Önsöz
Bu kitap bir yanıt değil. Belki bir soru bile değil. Ama kesinlikle bir yüzleşme.
Her şey yolunda görünürken içten içe bir şeylerin eksildiğini hisseden; “bir şeyler yanlış ama ne?” demekten yorgun düşen; defalarca kendini kandırmış, sonra bu kandırmacayı sadakat sanmış insanlara yazıldı.
Yani muhtemelen sana.
İhanet, genellikle bir olay olarak anılır. Oysa çoğu ihanet bir anda gerçekleşmez. Küçük susuşlarla başlar. Fark edilmemiş bakışlarla, hafife alınan hislerle, ertelenmiş sorularla büyür. Birbirine anlatılmayan yalnızlıklarla derinleşir. Ve bir gün gelir, biri gider ya da biri kalır ama ikisi de çoktan başka bir hayattadır artık. O noktada hissedersin: Bitmek, ayrılmakla aynı şey değilmiş.
Bu kitap, aldatmanın ve sadakatin yalnızca fiziksel sınırlarla ölçülemeyeceğini savunuyor. Bir ilişkide kiminle yattığından önce, kiminle sustuğun, kiminle artık hayal kurmadığın, kime dokunmadan geçip gittiğin önemlidir. Sadakat, sadece “yapmamak”tan ibaret değildir. Bazen bir ilişkide kalmak, ihanetin kendisi olabilir. Çünkü gerçek sadakat; dikkatle, emekle, varlıkla, niyetle kurulur. Ve çoğu zaman en derin sadakatsizlik, vücutla değil, yoklukla yapılır.
Bu kitap boyunca sana ne yapman gerektiğini söylemeyeceğim. Ne affetmeni, ne unutmanı, ne de hemen iyileşmeni beklemeyeceğim. Çünkü bazı kırıklar onarılmaz. Ama o kırıkla birlikte yürümek mümkündür. Kendini toparlaman değil, kendine yaklaşman yeterlidir. Bu yüzden her bölüm, sana bir yol haritası değil; kendini duyabileceğin bir sessizlik bırakır. İçinde yankılananları duymaya hazırsan, her sayfa kendi sorunu sana fısıldar.
İlişkiler, insanın en çok kendini görmeye mecbur kaldığı aynalardır. Ve bazen o aynaya bakmak çok zor olabilir. Çünkü gördüğün şey sadece karşındakinin sana yaptığı değil; senin neleri kabul ettiğin, nerelerde sustuğun, hangi anlarda kendine ihanet ettiğindir. Bu kitap, o aynadan kaçmadan bakabilmen için yazıldı.
Eğer bir gün “ben bunu nasıl yaşadım?” diye sorarsan, unutma:
Herkes kendi kırığına göre sever. Ve herkes, bir şekilde kendi eksikliğini tamamlama biçimiyle seçer partnerini. Bu seçimler hatalı olabilir, eksik olabilir, yıkıcı olabilir. Ama yine de çok insandır. Ve bu kitabın sayfaları boyunca, kendini bir yabancı gibi değil, bir insan gibi görmeni istiyorum. Kusurlu, eksik, ama hâlâ umut taşıyan biri gibi.
Bu kitap seninle tartışmayacak.
Ama sorularına sessiz ortaklık edecek.
Kırıldığın yerleri inkâr etmeyecek.
Ama o kırıklarda hâlâ ne kadar canlı olduğunu hatırlatacak.
Çünkü bu sadece bir kitap değil.
Aynı zamanda “Artık yeter” demeyi öğrenen herkesin iç sesi.
Bölüm 1 · 1/12
Bu bölüm sana nasıl geldi?
1 okur işaretledi