gridreads

1. Bölüm

EFLA­TUN (PLATON)

Efla­tun (d. M.Ö. 427 - ö. M.Ö. 347) çok önemli bir Antik/Klasik Yunan filo­zo­fu olduğu gibi, mate­ma­tik­çi, fel­se­fi diya­log­lar yazarı ve Batı dün­ya­sın­da­ki ilk yüksek öğre­tim kurumu olan Atina Aka­de­mi­si­nin kuru­cu­suy­du. Efla­tun, akıl hocası Sokrat (Soc­ra­tes) ve öğren­ci­si Aristo (Aris­tot­le) ile bir­lik­te, doğal fel­se­fe, bilim ve Batı fel­se­fe­si­nin temel­le­ri­ni attı. Efla­tun, aslın­da Soc­ra­tes’in öğre­ti­li­si ve öğren­ci­siy­di. Soc­ra­tes’in düşün­ce­le­rin­den olduğu kadar öğret­me­ni­nin ada­le­te uyma­yan öldü­rül­me­sin­den de etki­len­miş­ti. Geniş omuz­la­rı ve atle­tik yapısı nede­niy­le, Yunan­ca Platon (geniş göğüs­lü) lakabı ile anıldı ve tanın­dı.

Efla­tun, eser­le­ri­ni diya­log­lar biçi­min­de yaz­mış­tır. Diya­log­lar­da­ki baş aktör çoğun­luk­la Sok­ra­tes’tir. Sok­ra­tes insan­lar­la görüş­le­ri­ni tar­tı­şır ve onla­rın görüş­le­rin­de­ki tutar­sız­lık­la­rı ortaya koyar.

Efla­tun çoğun­luk­la görüş­le­ri­ni Sok­ra­tes’in ağzın­dan açık­la­mış­tır.

En Önemli Eser­le­ri:

Devlet, Sok­ra­tes’in Savun­ma­sı

SOKRAT VE HAYATI

Filo­zof, Yunan­ca “ken­di­ni bil” (gnothi sea­u­ton) ilke­si­ni savun­ma­sıy­la anım­sa­nır. Yazılı hiçbir eser bırak­ma­mış, öğren­ci­le­ri­nin özel­lik­le Platon’un metin­le­rin­de betim­le­nen kişi­li­ğiy­le tanın­mış ve ken­di­sin­den son­ra­ki fel­se­fe­yi derin­den etki­le­miş­tir. Eski Yunan fel­se­fe­si genel olarak Sok­ra­tes öncesi ve son­ra­sı biçi­min­de iki döneme ayrı­lır. Aristo, Platon ve Xenop­hon, Sok­ra­tes’in öğren­ci­le­ri­dir.

Perik­les döne­min­de yeti­şen Sok­ra­tes, hey­kel­ci Soph­ro­nis­kos ile Pha­i­na­re­te ebenin oğluy­du. Soylu olma­dı­ğı gibi var­lık­lı da değil­di. Ömrü­nün son­la­rı­na doğru, karısı Ksant­hip­pi ve üç oğluy­la geçim zor­lu­ğu bile çek­miş­ti.

Geo­met­ri ve ast­ro­no­mi alan­la­rın­da derin bilgi edin­miş­ti. Aris­top­ha­nes’in “Nep­he­lai” (Bulut­lar; İÖ 423) adlı oyu­nun­da, bir sepet­le gök­ler­den iner­ken betim­le­nen Sok­ra­tes’in bu özel­li­ği vur­gu­lan­mış­tı.

Sok­ra­tes, vücut olarak kısa boylu, tıknaz bir yapıya sahip olma­sı­na rağmen, iyi bir savaş­çıy­dı. Sok­ra­tes genç­li­ğin­de Samos’ta (440) ve Pele­pon­ne­sos Savaşı’nın (İÖ 431- 404 ) çeşit­li çar­pış­ma­la­rın­da dövü­şe­rek daya­nık­lı­lı­ğı ve cesa­re­tiy­le de ün kazan­mış­tı.

Kısa bir süre Atina’daki danış­ma mec­li­si Boule’ye üye olduy­sa genel­lik­le güncel siya­set­le ilgi­len­me­di. Ama zaman zaman ana­ya­sa dışı bazı karar­la­ra diren­di. Otuz Tiran döne­min­de, Sok­ra­tes’le bir­lik­te dört kişi­den rakip­le­ri Leon’u tutuk­la­ma­la­rı­nı iste­yen tiran­la­rın bu buy­ru­ğu­na açıkça karşı çıktı (İÖ 404). Platon’un “Apo­lo­gia Sok­ra­to­sus”una (Sok­ra­tes’in Savun­ma­sı) göre, daha bu dav­ra­nı­şıy­la yaşa­mı­nı gözden çıkar­dı­ğı­nı söy­le­ye­cek­ti.

Alçak­gö­nül­lü, alış­kan­lık­la­rı­nı ve fel­se­fe­den başka bir uğra­şı­sı olma­dı­ğı­nı bil­di­ği­miz Sok­ra­tes, başta öğren­ci­si Platon olmak üzere Yunan genç­le­ri üze­rin­de gide­rek yük­se­len bir etki yara­tır. Öyle­si­ne büyük bir hayran kit­le­si­ne sahip olur ki çoğu onun bazı alış­kan­lık­la­rı­nı taklit etmeye başlar; onun gibi yalın ayak yürür­ler, yıkan­maz­lar. Hatta bu grup özen­ti­si­ni alaya almak için Aris­top­ha­nes Kuşlar adlı komed­ya­sın­da bir terim icat eder, uzun saçlı olur­lar, açlık çeker­ler, yıkan­maz­lar.

Ahlak fel­se­fe­si­nin kuru­cu­su olarak kabul edilen Sok­ra­tes’in yaşa­mı­nın en belir­gin olay­la­rın­dan biri İÖ 399 yılın­da hak­kın­da açılan dava­dır. Platon’un “Sok­ra­tes’in Savun­ma­sı” adlı ese­rin­den bil­di­ği­miz kada­rıy­la Sok­ra­tes, şehrin Tan­rı­la­rı­na inan­ma­mak onla­rın yerine başka Tan­rı­lar koymak ve böy­le­ce genç­li­ği zehir­le­mek­le suç­la­nır. Tarih­çi­le­rin karşı kar­şı­ya kal­dık­la­rı ve çöz­me­ye çalış­tık­la­rı Sok­ra­tes, fel­se­fi tarihi boyutu diye­bi­le­ce­ği­miz bu tarihî ve yön­tem­sel sorun, kısaca “Sok­ra­tes Sorunu” olarak adlan­dı­rı­lır.

İÖ 403’te bir dar­bey­le ikti­da­rı yeni­den ele geçi­ren demok­rat­lar, bir yoruma göre tiran­lar ara­sın­da birçok öğren­ci­si bulun­du­ğu için Sok­ra­tes’i suç­la­ya­rak mah­ke­me önüne çıkar­dı­lar. Sok­ra­tes’e yönel­ti­len “din­siz­lik” suç­la­ma­sı­nın baş­lı­ca öğe­le­ri “genç­le­ri sap­tır­mak” ve “dev­le­tin Tan­rı­la­rı­nı yok saya­rak yeni Tan­rı­lar uydur­mak” biçi­min­dey­di. Suç­la­yan­la­rın kim olduğu tam olarak bilin­me­mek­te; ama suç­la­yan­la­rın başın­da Mele­tos’un olduğu düşü­nül­mek­te­dir.

Ünlü komedi yazarı Aris­top­ha­nes Sok­ra­tes’i Sofist­ler­le (Şüp­he­ci­ler) aynı kabul etmiş­tir. Sok­ra­tes’in kötü, yalan­cı bir insan olduğu, her şeye karış­tı­ğı, eğriyi doğru diye gös­ter­di­ği gibi suç­la­ma­lar da ortaya çık­mış­tır.

Aris­top­he­nes, ese­ri­ne Sok­ra­tes’in öğren­ci­le­re para kar­şı­lı­ğın­da ders ver­di­ği­ni, öğren­ci­le­rin aklını karış­tır­dı­ğı­nı yaz­mak­ta­dır. Oysa Sok­ra­tes’in para kar­şı­lı­ğı kim­se­ye vere­cek bil­gi­si yoktur.

Bir gün, Sok­ra­tes’in bir arka­da­şı halka Sok­ra­tes’ten daha bil­gi­li kim­se­nin olup olma­dı­ğı­nı sor­muş­tur. Halk, Tanrı söz­cü­sü Sok­ra­tes’ten daha bil­gi­li kimse olma­dı­ğı­nı söy­le­miş­tir. Sok­ra­tes, sürek­li ken­din­den daha bil­gi­li biri­si­ni arar. Sonun­da görür ki hiç kimse bil­gi­li değil­dir. Yalnız ken­di­si­nin ayrı­ca­lı­ğı, bil­gi­li olma­dı­ğı­nı bil­me­si­dir.

Sok­ra­tes bu suç­la­ma­yı hafife alarak red­det­ti, suç­la­yı­cı­la­rın başını çeken­ler­den Anytos’u alaylı soru­la­rıy­la zor durum­da bırak­tı. Bir tür itiraf gibi görü­le­bi­le­cek bir “savun­ma” yap­tık­tan sonra bir riva­ye­te göre 220’ye karşı 280 oyla suçlu bulun­du. Yasal hakkı gere­ğin­ce ken­di­si­ne bir ceza hakkı önerme sırası gelin­ce, aslın­da büyük bir hayır işle­miş sayıl­ma­sı gerek­ti­ği­ni öne süre­rek dev­le­te hizmet eden­le­rin bedava yemek yediği Pit­ha­i­on’da kar­nı­nın doyu­rul­ma­sı­nı önerdi. Sırf for­ma­li­te­yi gerine getir­mek için de para olarak ken­di­si­nin vere­bi­le­cek 1 minası oldu­ğu­nu, ama dost­la­rı­nın ara­la­rın­da 30 mina daha top­la­dık­la­rı­nı söy­le­di. Bu tutumu Atina mah­ke­me­si­ni iyice öfke­len­dir­di ve daha büyük bir çoğun­luk­la ölüme mahkûm edildi.

Nef­si­ne hâki­mi­ye­ti ve demok­ra­si­yi savun­du­ğu için hap­se­dil­di­ğin­de ken­di­si­ni kur­tar­ma­ya gelen­le­re ada­le­tin ver­di­ği karar­la­ra uya­ca­ğı­nı söy­le­miş­tir. Vatan­per­ver­li­ği, her türlü bozuk düşün­ce ve ahlak­sız­lık­la müca­de­le etme­si­ne sebep olmuş­tur. İnsani düşün­ce­le­ri de ağır bası­yor­du.

Son konuş­ma­sın­da yal­nız­ca beraat oyu veren­le­re ses­le­ne­rek onlar­dan, oğul­la­rı­nı, onurlu bir yaşam sür­mez­ler­se ken­di­si­nin her­ke­si uyar­dı­ğı gibi uyar­ma­la­rı­nı istedi. En ünlü deyiş­le­rin­den olan “İnce­len­miş bir yaşam için yaşa­ma­ya değmez.” sözü de bu konuş­ma­sın­da geçi­yor­du. Atina yasa­la­rı­na göre 24 saat içinde bal­dı­ran zehiri içerek ölmesi gere­kir­ken, her yıl Delos’a gön­de­ri­len kutsal gemi dön­me­den kimse idam edi­le­me­ye­ce­ği için infaz bir ay gecik­ti. Bu süre içinde hapis­ha­ne­de her gün dost­la­rıy­la her zaman­ki gibi konuş­ma­yı sür­dü­ren Sok­ra­tes, ken­di­si­ni kaçır­ma öne­ri­si­ni, meşru bir mah­ke­me­nin kara­rı­na yanlış da olsa uymak gerek­ti­ği gerek­çe­siy­le red­det­ti. Sok­ra­tes’in son günü­nün ve bal­dı­ran zeh­ri­ni içi­şi­nin öyküsü Platon’un Pha­i­don’unda güzel bir biçim­de anla­tıl­mış­tır.

Sok­ra­tes daha bil­gi­li­yi arama süre­cin­dey­ken bile çok düşman kazan­mış­tır.

Çünkü pek çok kişi­nin ger­çek­te bil­gi­siz olduk­la­rı­nı ortaya çıkar­mış­tır. Önce devlet adam­la­rı­nın bil­gi­siz­li­ği­ni ortaya çıkar­mış­tır. Sonra şair­le­re gitmiş, onla­rın şiir­le­ri­ni yalnız içgüdü ile yaz­dık­la­rı­nı gös­ter­miş­tir. Sanat sahip­le­ri­nin de aynı kusuru taşı­dık­la­rı­nı, bil­me­dik­le­ri şey­ler­den dem vur­duk­la­rı­nı ispat­la­mış­tır.

Her zaman yazma yerine konuş­ma­yı ve sor­gu­la­ma­yı tercih etti. Haki­ka­te ortak bir çabay­la ula­şa­bi­le­ce­ği­ne inan­dı­ğı için etra­fın­da­ki­ler­le sürek­li diya­log hâlin­dey­di. Her şeyden önce insa­nın kendi nef­si­nin mahi­ye­ti­ni bil­me­si gerek­ti­ği­ni savu­nup “ken­di­ni bil” sözünü bir tarz olarak kabul etmiş­ti.

İlahî bir sesin ken­di­si­ni kötü­ler­den koru­du­ğu­nu ileri süren Sok­ra­tes’in yaşam öykü­sün­den, ken­di­si­ne ara sıra cezbe gel­di­ği anla­şıl­mak­ta­dır.

O, Tanrı’ya inancı oluş­tu­ran fak­tör­le­ri “aşk ve akıl” olarak nite­len­di­rir­ken evren­de­ki düzeni Tanrı’nın var­lı­ğı­na en büyük delil olarak gös­ter­miş­tir. Ona göre, evren­de her şey bir amaca yönel­miş­tir. Tesa­düf denen bir oluş yoktur. Evreni düzene sokan bir “Evre­nin Yara­tı­cı­sı” vardır; bu Yara­tı­cı tektir. O, her şeyi görüp her şeyi işitir, her yerde hazır ve nazır­dır. İşte bu, evre­nin ruhu­dur; ancak insan ona beden­sel duyu­la­rıy­la ula­şa­maz. Onun aklı evrene yayıl­mış ve bütün eşyayı kap­sa­mış­tır. İlahî bilgi her şeyi bir anda kapsar. Yalnız bir tek akıl vardır; her akıl sahibi aklını bura­dan almış­tır. O, bu sebep­le Tanrı’dır. Tanrı, ruh­la­rı olduğu gibi görür.

İnsan, evre­nin tümel aklın­dan nasi­bi­ni almış­tır. Böy­le­ce eşya­nın mahi­ye­ti­ni mümkün olduğu ölçüde bile­bi­lir. Çünkü insan evre­nin mer­ke­zi­dir. Bir bakıma Tanrı’nın tecel­li­si­dir.

İnsana ancak Tanrı’nın tecel­li­si ora­nın­da sır çözme yet­ki­si veril­miş­tir. “En önem taşı­yan şey insa­nın ruhu­dur; çünkü bu ruh evre­nin tümel ruhun­dan bir par­ça­dır, önce­siz ve son­ra­sız özel­lik­le­re sahip­tir.” diyen Sok­ra­tes, “akli ruhi­ya­tın” kuru­cu­su olarak da ken­din­den söz etti­rir.

Ona göre evre­nin ruhu­nun bir par­ça­sı olan insan ruhu ölüm­süz­dür. Dola­yı­sıy­la bir meta­fi­zik evren yaşamı vardır ve Tanrı ile insan ara­sın­da sürek­li bir iç hesap­laş­ma bulun­mak­ta­dır. Bu yüzden insan­lar ancak ihti­ras­la­rın­dan kur­tu­la­rak ken­di­le­ri­ni arın­mış bulur­lar.

İnsan evren üze­rin­de­ki diğer yara­tık­lar­dan üstün­dür. Bu üstün­lü­ğü akıl­dan en çok pay alma­sın­dan ve diğer yara­tık­lar­da görül­me­yen düşün­ce yete­ne­ğin­den kay­nak­lan­mak­ta­dır.

Sok­ra­tes aslın­da asıl bil­gi­ye sahip olanın Tanrı oldu­ğu­nu düşün­mek­te­dir.

Bu süreç­te, Sok­ra­tes kafa­sı­nı meşgul eden soru­la­rın ceva­bı­nı arar­ken çev­re­sin­de olan biten­le­rin far­kı­na var­ma­mış­tır. Etra­fın­da­ki pek çok kişi, onun genç­le­ri doğru yoldan ayır­dı­ğı­nı, Tan­rı­la­rın yerine yeni Tan­rı­lar koy­du­ğu­nu söy­le­mek­te­dir.

Bu söy­len­ti­ler onu mah­ke­me­ye sürük­le­miş­tir. Sok­ra­tes, mahkûm olursa suç­lan­dı­ğı gibi Tan­rı­ta­nı­maz olduğu için değil üze­ri­ne kin çek­ti­ği için­dir.

Bu geliş­me­ler kar­şı­sın­da, Sok­ra­tes çok soğuk­kan­lı­dır. Ölmek veya mahkûm olmak onun umu­run­da değil­dir, o sadece doğ­ru­la­rın peşin­de­dir. Teh­li­ke kar­şı­sın­da yıl­ma­mak, kork­ma­mak onun pren­si­bi­dir. Ona göre insan­la­rın en çok kork­tu­ğu şey olan ölüm aslın­da kaçı­nı­la­cak bir şey değil­dir.

O sadece kötü­lük yap­mak­tan korkar.

Sok­ra­tes, ide­al­le­rin­den dön­me­mek­te karar­lı­dır. O, asla Tanrı dışın­da kim­se­ye boyun eğmez. Hak­kın­da atılan ifti­ra­lar hep asıl­sız­dır. Sok­ra­tes’in sürek­li öğren­ci­le­ri olma­dı­ğı gibi malı mülkü de yoktur. O dünya haya­tı­na önem ver­me­yen bilge biri­si­dir. Yar­gıç­la­rı yumu­şat­mak ama­cıy­la asla mah­ke­me­ye aile­si­ni ve çocuk­la­rı­nı getir­mez. Kararı, tama­mıy­la yar­gıç­la­rın ira­de­le­ri elinde olan Tanrı’ya bıra­kır.

Sok­ra­tes, mah­ke­me­ce suçlu görü­lür. O bunu bek­le­mek­te­dir ve hemen hiç tepki gös­ter­mez. O, her­kes­ten farklı bir kişi­dir.

İnsan­la­rın geneli gibi makama, mev­ki­ye, dünya haya­tı­na hiç önem ver­me­miş­tir ki şimdi üzül­sün, insan­la­ra, hep ahlakı, erdemi öğüt­le­miş­tir. Böyle bir insana ancak dev­le­tin hesa­bı­na çalış­tı­ğı için ödül veril­me­li­dir. Mah­ke­me, para cezası vermez; çünkü parası yoktur. Sürgün etmez; çünkü sür­gü­ne git­ti­ği yer­ler­de yine halkı yön­len­di­re­cek­tir.

Sonun­da ölüm cezası veri­lir. O, ölüm ceza­sı­na baş­ka­la­rı gibi ağla­yıp sız­la­ma­mış­tır. Yap­tı­ğı hiçbir şeyden dolayı piş­man­lık duymaz. Platon’a göre Sok­ra­tes’in öldü­rül­me­si için oy kul­la­nan­lar çok acı çeke­cek­tir. Kur­tul­ma­sı için oy kul­la­nan­lar ise gerçek birer yar­gıç­tır.

Sok­ra­tes’e göre ise ölüm bir ceza değil­dir. Sadece bir yol­cu­luk­tur.

Ayrıca öteki dün­ya­da soru sormak yüzün­den mahkûm edilme teh­li­ke­si de yoktur.

Sok­ra­tes, Ati­na­lı­lar­dan son bir şey diler: Çocuk­la­rı erdem­den, doğ­ru­luk­tan ayrı­lır­sa ken­di­si­nin Ati­na­lı­la­ra gös­ter­di­ği gibi onlara yol gös­ter­sin­ler. Çocuk­la­rı ken­di­le­ri­ne fazla değer verir ve bu dün­ya­da bir hiç olduk­la­rı­nı unu­tur­lar­sa onları azar­la­ma­la­rı­nı ister Ati­na­lı­lar­dan.

Sok­ra­tes, ölüme gider­ken yar­gıç­lar da hayata gider­ler. Ancak Platon’a göre, bun­la­rın han­gi­si­nin daha güzel ve doğru oldu­ğu­nu ancak Tanrı bilir.

BİRİN­Cİ BÖLÜM

Ati­na­lı­lar!

Beni suç­la­yan­la­rın dayan­dık­la­rı gerek­çe­yi ve onla­rın sizin üze­ri­niz­de­ki etki­si­ni tam olarak anla­ya­bil­miş deği­lim. Fakat öyle dikkat çekici konu­şu­yor­lar­dı ki, ben bile kim oldu­ğu­mu unut­tum bir an. Bu kadar başa­rı­lı olma­la­rı­na rağmen, inanın söy­le­dik­le­ri­nin hiç­bi­ri ger­çek­le­re dayan­mı­yor. Bir tek doğru kelime bile söy­le­mi­yor­lar.

Öyle çok yalan söy­le­di­ler ki, ben bile şaşır­dım. Bir de uydur­duk­la­rı yalan­lar ara­sın­da benim çok iyi bir hatip oldu­ğu­mu, ken­di­le­ri­ni benden sakın­ma­la­rı gerek­ti­ği­ne dair söy­le­dik­le­ri anla­şı­lır gibi değil... Hatta buna çok şaşır­dı­ğı­mı söy­le­ye­bi­li­rim.

Ben ken­di­mi savun­ma­ya baş­la­yın­ca, öyle çok iyi bir hatip olma­dı­ğım ortaya çıka­cak, baka­lım o zaman ne yapa­cak­lar?

Onlar her doğru ve düzgün söy­le­yen birine hatip diyor­lar­sa buna diye­cek sözüm yok. Böyle demek isti­yor­lar­sa hatip oldu­ğu­mu kabul ederim, ancak onla­rın söy­le­mek iste­dik­le­ri çok farklı...

Şuna inanın ki sizi kan­dı­rı­yor­lar, çünkü söy­le­dik­le­ri­nin hiç­bi­rin­de tek bir doğru bile yok.

Dost­la­rım! Ben baştan başa parlak ve gös­te­riş­li söz­ler­le hazır­lan­mış hazır bir söylev çeke­cek deği­lim. Tanrı koru­sun. Hayır, şu anda dilim dön­dü­ğü kadar anla­ta­ca­ğım, çünkü bütün söy­le­ye­cek­le­ri­min doğru oldu­ğu­na ina­nı­yo­rum.

İçi­niz­de hiç kimse benim doğ­ru­lar dışın­da başka şeyler söy­le­ye­ce­ği­mi düşün­me­sin. Genç insan­la­rı­mız gibi kar­şı­nız­da bir­ta­kım süslü cüm­le­ler­le konuş­mak, benim yaşım­da­ki bir adama yakış­maz. Sizden sadece şunu iste­ye­ce­ğim; ken­di­mi savu­nur­ken sağda solda nasıl konu­şu­yor­sam öyle konu­şa­ca­ğım için yadır­ga­ma­yın. Burada da öyle konu­şur­sam bana ne olur şaşır­ma­yın. Eğer böyle konuş­ma­yı sür­dü­rür­sem sözümü kes­me­yin. Bir de yet­mi­şi­mi aştım ve hayat­ta ilk defa yargıç kar­şı­sı­na çıkı­yo­rum. Yani bura­la­ra yaban­cı­yım. Bunun için bir yaban­cı­nın ana dili ile ve yur­dun­da edin­di­ği tavır­lar­la konuş­ma­sı­nı nasıl doğal kar­şı­lar­sa­nız, beni de tıpkı bir yaban­cı gibi göre­rek alışık oldu­ğum gibi konuş­ma­ma izin verin. Bu dile­ği­mi anlam­sız bul­ma­ya­ca­ğı­nı­zı umarım. Asıl siz söy­le­mek iste­dik­le­ri­me dikkat edin. Eğer öyle ise, biz hatip­le­rin işi doğru söz söy­le­mek, yar­gıç­la­rın işi de söy­le­nen­le­ri yorum­la­mak ve doğru hüküm­ler vermek.

Ati­na­lı­lar, önce bana yönel­til­miş olan daha eski suç­la­ma­la­ra ve beni çok daha eski­den beri suç­la­yan­la­ra cevap vermek iste­rim, bundan sonra daha yeni­le­ri­ne cevap vere­ce­ğim. Çünkü yıl­lar­dan bu yana haksız yere beni size karşı suç­la­yıp duran birçok kimse olmuş­tur; Anytos ile arka­daş­la­rı benim için daha az teh­li­ke­li olma­mak­la bir­lik­te, ben öte­ki­ler­den daha çok kor­ka­rım. Evet, sev­gi­li yar­gıç­lar, diğer­le­ri daha teh­li­ke­li­dir­ler; çünkü onlar, bir­ço­ğu­nu­zu daha çocuk­lu­ğu­nuz­dan bu yana yalan­lar­la alda­ta­rak sözüm ona gök­ler­de olup biten­ler­le uğra­şan, yerin altın­da neler geç­ti­ği­ni araş­tı­ran, yan­lı­şı doğru gibi gös­ter­me­yi bece­ren, Sok­ra­tes adlı bir âlim oldu­ğu­na sizi inan­dır­mış­lar­dır. Beni suç­la­yan­lar ara­sın­da en çok kork­tuk­la­rım işte bunlar. Bu iddi­a­lar­da bulu­nan­la­rın savun­duk­la­rı tek şey, benim Tanrı’ya inan­ma­dı­ğı­mı düşün­me­le­ri­dir. Ayrıca onlar bir sürü farklı şey­ler­le beni yıl­lar­dan beri suç­lu­yor­lar. Ben yaş­lı­yım ya, henüz daha çocuk­luk ve ilk genç­lik dönem­le­rin­den iti­ba­ren benim böyle biri oldu­ğu­ma dair söy­len­ti­ler­le sizin zih­ni­ni­zi işgal etmiş­ler. Bu suç­la­ma­lar kar­şı­sın­da onlara cevap vere­cek hiç kimse yoktu çünkü... Üste­lik çocuk­lu­ğu­nuz­da olsun, genç­li­ği­niz­de olsun, daha çok etki altın­da kala­bi­le­ce­ği­niz çağ­lar­day­ken, kulak­la­rı­nı­za dol­dur­muş­lar. Hem bu suç­la­ma­lar, kar­şı­la­rın­da ken­di­le­ri­ne cevap vere­cek kimse olma­dan, benim arkam­dan olu­yor­du.

Bölüm 1 · 1/11

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Kitap sayfasına dön
Önceki

~9 dk kaldı

Sonraki