gridreads

İyiyim Demek

1. Bölüm

İyiyim Demek

7 dk

Defne, okulun tuva­le­tin­de aynaya bakıp yüzünü düzelt­me­ye çalış­tı.

Göz­le­ri­nin altın­da hafif mor­luk­lar vardı. Saçı­nın bir tarafı diğe­rin­den daha kaba­rık­tı. Dudak­la­rı kuru­muş­tu.

Mus­lu­ğu açtı. Elle­ri­ni yıkadı. Sonra avuç­la­rı­na biraz su alıp yüzüne sürdü.

Ayna­da­ki kız daha iyi görün­me­di.

Tele­fo­nu cebin­de tit­re­di.

Ece’den mesaj gel­miş­ti:

Neredesin?

Defne:

Tuvaletteyim.

Ece:

İyi misin?

Defne ekrana baktı.

Par­mak­la­rı cevap yazmak için hare­ket etti:

Hayır.

Sonra mesajı sildi.

İyiyim.

Gön­der­di.

Ayna­da­ki yüzüne tekrar baktı.

İyi görün­mü­yor­du.

Ama “iyiyim” demek kolay­dı. Kısa, düzen­li ve kim­se­yi uğraş­tır­ma­yan bir cevap­tı.

Defne kapıyı açıp kori­do­ra çıktı.

Zil çalmak üze­rey­di. Öğren­ci­ler sınıf­la­ra koşu­yor, bazı­la­rı son anda çan­ta­la­rın­dan defter çıka­rı­yor­du. Ece mer­di­ven­le­rin yanın­da bek­li­yor­du.

“Sonun­da.”

“Ne oldu?”

“Mesaj attım.”

“Gördüm.”

“İyi misin?”

Defne bir saniye bile düşün­me­den cevap verdi:

“İyiyim.”

Ece ona baktı.

“Emin misin?”

“Evet.”

“Biraz solgun görü­nü­yor­sun.”

“Uyku­su­zum.”

“Dün gece yine geç mi yattın?”

“Biraz.”

Ece koluna girdi.

“Bugün beden var. Kaçma.”

“Kaç­ma­ya­ca­ğım.”

“Geçen hafta da böyle dedin.”

“Bu hafta farklı.”

Defne bunu söy­ler­ken doğru söy­le­yip söy­le­me­di­ği­ni bil­mi­yor­du.

Beden der­sin­den nefret etmi­yor­du. Sadece soyun­ma oda­sı­na girip her­ke­sin aynı anda konuş­tu­ğu, kıya­fet değiş­tir­di­ği ve ken­di­si­ni nor­mal­miş gibi dav­ran­ma­ya zor­la­dı­ğı anlar­da nefesi dara­lı­yor­du.

Bunu kim­se­ye anlat­ma­mış­tı.

Çünkü anla­tır­sa herkes aynı soruyu sora­cak­tı:

“Neden?”

Defne’nin cevabı yoktu.

Bazen kötü his­set­mek için belir­li bir neden gerek­mi­yor­du.

İlk derste öğret­men yok­la­ma aldı. Sıra Defne’ye gel­di­ğin­de başını kal­dır­dı.

“Bura­da­yım.”

“Sesin çok düşük.”

“Bura­da­yım,” diye tek­rar­la­dı.

Öğret­men yok­la­ma­ya devam etti.

Defne def­te­ri­ni açtı. Say­fa­nın üst kıs­mı­na tarih attı.

Altına küçük bir cümle yazdı:

Bugün normal görünmem gerekiyor.

Bu cüm­le­yi birkaç saniye izledi.

Sonra üstünü çizdi.

Yeni bir cümle yazdı:

Bugün burada olmam yeterli olabilir.

Bunu yazmak daha iyi his­set­tir­me­di.

Ama ilk cümle kadar ağır da değil­di.

Dersin orta­sın­da öğret­men, gele­cek hafta yapı­la­cak proje öde­vi­ni anlat­tı. Herkes üç kişi­lik grup­lar oluş­tu­ra­cak­tı. Konu, “Ken­di­mi­zi nasıl tanı­yo­ruz?” ola­cak­tı.

Defne başını sıraya yas­la­dı.

Ece hemen ona döndü.

“Biz aynı grupta olalım.”

“Olur.”

“Bir kişi daha bulu­ruz.”

“Olur.”

“Sen ne düşü­nü­yor­sun?”

Defne öğret­me­ne baktı.

“Proje hak­kın­da mı?”

“Evet.”

“Bil­mi­yo­rum.”

Ece’nin yüzün­de küçük bir endişe belir­di.

“Bugün çok ‘bil­mi­yo­rum’ diyor­sun.”

“Bazen ger­çek­ten bil­mi­yo­rum.”

“Bir sorun mu var?”

Defne kale­mi­ni çevir­di.

“Hayır.”

Bu kez “iyiyim” deme­miş­ti.

Ama “hayır” da tam doğru değil­di.

Ders bitin­ce Ece onu kan­ti­ne çağır­dı. Defne gitmek iste­me­di ama Ece’nin yüzünü görün­ce kabul etti.

Kan­tin­de gürül­tü vardı. Tep­si­ler, san­dal­ye­ler, yüksek sesle konu­şan öğren­ci­ler…

Defne çorba aldı. Masaya otur­du­ğun­da iştahı yoktu.

Ece kar­şı­sı­na geçti.

“Bana kızma ama bir şey sora­ca­ğım.”

“Tamam.”

“Son zaman­lar­da ger­çek­ten iyi misin?”

Defne kaşığı çor­ba­nın içinde bırak­tı.

“Bu soruyu kaçın­cı kez soru­yor­sun?”

“Üçüncü.”

“Ceva­bım aynı.”

“Ceva­bın oto­ma­tik gibi.”

“Çünkü cevap bu.”

Ece elle­ri­ni masa­nın üze­ri­ne koydu.

“Bazen insan iyi olma­dı­ğı­nı söy­le­ye­mi­yor diye ger­çek­ten iyi olmuş olmu­yor.”

Defne göz­le­ri­ni kaçır­dı.

“Ben kötü deği­lim.”

“Ben kötü oldu­ğu­nu söy­le­me­dim.”

“Öyle düşü­nü­yor­sun.”

“Hayır.”

“Bana öyle geli­yor.”

Ece sustu.

Defne de sustu.

İkisi bir süre kan­tin­de­ki gürül­tü­yü din­le­di.

Sonun­da Ece yavaş­ça konuş­tu:

“Bazen sana ula­şa­mı­yo­rum.”

“Bura­da­yım.”

“Mesaj atı­yo­rum, saat­ler sonra cevap veri­yor­sun.”

“Ders çalı­şı­yo­rum.”

“Bazen mesajı görüp cevap ver­mi­yor­sun.”

“Unu­tu­yo­rum.”

“Bazen de buluş­ma­yı son anda iptal edi­yor­sun.”

Defne kaşığı bırak­tı.

“Bun­la­rı bile­rek yap­mı­yo­rum.”

“Bili­yo­rum.”

“Öyley­se?”

“Bil­mi­yo­rum. Sadece seni özlü­yo­rum.”

Bu cümle Defne’nin bek­le­me­di­ği bir yere dokun­du.

Ece ondan hesap sor­mu­yor­du.

Yal­nız­ca uzak­laş­tı­ğı­nı söy­lü­yor­du.

Defne dudak­la­rı­nı bir­bi­ri­ne bas­tır­dı.

“Ben de ne yap­tı­ğı­mı bil­mi­yo­rum.”

Ece başını sal­la­dı.

“Bunu anlı­yo­rum.”

“Hayır, anla­mı­yor­sun.”

Ece alın­mış gibi görün­me­di.

“Belki anla­mı­yo­rum.”

Defne onun yüzüne baktı.

“Bazen hiçbir şey olmu­yor ama yine de iyi his­set­mi­yo­rum.”

Ece cevap ver­me­di.

Defne devam etmek istedi ama keli­me­ler boğa­zın­da kaldı.

Bazen oda­sın­dan çıkmak iste­mi­yor­du.

Bazen tele­fo­nu­na gelen en basit mesaj bile onu yoru­yor­du.

Bazen biri­nin “Nasıl­sın?” diye sor­ma­sın­dan kor­ku­yor­du. Çünkü cevap verir­se deva­mı­nın gele­ce­ği­ni bili­yor­du.

“Ne oldu?”
“Böyle his­set­me­nin bir nedeni var mı?”
“Bir şey mi yaşa­dın?”
“Bana neden anlat­ma­dın?”

Defne bu soru­la­rın hiç­bi­ri­ne hazır değil­di.

“Bunu anlat­mak iste­mi­yo­rum,” dedi.

Ece başını sal­la­dı.

“Tamam.”

“Bana kız­ma­dın mı?”

“Hayır.”

“Merak etmi­yor musun?”

“Edi­yo­rum.”

“Yine de sor­ma­ya­cak mısın?”

“İster­sen sormam.”

Defne göz­le­ri­ni indir­di.

Bu cevap, için­de­ki düğümü biraz gev­şet­ti.

Ece onu hemen düzelt­me­ye, ne his­set­ti­ği­ni adlan­dır­ma­ya veya ken­di­si­ni anlat­ma­ya zor­la­mı­yor­du.

Sadece yanın­da otu­ru­yor­du.

Ders zili çaldı.

Ece ayağa kalktı.

“Git­me­miz gere­ki­yor.”

Defne çor­ba­sı­na baktı.

“Bunu bitir­me­dim.”

“İster­sen bırak.”

“İsraf olur.”

“Bazen her şeyi bitir­mek zorun­da değil­sin.”

Defne bu cüm­le­yi aklın­da tuttu.

Sınıfa dön­dük­le­rin­de reh­ber­lik öğret­me­ni kapı­nın önünde bek­li­yor­du.

“Defne, ders çıkışı benim­le konu­şa­bi­lir misin?”

Defne’nin içi geril­di.

“Niye?”

“Bir şey konuş­mak için.”

“Ne hak­kın­da?”

“Bunu odada konu­şu­ruz.”

Defne hemen kötü bir şey oldu­ğu­nu düşün­dü.

Okulda bir sorun mu çık­mış­tı?

Not­la­rı mı düş­müş­tü?

Devam­sız­lık mı olmuş­tu?

Annesi mi ara­mış­tı?

Öğret­men onun yüzüne baktı.

“Endi­şe­len­me­ne gerek yok.”

“İnsan­lar genel­de bunu söy­le­yin­ce endi­şe­le­ni­yo­rum.”

Öğret­men hafif­çe gülüm­se­di.

“Ders çıkışı uğra.”

Defne başını sal­la­dı.

Günün geri kala­nın­da öğret­me­nin cüm­le­si aklın­da kaldı.

Ece birkaç kez onunla konuş­ma­ya çalış­tı. Defne cevap verdi ama fazla konuş­ma­dı. Beden der­sin­de soyun­ma oda­sı­na girdi. Birkaç dakika sonra baha­ney­le dışarı çıktı.

Öğret­men ona nede­ni­ni sor­ma­dı.

Defne bunun iyi mi kötü mü oldu­ğu­nu anla­ya­ma­dı.

Ders çıkı­şın­da reh­ber­lik oda­sı­na gitti.

Kapıyı çaldı.

İçe­ri­de okulun rehber öğret­me­ni Sevda Hanım vardı. Masa­nın üze­rin­de iki bardak su duru­yor­du.

“Gel, otur.”

Defne oturdu.

“Ece senin için endi­şe­le­ni­yor,” dedi Sevda Hanım.

Defne’nin yüzü geril­di.

“Bana kızdı mı?”

“Hayır.”

“Ne söy­le­di?”

“Son zaman­lar­da ken­di­ni uzak his­set­ti­ği­ni.”

Defne elle­ri­ni diz­le­ri­nin üze­rin­de bir­leş­tir­di.

“Ben kim­se­yi üzmek iste­mi­yo­rum.”

“Bunu bili­yo­rum.”

“Bazen cevap vere­mi­yo­rum.”

“Neye?”

“Mesaj­la­ra. Soru­la­ra. Her şeye.”

“Bu ne zaman­dır böyle?”

Defne düşün­dü.

“Bir süre­dir.”

“Ne kadar?”

“Bil­mi­yo­rum.”

“Gün içinde nasıl his­se­di­yor­sun?”

Defne hemen “iyiyim” demek istedi.

Bu kez durdu.

“Bazen normal.”

“Bazen?”

“Bazen hiçbir şey yapmak iste­mi­yo­rum.”

“Ne kadar sürü­yor?”

“Bazen birkaç saat. Bazen bütün gün.”

“Uyku?”

“Düzen­siz.”

“İştah?”

“Bazen yemek iste­mi­yo­rum.”

“Okula gelmek?”

“Geli­yo­rum.”

“Geli­yor olman, zor­lan­ma­dı­ğın anla­mı­na gelmez.”

Defne göz­le­ri­ni kaçır­dı.

“Bende bir sorun mu var?”

Sevda Hanım sakin bir sesle cevap verdi:

“Ben bura­dan sana bir teşhis koya­mam. Ayrıca şu an önemli olan sana bir etiket bulmak değil.”

“Peki ne önemli?”

“Ne yaşa­dı­ğı­nı yalnız taşı­ma­man.”

Defne sustu.

“Bunu annen­le pay­laş­mam gere­ki­yor mu?”

“Bil­mi­yo­rum.”

“Bunu karar ver­me­den önce bir­lik­te düşü­ne­bi­li­riz.”

Defne başını kal­dır­dı.

“Annem üzülür.”

“Üzü­le­bi­lir.”

“Babam ne oldu­ğu­nu sorar.”

“Bunu da konu­şa­bi­li­riz.”

“Ya hiç­bi­ri­ni anlat­mak iste­mez­sem?”

“Bugün her şeyi anlat­mak zorun­da değil­sin.”

Defne oda­da­ki su bar­da­ğı­na baktı.

“Ben kötü biri deği­lim.”

“Bunu sana kim söy­le­di?”

“Kimse.”

“Öyley­se neden bunu söy­le­me ihti­ya­cı duydun?”

Defne cevap ver­me­di.

Belki son zaman­lar­da mesaj­la­ra geç cevap ver­di­ği için.

Belki Ece’yi bek­let­ti­ği için.

Belki anne­si­nin soru­la­rın­dan kaç­tı­ğı için.

Belki hiçbir şey yap­ma­dan yatak­ta kal­dı­ğı gün­ler­de ken­di­ne kız­dı­ğı için.

Sevda Hanım kâğıt ve kalem uzattı.

“Şu an seni zor­la­yan üç şeyi yaza­bi­lir misin?”

Defne kalemi aldı.

İlk satıra yazdı:

İyiymiş gibi davranmak.

İkinci satıra:

Kimseyi endişelendirmemek.

Üçüncü satıra uzun süre yaza­ma­dı.

Sonra:

Bunun ne kadar süreceğini bilmemek.

Defne kâğıda bakar­ken göz­le­ri doldu.

Sevda Hanım ona mendil uzat­ma­dı. “Ağlama” demedi.

Sadece bek­le­di.

Defne göz­le­ri­ni sildi.

“Bu geçer mi?”

Sevda Hanım hemen cevap ver­me­di.

“Bazen zor hisler hafif­ler. Bazen destek almak, bazen zaman, bazen de ikisi bir­lik­te gere­kir.”

“Yani geçe­ce­ği kesin değil mi?”

“Bunu kimse sana kesin bir tarih vere­rek söy­le­ye­mez. Ama böyle his­set­ti­ğin hâlde yalnız kalmak zorun­da değil­sin.”

Defne başını sal­la­dı.

Bu cevap kor­ku­tu­cu olduğu kadar ger­çek­ti.

Biri­nin ona “Yarın geçer,” deme­sin­den daha güven­liy­di.

Sevda Hanım devam etti:

“İster­sen bugün yal­nız­ca annen­le konu­şa­ca­ğın bir cümle hazır­la­ya­bi­li­riz.”

Defne düşün­dü.

“Ne diye­bi­li­rim?”

“Bunu sen seç.”

Defne kâğı­dın altına yazdı:

Son zamanlarda iyi görünmeye çalışıyorum ama her zaman iyi hissetmiyorum. Bunu hemen çözmeni istemiyorum. Sadece bilmeni istiyorum.

Sevda Hanım cüm­le­yi okudu.

“Bunu söy­le­ye­bi­lir misin?”

“Bil­mi­yo­rum.”

“Yazıp gön­de­re­bi­lir­sin.”

“Mesaj­la mı?”

“Yüz yüze konuş­mak zor gelir­se.”

Defne kâğıdı kat­la­dı.

Tele­fo­nu­nu çıkar­dı.

Anne­si­nin sohbet ekra­nı­nı açtı.

Bir süre hiçbir şey yaz­ma­dı.

Sonra:

Anne, bugün seninle bir şey konuşmak istiyorum. Hemen çözüm bulmana gerek yok. Sadece beni dinlemeni istiyorum.

Mesajı gön­der­di.

Tele­fon birkaç saniye sonra tit­re­di.

Annesi cevap yaz­mış­tı:

Tamam. Ne zaman hazırsan buradayım.

Defne ekranı kapat­tı.

İyi değil­di.

Ama ilk kez “iyi deği­lim” demeye yak­laş­mış­tı.

Bu, her şeyi düzelt­me­di.

Eve döner­ken hâlâ yor­gun­du. Hâlâ kim­sey­le konuş­mak iste­me­di­ği anlar vardı. Hâlâ kafa­sın­da cevap­sız soru­lar dola­şı­yor­du.

Ama artık bu hâlin içinde tek başına olma­dı­ğı­nı bili­yor­du.

Tele­fo­nu­na isim­siz bir mesaj geldi:

İyi olmadığını söylemek seni zayıf gösterir.

Defne mesajı okudu.

Sonra sildi.

Yeni bir mesaj gel­me­di.

Defne eve girdi.

Annesi mut­fak­ta bek­li­yor­du.

“Konu­şa­bi­lir miyiz?” diye sordu.

Defne kapı­nın yanın­da durdu.

“Evet.”

Annesi tele­fo­nu masaya bırak­tı.

“Din­li­yo­rum.”

Defne ilk cüm­le­yi bulmak için biraz bek­le­di.

Sonra:

“Ben bugün­ler­de iyi görün­me­ye çalı­şı­yo­rum.”

Annesi hiçbir şey söy­le­me­di.

Defne devam etti:

“Ama her zaman iyi his­set­mi­yo­rum.”

Mut­fak­ta ses­siz­lik oldu.

Bu kez Defne o ses­siz­lik­ten kaç­ma­dı.

Annesi elini masa­nın üze­ri­ne koydu.

“Bunu bana söy­le­di­ğin için teşek­kür ederim.”

Defne’nin göz­le­ri doldu.

“Bunu hemen düzelt­me­ni iste­mi­yo­rum.”

“Düzelt­me­ye çalış­ma­ya­ca­ğım.”

“Ne yapa­ca­ğı­mı da söy­le­me.”

“Önce din­le­ye­ce­ğim.”

Defne başını sal­la­dı.

“Bazen sadece yanım­da otur.”

Annesi san­dal­ye­si­ni çekti.

“Şimdi otu­ru­yo­rum.”

Defne kar­şı­sın­da­ki san­dal­ye­ye oturdu.

İyi değil­di.

Ama geç­me­si için ilk kez tek başına bek­le­mi­yor­du.

Bölüm 1 · 1/8

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

İçimdeki Hava

Kitap sayfasına dön
Önceki

~7 dk kaldı

Sonraki