gridreads

Dünya ve Uzaydan 10 Şaşırtıcı Bilgi

1. Bölüm

Dünya ve Uzaydan 10 Şaşırtıcı Bilgi

7 dk

Bazı bilgiler vardır; öğrenince hayatınız değişmez ama dünyaya bakışınız biraz farklılaşır.

Gökyüzüne baktığınızda yalnızca parlak noktalar görürsünüz. Bir meyvenin içindeki suyun, milyonlarca yıl önce yaşamış canlılarla aynı elementlerden oluştuğunu düşünmezsiniz. Yıldırımın sesini duyar, fakat o sesin uzayda neden duyulamayacağını aklınıza getirmezsiniz.

Genel kültürün güzel tarafı burada başlar.

Bilgi, her zaman bir sınav sorusunun cevabı değildir. Bazen masada kısa bir sessizlik yaratır. Bazen biri telefonunu çıkarıp doğrulamak ister. Bazen de herkesin bildiğini sandığı bir şeyi yeniden düşünmesini sağlar.

1. Venüs’te bir gün, bir yıldan uzundur

Venüs’ün kendi ekseni etrafında bir tur dönmesi yaklaşık 243 Dünya günü sürer. Venüs’ün Güneş’in çevresinde bir tur atması ise yaklaşık 225 Dünya günüdür.

Yani Venüs’te bir “gün”, o gezegenin “yılından” daha uzundur.

Buradaki gün, Güneş’in gökyüzünde yeniden aynı konuma gelmesiyle ilgili gündüz-gece günü değil; gezegenin kendi ekseni etrafındaki dönüş süresidir. Bu ayrım önemlidir. Bir gezegenin kendi etrafında dönme süresiyle Güneş’in çevresinde dolanma süresi aynı şey değildir.

Venüs’ün bir başka ilginç özelliği de dönüş yönüdür. Venüs, birçok gezegenin tersine, kendi ekseni etrafında geriye doğru döner. Bu nedenle yüzeyinden bakabilseydiniz Güneş’in doğudan değil, batıdan doğduğunu görebilirdiniz.

Masada anlatmalık hâli:

“Venüs’te bir gün, bir yıldan uzun sürüyor. Üstelik Güneş orada batıdan doğuyor.”

2. Ay, Dünya’dan her yıl biraz uzaklaşıyor

Ay, Dünya’nın çevresinde sabit bir mesafede durmuyor. Ortalama olarak her yıl Dünya’dan yaklaşık 3,8 santimetre uzaklaşıyor.

Bu uzaklaşmanın temel nedeni, Dünya ile Ay arasındaki gelgit etkileşimidir. Dünya’nın dönüşü, okyanuslarda gelgit hareketleri oluşturur. Bu süreçte Dünya’nın dönüş enerjisinin küçük bir bölümü Ay’ın yörünge hareketine aktarılır. Sonuç olarak Ay, yörüngesinde biraz daha uzağa taşınır.

Bu değişim insan ömrü içinde fark edilebilecek kadar büyük değildir. Bir yılda birkaç santimetrelik fark, günlük hayatımızı değiştirmez. Ancak milyonlarca yıl boyunca biriken küçük değişimler, Dünya-Ay sisteminin geçmişini anlamamız açısından önemlidir.

Ay’ın uzaklaşması, Dünya’nın dönüşünün de çok yavaş biçimde yavaşlamasıyla ilişkilidir. Bu nedenle Dünya’daki günlerin uzunluğu da çok uzun zaman ölçeklerinde değişir.

Masada anlatmalık hâli:

“Ay gökyüzünde sabit durmuyor; her yıl Dünya’dan yaklaşık bir el genişliği kadar uzaklaşıyor.”

3. Yıldırım, Güneş’in yüzeyinden daha sıcak olabilir

Yıldırımın içindeki hava, çok kısa bir süre için yaklaşık 30.000 kelvin sıcaklığa ulaşabilir. Güneş’in görünen yüzeyinin sıcaklığı ise yaklaşık 5.500 kelvin civarındadır.

Bu karşılaştırma ilk bakışta şaşırtıcıdır. Çünkü Güneş devasa bir yıldız, yıldırım ise gökyüzünde birkaç saniye süren bir elektrik boşalmasıdır.

Burada önemli olan, sıcaklığın ne kadar süre devam ettiğidir. Yıldırımın oluşturduğu aşırı sıcaklık çok kısa ömürlüdür. Güneş’in yüzeyi ise sürekli olarak çok yüksek sıcaklıkta kalır ve devasa miktarda enerji yayar.

Yıldırım sırasında hava aniden ısınır ve hızla genişler. Gök gürültüsünün oluşmasının nedeni de bu ani genişlemedir. Yani gök gürültüsü, yıldırımın oluşturduğu ışığın değil, çevresindeki havayı çok hızlı biçimde genişletmesinin sonucudur.

Masada anlatmalık hâli:

“Yıldırım kısa bir an için Güneş’in yüzeyinden daha sıcak olabilir; gök gürültüsü de bu ani ısınan havanın patlar gibi genişlemesinden çıkar.”

4. Uzayda ses duyulmaz

Uzay filmlerinde patlayan uzay gemilerini büyük bir gürültüyle izleriz. Gerçek uzayda ise böyle bir patlamayı görseniz bile sesini duyamazdınız.

Sesin yayılabilmesi için bir maddeye ihtiyaç vardır. Bu madde hava, su veya katı bir yüzey olabilir. Ses, parçacıkların titreşimiyle bir yerden başka bir yere taşınır.

Dünya’da konuştuğumuzda ses, havadaki parçacıkların titreşimiyle kulağımıza ulaşır. Suyun altında ses duyabilmemiz de su parçacıklarının titreşimi ile ilgilidir.

Uzayın büyük bölümü ise son derece düşük yoğunluklu bir boşluktur. Ses dalgalarını taşıyacak yeterli madde bulunmadığı için uzayda, Dünya’daki anlamıyla ses yayılmaz.

Uzay araçlarındaki astronotlar birbirleriyle radyo iletişimi kurar. Radyo dalgaları ses dalgalarından farklıdır ve boşlukta ilerleyebilir. Bu yüzden uzayda konuşmak mümkündür; fakat ses doğrudan boşlukta yol almaz.

Masada anlatmalık hâli:

“Uzayda bir patlama görseniz sesini duyamazdınız; çünkü sesin ilerlemesi için hava veya başka bir madde gerekir.”

5. Dünya tam bir küre değildir

Dünya’yı haritalarda ve kürelerde yuvarlak görürüz. Fakat Dünya matematiksel olarak kusursuz bir küre değildir.

Dünya’nın dönüşü nedeniyle ekvator çevresi, kutuplara göre biraz daha dışa doğru şişkindir. Bu nedenle Dünya’nın şekli, basit bir küreden çok kutuplarda hafifçe basık bir küreye benzer.

Bu şekle “basık küre” veya “oblat sferoit” denir. Dünya’nın yüzeyindeki dağlar, okyanus çukurları ve yerçekimi farklılıkları hesaba katıldığında gerçek şekli daha karmaşık biçimde “jeoit” kavramıyla açıklanır.

Bu fark günlük hayatımızda gözle görülmez. Dünya’dan uzaya çıkmadan, gezegenin tam bir küre olmadığını fark edemeyiz.

Ancak uydu ölçümleri, haritacılık, GPS sistemleri ve gezegen bilimi için bu şekil farkları önemlidir.

Masada anlatmalık hâli:

“Dünya küre gibi görünür ama tam küre değildir; dönüşü yüzünden ekvatoru biraz şişkin, kutupları hafif basıktır.”

6. Antarktika dünyanın en büyük çölüdür

Çöl denince aklımıza sıcak kumlar gelir. Oysa coğrafi olarak çölü belirleyen şey sıcaklık değil, yağış miktarıdır.

Antarktika’da çok az yağış gerçekleşir. Kıtanın büyük bölümü buzlarla kaplı olmasına rağmen, yeni kar yağışı oldukça sınırlıdır. Bu nedenle Antarktika, dünyanın en büyük çölü olarak kabul edilir.

Sahra Çölü ise dünyanın en büyük sıcak çölüdür. Antarktika’nın çöl sayılması, “çöl sıcak olmak zorundadır,” düşüncesinin doğru olmadığını gösterir.

Kutuplarda suyun buz hâlinde bulunması, ortamın yağışlı olduğu anlamına gelmez. Bir yerde çok miktarda buz bulunabilir; ancak o buzun uzun yıllar boyunca birikmiş olması mümkündür.

Antarktika aynı zamanda dünyanın en soğuk, en rüzgârlı ve en yüksek ortalama yükseltiye sahip kıtasıdır.

Masada anlatmalık hâli:

“Dünyanın en büyük çölü Sahra değil, Antarktika. Çünkü çölü belirleyen şey sıcaklık değil, yağış azlığı.”

7. Dünya’nın atmosferinde en çok oksijen yoktur

Dünya atmosferinin yaklaşık yüzde 78’i azot, yüzde 21’i oksijen ve küçük bir bölümü diğer gazlardan oluşur. Bu nedenle soluduğumuz havanın çoğu oksijen değildir.

Oksijen, canlıların solunumu ve yanma olayları için çok önemli bir gazdır. Ancak atmosferde en fazla bulunan gaz azottur.

Azot, canlıların yaşamı için de önemlidir. Proteinlerin ve DNA gibi biyolojik moleküllerin yapısında azot bulunur. Fakat atmosferde bol miktarda bulunmasına rağmen, canlıların çoğu atmosferdeki azotu doğrudan kullanamaz. Azotun canlıların kullanabileceği hâle gelmesi için çeşitli doğal ve biyolojik süreçler gerekir.

Oksijen oranının yüzde 21 civarında olması da hayat için önemli bir dengedir. Daha düşük oranlarda solunum zorlaşabilir; çok daha yüksek oranlarda ise yanma olayları daha kolay gerçekleşebilir.

Masada anlatmalık hâli:

“Soluduğumuz hava çoğunlukla oksijen değil, azottan oluşuyor. Oksijen yaklaşık beşte birlik bir bölüm.”

8. Okyanusların büyük bölümü hâlâ ayrıntılı biçimde keşfedilmedi

Dünya’nın yüzeyinin büyük bölümü okyanuslarla kaplıdır. İnsanlar uzaya araçlar göndermiş, Ay’a gitmiş ve Mars’ı robotlarla incelemiştir. Buna rağmen Dünya’daki derin okyanusların önemli bölümleri hâlâ ayrıntılı biçimde araştırılmayı bekler.

Derin deniz araştırmaları zordur. Su basıncı derinlikle birlikte artar. Güneş ışığı belirli bir derinlikten sonra ulaşamaz. Sıcaklık düşer ve araştırma araçlarının çalışması zorlaşır.

Okyanus tabanını haritalamak için sonar sistemleri, uzaktan kumandalı araçlar ve özel denizaltılar kullanılır. Bu araştırmalar sırasında yeni canlı türleri, sıra dışı ekosistemler ve daha önce bilinmeyen jeolojik oluşumlar keşfedilir.

Bu, Dünya hakkında hâlâ bilmediğimiz çok şey olduğunu gösterir. Bilimsel ilerleme, “Her şeyi öğrendik,” anlamına gelmez. Bazen daha iyi ölçüm yaptıkça bilmediğimiz alanların büyüklüğünü fark ederiz.

Masada anlatmalık hâli:

“Uzayı araştırıyoruz ama yaşadığımız gezegenin okyanuslarının büyük bölümünü hâlâ ayrıntılı biçimde bilmiyoruz.”

9. Dünya’daki su sürekli dolaşır

Dünya’daki su, buharlaşma, yoğunlaşma, yağış, akış ve donma gibi süreçlerle sürekli biçim değiştirir.

Bir göldeki su buharlaşabilir. Atmosferde yoğunlaşarak bulut oluşturabilir. Yağmur veya kar olarak yeniden yeryüzüne dönebilir. Toprağa sızabilir, nehirlere karışabilir veya buz hâlinde uzun süre depolanabilir.

Bu döngü nedeniyle bugün içtiğiniz suyun bazı molekülleri geçmişte bir buz tabakasının, bir okyanusun veya milyonlarca yıl önce yaşamış bir canlının parçası olmuş olabilir.

Burada önemli olan suyun kendisinin sürekli yeniden yaratılması değil, gezegen üzerinde dolaşmasıdır. Dünya’nın su kaynakları sınırsız değildir. Su döngüsü devam etse de temiz ve kullanılabilir suyun dağılımı bölgelere göre değişir.

Bir yerde suyun bulunması, herkesin güvenli içme suyuna erişebildiği anlamına gelmez.

Masada anlatmalık hâli:

“İçtiğiniz suyun molekülleri daha önce bir buzdağında, bir okyanusta veya çok eski bir canlının bedeninde bulunmuş olabilir.”

10. Güneş ışığı Dünya’ya hemen ulaşmaz

Güneş ile Dünya arasındaki ortalama mesafe yaklaşık 150 milyon kilometredir. Işık, boşlukta saniyede yaklaşık 300.000 kilometre hızla ilerler. Bu nedenle Güneş’ten çıkan ışığın Dünya’ya ulaşması yaklaşık 8 dakika 20 saniye sürer.

Bu şu anlama gelir:

Güneş’in yüzeyinde şu anda bir değişiklik olsa, onu Dünya’dan hemen göremeyiz. Yaklaşık sekiz dakika sonra fark ederiz.

Günlük hayat için bu gecikme önemsizdir. Fakat uzay ölçekte zamanın ve mesafenin nasıl çalıştığını anlamak için güzel bir örnektir.

Gökyüzüne baktığınızda aslında her şeyi olduğu anda görmezsiniz. Güneş’i yaklaşık sekiz dakika önceki hâliyle, Ay’ı yaklaşık bir saniyeden biraz daha uzun süre önceki hâliyle, çok uzak yıldızları ise yıllar veya binlerce yıl önceki hâlleriyle görürsünüz.

Astronomi, bir bakıma geçmişe bakma bilimidir.

Masada anlatmalık hâli:

“Güneş’e baktığınızda onu olduğu anda değil, yaklaşık 8 dakika 20 saniye önceki hâliyle görüyorsunuz.”

Bu bilgilerin ortak noktası

Venüs’te bir günün bir yıldan uzun sürmesi, Ay’ın Dünya’dan uzaklaşması, uzayda sesin duyulmaması veya Antarktika’nın çöl sayılması birbirinden bağımsız bilgiler gibi görünür.

Fakat hepsi aynı şeyi hatırlatır:

Dünya ve evren, gündelik deneyimlerimizden daha farklı çalışır.

Güneş’in doğudan doğması, bir günün bir yıldan kısa olması, çölün sıcak olması veya gökyüzünde gördüğümüz ışığı o anda görüyor olmamız bize doğal gelir.

Bilim, “Doğal görünen şey gerçekten nasıl işliyor?” diye sorar.

Bu sorunun cevabı bazen şaşırtıcıdır.

Bazen yıllardır bildiğimizi sandığımız bir şeyi düzeltir.

Bazen küçük bir bilginin arkasında çok daha büyük bir sistem olduğunu gösterir.

Bir sonraki sohbetinizde bu bilgilerden birini anlatırken yalnızca şaşırtıcı kısmı değil, nedenini de eklemeyi deneyin.

Çünkü iyi genel kültür bilgisi, yalnızca “Biliyor muydun?” dedirtmez.

Ardından şu soruyu da sordurur:

“Peki bu nasıl oluyor?”

Bölüm 1 · 1/5

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

İnsan Vücudundan 10 Bilgi

Kitap sayfasına dön
Önceki

~7 dk kaldı

Sonraki