gridreads

Sesler Susmayınca

1. Bölüm

Sesler Susmayınca

8 dk

Lalin, sınıfta herkes gülerken gülümsemeyi unuttu.

Önündeki sırada açık duran matematik defterine bakıyordu. Öğretmen tahtaya bir denklem yazıyor, sınıftaki birkaç kişi aynı anda fısıldaşıyor, arka taraftan kalem kutusu düşüyor ve pencerenin dışındaki ağaçlar rüzgârda sallanıyordu.

Her şey normaldi.

Hatta fazla normaldi.

Lalin’in zihni ise bütün bu seslerin üzerine başka sesler ekliyordu.

Ödevini teslim ettin mi?

Bugünkü sunum nasıl olacak?

Annen neden sabah öyle konuştu?

Arkadaşların gerçekten seni seviyor mu?

Bu akşam ne giyeceksin?

Matematik sınavına çalışmadın.

Telefonuna bakma.

Neden herkes senden daha rahat?

Bir şeyleri unutuyorsun.

Herkes fark edecek.

Lalin kalemini elinde çevirdi.

Öğretmenin söylediklerini dinlemeye çalıştı.

“Denklemin iki tarafında aynı işlemi yaparsanız…”

Cümlenin geri kalanı zihninde kayboldu.

Bir süre sonra kendi nefesini duydu. Hızlanmıştı. Göğsü sıkışmıyordu ama rahat da değildi. Sanki sınıfın havası azalmış, pencere çok uzakta kalmıştı.

Yanındaki Umay, defterine eğildi.

“Lalin.”

Lalin ona baktı.

“Efendim?”

“Kalemin ters.”

Lalin elindeki kaleme baktı. Silgi kısmıyla yazmaya çalışıyordu.

“Fark etmemişim.”

Umay gülümsedi.

“Bugün çok dalgınsın.”

“Uykusuzum.”

“Dün gece yine geç mi yattın?”

“Evet.”

“Ne yaptın?”

Lalin cevap vermeden önce kısa bir süre düşündü.

Hiçbir şey yapmamıştı.

Telefonuna bakmış, birkaç video izlemiş, yatağında dönmüş, uyumaya çalışmış ve uyuyamamıştı.

Ama “Hiçbir şey” demek istemedi.

“Biraz ders çalıştım.”

Umay başını salladı.

“Öğle arasında kütüphaneye gidelim mi?”

“Olur.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

Umay’ın yüzü yumuşadı.

“Bugün bir şey anlatmak istiyorum.”

Lalin, arkadaşının gözlerindeki ifadeyi gördü. Umay’ın önemli bir şey söylemek istediği belliydi. Normalde meraklanır, onu dinlemek için sabırsızlanırdı.

Ama zihninin içinde aynı anda konuşan düşünceler, Umay’ın cümlesini bile ağırlaştırmıştı.

Ne anlatacak?

Senden yardım mı isteyecek?

Ya ona yeterince iyi cevap veremezsen?

Ya seni yanlış anlarsa?

Ya senin de kötü olduğunu fark ederse?

Lalin başını salladı.

“Öğle arasında gideriz.”

Öğretmen tahtaya döndü.

Lalin defterine bir şeyler yazmaya çalıştı.

Denklemin ilk satırını yazdı.

Sonra ikinci satırda durdu.

Kalemin ucu kâğıda bastırılmıştı ama elinden hiçbir hareket çıkmıyordu.

Sınıfın içindeki sesler çoğaldı.

Kalem tıkırtıları.

Sandalyelerin gıcırtısı.

Pencere camındaki titreşim.

Arka sıradaki fısıltılar.

Kendi kalbinin sesi.

Lalin bir an gözlerini kapattı.

“Biriyle konuş.”

Bu cümle zihninde çok net duyuldu.

Gözlerini açtı.

Kimse ona bakmıyordu.

Ders bittiğinde herkes bir anda ayağa kalktı.

Sandalyeler geriye itildi. Defterler kapandı. Çantalar açıldı. Birkaç kişi kapıya doğru koştu. Öğretmen, koridorda gürültü yapılmaması gerektiğini söyledi ama kimse onu dinlemedi.

Lalin yerinden kalkmadı.

Umay çantasını omzuna taktı.

“Geliyor musun?”

“Bir dakika.”

“İyi misin?”

Lalin otomatik olarak:

“İyiyim,” dedi.

Umay durdu.

Bu cevap çok hızlı gelmişti.

“Bunu düşünmeden söyledin.”

“Neyi?”

“İyiyim demeni.”

“Çünkü iyiyim.”

“Emin misin?”

Lalin gülümsedi.

“Umay, herkesin arada dalgın olduğu olur.”

“Ben de onu sormuyorum.”

“Ne soruyorsun?”

Umay, Lalin’in yüzüne dikkatle baktı.

“Senin kafanın içinde ne oluyor?”

Lalin’in gülümsemesi kayboldu.

Bir an gerçekten cevap vermek istedi.

“Çok fazla şey.”

Bu cümle dilinin ucuna kadar geldi.

Sonra içindeki başka bir ses hemen araya girdi.

Abartma.

Herkesin kafasında düşünceler var.

Senin ne farkın var?

İnsanları yorma.

Umay zaten kendi sorunlarını anlatacak.

Lalin çantasını kapattı.

“Hiçbir şey olmuyor.”

Umay başını hafifçe yana eğdi.

“Peki.”

Bu “peki” kabul etmekten çok geri çekilmek gibiydi.

Lalin bunu fark etti ama üzerinde durmadı.

Koridora çıktılar.

Okul koridoru öğle arasından önceki kısa boşlukta her zamanki gibi kalabalıktı. Bir grup öğrenci pencerenin önünde toplanmış, başka bir grup kantine koşuyordu. Duvardaki panoda yaklaşan etkinliklerin afişleri asılıydı.

Lalin, afişlerden birinde kendi fotoğrafını gördü.

Geçen ay düzenlenen okul şenliğinden kalmıştı. Elinde mikrofon, yüzünde geniş bir gülümseme vardı. Fotoğrafın altında:

GÜNÜN ENERJİK ÖĞRENCİSİ: LALİN

yazıyordu.

Umay fotoğrafa baktı.

“Bunu hâlâ kaldırmamışlar.”

“Ben istedim sanıyorlar.”

“İstemedin mi?”

“Hayır.”

“Ben seni o gün çok mutlu sanmıştım.”

Lalin fotoğrafındaki kıza baktı.

Kız gerçekten mutlu görünüyordu.

Saçları düzgün, gözleri parlak, gülümsemesi genişti.

“Mutluydum,” dedi Lalin.

“Şimdi değil misin?”

Lalin cevap vermedi.

Umay, bu kez onu zorlamadı.

Birlikte kütüphaneye gittiler.

Kütüphane okulun en sessiz yeriydi. Raflar tavana kadar uzanıyor, pencereler bahçeye bakıyordu. Öğle arasında içeride yalnızca birkaç öğrenci olurdu.

Umay arka köşedeki masaya oturdu.

Lalin karşısına geçti.

“Ne anlatacaktın?”

Umay ellerini masanın üzerine koydu.

“Ben okul değiştirmeyi düşünüyorum.”

Lalin şaşırdı.

“Ne?”

“Annem başka bir şehre taşınmak istiyor. Babam da burada kalmak istemiyor.”

“Sen ne istiyorsun?”

“Bilmiyorum.”

“Ne zamandır biliyorsun?”

“Bir haftadır.”

“Bana neden daha önce söylemedin?”

“Çünkü herkesin hayatında bir şeyler olurken seni de yormak istemedim.”

Lalin kaşlarını çattı.

“Ben seni dinleyebilirim.”

“Biliyorum.”

“Bana yük olmazsın.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse neden böyle söyledin?”

Umay kısa bir süre sustu.

“Çünkü son zamanlarda senin de iyi olmadığını düşünüyorum.”

Lalin’in içindeki düşünceler bir anda sustu.

Bu kez yalnızca Umay’ın sesi vardı.

“Ben mi?”

“Evet.”

“Bunu kim söyledi?”

“Kimse söylemedi. Ben fark ettim.”

“Bende ne fark ettin?”

“Eskisi kadar konuşmuyorsun.”

“Ben zaten çok konuşmam.”

“Konuşuyorsun. Ama eskiden gerçekten ne düşündüğünü söylerdin.”

“Şimdi de söylüyorum.”

“Hayır. Şimdi çoğu cümlenin sonunda ‘önemli değil’ diyorsun.”

Lalin elini masadan çekti.

“Her şeyi büyütmek istemiyorum.”

“Büyütmekle anlatmak aynı şey değil.”

Bu cümle, Lalin’in zihninde bir yere dokundu.

Büyütmekle anlatmak aynı şey değildi.

Belki o, bütün duygularını büyütüyormuş gibi görünmekten korktuğu için yok sayıyordu.

“Ben sadece yoruldum,” dedi.

Umay başını salladı.

“Ne zamandır?”

Lalin cevap vermek için düşündü.

Bir hafta.

Bir ay.

Belki daha uzun.

“Bilmiyorum.”

“Uyuyabiliyor musun?”

“Bazen.”

“Derslere odaklanabiliyor musun?”

“Çalışıyorum.”

“Sorduğum bu değil.”

Lalin gözlerini masanın üzerindeki çiziklere çevirdi.

“Bazen olmuyor.”

“Yemek yiyebiliyor musun?”

“Umay…”

“Bunları seni sorgulamak için sormuyorum.”

“Biliyorum.”

“Yanında olduğumu bilmeni istiyorum.”

Lalin, arkadaşının yüzüne baktı.

Umay’ın sesi sakindi. Onu düzeltmeye, hemen çözmeye ya da ne yapması gerektiğini söylemeye çalışmıyordu.

Sadece oradaydı.

Lalin’in gözleri doldu ama ağlamadı.

“Benim kafam çok kalabalık,” dedi.

Umay sustu.

Lalin, bu cümleyi söylemiş olmanın hafifliğini hemen fark etmedi. Sanki uzun süredir odada kapalı kalmış bir pencereyi aralamıştı.

“Ne kadar kalabalık?”

“Bilmiyorum. Her şey aynı anda oluyor.”

“Düşünceler mi?”

“Düşünceler, sesler, sorular. Bir şeyi yaparken başka bir şeyi unutacağım diye korkuyorum. Birinin yanında dururken yanlış bir şey söyleyeceğim diye düşünüyorum. Uyurken ertesi gün ne olacağını düşünüyorum. Sabah olduğunda gece neden uyuyamadığımı düşünüyorum.”

Umay dikkatle dinledi.

Lalin devam etti:

“Bazen bir şey yokmuş gibi davranmak daha kolay geliyor.”

“Çünkü anlatınca gerçek olacak gibi mi?”

Lalin başını salladı.

“Evet.”

“Zaten gerçek.”

Lalin, bu cümleye hemen cevap veremedi.

Umay elini masanın üzerine uzattı.

“Bunu tek başına taşımak zorunda değilsin.”

Lalin onun eline baktı.

“Bana ne yapmam gerektiğini söylemeyeceksin, değil mi?”

“Hayır.”

“Beni hemen bir yere götürmeye çalışmayacaksın?”

“Hayır.”

“Bunun saçma olduğunu düşünmeyeceksin?”

“Hayır.”

“Benden sıkılmayacaksın?”

Umay’ın yüzü değişti.

“Senden sıkılmam.”

Lalin başını eğdi.

Bu kez gözlerinden yaş düştü.

Hızla silmek istedi ama Umay elini tuttu.

“Bırak.”

“Ben ağlamayı sevmiyorum.”

“Ben de.”

“Çirkin görünüyorum.”

“Hayır.”

“Burnum kızarıyor.”

“Bunu fark ettim.”

Lalin istemeden güldü.

Ağlarken gülmek garipti. Ama iyi geldi.

Kütüphanenin kapısından geçen öğrencilerin sesleri duyuluyordu. Dışarıda hayat devam ediyordu. Birileri kantinden tost alıyor, birileri sınavdan şikâyet ediyor, birileri teneffüste hangi şarkının çalacağını konuşuyordu.

Lalin’in içindeki kalabalık tamamen susmamıştı.

Ama ilk kez hepsi aynı anda bağırmıyordu.

O gün okuldan çıkarken Lalin, çantasını omzuna takıp kapıya yöneldi.

Telefonunda annesinden üç cevapsız arama vardı.

Ekrana baktı.

İçindeki sesler yeniden hareketlendi.

Hemen ara.

Neden aradığını sor.

Ya kötü bir şey olduysa?

Geç kalırsan kızacak.

Bugün Umay’la konuştuklarını anlatma.

Kimseye yük olma.

Lalin telefonu cebine koydu.

Bir an durdu.

Sonra annesini aradı.

“Efendim?”

“Anne, aramışsın.”

“Evet. Nerede kaldın?”

“Okuldan çıkıyorum.”

“Bugün erken gel. Misafir gelecek.”

“Tamam.”

“Sesin nasıl?”

Lalin, annesinin bu soruyu son zamanlarda daha sık sorduğunu fark etti.

“Biraz yorgunum.”

“Derslerden mi?”

“Hayır.”

“Ne oldu?”

Lalin okulun çıkış kapısında durdu. Öğrenciler yanından geçiyor, bahçede servisler bekliyordu.

Umay birkaç metre ötede onu bekliyordu.

Lalin, annesine telefonda cevap verdi.

“Bugün kafam çok kalabalıktı.”

Karşı taraf birkaç saniye sustu.

“Ne demek o?”

“Bir sürü şeyi aynı anda düşünüyorum. Bazen yetişemiyorum.”

Annesinin sesi yumuşadı.

“Bunu bana daha önce söyleyebilirdin.”

“Ben de bugün fark ettim.”

“Eve gelince konuşalım.”

“Olur.”

Telefonu kapattı.

Umay ona baktı.

“İyi geçti mi?”

“Bilmiyorum.”

“Ama söyledin.”

“Evet.”

“Bu iyi bir şey.”

Lalin başını salladı.

“Bilmiyorum.”

Umay gülümsedi.

“Bu kez bilmiyorum demen daha dürüst.”

Birlikte okuldan çıktılar.

Hava bulutluydu. Öğleden sonra yağmur yağacak gibiydi. Lalin, otobüs durağına yürürken zihnindeki sesleri dinledi.

Hâlâ oradaydılar.

Bazıları endişeli.

Bazıları sert.

Bazıları aceleci.

Ama Umay’ın sesi de aralarına karışmıştı.

Buradayım.

Tek başına değilsin.

Her şeyi bugün çözmek zorunda değilsin.

Bu cümleleri Umay gerçekten söylememişti. Belki Lalin kendi zihninde kuruyordu.

Ama ilk kez kendi zihninin içinde yalnızca onu eleştiren bir ses olmadığını fark etti.

Akşam odasına girdiğinde çantasını yatağın üzerine bıraktı.

Odasında her şey düzenliydi. Kitaplar raflarda, kıyafetler dolapta, çalışma masası temizdi. Lalin’in zihnindeki karmaşanın aksine odası sakin görünüyordu.

Bir süre masanın başında durdu.

Sonra eski defterini çıkardı.

Bu defter, ortaokuldan beri onunla birlikteydi. Kapağı lacivertti. Kenarları kıvrılmış, ilk sayfalarının bazıları kopmuştu. Lalin yıllardır içine günlük gibi bir şeyler yazıyordu ama hiçbir zaman düzenli değildi.

Bazen bir cümle.

Bazen yalnızca bir tarih.

Bazen anlamı olmayan şekiller.

Defteri açtı.

Son sayfada, kendisinin yazdığına benzeyen ama hatırlamadığı bir cümle gördü.

Bugün biriyle konuş.

Lalin uzun süre yazıya baktı.

El yazısı onundu.

L harfinin başlangıcı, “g” harfinin aşağı inişi, kelimelerin arasındaki düzensiz boşluklar… Hepsi kendisine aitti.

Ama bu cümleyi ne zaman yazdığını bilmiyordu.

Altında bir tarih vardı.

12 Mart.

Bugün 18 Nisan’dı.

Lalin sayfaları geriye doğru çevirdi.

11 Mart.

9 Mart.

2 Mart.

Her birkaç sayfada bir aynı cümle tekrar ediyordu.

Bugün biriyle konuş.

Bugün kendini saklama.

Bunu tek başına taşıma.

Umay’a anlat.

Lalin’in elleri titremeye başladı.

Defteri daha hızlı çevirdi.

Bazı sayfalar yırtılmıştı.

Bazılarında yalnızca karalanmış cümleler vardı.

Bir sayfada tek bir kelime duruyordu:

Yoruldum.

Başka bir sayfada:

Kimse fark etmiyor.

Bir sonraki sayfada:

Ben de fark etmiyorum.

Lalin defteri kapattı.

Odasında tek başınaydı ama zihninde kendisinden önce yazılmış cümleler vardı.

Bunları ne zaman yazmıştı?

Neden hatırlamıyordu?

Son sayfayı yeniden açtı.

Bugünün tarihinin altına yeni bir cümle eklenmişti.

Lalin bunu az önce yazmadığından emindi.

Cümle, lacivert mürekkep gibi taze görünüyordu.

Bugün biriyle konuştun. Ama asıl konuşman gereken kişi hâlâ burada.

Lalin’in nefesi kesildi.

Odanın içindeki sessizliği dinledi.

Pencere kapalıydı.

Kapı kapalıydı.

Koridordan annesinin ve babasının konuşma sesleri geliyordu.

Lalin defteri elinde tuttu.

Sonra odanın köşesindeki aynaya baktı.

Yansıması karşısında duruyordu.

Ama yansımanın elinde defter yoktu.

Yansıması, parmağını dudaklarına götürdü.

Sessiz ol, der gibi.

Lalin bir adım geri çekildi.

Aynadaki kız gülümsedi.

Sonra dudaklarını oynatmadan konuştu:

“Ben senin kafanın içindeyim.”

Bölüm 1 · 1/8

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Herkesin Bildiği Ben

Kitap sayfasına dön
Önceki

~8 dk kaldı

Sonraki