gridreads

1. Bölüm

JULES VERNE

1828'de Fransa'da doğdu. Deniz­ci­lik gele­ne­ği olan bir aile­nin çocu­ğuy­du ve bu durum, onun yazın haya­tı­nı da derin­den etki­le­di. Küçük bir çocuk­ken, gemi­ler­de tay­fa­lık yapmak için evden kaçtı ama yaka­la­nıp aile­si­ne teslim edildi.

1847'de, hukuk öğre­ni­mi gör­me­si için Paris'e gön­de­ril­di. Ancak Paris'teyken tiyat­ro­ya ilgisi derin­leş­ti. 1850'lerin sonun­da, ilk oyunu yayım­lan­dı. Babası hukuk öğre­ni­mi­ni bırak­tı­ğı­nı duy­du­ğun­da, ara­la­rın­da büyük bir tar­tış­ma çıktı ve har­ca­ma­la­rı için gön­de­ri­len para kesil­di. Bu durum Jules Verne'yi öykü­le­ri­ni sata­rak para kazan­ma­ya zor­la­dı.

Paris'in kütüp­ha­ne­le­rin­de jeo­lo­ji, mühen­dis­lik ve ast­ro­no­mi oku­na­rak geçi­ri­len uzun saat­ler­den sonra, ilk kitabı Balon­la Beş Hafta'yı yayım­la­dı. Bu romanı, Dünya'nın Mer­ke­zi­ne Seya­hat, Dünya'dan Ay'a Seya­hat ve Deniz­ler Altın­da Yirmi Bin Fersah gibi roman­la­rı izledi.

Roman­la­rı­nın büyük beğeni top­la­ma­sı, Jules Verne'i zengin bir adam yaptı. 1876'da büyük bir yat aldı ve Avrupa'nın çev­re­si­ni yatıy­la dolaş­tı.

BİRİN­Cİ BÖLÜM

İki direk­li hafif bir yel­ken­li olan Pilg­rim, 2 Şubat 1873'de, Gre­en­wich merid­ye­ni­ne göre 43°57' güney enle­miy­le 165°19' batı boy­la­mın­da bulu­nu­yor­du.

Güney deniz­le­rin­de uzun bir süre avlan­mak üzere San Fran­cis­co'da donan­mış olan dört yüz tonluk bu gemi, Kali­for­ni­ya­lı zengin arma­tör James W. Weldon'a ait olup yıl­lar­dır Kaptan Hull tara­fın­dan idare edi­li­yor­du.

Hızlı ve sağlam bir gemi olan Pilg­rim, James W. Wel



don'un her mevsim Güney Kutbu'ndan, kuzey deniz­le­ri­ne kadar, dün­ya­nın her tara­fı­na gön­der­di­ği balık­çı filo­su­nun en küçük gemi­le­rin­den biriy­di.

Kaptan Hull'un emrin­de beş tay­fay­la bir de acemi tayfa vardı. Böyle uzun süreli büyük bir balina avı için, bu müret­te­bat çok azdı.

Güney deniz­le­rin­de­ki av mev­si­mi sona erdiği hâlde, Pilg­rim, fıçı­la­rı­nı yağla dol­du­ra­ma­mış­tı. Av zor­laş­mış­tı. İnsan­lar­dan kaçan bali­na­lar, teh­li­ke­li böl­ge­le­re sığın­mış­lar­dı.

Bu yüzden Kaptan Hull av böl­ge­sin­den ayrıl­ma­ya karar vermiş, Yeni Zelan­da'ya doğru yol almaya baş­la­mış­tı. 15 Ocakta, Okland'ın limanı olan Vai­te­ma­ta'ya demir atmış, gemi­ci­le­ri karaya bırak­mış­tı.

Müret­te­ba­tın hepsi neşe­siz­di. Şim­di­ye dek bu kadar kötü bir av mev­si­mi geçir­me­miş­ler­di. Liman­dan demir ala­cak­la­rı sırada, Okland'da bulu­nan Misis Weldon, San Fran­cis­co'ya Pilg­rim'le dön­me­ye karar verdi. Kaptan Hull, pat­ro­nu­nun karı­sı­nı gemiye alma­maz­lık ede­mez­di. Buna rağmen, Pilg­rim'le yapı­la­cak yol­cu­lu­ğun rahat geç­me­ye­ce­ği­ni Misis Weldon'a anlat­ma­ya çalı­şa­rak vaz­ge­çir­mek istedi.

Misis Weldon otuz yaşın­da, cesur bir kadın­dı. Küçük bir gemiy­le kos­ko­ca okya­nu­su aşmak­tan asla kork­mu­yor­du. Zaten uzun zaman­dan beri Pilg­rim'le böyle bir seya­hat yap­ma­yı düşü­nü­yor­du. Bu fırsat kar­şı­sı­na çıkın­ca, kaçır­mak iste­me­miş­ti.

Misis Weldon yalnız değil­di. Çok yakın akra­ba­sı olan Mister Bene­dict de onunla bera­ber­di. Mister Bene­dict, elli yaş­la­rın­da, iyi kalpli bir adamdı. Uzun boylu, zayıf, koca­man kafalı, sık saçlı, dalgın mizaç­lı, çocuk ruhlu bir adamdı. Misis Weldon'un gözün­de Mister Bene­dict, Jack'in ağa­be­yi gibiy­di.

Mister Bene­dict, böcek­ler­le uğra­şan tanın­mış bir biyo­lo­ji bil­gi­niy­di. Yeni Zelan­da'ya da böcek kolek­si­yo­nu­nu zen­gin­leş­tir­mek için gel­miş­ti.

Pilg­rim üç gün içinde demir ala­cak­tı. Bu üç gün içinde Misis Weldon bütün hazır­lık­la­rı­nı tamam­la­dı ve 22 Ocak’ta Pilg­rim'e bindi. Yanın­da Mister Bene­dict, oğlu Jack ve ihti­yar zenci bir kadın olan Nan vardı. Mister Bene­dict, özel bir kutu içinde böcek kolek­si­yo­nu­nu özenle taşı­yor­du.

Pilg­rim demir ala­ca­ğı sırada Kaptan Hull, Misis Weldon’a say­gı­lı bir tavır­la:

“Eşi­ni­zin emri olma­dan sizi Pilg­rim’e alma­ma­lıy­dım,” dedi. “Israr etti­niz ve bin­di­niz. Bütün sorum­lu­luk size ait. Bunu bir kez daha hatır­lat­ma­yı uygun bulu­yo­rum.”

Misis Weldon:

“Kocam burada olsay­dı aynı şeyi yapar­dı,” diye cevap verdi. “Bunu tekrar bana hatır­lat­ma­nı­zın nede­ni­ni anla­ya­ma­dım.”

“Gayet basit madam. Pilg­rim küçük bir gemi­dir. Alışık oldu­ğu­nuz kon­fo­ru burada bula­ma­ya­ca­ğı­nız­dan kor­ku­yo­rum.”

“Bütün sorun kon­for­sa, üze­rin­de dur­ma­ya değmez. Bula­bil­di­ğim kada­rıy­la yeti­ni­rim. Bir an önce hare­ket edelim Mister Hull.”

Bu konuş­ma­dan sonra Kaptan Hull, gerek­li emir­le­ri verdi. Pilg­rim demir aldı. Rüzgâr yel­ken­le­ri dol­dur­du. Ame­ri­ka’ya doğru hare­ket edildi. Fakat, üç gün sonra, doğu­dan şid­det­le esen bir rüzgâr, Kaptan Hull’u gemi­nin rota­sı­nı biraz değiş­tir­mek zorun­da bırak­tı. İşte bu neden­le 2 Şubat 1873 günü Pilg­rim, normal yolun­dan uzak­laş­mış bir durum­da bulu­nu­yor­du. Son­ra­la­rı deniz düzel­di­ğin­de Kaptan Hull, Horn Burnu’n dan geç­me­nin yol­la­rı­nı ara­ma­ya baş­la­dı.

İKİNCİ BÖLÜM

Kaptan Hull elin­den geleni yapmış, Misis Weldon’un rahat etmesi için gemi­nin arka tara­fın­da­ki kendi kama­ra­sı­nı ona ver­miş­ti. Genç kadın, bu dara­cık kama­ra­ya çocuğu ve ihti­yar zenci hiz­met­çi­siy­le yer­leş­miş­ti. Kaptan Hull da tay­fa­lar­dan biri­nin kama­ra­sı­nı almış­tı.

Pilg­rim; tay­fa­la­rıy­la, Kap­ta­nıy­la, yol­cu­la­rıy­la tam bir uyum için­dey­di. Hepsi de Kali­for­ni­ya­lı olduk­la­rı için, bir­bir­le­ri­ni uzun zaman­dan beri tanı­yor­lar­dı. Ara­la­rın­da sadece bir yaban­cı vardı. Bu da, gemide aşçı­lık yapan, Negoro adında ki bir Por­te­kiz­liy­di. İngi­liz­ce­yi ana dili gibi konu­şu­yor­du. Pilg­rim’in aşçısı, Yeni Zelan­da’da gemiyi terk ettiği için, yerine Negoro alın­mış­tı.

Negoro, çok az konu­şan, arka­daş­lık­tan hoş­lan­ma­yan, fakat işini çok iyi yapan bir adamdı. Daha ilk kar­şı­laş­ma­da Kaptan Hull, Negoro’dan pek hoş­lan­ma­mış­tı. Fakat, başka biri­si­ni ara­ma­ya da zaman bula­ma­mış­tı.

Pilg­rim’de beş tay­fay­la bir de acemi tayfa vardı. Bu acemi tayfa henüz on beş yaşın­day­dı. Doğ­du­ğu gün, annesi ve babası tara­fın­dan terk edil­miş­ti. Bir hayır kurumu onu bağ­rı­na basmış ve büyüt­müş­tü. Dick Sand hak­kın­da bili­nen tek şey, New York eya­le­tin­den gelmiş oldu­ğuy­du.

Ric­hard’ın kısal­tıl­mış şekli olan Dick adı, onu yolda bulan kişi­nin anı­sı­na saygı olsun diye veril­miş­ti. Sand adı ise bulun­muş olduğu yeri hatır­lat­mak için takıl­mış­tı. Dick Sand, New York’ta, Hudson Nehri’nin ağzın­da ki Sandy Hook mev­ki­in­de bulun­muş­tu.

Dick Sand, sağlam yapılı bir çocuk­tu. Gemi­ci­lik mes­le­ği, vücu­du­nun geliş­me­si­ne ve haya­tın güç­lük­le­ri­ne alış­ma­sı­na olduk­ça yardım etmiş­ti. Zeki, ener­jik, soğuk­kan­lı ve cesur­du.

Kaptan Hull, Dick Sand’e bir tica­ret gemi­si­ni yöne­tir­ken rast­la­mış­tı. Çocuk o gemide miço­luk yapı­yor­du. Zekâ ve cesa­re­tiy­le Kaptan Hull’un dik­ka­ti­ni çek­miş­ti. Daha sonra Kaptan Hull, Dick Sand’i James W. Weldon’a tanıt­mış­tı.

Zengin arma­tör, çocuk­tan hoş­la­na­rak hima­ye­si­ne almış­tı. Misis Weldon, bir kaç yıl Dick Sand’e anne­lik yap­mış­tı. Bu yüzden çocuk, Jack’i kendi kar­de­şi olarak kabul edi­yor­du.

Bu çocuk da Weldon aile­si­ne karşı özel bir ilgi duyu­yor­du. Kısa zaman­da Misis Weldon ona iyi bir anne, oğlu Jack de kardeş olmuş­tu. Dick Sand onlar için canını bile vere­bi­lir­di. Jack ile kardeş gibi oynu­yor­lar ve bir­bir­le­rin­den hiç ayrıl­mı­yor­lar­dı.

Bu sırada Kaptan Hull zor durum­day­dı. Esen sert rüz­gâr­lar yüzün­den rota­sı­nı yoluna koya­mı­yor­du. Gemi­nin batıya doğru sürük­len­me­sin­den çeki­ni­yor­du. Aslın­da bu olan­lar­dan sorum­lu değil­di ama Misis Weldon için endi­şe­le­ni­yor­du. Kar­şı­la­rı­na bir gemi çıksa kadını ve oğlunu ona bin­dir­mek için öne­ri­de bulu­na­bi­lir­di.

Günler çok hare­ket­siz geçi­yor­du. Fakat, 2 Şubat 1873 günü olan bir olay, ile­ri­si için büyük önem taşı­ya­cak­tı.

O sabah saat dokuz­da, Dick Sand’le Jack, orta dire­ğin dibin­de oynu­yor­lar­dı. Bulun­duk­la­rı yerden gemi­nin ve deni­zin her tarafı görü­nü­yor­du. Birden bire Jack, par­ma­ğı­nı denize doğru uza­ta­rak:

“Orada bir şey var!” diye bağır­dı.

Ayağa kalkıp etra­fı­na bakan Dick Sand:

“Nerede?” diye sordu.

Jack, par­ma­ğıy­la tekrar işaret etti. Oraya dik­kat­le bakan Dick Sand, heye­can­la:

“Bir gemi enkazı!..” diye bağır­dı. “San­cak­ta bir gemi enkazı!..”

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Dick Sand’in bağır­ma­sıy­la bütün gemi­ci­ler koşup güver­te­de top­lan­dı­lar. Sadece Negoro mut­fa­ğın­dan ayrıl­ma­dı. Hepsi, Pilg­rim’den üç mil uzakta, dal­ga­lar­la kımıl­da­yan koca­man cisme dik­kat­le baktı.

Bir tayfa:

“Acaba bu nedir?” diye sordu.

Bir baş­ka­sı:

“Belki de terk edil­miş bir saldır,” dedi.

O sırada oraya gelmiş olan Misis Weldon:

“Belki bu salda kaza­ze­de­ler vardır!..” dedi.

Kaptan Hull, “Bana kalır­sa bu bir sala ben­ze­mi­yor... Yan yatmış bir gemi olacak...” dedi. Sonra dümen­ci­ye ses­len­di.

“Bolton! Dümen rüzgâr altı! Mümkün olduğu kadar enkaza yanaş­ma­ya çalış! Biraz uza­ğın­da dur!”

Yarım saat sonra enkaz, Pilg­rim’den yarım mil uzak­tay­dı. Sancak bor­da­sın­da derin bir yara görü­nü­yor­du.

Dick Sand heye­can­la, “Buna daha önce yana­şıl­mış!..” diye bağır­dı.

Kaptan Hull, “Bende öyle sanı­yo­rum,” diye cevap verdi.

Misis Weldon:

“Eğer baş­ka­la­rı bu gemiye yanaş­mış­lar­sa kaza­ze­de­le­ri kur­tar­mış­lar­dır.” dedi.

Kaptan Hull:

“Belki de gemi sağ­lam­ken bu yara açıl­mış­tır,” diye cevap verdi. “Kor­ka­rım, çarpan gemi kazayı yap­tık­tan sonra kaçmış. Deniz­ler­de böyle olay­la­ra sık rast­la­nır. Kaza­ze­de­ler belki kendi imkan­la­rıy­la kur­tul­ma­ya çalış­mış­lar­dır.”

Bu konuş­ma­lar olur­ken Pilg­rim biraz daha enkaza yak­laş­mış­tı. Artık bir kaç yüz metre uza­ğın­day­dı. İşte o anda Dick Sand:

“Din­le­yin!” diye bağır­dı. “Bir köpek hav­la­ma­sı duyar gibi olu­yo­rum.”

Misis Weldon:

“Enkaz­da bulu­nan canlı varlık bir köpek bile olsa kur­tar­ma­lı­yız!..” diye bağır­dı.

Kaptan Hull, baş­tay­fa­ya döne­rek, “Gemiyi dur­du­run Howik!” dedi. “Denize bir sandal indi­rin!”

Pilg­rim’e manev­ra yap­tı­rıl­dı ve denize bir sandal indi­ril­di. Kaptan Hull, Dick Sand ve iki tayfa san­da­la bindi. Köpek dur­ma­dan hav­lı­yor­du.

Sandal, için­de­ki­le­rin güver­te­ye çıka­bil­me­le­ri için enka­zın etra­fı­nı dolaş­tı. Bu sırada, gemi­nin arka kıs­mın­da ismini oku­ya­bil­di­ler: WAL­DECK. Biraz sonra da gemi­nin burun kıs­mın­da­ki derin yarayı iyice göre­bil­di­ler.

Dick Sand, “Köpek, gemide yalnız değil galiba,” dedi.

Sandal, yarı yarıya suya gömül­müş olan güver­te­ye yanaş­tı.

Kaptan Hull,

“Kaza­dan sonra bir kaç kişi gemide kal­dıy­sa şu anda hayat­ta değil­ler­dir,” dedi. “Deniz suyu, yiye­cek ambar­la­rı­na girmiş, açlık ve susuz­luk­tan ölmüş­ler­dir.”

Dick Sand:

“Ölmüş olsa­lar­dı köpek bu şekil­de hav­la­maz­dı,” diye cevap verdi.

İşte bu sırada, Dick Sand’in çağır­ma­sıy­la köpek, eğri duran güver­te­den kaya­rak ken­di­ni denize bırak­tı. San­da­la kadar güç­lük­le yüzdü. Zaval­lı­yı tutup san­da­la aldı­lar.

Tay­fa­lar san­da­lı güver­te­ye sağ­lam­ca bağ­la­dık­tan sonra, Kaptan Hull’la Dick Sand güver­te­ye çık­tı­lar. İki dire­ğin ara­sın­da açık duran ambar kapa­ğı­na git­ti­ler ve içeri gir­di­ler. Ambar da hiç kimse yoktu.

Dışarı çık­tı­lar. Bu sırada köpek, san­dal­dan denize atla­yıp tekrar gemiye çıktı. Onları Kaptan köş­kü­ne doğru sürük­le­di. Bir kaç saniye sonra, beş kişi­nin hare­ket­siz bir hâlde yerde yat­tı­ğı­nı gör­dü­ler. Dick Sand hep­si­ni teker teker mua­ye­ne etti. Henüz yaşı­yor­lar­dı. Yarı yarıya cansız olan beş kişi san­da­la taşın­dı. Hepsi de zen­ciy­di.

Pilg­rim’de kaza­ze­de­le­ri ilk kar­şı­la­yan Misis Weldon oldu.

“Yaşı­yor­lar mı?”

Dick Sand, “Yaşı­yor­lar!” diye cevap verdi.

Sonra mut­fa­ğa döne­rek, “Negoro!” diye ses­len­di.

Bu ismi duyan köpek, kulak­la­rı­nı dikti, sivri diş­le­ri­ni gös­te­re­rek hır­la­ma­ya baş­la­dı. Dick Sand’in sesini duy­ma­ma­sı imkan­sız olma­sı­na karşın aşçı görün­me­di. Bu kez Kaptan Hull, tüm gücüy­le bağır­dı.

“Negoro!”

Köpek yine sinir­li sinir­li hır­la­ma­ya baş­la­dı. Bu sırada Negoro mut­fa­ğın kapı­sın­da görün­dü. Aynı anda da köpek, Negoro’nun gırt­la­ğı­na atladı. Tay­fa­lar, hay­va­nı güç­lük­le zap­te­de­bil­di­ler.

Kaptan Hull, aşçıya:

“Bu köpeği tanı­yor musun?” diye sordu.

Negoro:

“Onu ilk kez görü­yo­rum!” dedi.

Dick Sand, “İna­nı­lır gibi değil...” diye mırıl­dan­dı.

Kur­ta­rı­lan zen­ci­le­re çok iyi bakı­lı­yor­du. Yalnız Kaptan Hull’un bir endi­şe­si vardı; bu zen­ci­ler esir miy­di­ler yoksa özgür müy­dü­ler? Eğer esir iseler şimdi özgür­lü­ğe kavuş­muş olu­yor­lar­dı. Kaptan Hull en yaşlı zen­ciy­le konu­şup olup biteni öğren­mek istedi.

***

Zen­ci­le­rin en yaş­lı­sı, kısa zaman­da konu­şa­bi­le­cek duruma geldi.

Kaptan Hull:

“Başka bir gemiy­le çar­pış­tı­nız değil mi?” diye sordu.

İhti­yar zenci, “Evet,” dedi. “On gün önce, çok karan­lık bir gecede, başka bir gemi bizim­ki­ne çarptı. Uyu­yor­duk...”

“Wal­deck’teki diğer insan­la­ra ne oldu?”

“Güver­te­ye çık­tı­ğı­mız­da hiç birisi ortada yoktu...”

“Acaba denize mi atla­dı­lar dersin? Sonra da çarpan gemi tara­fın­dan kur­ta­rıl­mış­lar­dır...”

“Belki de...”

“O gemi daha sonra, sizi kur­tar­mak için geri dön­me­di mi?”

“Hayır.”

“Acaba battı mı?”

“Bat­ma­dı. Güver­te­ye çık­tı­ğı­mız­da sancak ve iskele ışık­la­rı hızla uzak­la­şı­yor­du.”

“Wal­deck nere­den geli­yor­du?”

“Mel­burn’den.”

“O halde siz esir değil­si­niz...”

“Hayır efen­dim! Esir deği­liz! Beşi­miz de Pen­sil­van­ya eya­le­tin­den, özgür Ame­ri­kan vatan­da­şı­yız!”

Kaptan Hull, bu sırada yavaş yavaş ken­di­le­ri­ne gelen diğer zen­ci­le­re:

“Dost­la­rım!..” dedi. “Bir Ame­ri­kan gemi­sin­de bulu­nu­yor­su­nuz ve özgür­lü­ğü­nüz­den hiç bir şey kay­bet­miş değil­si­niz!..”

En yaş­lı­sı­nın adı Tom’du. Diğer­le­ri­ne baş­kan­lık edi­yor­du. Öteki zen­ci­ler, yirmi beşle otuz yaş ara­sın­day­dı­lar. Sıray­la isim­le­ri şöy­ley­di: Bat, Austin, Acteon ve Her­cu­le.

Dördü de sağlam yapılı, güçlü insan­lar­dı. Bu zaval­lı zen­ci­ler kur­tu­luş­la­rı­nı, Pilg­rim’in ters rüzgâr sonucu bu yöne düşmüş olma­sı­na borç­luy­du­lar.

Dingo -köpe­ğin adı buydu- Yeni Hol­lan­da’da yeti­şen bir bekçi köpeği cin­sin­den­di. Köpe­ğin duru­mun­dan, sahi­bi­ni ara­dı­ğı belli olu­yor­du. Boy­nun­da­ki tas­ma­ya bağlı küçük, demir bir yuvar­lak­ta (S.V.) harf­le­ri yazı­lıy­dı. Küçük Jack’in Dick Sand’dan başka bir dostu daha olmuş­tu şimdi.

Jack, zama­nı­nın çoğunu eski arka­da­şı Dick Sand’le geçi­ri­yor­du. Misis Weldon durum­dan hoş­nut­tu. Kaptan Hull dur­ma­dan övü­yor­du Dick’i. İyi bir deniz­ci ola­ca­ğı­nı ve bil­gi­si­nin şim­di­den çok iyi oldu­ğu­nu söy­lü­yor­du. Misis Weldon’un eşi Dick Sand’i eği­ti­me gön­de­re­cek­ti.

“İyi olur,” dedi Kaptan Hull. “Hayat onu yetiş­tir­di. Hayat kav­ga­sı­nı öğren­di ve artık yolunu çizdi.”

Dick’i övmeyi sür­dür­dü Hull:

“Bu çocu­ğun deniz­den başka eğlen­ce­si yok. Deniz­le ilgili her­şey­le ilgi­le­ni­yor, miço­luk­tan dümen­ci­li­ğe kadar. Bu da onu geliş­ti­ri­yor. Zaten ola­ğa­nüs­tü Kap­tan­lar, daha çocuk­ken mes­le­ğe atı­lan­lar­dır.”

Bu arada, Mister Bene­dict de sürek­li böcek kolek­si­yo­nu ile ilgi­le­ni­yor­du. Misis Weldon ile Dick Sand, Jack’a okuma yazma ile mate­ma­tik öğre­ti­yor­lar­dı.

Bir sabah, Jack ile Tom kelime oyunu oynu­yor­lar­dı. Jack, tam bir kelime yaz­ma­ya uğra­şır­ken Dingo kuy­ru­ğu­nu sal­la­ya­rak yak­laş­tı ve “S” har­fi­ni alıp bir yana koydu, Jack şaşır­dı. “Dingo, ne yapı­yor­sun?” diye ses­len­di.

Ama Dingo aldı­rış etmedi. Bu kez de “V” har­fi­ni alarak öteki harfin yanına koydu. Çocu­ğun sesini duyan­lar hemen oraya koş­tu­lar. Dingo, bu harf­le­ri kim­se­ye vermek iste­mi­yor­du. Misis Weldon ve Kaptan Hull şaşır­dı­lar. Kaptan Hull, “Bu harf­ler S.V. yani Dingo’nun tas­ma­sı üze­rin­de­ki harf­ler.” dedi. Kaptan Hull, bu köpe­ğin Wal­deck kap­ta­nı­nın yanın­da iki yıl kal­dı­ğı­nı Tom’dan öğren­di.

Misis Weldon’a, “Bu size bir şeyler hatır­la­tı­yor mu?” dedi ve anlat­ma­ya baş­la­dı:

“İki yıl kadar önce, Samuel Vernon adında bir Fran­sız gez­gi­ni, Kongo kıyı­la­rın­dan baş­la­ya­rak Pel­da­go Burnu’na ula­şa­cak­tı. Sanı­rım Dingo’nun seç­ti­ği harf­ler bu gez­gi­nin adının baş harf­le­ri­dir. Tas­ma­sın­da da yazılı. Ama daha sonra ondan hiç bir haber çık­ma­dı.”

“Peki ne oldu?” diye sordu Misis Weldon.

Kaptan Hull:

“Ya yer­li­ler tara­fın­dan tutsak edil­miş­tir ya da ölmüş­tür.”

“Peki bu köpek nasıl ortaya çıktı?”

“Benim kana­a­ti­me göre, Dingo yeni­den Kongo kıyı­la­rı­na dönmüş ve Wal­deck’in Kap­ta­nı tara­fın­dan bulun­muş­tur. Şimdi kesin olarak bil­di­ği­miz tek şey köpe­ğin bu iki harfi tanı­ma­sı­dır.”

Bölüm 1 · 1/7

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Kitap sayfasına dön
Önceki

~10 dk kaldı

Sonraki