1. Bölüm
Saat 02.17
Telefon titrediğinde Deniz uyanık değildi. Tam olarak değil.
Gözleri kapalıydı ama zihni hâlâ gün içinde duyduğu cümleleri karıştırıyordu. Matematik öğretmeninin tahtaya yazdığı son soru, annesinin mutfaktan seslenişi, Aras’ın okul çıkışında “Bunu kimseye anlatma,” derken yüzünü kaçırması… Hepsi birbirine girmişti.
Telefon, komodinin üzerinde bir kez daha titredi.
Deniz elini uzattı. Ekran yüzüne mavi bir ışık vurdu.
02.17
Bildirimde gönderenin adı yoktu.
Sadece siyah bir daire ve içinde beyaz bir nokta vardı.
Mesajı açtı.
Karanlık Chat’e katılmak için davet edildin.
Altında iki seçenek duruyordu:
Kabul et
Reddet
Deniz birkaç saniye ekrana baktı. Davetin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Okul grubundan biri olabilirdi. Son zamanlarda herkes yeni sohbetler açıyor, sonra da grupta olmayanları eklemek için link gönderiyordu. Bazen doğum günü planı, bazen sınav notları, bazen de kimsenin sabah hatırlamadığı saçma gece konuşmaları.
Ama bu davette bir isim yoktu.
Deniz, “Reddet” seçeneğine dokunmak üzereyken yeni bir bildirim geldi.
İlk mesajı kaçırma.
Telefonu elinden düşürmedi ama parmakları ekrandan çekildi.
Bir saniye sonra üçüncü bildirim geldi.
Aras da burada.
Deniz yatağında doğruldu.
Odaya baktı. Kapı aralıktı. Koridordan ince bir ışık sızıyordu. Ev sessizdi. Annesi muhtemelen uyuyordu. Küçük kardeşi Eren’in odasından da ses gelmiyordu.
Aras.
Gün boyunca onunla sadece iki kez konuşmuştu. İlki, teneffüste Aras’ın Deniz’in sırasına eğilip “Dün gece sana bir şey gönderecektim,” demesiydi.
Deniz, “Ne?” diye sormuştu.
Aras cevap vermeden zil çalmıştı.
İkincisi okul çıkışındaydı. Aras bu kez daha ciddi görünüyordu.
“Bunu kimseye anlatma,” demişti.
“Ne olduğunu bilmiyorum ki.”
“Bilmediğin daha iyi.”
Sonra yürüyüp gitmişti. Deniz arkasından bakarken Aras bir kez bile dönmemişti.
Şimdi telefonun ekranında onun adı yoktu ama mesaj açıkça onu söylüyordu.
Aras da burada.
Deniz daveti kabul etti.
Ekran karardı. Kısa bir yüklenme işareti belirdi. Ardından siyah arka planlı bir sohbet penceresi açıldı.
Üstte grup adı yazıyordu:
KARANLIK CHAT
Altında yedi kişilik bir liste vardı.
Deniz kendi adını görünce kaşlarını çattı.
deniz.k
aras
siyahkuğu
yok
L
03:00
misafir
Aras’ın yanında çevrim içi işareti vardı.
Deniz hemen yazdı:
Aras, sen misin?
Cevap gelmedi.
Sohbette daha önce gönderilmiş tek bir mesaj duruyordu.
Hoş geldin Deniz.
Deniz’in boğazı kurudu.
Kimse ona gerçek adıyla yazmamıştı. Kullanıcı adıyla bile değil. Mesajda sadece Deniz vardı. Bunun normal bir şey olduğunu kendine anlatmaya çalıştı. Profil bilgilerinden görünmüş olabilir, diye düşündü. Uygulamalar zaten her şeyi gösteriyordu. Birinin numaranı kaydetmesi, sosyal medya hesabına bakması, okul grubunda adını görmesi…
Bunların hepsi mümkündü.
Sonra ikinci mesaj geldi.
Bugün Aras’a ne söylemek istedin?
Deniz’in parmağı ekranın üzerinde kaldı.
“Hiçbir şey,” yazdı.
Üç nokta belirdi. Birisi cevap yazıyordu.
Yalan.
Deniz telefonu biraz uzaklaştırdı.
Sohbetteki diğer isimlerin hiçbiri hareket etmiyordu. Sadece 03:00 yazan hesabın yanında küçük bir saat simgesi vardı.
Yeni mesaj geldi.
Bugün okul çıkışında onu takip ettin.
Deniz’in kalbi hızlandı.
Doğruydu.
Ama takip etmek gibi değildi. Aras hızlı yürümüştü, Deniz de arkasından gitmişti. Aynı yoldan metro durağına kadar yürümüşlerdi. Deniz onu durdurmak istemişti. Ne göndereceğini öğrenmek istemişti. Aras ise köşeyi dönünce ortadan kaybolmuştu.
Deniz bunu kimseye anlatmamıştı.
Hatta kendine bile tam olarak söylememişti. Sadece eve dönerken, “Biraz bekleseydim bulurdum,” diye düşünmüştü.
Seni gördük.
Mesajın altında bir fotoğraf belirdi.
Fotoğraf okulun arka kapısında çekilmişti. Görüntü bulanıktı ama Deniz kendini tanıdı. Üzerinde gri kapüşonlusu vardı. Elinde telefon, başı hafifçe sağa dönüktü. Fotoğraf uzaktan çekilmişti.
Deniz nefesini tuttu.
Fotoğrafta Aras görünmüyordu.
Sadece kendisi vardı.
Ekranı büyüttü. Fotoğrafın sağ üst köşesinde saat görünüyordu.
17.43
Deniz o saatte okulun arka kapısındaydı.
“Bu eski bir fotoğraf,” diye fısıldadı.
Sohbete yazdı:
Bunu kim çekti?
Cevap birkaç saniye sonra geldi.
Önemli olan kim olduğu değil.
Bir mesaj daha:
Önemli olan, o sırada neyi görmediğin.
Fotoğraf bir kez daha yüklendi. Bu kez görüntünün sağ tarafında, okul duvarının yanında duran gölge belirginleştirilmişti.
Deniz ekrana yaklaştı.
Gölge, kapüşonlu birine aitti. Yüzü görünmüyordu. Bir eli cebindeydi. Diğer elinde telefon vardı.
Sanki Deniz’in fotoğrafını çekerken aynı anda ekrana bakıyordu.
Deniz’in odasında telefonundan başka ışık yoktu. Buna rağmen duvarın köşesinde bir hareket gördüğünü sandı. Hemen başını çevirdi.
Hiçbir şey yoktu.
Dolabın kapağı kapalıydı. Perde kıpırdamıyordu. Pencere kilitliydi.
Sohbet yeniden titredi.
Korkma. Henüz odanda değiliz.
Deniz’in midesi kasıldı.
Telefonu yatağın üzerine bıraktı. Kalkıp odanın ışığını açmak istedi ama kapıya doğru ilerleyemedi. Dizlerinin içi boşalmış gibiydi.
Mesajın şaka olabileceğini düşündü. Biri onu korkutmaya çalışıyordu. Muhtemelen Aras’tı. Belki bütün gün bahsettiği şey buydu. Belki arkadaşlarıyla birlikte sahte bir grup kurmuş, Deniz’in tepkisini ölçüyordu.
Bu düşünce biraz rahatlatıcıydı.
Sonra yeni bir mesaj geldi.
Lütfen ışığı açma.
Deniz olduğu yerde kaldı.
Ardından:
Annen uyanır.
Deniz’in göğsü sıkıştı.
Annesinin uyuduğunu nereden biliyorlardı?
Kendi kendine bunun da tahmin olabileceğini söyledi. Saat ikiyi geçmişti. Evdeki herkesin uyuyor olması normaldi. Sadece korktuğu için her şeyi anlamlı hâle getiriyordu.
Ama bir sonraki mesaj tahmin değildi.
Mutfakta bıraktığın bardağı devirme. Yere düşerse ses çıkar.
Deniz’in gözleri kapıya kaydı.
Mutfakta gerçekten bir bardak vardı. Akşam ders çalışırken su içmiş, bardağı masanın kenarında bırakmıştı. Annesi yatmadan önce mutfağı toparlamış ama bardağı kaldırmamıştı.
Bunu bilen kişi evde miydi?
Deniz, telefonu tekrar eline aldı. Parmakları titriyordu.
Beni izliyor musunuz?
Mesaj gönderildi.
Bu kez kimse cevap vermedi.
Sohbetteki isimler tek tek çevrim dışı görünmeye başladı.
Önce siyahkuğu.
Sonra yok.
Ardından L.
Aras’ın yanındaki çevrim içi işareti de kayboldu.
Grupta yalnızca Deniz ve 03:00 kalmıştı.
Saat simgesi olan hesap yazdı:
İzlemek çok kolay. Görmek zor.
Deniz cevap vermedi.
Telefonun sesini kıstı. Yatağından indi. Ayakları soğuk zemine değdi. Kapıya yaklaşırken bir yandan da ekranı kontrol ediyordu.
Yeni bir fotoğraf gelmişti.
Bu kez fotoğraf evin içinden çekilmişti.
Koridor görünüyordu. Fotoğrafın en ucunda Deniz’in odasının kapısı vardı. Kapı, fotoğraftaki açıdan aralık görünüyordu.
Deniz kapıya baktı.
Kapısı gerçekten aralıktı.
Fotoğrafın altında tek bir cümle vardı:
Sen uyurken kapıyı kapatan kimdi?
Deniz’in aklına annesi geldi. Annesi bazen gece odasını kontrol eder, kapıyı tamamen kapatmadan çıkardı. Belki fotoğraf eskiydi. Belki biri daha önce çekmişti. Belki…
Telefon tekrar titredi.
Aras’ın gönderdiği videoyu izlemek ister misin?
Deniz, mesajın altında beliren dosya simgesine baktı.
Dosyanın adı yoktu. Sadece siyah bir kutu ve ortasında oynat işareti vardı.
Aras ona bir video göndereceğini söylemişti.
“Dün gece sana bir şey gönderecektim.”
Deniz’in parmağı oynat düğmesine yaklaştı.
Tam dokunacakken üstten yeni bir bildirim belirdi.
Aras seni arıyor.
Deniz hemen aramayı açtı.
“Aras?”
Karşıdan önce ses gelmedi. Sadece bozuk, düşük bir uğultu vardı.
“Aras, sen misin?”
“Deniz…”
Sesi çok uzaktan geliyordu.
“Ne oluyor?”
“Sen de mi girdin?”
“Neye?”
“Karanlık Chat’e.”
Deniz’in ensesi ürperdi.
“Beni sen mi ekledin?”
Aras nefes aldı. Sanki koşmuş gibiydi.
“Hayır. Sakın hiçbir şeye basma.”
“Bana senin videonu gönderdiler.”
“İzleme.”
“Beni nereden biliyorlar?”
Aras cevap vermedi.
“Aras?”
Bu kez arka planda metal bir ses duyuldu. Bir kapı kapanmış gibi.
“Şu an neredesin?” diye sordu Deniz.
Aras’ın sesi daha da kısıldı.
“Okuldayım.”
Deniz’in içinden soğuk bir şey geçti.
“Okulda ne işin var?”
“Bilmiyorum. Bir mesaj geldi. Sonra buraya geldim.”
“Kim gönderdi?”
Aras birkaç saniye sustu.
“Bilmiyorum.”
“B-12 koridorunun yanındayım,” dedi sonunda. “Burada telefon çekmiyor. Eğer sesim kesilirse—”
Hat kapandı.
Deniz telefonu kulağından indirmedi.
Ekranda arama sona ermişti.
Aras’ı tekrar aradı. Telefon çalmadı. Direkt kapandı.
Sohbete döndüğünde video dosyası hâlâ oradaydı.
Altında yeni bir mesaj duruyordu.
Aras doğruyu söylemedi.
Deniz yazdı:
B-12’de ne var?
Cevap hemen geldi.
Senin daha önce gördüğün bir şey.
Deniz bunu anlamadı.
Ya da anlamak istemedi.
Okulun B-12 koridoru iki yıl önce kapatılmıştı. Eski laboratuvarların bulunduğu bölüm, binanın arka tarafındaydı. Yangın alarmı sırasında bazı duvarlar zarar görmüş, koridor kullanılmaz hâle gelmişti. Öğrencilerin oraya gitmesi yasaktı.
Deniz orayı daha önce hiç görmemişti.
En azından hatırladığı kadarıyla.
Telefon ekranındaki sohbet bir anda değişti. Üstte grup adı silindi. Yerine tek bir satır geldi:
KARANLIK CHAT — 1 YENİ GÖREV
Görevin altında bir fotoğraf vardı.
B-12 koridoru.
Görüntü eski değildi. Koridorun sonunda hâlâ duran kırmızı yangın tüpü, kırık fayanslar ve duvardaki solmuş okul logosu seçilebiliyordu. Fotoğrafın ortasında bir kapı vardı.
Kapının üzerinde beyaz harflerle yazıyordu:
B-12
Kapının önünde biri duruyordu.
Bu kez yüzü görünüyordu.
Aras.
Başını eğmiş, telefonuna bakıyordu.
Fotoğrafın çekildiği saat:
02.17
Deniz ekrana baktı.
Saat hâlâ 02.17’ydi.
Fotoğraf o anda çekilmiş olamazdı. Aras’ın orada olduğundan emindi ama telefonun saati değişmemişti. Görüntüdeki Aras, sanki fotoğraf çekildiğini bilmiyor gibiydi.
Bir saniye sonra fotoğrafın üzerine yeni bir yazı düştü:
İlk kural: Gruptan çıkmak yok.
Deniz “Çık” düğmesine bastı.
Ekranda küçük bir uyarı belirdi:
Bu işlem şu anda kullanılamıyor.
Tekrar bastı.
Aynı uyarı çıktı.
Sonra bütün mesajlar silinmeye başladı.
Önce fotoğraf kayboldu.
Sonra Aras’ın adı.
Sonra gruptaki diğer kullanıcılar.
En son yalnızca tek bir mesaj kaldı.
Deniz, saat 03.00’te B-12 koridoruna gel.
Mesajın hemen altında yeni bir satır belirdi:
Tek başına.
Deniz telefonu kapatmak için güç düğmesine bastı.
Ekran kapanmadı.
Telefon bir kez daha titredi.
Bu kez sohbetten değil, odanın içinden bir ses gelmişti.
Mutfaktan.
Cam bir şey yere düşmüş, ardından kısa bir metal sürtünme sesi duyulmuştu.
Deniz kapıya baktı.
Koridor ışığı hâlâ yanıyordu.
Annesi uyuyordu.
Mutfakta kimse olmaması gerekiyordu.
Telefonun ekranında son bir bildirim açıldı:
02.18 — İlk dakikayı kaçırdın.