Alexandre Dumas
(27 Temmuz 1824-27 Kasım 1895)
Ünlü Fransız yazar Alexandre Dumas, Paris’te doğdu. İnstitution Goubaux ve Collège Bourbon’da eğitim gördü. Okulu yazma aşkı nedeniyle terk etti ve yazmaya başladı. Kendini yazmaya verdi, bu nedenle de maddi sıkıntılar yaşamaya başladı. 21 yaşına geldiğinde büyük bir borcu vardı. Başyapıtı Kamelyalı Kadın ilk zamanlarda pek bir ilgi toplayamamıştı. Birçok tiyatro tarafından reddedildi.
Sonunda Théâtre du Vaudeville tarafından kabul edilip sahnelendi. Roman olarak Kamelyalı Kadın ünlendi ve yazarın ününün yayılmasını sağladı. Dumas fils kazandığı para ile borçlarının bir kısmını kapattı ve annesine maddi yardımda bulundu. 1852 yılına kadar yaklaşık on iki roman daha yazdı.
Yazar 27 Kasım 1895’te hayat gözlerini yumdu ve Pariste bulunan Montmartre’e mezarlığına gömüldü.
GEMİ LİMANA DÖNÜYOR
Tarihler 1815 yılının 24 Mayıs gününü gösterirken, Firavun adlı gemi Marsilya açıklarında belirdi. Gemiyi karşılamak için limana gelmiş olanlar, onun çok yavaş, alışılmadık bir şekilde ilerlediğini gördüler.
Kendi aralarında, “Gemide bir şeyler olmuş galiba...” diye merakla sordular. Limanda bekleyen bir beyefendi ise, herkesten daha fazla sabırsızlanıyordu.
Geminin yanaşmasını bekleyemedi hemen bir sandala binerek gemiye doğru yola çıktı. Güvertede genç bir adam, küpeşteye dayanmış, rıhtımdakileri seyrediyordu. Muhtemelen kaptan olmalıydı.
Yirmi yaşlarında bir gençti. Sandalla gemiye yanaşan adamdan aldığı üzücü haberle hızlı bir şekilde geminin sahibine doğru ilerleyen Edmond heyecandan çabukça söylendi:
— Bay Morrel, size acı bir haberim var. Kaptanımız Löklerk’i ne yazık ki kaybettik.
Bay Morrel, Firavun adlı bu geminin sahibiydi ve Edmond Dantes de geminin ikinci kaptanıydı. Bay Morrel:
— Üzülmeyin Edmond, gün gelecek, hepimiz öleceğiz ve elbette ki yaşlılar önden gidecek, yerlerini gençlere bırakacak. Peki, ya geminin yükü? Onda bir şey var mı?
— Hayır efendim, yükü sağlam bir şekilde limana indirdik. Kazancımız yerinde. Şimdi, gemiye çıkarsanız, sizi bu alım satım işlerini yürüten Bay Danglars ile tanıştırayım. Ben de gemimi limana yanaştırayım.
Bay Morrel hızlı bir şekilde merdiveni tırmanıp güverteye çıktı. Bay Danglars tarafından karşılandı. Bay Danglars, yirmi beş yaşlarında görünüyordu.
Gemidekiler, onun güvenilmez biri olduğunu düşünüyorlardı.
Danglars dedi ki:
— Bay Morrel, Kaptan Löklerk’in ölüm haberini aldınız sanırım; ne acı, değil mi?
— Evet, yiğit bir kaptan, iyi bir adamdı.
Bay Morrel, gemiyi yanaştırmakla uğraşan Dantes’i seyrederken:
— İnsanın işini iyi bilmesi için ille de yaşlanmış olması gerekmez ki! Dostumuz Edmond da işini iyi biliyor, baksanıza.
— Haklısınız, Dantes çok genç ve kendisine de fazlasıyla güveniyor. Kaptan ölür ölmez hemen geminin kumandasına el koyuverdi. Üstelik Marsilya’ya yelken açacak yerde, Elbe Adası’nda da bir buçuk gün oyalandı.
Bay Morrel hiç oralı olmadı:
— İkinci kaptan olarak, geminin kumandasına el koyması çok doğal... Ama gereksiz yere bekleme konusunda haklıysan, bu kötü işte...
— Geminin onarıma falan ihtiyacı yoktu efendim ve bu bir buçuk gün sadece karaya çıkma hevesiyle geçti.
Bay Morrel, delikanlıya doğru seslendi:
— Dantes, buraya geliniz lütfen!
— Hemen geliyorum, Bay Morrel.
Genç kaptanın emriyle gemi durdu, demir attı. Dantes, Bay Morrel’in yanına geldiğinde Danglars birkaç adım uzaklaşmıştı onlardan.
— Efendim, emrinizdeyim. Beni çağırmıştınız.
— Evet, Elbe Adası’na niçin uğradınız.
— Bilmiyorum, bu bana Kaptan Löklerk’in son emriydi. Ölmeden önce bana, Mareşal Bertran’a teslim edilmek üzere bir mektup vermişti.
Bay Morrel, Dantes’i kenara çekerek, ona heyecanla sordu:
— Napolyon nasıl? Onu gördün mü?
— Evet efendim, çok iyiydi.
— İyi yapmışsınız, fakat Mareşal Bertran’a bir mektup götürdüğünüz, hele hele Napolyon ile konuştuğunuz duyulacak olursa, başınıza dert olabilir.
— Neden Bay Morrel? Mektupta ne yazılı olduğundan hiç haberim yok. Ayrıca Napolyon bana sorduğu soruları herkese sorabilirdi. Önemli şeyler değildi. Şimdi izninizle işimin başına dönmeliyim.
Dantes hızla uzaklaştı. Bunun üzerine Danglars Bay Morrel’in yanına döndü.
— O konuda hiç tasalanmayınız; Dantes görevini pek güzel yerine getirmiş... Üstelik size bir şey daha söyleyeyim. Geminin Elbe Adası’na uğraması, Kaptan Löklerk’in emriymiş.
Bay Morrel’in yanına yaklaşan Dantes, önce babasını, daha sonra da sevgilisi Mersedes’i görmesi gerektiğini söyleyerek Bay Morrel’den izin istedi. İzni almasıyla birlikte genç denizci, sandala atladı ve kürekçiye, Kanbiyer Caddesi’ne yanaşmasını söyledi. Bu cadde, kentin tam ortasından geçen, geniş bir yoldur. Gemi sahibi, genç denizcinin karaya çıkıp kalabalığa karışana kadar ardından baktı. Danglars da arkada durmuş, genç adamın karaya çıkışını seyrediyordu. Fakat onun bakışlarında bambaşka bir anlam vardı.
SEVDİKLERİYLE BULUŞMA
Kanbiyer Caddesi’ni geçtikten sonra, dar sokakta bulunan küçük bir eve girdi. Babasının yarı açık duran oda kapısı önünde biraz durakladı.
Yaşlı adam Firavun gemisinin döndüğünü henüz bilmiyordu. Bir iskemlenin üzerine çıkmış, penceresinin önünde yetiştirdiği çiçekleri sulamakla uğraşıyordu. Dantes hasret dolu bir sesle:
— Baba, babacığım! dedi.
Babasının durumunu hiç de iyi görmeyen Edmond Dantes telaşlanmıştı:
— Neyin var? Hasta mısın yoksa?
— Hayır, sevgili yavrum... Yalnızca seni bu kadar çabuk beklemiyordum, birdenbire böyle karşımda görüverince şaşırdım. Oh, şükürler olsun Allah’ıma, geldin işte!
— Hiç tasalanmayın, işte geldim. Artık üzüntüleriniz son buldu, birlikte çok mutlu olacağız.
O anda, Kaderus kapıda belirdi. Yirmi beş yaşlarında biriydi, elinde bir top kumaş vardı. Kaderus bağırdı:
— Edmond döndünüz demek?
Dantes, adama karşı gerçek duygularını gizleyerek karşılık verdi:
— Evet, gördüğünüz gibi, döndüm işte. Ve size bir yardımım dokunacak olursa mutlu olurum.
— Duyduğuma göre, Bay Morrel sizden çok memnunmuş. Siz de belki geminin kaptanı olacağınızı umuyorsunuzdur?
Kaderus bunu söylerken haince Dantes’i süzüyordu. Genç adam bu manalı bakışları görmezlikten gelerek:
— Evet, gerçekten de kaptan olmayı umuyorum. Sevgili babacığım, artık sizi gördüm, bir şeye ihtiyacınız olmadığını anladım, izninizle bir de Katalonyalılara uğrayacağım.
— Peki oğlum, güle güle git.
KATALONYALILAR KÖYÜ
Mersedes ile Fernand konuşuyorlardı. Fernand, yıllardan beri Mersedes’in peşinden koşmuş ama hiçbir zaman olumlu bir cevap alamamıştı. Sinirle söylendi:
— Bak Mersedes, günler geçiyor, söyle artık, ne zaman evleniyoruz, daha günü gelmedi mi?
— Sana kaç kere söyledim Fernand. Hala niçin ısrar ediyorsun. Kendi canına kastın mı var senin?
— Fakat oysaki ben on yıldan beri seninle evlenmeyi düşünüp duruyordum, yaşamımı üzerine kurmuş olduğum bu umudu yitirmek, bana ölümden de beter geliyor.
Mersedes oralı olmadı:
— Sana umut veren ben değildim ki! Sana her zaman söyledim: Benim gönlüm bir başkasınındır, diye. Söylesene, kaç kez sana böyle demedim mi?
— Mersedes, son kararın bu mu?
— Ben Edmond Dantes’i seviyorum ve ondan başkasıyla asla evlenmeyeceğim, diye bağırdı Mersedes.
— Onu her zaman seveceksin, öyle mi?
— Ölünceye kadar.
Fernand, yenik düşmüş gibi, başını çaresizlikle öne eğdi. Derin derin içini çekti:
— Ya o ölürse?
— Ölürse, ben de ölürüm.
— Peki seni unuttuysa?
O anda evin dışından neşeli bir ses duyuldu:
— Mersedes! Neredesin, Mersedes?
Kızın yüzü bir anda sevgiyle parladı.
— Gördün mü bak, beni unutmamış geldi işte!
— Buradayım Edmond, geldim işte!
Fernand’ın suratı bembeyaz kesilmişti. Bir adım geriledi, sandalyenin üzerine yığılıverdi. Edmond ile Mersedes büyük bir sevgi ile birbirlerine sarıldılar. Sonra Edmond, Fernand’ın orada olduğunu fark etti.
— Burada üç kişi olduğumuzu bilmiyordum, dedi.
Mersedes’e dönerek sordu:
— Bu beyefendi kim?
— Bu adam Fernand, dünyada senden sonra en çok sevdiğim kişi. Çünkü benim dostumdur, ona ağabey gözüyle bakarım. Onu hatırlıyor musun?
Dantes kısaca:
— Evet diyerek Fernand’a elini uzattı. Fakat Fernand bu uzatılan eli görmezlikten geldi. Edmond adamın halinden o anda her şeyi anlayıverdi, yüzü birdenbire, öfkesinden kıpkırmızı kesildi.
— Büyük bir coşkuyla buraya gelirken bir düşmanla karşılaşacağımdan hiç haberim yoktu.
Mersedes de sinirli bir şekilde Fernand’a bakarak araya girdi:
— Düşman da ne demek? Evimde düşmanın işi ne? Yanılıyorsun, burada düşmanın falan yok senin, sadece Fernand var, ağabeyim Fernand, sana dost elini uzatıyor işte.
Mersedes böyle söylerken gözlerini de Fernand’a dikmişti, bakışlarıyla rica değil, emrediyordu. Fernand, bu bakışların altında ezilerek, yavaşça Edmond’a yaklaşıp elini uzattı. Sonra dayanamayıp, koşarak çıktı ve gitti.
Deli gibi koşarken, bir yandan da bağırıyordu:
— Kim kurtaracak beni bu adamdan? Deliyim ben, delinin, çılgının biriyim!
Uzaktan birisi seslendi:
— Hey Fernand! Nereye koşuyorsun böyle?
Fernand birden durdu ve bir ağacın altında, Danglars ile Kaderus’u gördü. Kaderus dedi ki:
— Böyle nereye koşuyorsun? Gözün arkadaşlarını bile görmüyor?
Danglars diziyle Kaderus’u dürterek söylendi:
— Adamın hali pek garip... Yanılıyor muyuz yoksa, Dantes sonunda kazandı mı?
Fernand kendisini toparlar gibi olmuştu. Onlara doğru geldi:
— Bana mı seslendiniz? derken masanın başındaki boş sandalyeye çöktü.
Kaderus arkadaşı Danglars’a anlamlı bir şekilde bakarak:
— İşte Fernand bu. Çok iyi yürekli, yiğit bir Katalonyalıdır. Mersedes adında, çok güzel bir kıza da tutkundur. Ama işe bakın ki o güzel kız da Firavun gemisinin ikinci kaptanı Edmond’u seviyor. Fakat Edmond’dan hoşlanmayan yalnız Fernand değil.
Danglars sordu:
— Düğün ne zamanmış?
Fernand homurdandı:
— Henüz tarihi kesinleşmedi.
Kaderus araya girdi:
— Dantes’in Firavun gemisine kaptan olacağı ne denli kesinse bu da o denli kesin, değil mi, Danglars?
Danglars bardaklara şarap doldururken:
— Biz de, güzel Mersedes’in kocası Kaptan Edmond Dantes’in sağlığına içelim, dedi.
Kaderus bardağını kaldırdı. Fernand ise kendi bardağını yere fırlattı.
Kaderus:
— Bakın! Duvarın dibinde neler görüyorum? Bak Fernand, iki sevgili, yan yana ne de güzel gidiyorlar, değil mi?
Mersedes eğilerek selam verdi. Danglars sordu:
— Görüyorum ki, pek mutlusunuz. Düğün ne zaman Mersedes?
— Evet, iki gün sonra, burada, La Rezerv’de yapacağız. Sizinle Bay Kaderus’u da bekleriz.
İki sevgili neşe içinde yürüyüp gittiler...
TEHLİKELİ MEKTUP
Kaderus dedi ki:
— Düşünüyorum da, bu, adamın yüreğine indirir. Hiç kuşkusuz, canını almak için kafasını baltayı indirmekten bile daha şaşmaz bir yöntem!
Fernand sordu:
— Ne yapmak niyetindesiniz?
Bu soruya Danglars karşılık verdi:
— Dantes, son yolculuğu sırasında, Elbe Adası’na uğradı. Biz de hükümet yetkililerine bir mektup yazıp onun Napolyon için çalıştığını, şimdiki kralımızı devirip yerine Fransa’nın başına gene Napolyon’u getirmek için uğraştığını haber vereceğiz, işte bu kadar.
Fernand sevinçle bağırdı:
— O mektubu ben yazayım!
— O zaman Mersedes senin bir daha yüzüne bile bakmaz. Bırak ben yazayım, daha iyi sol elimle yazarsam hiç kimse benim yazdığımı anlayamaz.
Danglars mektubu yazmaya başladı.
— Kralın bir dostu, Kral’ın yetkili memurlarının şunu bilmesini ister ki, Firavun gemisinden Edmond Dantes, Elbe’den Paris’teki Napolyon’un adamlarına götürülmek üzere bir mektup getirmiştir. Eğer yakalanacak olursa mektup ya üzerinde, ya babasının evinde veya gemideki kamarasında mutlaka bulunacaktır.
Sonra Danglars mektubu kapatıp üzerine Bay Vilfor yazdı.
— Bu iş de tamam demektir, dedi.
Kaderus da onayladı:
— Evet öyle, tamam demektir. Fakat çok pis bir iş...
Danglars mektubu yere fırlatarak bağırdı:
— Pis bir işmiş, biz de göndermeyiz öyleyse.
Kaderus:
— İyi o zaman, hadi kalkalım biz. Fernand, Marsilya’ya inmiyor musun?
Fernand homurdandı.
— Hayır, ben köye döneceğim.
Bunun üzerine Danglars, Kaderus ile birlikte Marsilya’ya doğru yürümeye başladı. Yirmi metre kadar gittiklerinde dönüp ardına baktı, Fernand’ın yerdeki mektubu aldığını, sonra koşarak uzaklaştığını gördü.
Kaderus da Fernand’ı görmüştü, ardından seslendi:
— Hey! Bu adam bize yalan söyledi yahu! Köye dönüyorum dedi. Baksana Marsilya’ya doğru koşuyor.
Danglars oralı olmadı:
— Belki de sen yanlış duymuşsundur canım, içinden de söyleniyordu: Artık işler kendiliğinden, tıkırında gidecek demektir.
DÜĞÜN TÖRENİ
La rezerv gazinosunda düğün için nefis bir şölen hazırlanmıştı.
Firavun’un gemicilerinden pek çoğu oradaydı. Bay Morrel’in de gelmeye söz verdiği söyleniyordu. Bu arada Danglars ile Kaderus da göründüler ve bu söylentiyi doğruladılar.
Bay Morrel gerçekten de geliyordu. Bay Morrel, nihayet teşrif ettiğinde, ortalığı bir alkış tufanı kapladı. Düğündeki gemi tayfası çoğunlukla Dantes’i seven kişilerden oluşuyordu çünkü... Edmond, Mersedes’in elini Bay Morrel’in koluna koydu ve böylece Bay Morrel kolunda gelin ile salona girdi.
Mersedes masanın ortasına vardıklarında durdu:
— Bay Morrel dedi, siz benim babamın yerini tutuyorsunuz şimdi, onun için sağıma oturmalısınız. Soluma da bana ağabeylik etmiş olan Fernand’ı oturtacağım. Böyle diyerek sevgi dolu gözlerle Fernand’a baktı. Ne var ki, Fernand bu bakışlar altında sanki ezilir gibi oldu, suratı da kireç gibi bembeyaz kesildi.
Kaderus, genç nişanlıların yüzlerindeki mutluğu görünce Danglars’a dedi ki:
— Dantes çok iyi bir çocuk, buna yürekten inanıyorum. İyi ki o mektubu göndermedik!
Danglars da:
— Keşke onun yerinde ben olsaydım kaptanımız köyün en güzel kızıyla evleniyor.
Bu arada Mersedes’in tatlı sesi duyuldu:
— On beş dakikaya kadar, bizi kilisede bekliyorlar. Artık yola çıksak iyi olur.
Dantes de hemen masadan kalkarak bağırdı:
— Elbette. Hadi, hemen gidiyoruz.
Herkes ayağa kalktı, düğün alayını oluşturacak biçimde, sıraya girdiler. Fernand’ın gözü Marsilya yolundan ayrılmıyordu. Danglars da onun davranışlarını dikkatle izliyordu. Birden açık pencerenin önünde bir sandalyeye çöktüğünü gördü. O anda da kulağına dışarıdan bir ses geldi, rap rap, yürüyen askerlerin ayak sesleri. Sonra birtakım konuşmalar...
Bir anlık sessizlikten sonra kapı açıldı ve peşinde dört erle bir subay içeri girdi.
— İçinizde Edmond Dantes, kimdir?
— Benim efendim? Neden sordunuz?
— Orasını ben söyleyemem. Sonra öğrenirsiniz.
Dantes soğukkanlılığını koruyarak oradakilere döndü:
— Sakin olun dostlarım. Mutlaka küçük bir yanlışlık olmalı, kuşkum yok. Başka bir şey olamaz çünkü.
Dantes, peşinde erler dışarıya çıktı. Mersedes ise pencereden kollarını ona doğru uzatarak seslendi:
— Sevgili Edmond, Allah seni korusun.
Genç adam da karşılık verdi:
— Seni de, tatlı Mersedes, seni de! Çok yakında yine buluşacağız!
YARGIÇ VİLFOR
Yargıç Vilfor, odaya girdi. Dantes’e uzun uzun baktıktan sonra sordu:
— Kimsiniz ve nesiniz?
— Adım Edmond Dantes. Bay Morrel’in gemilerinden Firavun’da ikinci kaptanım.
— Yaşınız?
— Yirmi.
— Tutuklandığınız sırada ne yapıyordunuz?
— Kendi düğünümde bulunuyordum. Bu sözleri söyler söylemez, genç adamın sesi titremeye başladı.
Bay Vilfor şaşırmış gibiydi:
— Düğününüzde mi bulunuyordunuz?
— Evet efendim, üç yıldan beri sevdiğim bir genç kızla evlenmek üzereydim.
— Bakın Dantes; bana tüm bildiklerinizi anlatmanızı istiyorum, hem de hemen.