelin­ce­ye dek en kötüye inan­ma­ma­ya ve gele­cek için tedbir alma­ma­ya alış­kın­dı; ancak karşı kar­şı­ya olduğu durum­da, bu tavır ona yersiz görün­dü. Her­hal­de bu, ban­ka­da­ki mes­lek­taş­la­rı­nın, bil­me­di­ği bir neden­le -belki de otu­zun­cu yaş günü dola­yı­sıy­la- düzen­le­dik­le­ri bir şaka­dan, kötü bir şaka­dan iba­ret­ti.

Öyle ola­bi­lir­di elbet­te; belki de tek yap­ma­sı gere­ken, kah­ka­ha­yı basıp göz­cü­le­ri­nin de aynı­sı­nı yap­ma­sı­nı sağ­la­mak­tı; belki de şu göz­cü­ler köşe başın­da­ki komis­yon­cu­lar­dı, öyle bir hava­la­rı vardı zaten. Bu arada K., Franz'ı gör­dü­ğü andan beri, bu insan­la­ra karşı üstün­lü­ğü­nü elden bırak­ma­ma­ya karar­lıy­dı. Daha sonra şaka­dan anla­ma­dı­ğı­nı söy­le­ye­cek olsa­lar da fark etmez­di; bu büyük bir teh­li­ke sayıl­maz­dı. Olup biten­ler­den ders alan biri olma­dı­ğı halde, temel­de önem­siz birkaç olay geli­yor­du aklına; arka­daş­la­rın­dan farklı olarak ted­bir­siz­ce ve olası sonuç­la­ra aldı­rış etmek­si­zin dav­ran­dı­ğı ve sonun­da hata­sı­nı anla­dı­ğı olay­lar­dı bunlar. Bir daha olma­ya­cak­tı, en azın­dan bu kez olma­ya­cak­tı.

Bir gül­dü­rü oyunu söz konu­suy­sa, o da oyuna katı­la­cak­tı. Şim­di­lik ser­best­ti.

“İzni­niz­le,” dedi ve göz­cü­le­rin ara­sın­dan süzü­le­rek canlı hare­ket­ler­le oda­sı­na girdi.

“Aklı başın­da birine ben­zi­yor,” dedik­le­ri­ni duydu arka­sın­dan. İçeri girer girmez, çalış­ma masa­sı­nın çek­me­ce­le­ri­ni hızla açtı; her şey yerli yerin­dey­di; ancak duy­du­ğu heye­can, ara­dı­ğı kimlik bel­ge­le­ri­ni hemen bul­ma­sı­nı engel­le­di. Sonun­da bisik­let ehli­ye­ti geçti eline, tam göz­cü­ye götür­mek üze­rey­di ki, aklını başına top­la­yıp bunu yeter­siz buldu ve bir kimlik bel­ge­si bulun­ca­ya dek ara­ma­yı sür­dür­dü. Biti­şik­te­ki odaya geri dön­dü­ğün­de, kar­şı­da­ki kapı açıldı. Bayan Gru­bach içeri gir­me­ye hazır­la­nı­yor­du. Kadı­nın görün­me­siy­le yok olması bir oldu. Onu tanır tanı­maz, belir­gin bir sıkın­tıy­la özür dile­ye­rek geri çekil­di ve büyük bir özenle kapıyı kapat­tı.

“Buyu­run!”

K. ancak bunu söy­le­ye­bil­miş­ti. Elinde kâğıt­lar­la odanın orta­sın­da dikil­miş, bir daha açıl­ma­yan kapıya baka­kal­mış­tı; göz­cü­le­rin sesiy­le yerin­den sıç­ra­ya­rak ken­di­ne geldi. Açık pen­ce­re­nin önünde kurul­muş masaya yer­leş­miş, onun kah­val­tı­sı­nı yiyor­lar­dı.

“Neden içeri gir­me­di?” diye sordu.

“Gire­mez,” dedi göz­cü­le­rin uzun boy­lu­su. “Bili­yor­su­nuz ki, tutuk­lu­su­nuz.”

“Neden tutuk­lu ola­cak­mı­şım? Hem de bu şekil­de?”

“Demek yine baş­lı­yor­su­nuz!” dedi gözcü, kızar­mış tere­yağ­lı ekmeği küçük bal kabına batı­ra­rak. “Bu tür soru­la­rı yanıt­la­ya­ma­yız.”

“Yanıt­la­mak zorun­da­sı­nız,” dedi K. “İşte kimlik bel­ge­le­rim; şimdi siz de ken­di­ni­zin­ki­le­ri, özel­lik­le de tutuk­la­ma emri­ni­zi gös­te­rin bana.”

“Aman Tanrım!” dedi gözcü, “Ne zor anlı­yor­su­nuz! Bizi boş yere tedir­gin etmeye çalı­şır gibi bir hali­niz var. Oysa biz, şu anda her­hal­de iyi­li­ği­ni­zi en çok iste­yen insan­la­rız.”

“Söy­le­dik ya,” dedi Franz ve elin­de­ki fin­ca­nı ağzına götür­mek yerine, K.'ya belki de çok anlam­lı, ama onun hiçbir anlam vere­me­di­ği uzun bir bakış fır­lat­tı.

K. iste­me­se de, ara­la­rın­da uzun bir bakış­ma oldu ve sonun­da, kâğıt­la­rı­nı öne sürdü.

“İşte kimlik bel­ge­le­rim,” dedi.

“Ne işi­mi­ze yarar bunlar?” diye bağır­dı uzun boylu gözcü. “Çocuk­tan beter dav­ra­nı­yor­su­nuz. Ne isti­yor­su­nuz? Göz­cü­lük yapan biz­ler­le tutuk­la­ma emri­niz ve kim­lik­le­ri­niz konu­sun­da tar­tı­şa­rak şu lanet dava­nı­zı daha çabuk sonuca bağ­la­ya­ca­ğı­nı­zı mı sanı­yor­su­nuz? Bizler küçük memur­la­rız; kim­lik­ten pek anla­ma­yız ve sizi günde on saat gözal­tın­da tutup bu iş için maa­şı­mı­zı almak­tan başka bir işimiz yok. İşte bu kadar. Yine de bize iş veren uzman­la­rın, tutuk­la­ma emrini çıkar­ma­dan önce özenle araş­tır­ma yap­tık­la­rı­nı bili­riz. Bu işte bir yan­lış­lık yok. Ben yal­nız­ca alt kad­ro­la­rı tanı­rım ama bil­di­ğim kada­rıy­la temsil etti­ği­miz üst makam­lar suçu halkın orta­sın­da ara­yan­lar­dan değil, yasada da belir­til­di­ği gibi, suçun çekim gücüne kapı­lan, ardın­dan da işi biz göz­cü­le­re dev­ret­mek zorun­da kalan insan­lar­dır. Yasa ortada, yan­lış­lık bunun nere­sin­de?”

“Benim bu yasa­dan habe­rim yok,” dedi K.

“Çok yazık doğ­ru­su,” dedi gözcü.

“Her­hal­de bu yasa yal­nız­ca sizin kafa­nız­da var,” diye yanıt­la­dı K.

Bu göz­cü­le­rin düşün­ce­le­ri­ne sızıp kendi lehine çevir­mek, ya da tama­men içine nüfuz etmek isti­yor­du. Ancak gözcü her türlü açık­la­ma­dan kaçı­na­rak:

“Geç­ti­ğin­de görür­sü­nüz!” dedi.

Franz da söze karış­tı:

“Görü­yor­sun ya, Willem,” dedi, “hem yasa­dan haber­siz oldu­ğu­nu kabul ediyor hem de suçlu olma­dı­ğı­nı söy­lü­yor!”

“Çok hak­lı­sın,” dedi öteki, “anla­şı­lır gibi değil.”

K. kar­şı­lık ver­me­di.

“Acaba,” diye düşün­dü, “küçük memur­dan başka bir şey olma­dık­la­rı­nı kabul eden bu adam­la­rın geve­ze­lik­le­rin­den kay­gı­lan­ma­lı mıyım? Ne de olsa, tama­men haber­siz olduk­la­rı konu­lar­dan söz edi­yor­lar. Ken­di­le­rin­den emin hal­le­ri ancak buda­la­lık­la açık­la­na­bi­lir. Benim düze­yim­de­ki bir memura söy­le­ne­cek birkaç söz, durumu bu iki adamın uzun söy­lev­le­rin­den çok daha iyi aydın­la­tır­dı.”

Oda­da­ki boş alanda bir süre gidip geldi ve karşı bina­da­ki yaşlı kadını gördü. Belin­den tut­tu­ğu ken­din­den daha yaşlı bir adamı da pen­ce­re­ye sürük­le­miş­ti.

K. bu gül­dü­rü­ye bir son verme gere­ği­ni his­set­ti:

“Beni ami­ri­ni­ze götü­rün,” dedi.

“Ken­di­si iste­di­ğin­de götü­rü­rüz, daha önce olmaz,” dedi Willem adlı gözcü. “Şimdi size tav­si­yem, oda­nı­za dönüp ses­siz­ce hak­kı­nız­da veri­le­cek kararı bek­le­me­niz­dir. Boş kay­gı­lar­la ken­di­ni­zi tüket­me­yin; gücü­nü­zü top­la­sa­nız iyi olur, çünkü buna ihti­ya­cı­nız olacak. Bize layık oldu­ğu­muz gibi dav­ran­ma­dı­nız. Kim olur­sak olalım, en azın­dan şimdi, kar­şı­nız­da özgür insan­lar olarak bulun­du­ğu­mu­zu unut­tu­nuz ve bu hiç de küçüm­se­ne­cek bir üstün­lük değil. Bu arada, para­nız varsa, karşı kafe­den size bir kah­val­tı getir­te­bi­li­riz.”

K. bu öne­ri­ye kar­şı­lık ver­me­di; bir süre hiç konuş­ma­dan durdu. Yan odanın, hatta holün kapı­sı­nı açmak istese, engel­le­nir miydi acaba? Belki de işi zor­la­mak gere­ki­yor­du. Tek çare bu ola­bi­lir­di.

Ama buna kal­kı­şa­cak olsa, yakayı göz­cü­le­re kap­tır­ma ola­sı­lı­ğı da vardı: bu durum­da, onlara karşı en azın­dan bazı bakım­lar­dan sahip olduğu üstün­lük de uçup gide­bi­lir­di! Olay­la­rın doğal akı­şı­nın geti­re­ce­ği daha kesin çözümü bek­le­me­yi yeğ­le­ye­rek, tek bir söz ekle­me­den oda­sı­na döndü. Ken­di­ni yata­ğı­na atıp tuva­let masa­sı­nın üze­rin­den, bir akşam önce sabah kah­val­tı­sı için ayır­dı­ğı güzel elmayı aldı. Yene­cek başka bir şey olmasa da bu elma, ilk ısı­rış­ta ikna olduğu gibi, göz­cü­le­rin lüt­fe­dip her­han­gi bir lokan­ta­dan getir­te­cek­le­ri içe­cek­ten çok daha iyiydi. Ken­di­ni rahat ve emni­yet­te his­set­ti; ban­ka­da öğleye kadar bulu­na­ma­ya­cak­tı kuş­ku­suz, ama ora­da­ki görece yüksek konumu dola­yı­sıy­la, kolay­ca bağış­la­na­bi­lir­di. Gerçek maze­re­ti­ni bil­dir­me­li miydi? Bunu yap­ma­yı düşü­nü­yor­du. Ken­di­si­ne inan­mak iste­mez­ler­se, ki bu olduk­ça doğal­dı, tanık olarak Bayan Gru­bach'ı, ya da şu anda oda­sı­nın kar­şı­sın­da­ki pen­ce­re­ye geçmiş olan iki yaşlı insanı gös­te­re­bi­lir­di. Ken­di­si­ni göz­cü­le­ri­nin yerine koyan K, oda­sı­na gön­de­ri­le­rek yalnız bıra­kıl­dı­ğı için şaş­kın­dı; burada rahat­ça inti­har ede­bi­lir­di çünkü. Ama bu arada, kendi bakış açı­sın­dan, bunu yap­ma­ya ne gerek var, diye düşün­dü. Bu iki insan yan odada kendi kah­val­tı­sı­nı yiyor diye inti­har edecek hali yoktu her­hal­de! İstese bile, canına kıy­ma­yı öyle anlam­sız, öyle saçma bulu­yor­du ki, bunu asla başa­ra­maz­dı. Şu göz­cü­le­rin çok dar görüş­lü olduk­la­rı böy­le­si­ne göze bat­ma­say­dı, aynı neden­le onu yalnız bırak­mak­ta bir teh­li­ke gör­me­dik­le­ri düşü­nü­le­bi­lir­di. Can­la­rı ister­se ken­di­si­ne baka­bi­lir­ler­di! O zaman, küçük gömme dolap­ta sak­la­dı­ğı yıl­lan­mış şarabı almaya gidip kah­val­tı niye­ti­ne bir kadeh, cesa­re­ti­ne kavuş­mak için de bir ikin­ci­si­ni yuvar­la­dı­ğı­nı görür­ler­di. Ama bu ikin­ci­si­ni sırf tedbir olsun diye, akla gel­me­ye­cek cesa­ret iste­yen durum­la­rı öngö­re­bil­mek için içi­yor­du.

O sırada yan odadan çağ­rıl­dı­ğı­nı duyun­ca kor­ku­ya kapı­lıp yerin­den sıç­ra­ma­sı üze­ri­ne, kadeh diş­le­ri­ne çarptı. “Polis şefi sizi isti­yor,” diyor­lar­dı.

Yal­nız­ca atılan çığ­lık­tı onu kor­ku­tan, Franz'dan çıka­ca­ğı­nı hiç umma­dı­ğı, askeri bir buy­ru­ğu andı­ran o kuru çığlık. Buy­ru­ğun ken­di­si ise hoşuna git­miş­ti. Rahat­la­mış bir sesle “Niha­yet!” diye kar­şı­lık verip gömme dolabı kilit­le­di ve hemen yan odaya geçti. İki göz­cü­yü buldu orada. Çok doğal­mış­ça­sı­na, ken­di­si­ni kovup oda­sı­na yol­la­dı­lar.

“Ken­di­ni­zi ne sanı­yor­su­nuz?” diye bağı­rı­yor­lar­dı. “Polis şefi­nin kar­şı­sı­na gece­lik­le mi çıka­cak­sı­nız? Hem size, hem de aynı neden­den ötürü bize bir güzel dayak attı­rır.”

“Beni rahat bırak­sa­nı­za, lanet olsun,” diye bağır­dı, dola­bı­na kadar geri­sin geri itilen K. “Yatak­ta basıl­dı­ğı­ma göre, üze­rim­de balo giy­si­le­ri olma­sı­nı bek­le­ye­mez­ler her­hal­de!”

“Eli­miz­den bir şey gelmez,” dedi göz­cü­ler. K. ne zaman bağır­sa, nere­dey­se hüzün­lü bir hal alı­yor­lar­dı. Bu da onu şaşır­tı­yor, ya da biraz olsun aklını başına geti­ri­yor­du.

“Gülünç tören­ler,” diye homur­dan­ma­yı sür­dür­dü, ama iskem­le­si­nin sır­tın­da­ki ceke­ti­ne uzan­mış­tı çoktan; göz­cü­le­rin ona­yı­na sunar­ca­sı­na bir süre bunu elle­rin­de asılı tuttu. Baş­la­rı­nı sağa sola sal­la­dı­lar. “Siyah bir ceket olmalı,” dedi­ler.

K., bunun üze­ri­ne ceketi yere fır­lat­tı.

“Ama büyük duruş­ma değil ki bu!” dedi, ne anlama gel­di­ği­ni ken­di­si de bil­me­den.

Göz­cü­ler gülüm­se­ye­rek diren­di­ler:

“Siyah bir ceket olmalı.”

Bölüm 1 · 1/29

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Kitap sayfasına dön
Önceki

~9 dk kaldı

Sonraki