gridreads

1. Bölüm

Ale­xand­re Dumas

(27 Temmuz 1824-27 Kasım 1895)

Ünlü Fran­sız yazar Ale­xand­re Dumas, Paris’te doğdu. İns­ti­tu­ti­on Gou­ba­ux ve Collège Bour­bon’da eğitim gördü. Okulu yazma aşkı nede­niy­le terk etti ve yaz­ma­ya baş­la­dı. Ken­di­ni yaz­ma­ya verdi, bu neden­le de maddi sıkın­tı­lar yaşa­ma­ya baş­la­dı. 21 yaşına gel­di­ğin­de büyük bir borcu vardı. Baş­ya­pı­tı Kamel­ya­lı Kadın ilk zaman­lar­da pek bir ilgi top­la­ya­ma­mış­tı. Birçok tiyat­ro tara­fın­dan red­de­dil­di.

Sonun­da Théâtre du Vau­de­vil­le tara­fın­dan kabul edilip sah­ne­len­di. Roman olarak Kamel­ya­lı Kadın ünlen­di ve yaza­rın ününün yayıl­ma­sı­nı sağ­la­dı. Dumas fils kazan­dı­ğı para ile borç­la­rı­nın bir kıs­mı­nı kapat­tı ve anne­si­ne maddi yar­dım­da bulun­du. 1852 yılına kadar yak­la­şık on iki roman daha yazdı.

Yazar 27 Kasım 1895’te hayat göz­le­ri­ni yumdu ve Paris­te bulu­nan Mont­mart­re’e mezar­lı­ğı­na gömül­dü.

GEMİ LİMANA DÖNÜ­YOR

Tarih­ler 1815 yılı­nın 24 Mayıs gününü gös­te­rir­ken, Fira­vun adlı gemi Mar­sil­ya açık­la­rın­da belir­di. Gemiyi kar­şı­la­mak için limana gelmiş olan­lar, onun çok yavaş, alı­şıl­ma­dık bir şekil­de iler­le­di­ği­ni gör­dü­ler.

Kendi ara­la­rın­da, “Gemide bir şeyler olmuş galiba...” diye merak­la sor­du­lar. Liman­da bek­le­yen bir beye­fen­di ise, her­kes­ten daha fazla sabır­sız­la­nı­yor­du.

Gemi­nin yanaş­ma­sı­nı bek­le­ye­me­di hemen bir san­da­la bine­rek gemiye doğru yola çıktı. Güver­te­de genç bir adam, küpeş­te­ye dayan­mış, rıh­tım­da­ki­le­ri sey­re­di­yor­du. Muh­te­me­len kaptan olma­lıy­dı.

Yirmi yaş­la­rın­da bir gençti. San­dal­la gemiye yana­şan adam­dan aldığı üzücü haber­le hızlı bir şekil­de gemi­nin sahi­bi­ne doğru iler­le­yen Edmond heye­can­dan çabuk­ça söy­len­di:

— Bay Morrel, size acı bir habe­rim var. Kap­ta­nı­mız Lök­lerk’i ne yazık ki kay­bet­tik.

Bay Morrel, Fira­vun adlı bu gemi­nin sahi­biy­di ve Edmond Dantes de gemi­nin ikinci kap­ta­nıy­dı. Bay Morrel:

— Üzül­me­yin Edmond, gün gele­cek, hepi­miz öle­ce­ğiz ve elbet­te ki yaş­lı­lar önden gide­cek, yer­le­ri­ni genç­le­re bıra­ka­cak. Peki, ya gemi­nin yükü? Onda bir şey var mı?

— Hayır efen­dim, yükü sağlam bir şekil­de limana indir­dik. Kazan­cı­mız yerin­de. Şimdi, gemiye çıkar­sa­nız, sizi bu alım satım işle­ri­ni yürü­ten Bay Dang­lars ile tanış­tı­ra­yım. Ben de gemimi limana yanaş­tı­ra­yım.

Bay Morrel hızlı bir şekil­de mer­di­ve­ni tır­ma­nıp güver­te­ye çıktı. Bay Dang­lars tara­fın­dan kar­şı­lan­dı. Bay Dang­lars, yirmi beş yaş­la­rın­da görü­nü­yor­du.

Gemi­de­ki­ler, onun güve­nil­mez biri oldu­ğu­nu düşü­nü­yor­lar­dı.

Dang­lars dedi ki:

— Bay Morrel, Kaptan Lök­lerk’in ölüm habe­ri­ni aldı­nız sanı­rım; ne acı, değil mi?

— Evet, yiğit bir kaptan, iyi bir adamdı.

Bay Morrel, gemiyi yanaş­tır­mak­la uğra­şan Dantes’i sey­re­der­ken:

— İnsa­nın işini iyi bil­me­si için ille de yaş­lan­mış olması gerek­mez ki! Dos­tu­muz Edmond da işini iyi bili­yor, bak­sa­nı­za.

— Hak­lı­sı­nız, Dantes çok genç ve ken­di­si­ne de faz­la­sıy­la güve­ni­yor. Kaptan ölür ölmez hemen gemi­nin kuman­da­sı­na el koyu­ver­di. Üste­lik Mar­sil­ya’ya yelken açacak yerde, Elbe Adası’nda da bir buçuk gün oya­lan­dı.

Bay Morrel hiç oralı olmadı:

— İkinci kaptan olarak, gemi­nin kuman­da­sı­na el koy­ma­sı çok doğal... Ama gerek­siz yere bek­le­me konu­sun­da hak­lıy­san, bu kötü işte...

— Gemi­nin ona­rı­ma falan ihti­ya­cı yoktu efen­dim ve bu bir buçuk gün sadece karaya çıkma heve­siy­le geçti.

Bay Morrel, deli­kan­lı­ya doğru ses­len­di:

— Dantes, buraya geli­niz lütfen!

— Hemen geli­yo­rum, Bay Morrel.

Genç kap­ta­nın emriy­le gemi durdu, demir attı. Dantes, Bay Morrel’in yanına gel­di­ğin­de Dang­lars birkaç adım uzak­laş­mış­tı onlar­dan.

— Efen­dim, emri­niz­de­yim. Beni çağır­mış­tı­nız.

— Evet, Elbe Adası’na niçin uğra­dı­nız.

— Bil­mi­yo­rum, bu bana Kaptan Lök­lerk’in son emriy­di. Ölme­den önce bana, Mare­şal Bert­ran’a teslim edil­mek üzere bir mektup ver­miş­ti.

Bay Morrel, Dantes’i kenara çeke­rek, ona heye­can­la sordu:

— Napol­yon nasıl? Onu gördün mü?

— Evet efen­dim, çok iyiydi.

— İyi yap­mış­sı­nız, fakat Mare­şal Bert­ran’a bir mektup götür­dü­ğü­nüz, hele hele Napol­yon ile konuş­tu­ğu­nuz duyu­la­cak olursa, başı­nı­za dert ola­bi­lir.

— Neden Bay Morrel? Mek­tup­ta ne yazılı oldu­ğun­dan hiç habe­rim yok. Ayrıca Napol­yon bana sor­du­ğu soru­la­rı her­ke­se sora­bi­lir­di. Önemli şeyler değil­di. Şimdi izni­niz­le işimin başına dön­me­li­yim.

Dantes hızla uzak­laş­tı. Bunun üze­ri­ne Dang­lars Bay Morrel’in yanına döndü.

— O konuda hiç tasa­lan­ma­yı­nız; Dantes göre­vi­ni pek güzel yerine getir­miş... Üste­lik size bir şey daha söy­le­ye­yim. Gemi­nin Elbe Adası’na uğra­ma­sı, Kaptan Lök­lerk’in emriy­miş.

Bay Morrel’in yanına yak­la­şan Dantes, önce baba­sı­nı, daha sonra da sev­gi­li­si Mer­se­des’i gör­me­si gerek­ti­ği­ni söy­le­ye­rek Bay Morrel’den izin istedi. İzni alma­sıy­la bir­lik­te genç deniz­ci, san­da­la atladı ve kürek­çi­ye, Kan­bi­yer Cad­de­si’ne yanaş­ma­sı­nı söy­le­di. Bu cadde, kentin tam orta­sın­dan geçen, geniş bir yoldur. Gemi sahibi, genç deniz­ci­nin karaya çıkıp kala­ba­lı­ğa karı­şa­na kadar ardın­dan baktı. Dang­lars da arkada durmuş, genç adamın karaya çıkı­şı­nı sey­re­di­yor­du. Fakat onun bakış­la­rın­da bam­baş­ka bir anlam vardı.

SEV­DİK­LE­RİY­LE BULUŞ­MA

Kan­bi­yer Cad­de­si’ni geç­tik­ten sonra, dar sokak­ta bulu­nan küçük bir eve girdi. Baba­sı­nın yarı açık duran oda kapısı önünde biraz durak­la­dı.

Yaşlı adam Fira­vun gemi­si­nin dön­dü­ğü­nü henüz bil­mi­yor­du. Bir iskem­le­nin üze­ri­ne çıkmış, pen­ce­re­si­nin önünde yetiş­tir­di­ği çiçek­le­ri sula­mak­la uğra­şı­yor­du. Dantes hasret dolu bir sesle:

— Baba, baba­cı­ğım! dedi.

Baba­sı­nın duru­mu­nu hiç de iyi gör­me­yen Edmond Dantes telaş­lan­mış­tı:

— Neyin var? Hasta mısın yoksa?

— Hayır, sev­gi­li yavrum... Yal­nız­ca seni bu kadar çabuk bek­le­mi­yor­dum, bir­den­bi­re böyle kar­şım­da görü­ve­rin­ce şaşır­dım. Oh, şükür­ler olsun Allah’ıma, geldin işte!

— Hiç tasa­lan­ma­yın, işte geldim. Artık üzün­tü­le­ri­niz son buldu, bir­lik­te çok mutlu ola­ca­ğız.

O anda, Kade­rus kapıda belir­di. Yirmi beş yaş­la­rın­da biriy­di, elinde bir top kumaş vardı. Kade­rus bağır­dı:

— Edmond dön­dü­nüz demek?

Dantes, adama karşı gerçek duy­gu­la­rı­nı giz­le­ye­rek kar­şı­lık verdi:

— Evet, gör­dü­ğü­nüz gibi, döndüm işte. Ve size bir yar­dı­mım doku­na­cak olursa mutlu olurum.

— Duy­du­ğu­ma göre, Bay Morrel sizden çok mem­nun­muş. Siz de belki gemi­nin kap­ta­nı ola­ca­ğı­nı­zı umu­yor­su­nuz­dur?

Kade­rus bunu söy­ler­ken haince Dantes’i süzü­yor­du. Genç adam bu manalı bakış­la­rı gör­mez­lik­ten gele­rek:

— Evet, ger­çek­ten de kaptan olmayı umu­yo­rum. Sev­gi­li baba­cı­ğım, artık sizi gördüm, bir şeye ihti­ya­cı­nız olma­dı­ğı­nı anla­dım, izni­niz­le bir de Kata­lon­ya­lı­la­ra uğra­ya­ca­ğım.

— Peki oğlum, güle güle git.

KATA­LON­YA­LI­LAR KÖYÜ

Mer­se­des ile Fer­nand konu­şu­yor­lar­dı. Fer­nand, yıl­lar­dan beri Mer­se­des’in peşin­den koşmuş ama hiçbir zaman olumlu bir cevap ala­ma­mış­tı. Sinir­le söy­len­di:

— Bak Mer­se­des, günler geçi­yor, söyle artık, ne zaman evle­ni­yo­ruz, daha günü gel­me­di mi?

— Sana kaç kere söy­le­dim Fer­nand. Hala niçin ısrar edi­yor­sun. Kendi canına kastın mı var senin?

— Fakat oysaki ben on yıldan beri senin­le evlen­me­yi düşü­nüp duru­yor­dum, yaşa­mı­mı üze­ri­ne kurmuş oldu­ğum bu umudu yitir­mek, bana ölüm­den de beter geli­yor.

Mer­se­des oralı olmadı:

— Sana umut veren ben değil­dim ki! Sana her zaman söy­le­dim: Benim gönlüm bir baş­ka­sı­nın­dır, diye. Söy­le­se­ne, kaç kez sana böyle deme­dim mi?

— Mer­se­des, son kara­rın bu mu?

— Ben Edmond Dantes’i sevi­yo­rum ve ondan baş­ka­sıy­la asla evlen­me­ye­ce­ğim, diye bağır­dı Mer­se­des.

— Onu her zaman seve­cek­sin, öyle mi?

— Ölün­ce­ye kadar.

Fer­nand, yenik düşmüş gibi, başını çare­siz­lik­le öne eğdi. Derin derin içini çekti:

— Ya o ölürse?

— Ölürse, ben de ölürüm.

— Peki seni unut­tuy­sa?

O anda evin dışın­dan neşeli bir ses duyul­du:

— Mer­se­des! Nere­de­sin, Mer­se­des?

Kızın yüzü bir anda sev­giy­le par­la­dı.

— Gördün mü bak, beni unut­ma­mış geldi işte!

— Bura­da­yım Edmond, geldim işte!

Fer­nand’ın suratı bem­be­yaz kesil­miş­ti. Bir adım geri­le­di, san­dal­ye­nin üze­ri­ne yığı­lı­ver­di. Edmond ile Mer­se­des büyük bir sevgi ile bir­bir­le­ri­ne sarıl­dı­lar. Sonra Edmond, Fer­nand’ın orada oldu­ğu­nu fark etti.

— Burada üç kişi oldu­ğu­mu­zu bil­mi­yor­dum, dedi.

Mer­se­des’e döne­rek sordu:

— Bu beye­fen­di kim?

— Bu adam Fer­nand, dün­ya­da senden sonra en çok sev­di­ğim kişi. Çünkü benim dos­tum­dur, ona ağabey gözüy­le baka­rım. Onu hatır­lı­yor musun?

Dantes kısaca:

— Evet diye­rek Fer­nand’a elini uzattı. Fakat Fer­nand bu uza­tı­lan eli gör­mez­lik­ten geldi. Edmond adamın halin­den o anda her şeyi anla­yı­ver­di, yüzü bir­den­bi­re, öfke­sin­den kıp­kır­mı­zı kesil­di.

— Büyük bir coş­kuy­la buraya gelir­ken bir düş­man­la kar­şı­la­şa­ca­ğım­dan hiç habe­rim yoktu.

Mer­se­des de sinir­li bir şekil­de Fer­nand’a baka­rak araya girdi:

— Düşman da ne demek? Evimde düş­ma­nın işi ne? Yanı­lı­yor­sun, burada düş­ma­nın falan yok senin, sadece Fer­nand var, ağa­be­yim Fer­nand, sana dost elini uza­tı­yor işte.

Mer­se­des böyle söy­ler­ken göz­le­ri­ni de Fer­nand’a dik­miş­ti, bakış­la­rıy­la rica değil, emre­di­yor­du. Fer­nand, bu bakış­la­rın altın­da ezi­le­rek, yavaş­ça Edmond’a yak­la­şıp elini uzattı. Sonra daya­na­ma­yıp, koşa­rak çıktı ve gitti.

Deli gibi koşar­ken, bir yandan da bağı­rı­yor­du:

— Kim kur­ta­ra­cak beni bu adam­dan? Deli­yim ben, deli­nin, çıl­gı­nın biri­yim!

Uzak­tan birisi ses­len­di:

— Hey Fer­nand! Nereye koşu­yor­sun böyle?

Fer­nand birden durdu ve bir ağacın altın­da, Dang­lars ile Kade­rus’u gördü. Kade­rus dedi ki:

— Böyle nereye koşu­yor­sun? Gözün arka­daş­la­rı­nı bile gör­mü­yor?

Dang­lars diziy­le Kade­rus’u dür­te­rek söy­len­di:

— Adamın hali pek garip... Yanı­lı­yor muyuz yoksa, Dantes sonun­da kazan­dı mı?

Fer­nand ken­di­si­ni topar­lar gibi olmuş­tu. Onlara doğru geldi:

— Bana mı ses­len­di­niz? derken masa­nın başın­da­ki boş san­dal­ye­ye çöktü.

Kade­rus arka­da­şı Dang­lars’a anlam­lı bir şekil­de baka­rak:

— İşte Fer­nand bu. Çok iyi yürek­li, yiğit bir Kata­lon­ya­lı­dır. Mer­se­des adında, çok güzel bir kıza da tut­kun­dur. Ama işe bakın ki o güzel kız da Fira­vun gemi­si­nin ikinci kap­ta­nı Edmond’u sevi­yor. Fakat Edmond’dan hoş­lan­ma­yan yalnız Fer­nand değil.

Dang­lars sordu:

— Düğün ne zaman­mış?

Fer­nand homur­dan­dı:

— Henüz tarihi kesin­leş­me­di.

Kade­rus araya girdi:

— Dantes’in Fira­vun gemi­si­ne kaptan ola­ca­ğı ne denli kesin­se bu da o denli kesin, değil mi, Dang­lars?

Dang­lars bar­dak­la­ra şarap dol­du­rur­ken:

— Biz de, güzel Mer­se­des’in kocası Kaptan Edmond Dantes’in sağ­lı­ğı­na içelim, dedi.

Kade­rus bar­da­ğı­nı kal­dır­dı. Fer­nand ise kendi bar­da­ğı­nı yere fır­lat­tı.

Kade­rus:

— Bakın! Duva­rın dibin­de neler görü­yo­rum? Bak Fer­nand, iki sev­gi­li, yan yana ne de güzel gidi­yor­lar, değil mi?

Mer­se­des eği­le­rek selam verdi. Dang­lars sordu:

— Görü­yo­rum ki, pek mut­lu­su­nuz. Düğün ne zaman Mer­se­des?

— Evet, iki gün sonra, burada, La Rezerv’de yapa­ca­ğız. Sizin­le Bay Kade­rus’u da bek­le­riz.

İki sev­gi­li neşe içinde yürü­yüp git­ti­ler...

TEH­Lİ­KE­Lİ MEKTUP

Kade­rus dedi ki:

— Düşü­nü­yo­rum da, bu, adamın yüre­ği­ne indi­rir. Hiç kuş­ku­suz, canını almak için kafa­sı­nı bal­ta­yı indir­mek­ten bile daha şaşmaz bir yöntem!

Fer­nand sordu:

— Ne yapmak niye­tin­de­si­niz?

Bu soruya Dang­lars kar­şı­lık verdi:

— Dantes, son yol­cu­lu­ğu sıra­sın­da, Elbe Adası’na uğradı. Biz de hükü­met yet­ki­li­le­ri­ne bir mektup yazıp onun Napol­yon için çalış­tı­ğı­nı, şim­di­ki kra­lı­mı­zı devi­rip yerine Fransa’nın başına gene Napol­yon’u getir­mek için uğraş­tı­ğı­nı haber vere­ce­ğiz, işte bu kadar.

Fer­nand sevinç­le bağır­dı:

— O mek­tu­bu ben yaza­yım!

— O zaman Mer­se­des senin bir daha yüzüne bile bakmaz. Bırak ben yaza­yım, daha iyi sol elimle yazar­sam hiç kimse benim yaz­dı­ğı­mı anla­ya­maz.

Dang­lars mek­tu­bu yaz­ma­ya baş­la­dı.

— Kralın bir dostu, Kral’ın yet­ki­li memur­la­rı­nın şunu bil­me­si­ni ister ki, Fira­vun gemi­sin­den Edmond Dantes, Elbe’den Paris’teki Napol­yon’un adam­la­rı­na götü­rül­mek üzere bir mektup getir­miş­tir. Eğer yaka­la­na­cak olursa mektup ya üze­rin­de, ya baba­sı­nın evinde veya gemi­de­ki kama­ra­sın­da mut­la­ka bulu­na­cak­tır.

Sonra Dang­lars mek­tu­bu kapa­tıp üze­ri­ne Bay Vilfor yazdı.

— Bu iş de tamam demek­tir, dedi.

Kade­rus da onay­la­dı:

— Evet öyle, tamam demek­tir. Fakat çok pis bir iş...

Dang­lars mek­tu­bu yere fır­la­ta­rak bağır­dı:

— Pis bir işmiş, biz de gön­der­me­yiz öyley­se.

Kade­rus:

— İyi o zaman, hadi kal­ka­lım biz. Fer­nand, Mar­sil­ya’ya inmi­yor musun?

Fer­nand homur­dan­dı.

— Hayır, ben köye döne­ce­ğim.

Bunun üze­ri­ne Dang­lars, Kade­rus ile bir­lik­te Mar­sil­ya’ya doğru yürü­me­ye baş­la­dı. Yirmi metre kadar git­tik­le­rin­de dönüp ardına baktı, Fer­nand’ın yer­de­ki mek­tu­bu aldı­ğı­nı, sonra koşa­rak uzak­laş­tı­ğı­nı gördü.

Kade­rus da Fer­nand’ı gör­müş­tü, ardın­dan ses­len­di:

— Hey! Bu adam bize yalan söy­le­di yahu! Köye dönü­yo­rum dedi. Bak­sa­na Mar­sil­ya’ya doğru koşu­yor.

Dang­lars oralı olmadı:

— Belki de sen yanlış duy­muş­sun­dur canım, için­den de söy­le­ni­yor­du: Artık işler ken­di­li­ğin­den, tıkı­rın­da gide­cek demek­tir.

DÜĞÜN TÖRENİ

La rezerv gazi­no­sun­da düğün için nefis bir şölen hazır­lan­mış­tı.

Fira­vun’un gemi­ci­le­rin­den pek çoğu ora­day­dı. Bay Morrel’in de gel­me­ye söz ver­di­ği söy­le­ni­yor­du. Bu arada Dang­lars ile Kade­rus da görün­dü­ler ve bu söy­len­ti­yi doğ­ru­la­dı­lar.

Bay Morrel ger­çek­ten de geli­yor­du. Bay Morrel, niha­yet teşrif etti­ğin­de, orta­lı­ğı bir alkış tufanı kap­la­dı. Düğün­de­ki gemi tay­fa­sı çoğun­luk­la Dantes’i seven kişi­ler­den olu­şu­yor­du çünkü... Edmond, Mer­se­des’in elini Bay Morrel’in koluna koydu ve böy­le­ce Bay Morrel kolun­da gelin ile salona girdi.

Mer­se­des masa­nın orta­sı­na var­dık­la­rın­da durdu:

— Bay Morrel dedi, siz benim baba­mın yerini tutu­yor­su­nuz şimdi, onun için sağıma otur­ma­lı­sı­nız. Soluma da bana ağa­bey­lik etmiş olan Fer­nand’ı otur­ta­ca­ğım. Böyle diye­rek sevgi dolu göz­ler­le Fer­nand’a baktı. Ne var ki, Fer­nand bu bakış­lar altın­da sanki ezilir gibi oldu, suratı da kireç gibi bem­be­yaz kesil­di.

Kade­rus, genç nişan­lı­la­rın yüz­le­rin­de­ki mut­lu­ğu görün­ce Dang­lars’a dedi ki:

— Dantes çok iyi bir çocuk, buna yürek­ten ina­nı­yo­rum. İyi ki o mek­tu­bu gön­der­me­dik!

Dang­lars da:

— Keşke onun yerin­de ben olsay­dım kap­ta­nı­mız köyün en güzel kızıy­la evle­ni­yor.

Bu arada Mer­se­des’in tatlı sesi duyul­du:

— On beş daki­ka­ya kadar, bizi kili­se­de bek­li­yor­lar. Artık yola çıksak iyi olur.

Dantes de hemen masa­dan kal­ka­rak bağır­dı:

— Elbet­te. Hadi, hemen gidi­yo­ruz.

Herkes ayağa kalktı, düğün ala­yı­nı oluş­tu­ra­cak biçim­de, sıraya gir­di­ler. Fer­nand’ın gözü Mar­sil­ya yolun­dan ayrıl­mı­yor­du. Dang­lars da onun dav­ra­nış­la­rı­nı dik­kat­le izli­yor­du. Birden açık pen­ce­re­nin önünde bir san­dal­ye­ye çök­tü­ğü­nü gördü. O anda da kula­ğı­na dışa­rı­dan bir ses geldi, rap rap, yürü­yen asker­le­rin ayak ses­le­ri. Sonra bir­ta­kım konuş­ma­lar...

Bir anlık ses­siz­lik­ten sonra kapı açıldı ve peşin­de dört erle bir subay içeri girdi.

— İçi­niz­de Edmond Dantes, kimdir?

— Benim efen­dim? Neden sor­du­nuz?

— Ora­sı­nı ben söy­le­ye­mem. Sonra öğre­nir­si­niz.

Dantes soğuk­kan­lı­lı­ğı­nı koru­ya­rak ora­da­ki­le­re döndü:

— Sakin olun dost­la­rım. Mut­la­ka küçük bir yan­lış­lık olmalı, kuşkum yok. Başka bir şey olamaz çünkü.

Dantes, peşin­de erler dışa­rı­ya çıktı. Mer­se­des ise pen­ce­re­den kol­la­rı­nı ona doğru uza­ta­rak ses­len­di:

— Sev­gi­li Edmond, Allah seni koru­sun.

Genç adam da kar­şı­lık verdi:

— Seni de, tatlı Mer­se­des, seni de! Çok yakın­da yine bulu­şa­ca­ğız!

YARGIÇ VİLFOR

Yargıç Vilfor, odaya girdi. Dantes’e uzun uzun bak­tık­tan sonra sordu:

— Kim­si­niz ve nesi­niz?

— Adım Edmond Dantes. Bay Morrel’in gemi­le­rin­den Fira­vun’da ikinci kap­ta­nım.

— Yaşı­nız?

— Yirmi.

— Tutuk­lan­dı­ğı­nız sırada ne yapı­yor­du­nuz?

— Kendi düğü­nüm­de bulu­nu­yor­dum. Bu söz­le­ri söyler söy­le­mez, genç adamın sesi tit­re­me­ye baş­la­dı.

Bay Vilfor şaşır­mış gibiy­di:

— Düğü­nü­nüz­de mi bulu­nu­yor­du­nuz?

— Evet efen­dim, üç yıldan beri sev­di­ğim bir genç kızla evlen­mek üze­rey­dim.

— Bakın Dantes; bana tüm bil­dik­le­ri­ni­zi anlat­ma­nı­zı isti­yo­rum, hem de hemen.

Bölüm 1 · 1/6

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Kitap sayfasına dön
Önceki

~10 dk kaldı

Sonraki