1. Bölüm
Her Sessizlik İsyan Değil
“Okul nasıl geçti?”
Anne, bu soruyu mutfaktan salona geçerken sormuştu. Elinde çay bardağı vardı. Oğlu Mert, koltuğun ucuna oturmuş, telefonundaki ekrana bakıyordu.
“İyi.”
“Bugün sınav vardı, değil mi?”
“Evet.”
“Nasıl geçti?”
“İyi.”
Anne, mutfakla salon arasındaki kısa mesafede durdu. Mert’in yüzüne baktı. Çantasını kapının yanına bırakmıştı. Ayakkabılarının bağları çözülmemişti. Telefonuna bakıyordu ama gerçekten bir şey okuyup okumadığını anlamak zordu.
“Emin misin?”
Mert başını kaldırmadı.
“Evet.”
“Bir sorun mu var?”
“Yok.”
“Bana kızgın mısın?”
Bu kez Mert başını kaldırdı.
“Hayır.”
“Bir şey olduysa anlatabilirsin.”
“Bir şey olmadı.”
Anne, elindeki bardağı biraz daha sıkı tuttu. İçinde tanıdığı bir duygu yükseldi: Kaygı.
Çocuğu bir şey saklıyordu.
Belki okulda bir problem olmuştu. Belki biri onu üzmüştü. Belki dersleri kötü gidiyordu. Belki arkadaşlarıyla arası bozulmuştu. Belki de annesine anlatmak istemediği daha büyük bir şey vardı.
“Bana güvenmiyor musun?” diye sordu.
Mert’in yüzü gerildi.
“Anne, gerçekten bir şey yok.”
“Ben sadece merak ediyorum.”
“Biliyorum.”
“Öyle davranmıyorsun ama.”
Mert telefonu koltuğun üzerine bıraktı.
“Nasıl davranıyorum?”
“Benden kaçıyorsun.”
“Kaçmıyorum.”
“Geldin, odana gittin. Şimdi de benimle doğru düzgün konuşmuyorsun.”
“Çünkü konuşacak bir şeyim yok.”
Anne, bu cümleyi duyduğunda içindeki kaygı öfkeye dönüştü.
“Ben senin annenim. Bir şey olduğunda bana anlatman gerekir.”
Mert ayağa kalktı.
“Bazen anlatacak bir şeyim olmuyor. Sadece yoruluyorum.”
“Yoruluyorsan söyle.”
“Söylüyorum işte!”
Ses yükselince ikisi de sustu.
Mert telefonu aldı, odasına gitti ve kapıyı kapattı. Anne salonda tek başına kaldı. Çay bardağını masaya bıraktı. Çocuğunun kendisinden uzaklaştığını düşündü.
Belki gerçekten uzaklaşıyordu.
Belki yaptığı bir hata, aralarındaki bağı zayıflatmıştı.
Belki daha ilgili olması gerekiyordu.
Belki daha önce sormalıydı.
Belki daha sert davranmalıydı.
Belki daha yumuşak.
Ebeveyn zihni, cevap bulamadığında boşlukları hızla doldurur. Çocuğun suskunluğunu bir işaret olarak görür. O işaretin ne anlama geldiğini bilmediğinde de en korktuğu ihtimale yönelir.
Oysa her sessizlik, bir alarm değildir.
Bazen çocuk okuldan gerçekten yorgun gelir. Bazen gün içinde çok fazla insanla konuşmuştur ve eve geldiğinde sessiz kalmaya ihtiyaç duyar. Bazen yaşadığı duyguyu henüz adlandıramıyordur. Bazen bir şey vardır ama anlatmaya hazır değildir. Bazen de gerçekten hiçbir şey olmamıştır.
Ebeveyn için zor olan, bütün bu ihtimallerin dışarıdan birbirine benzemesidir.
Kapı kapanır.
Cevaplar kısalır.
Çocuk yalnız kalmak ister.
Anne baba da bunu hemen kişisel algılayabilir.
“Benden uzaklaşıyor.”
“Bana güvenmiyor.”
“Beni dinlemiyor.”
“Artık beni sevmiyor.”
Bu düşünceler anlaşılmaz değildir. Çocuğunun hayatında ne olduğunu bilmek isteyen bir ebeveyn için belirsizlik yorucudur. Ancak kaygı yükseldiğinde, çocuğun davranışını anlamaya çalışmakla onu sorguya çekmek arasındaki çizgi kolayca silinebilir.
Bir soru, çocuğa kapı açabilir.
Aynı soru arka arkaya sorulduğunda, duvara dönüşebilir.
“Nasıl geçti?”
“İyi.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Bir şey mi oldu?”
“Hayır.”
“Bana anlatabilirsin.”
“Anlatacak bir şey yok.”
“Niye böylesin?”
Bu noktadan sonra çocuk çoğu zaman kendisini anlatmaya değil, konuşmayı bitirmeye çalışır. Çünkü her cevabı yeni bir soruya dönüşmektedir. “İyi” dediğinde inanılmıyorsa, “Kötüyüm” demesi de güvenli görünmez.
Burada ebeveynin niyeti genellikle kötücül değildir. Tam tersine, niyet çoğu zaman sevgidir. Fakat sevgi, kaygıyla birleştiğinde kontrol gibi hissedilebilir.
Çocuğun sessizliği karşısında ilk yapılabilecek şey, davranışı hemen yorumlamadan önce gözlemlemektir.
Çocuk ne zamandır böyle?
Sadece bugün mü sessiz?
Yoksa uzun süredir mi içine kapanıyor?
Yemek düzeni, uyku, okul ilgisi, arkadaş ilişkileri veya günlük işlevlerinde belirgin bir değişiklik var mı?
Sadece eve geldiğinde mi yalnız kalmak istiyor?
Yoksa sevdiği şeylere karşı da ilgisini mi kaybediyor?
Bu sorular, çocuğu etiketlemek için değil, durumu daha geniş görmek için sorulur. Tek bir akşamın davranışı ile uzun süren bir değişimi birbirinden ayırmak önemlidir.
Bir çocuğun odasına kapanması her zaman ciddi bir sorun anlamına gelmez. Ama uzun süren, günlük hayatı belirgin biçimde etkileyen ve çocuğun genel hâlinde değişiklik oluşturan durumlar dikkatle ele alınmalıdır. Böyle zamanlarda suçlamak ya da korkutmak yerine çocukla sakin bir iletişim kurmak ve gerektiğinde uygun bir uzmandan destek almak daha sağlıklı bir yoldur.
Peki ebeveyn, çocuğu konuşmaya zorlamadan nasıl yanında olabilir?
İlk adım, soruyu değiştirmektir.
“Ne oldu?” yerine:
“Bugün biraz sessiz görünüyorsun. İstersen yanındayım.”
“Konuşmak istemiyorsan şimdi konuşmak zorunda değiliz.”
“Bir şeye ihtiyacın olursa bana söyleyebilirsin.”
“İstersen birlikte çay içebiliriz.”
“Bugün seni dinlememi mi, yoksa biraz yalnız kalmanı mı istersin?”
Bu cümlelerin ortak özelliği, çocuğa seçim hakkı vermeleridir. Çocuğa, “Seni fark ettim ama seni köşeye sıkıştırmayacağım,” mesajını taşırlar.
Bazen ebeveynin yapabileceği en yararlı şey, konuşmayı zorlamak yerine yakınında kalmaktır. Mutfakta aynı masada oturmak, birlikte kısa bir yürüyüş yapmak, arabada müzik dinlemek veya çocuğun sevdiği bir yemeği hazırlamak, doğrudan konuşmadan da bağ kurmanın yollarıdır.
Çünkü ilişki yalnızca kelimelerle kurulmaz.
Çocuk her zaman anlatmaya hazır olmayabilir. Ama anlatmaya hazır olduğunda karşısında yargılanmayacağını bilmesi gerekir. Bu güven, tek bir konuşmada oluşmaz. Günlük küçük deneyimlerle gelişir.
Çocuk bir şey anlattığında ebeveynin ilk tepkisi de önemlidir.
“Bunu neden daha önce söylemedin?”
“Ben sana demiştim.”
“Bunda üzülecek ne var?”
“Sen de her şeyi kafana takıyorsun.”
“Bunu büyütme.”
Bu cümleler, ebeveyn açısından çözüm odaklı veya teselli edici görünebilir. Fakat çocuk, yaşadığı duygunun küçümsendiğini hissedebilir.
Bunun yerine:
“Bunu yaşaman zor olmuş.”
“Bana anlattığın için teşekkür ederim.”
“Şu an neye ihtiyacın var?”
“Bunu birlikte düşünebiliriz.”
“İstersen hemen çözüm aramayalım, önce seni dinleyeyim.”
demek, çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olabilir.
Burada amaç çocuğun her sorununu ebeveynin çözmesi değildir. Ama çocuk, bir sorun yaşadığında yalnız olmadığını bilmelidir.
Ebeveynin de her zaman doğru tepkiyi vermesi mümkün değildir. Bazen kaygılanır, sesini yükseltir, fazla soru sorar veya çocuğun sessizliğini kişisel algılar. Bu, ilişkinin geri dönülmez biçimde bozulduğu anlamına gelmez.
Onarım mümkündür.
Anne, Mert’in odasının kapısının önünde uzun süre bekledikten sonra içeri girmedi. Kapıya hafifçe vurdu.
“Bir dakika konuşabilir miyiz?”
İçeriden kısa bir sessizlik geldi.
“Ne var?”
“Az önce seni çok soru sorarak sıkıştırdığımı fark ettim.”
Mert cevap vermedi.
Anne kapının önünde kalmaya devam etti.
“Seninle ilgileniyorum ama kaygılanınca bunu baskı gibi hissettirmiş olabilirim. Özür dilerim.”
İçeriden yine ses gelmedi.
Anne devam etmedi. Birkaç saniye sonra, “Hazır olduğunda buradayım,” deyip uzaklaştı.
Mert kapıyı açmadı. O akşam uzun bir konuşma da yapmadılar. Ancak ertesi sabah kahvaltıda Mert annesinin yanına oturdu.
“Dün gerçekten sadece yorulmuştum,” dedi.
Anne başını salladı.
“Bunu şimdi anlatmak istedin.”
“Evet.”
“Dinliyorum.”
Mert okuldan, sınavdan ve gün boyunca kimseyle konuşmak istemeyişinden bahsetti. Büyük bir sorun yoktu. Ama günü ağır geçmişti.
Anne bu kez hemen çözüm önermedi.
Sadece dinledi.
Çocuklarının her sessizliğini çözmek zorunda değildir ebeveynler. Fakat sessizliğin arkasında ne olabileceğini merak ederken, çocuğun üzerine kapanmamayı öğrenebilirler.
Bazen çocuk uzaklaşmıyordur.
Sadece kendine dönüyordur.
Ebeveynin görevi her kapıyı açmak değil; kapının arkasında biri olduğunu unutmadan, gerektiğinde orada bekleyebilmektir.
Bölüm 1 · 1/5
Bu bölüm sana nasıl geldi?