1. Bölüm
Yorgunluğun Adı
Akşam eve geldiğinizde çantanızı bir kenara bırakırsınız.
Gününüz bitmiştir.
Ders, iş, toplantı, trafik veya ev işleri geride kalmıştır. Teorik olarak dinlenmeniz gerekir. Fakat bedeniniz oturduğu hâlde zihniniz hâlâ hareket eder.
Bugün söylediğiniz bir cümleyi düşünürsünüz.
Birinin mesajına neden geç cevap verdiğini.
Toplantıda yüzünüzün nasıl göründüğünü.
Yarın yapmanız gerekenleri.
Bir arkadaşınızın kırılıp kırılmadığını.
Ailenize yeterince zaman ayırıp ayırmadığınızı.
Daha iyi davranmanız gerekip gerekmediğini.
O sırada kendinize kızarsınız:
“Bütün gün ne yaptım ki bu kadar yoruldum?”
Bazen insanı yoran şey, yaptığı işin ağırlığı değildir.
Sürekli hazır beklemektir.
Sürekli cevap vermektir.
Sürekli kendini kontrol etmektir.
Sürekli başkalarının ne hissettiğini anlamaya çalışmaktır.
Yorgunluğun adını koyamadığınızda, çözüm olarak yalnızca daha çok dinlenmeye çalışırsınız. Daha uzun uyur, kısa bir tatil planlar veya birkaç saat telefonunuzdan uzak kalırsınız.
Bunlar işe yarayabilir.
Ama bazen yorgunluk yalnızca bedensel değildir.
İnsan, dinlense bile zihninde taşımaya devam ettiği yüklerden yorulur.
Her yorgunluk aynı değildir
Yorgunluk kelimesi birçok farklı deneyimi anlatabilir.
Bedensel yorgunluk, hareket etmekten, çalışmaktan veya uykusuz kalmaktan sonra oluşabilir. Dinlenmek, uyumak ve bedenin ihtiyaçlarını karşılamak bu yorgunluğun azalmasına yardım eder.
Zihinsel yorgunluk, uzun süre düşünmek, karar vermek, dikkatini korumak veya karmaşık bir sorunla uğraşmakla ilişkili olabilir.
Duygusal yorgunluk ise sürekli kaygı, üzüntü, öfke, baskı veya başkalarının ihtiyaçlarıyla uğraşmanın sonucu gibi hissedilebilir.
Bu türleri birbirinden tamamen ayırmak her zaman kolay değildir. Beden, zihin ve duygular birbiriyle bağlantılıdır.
Uykusuz kaldığınızda daha alıngan olabilirsiniz.
Sürekli kaygılandığınızda bedeniniz gerilebilir.
Uzun süre duygularınızı bastırdığınızda enerjiniz azalabilir.
Bu nedenle “Neden yoruldum?” sorusunun cevabı her zaman “Çok çalıştım,” değildir.
Bazen çok düşündünüz.
Bazen çok beklediniz.
Bazen söylemek istediğiniz hâlde sustunuz.
Bazen başkalarının ruh hâlini kendi ruh hâlinizden daha önemli saydınız.
Görünmeyen işler
Günlük hayatta görünür işler vardır.
Bir rapor hazırlamak.
Evi temizlemek.
Ders çalışmak.
Alışveriş yapmak.
Çocuğu okula götürmek.
Bir toplantıya katılmak.
Bunların ne kadar zaman aldığı ve ne kadar emek istediği daha kolay fark edilir.
Bir de görünmeyen işler vardır.
Kimin neye ihtiyacı olduğunu hatırlamak.
Evde eksilen şeyi fark etmek.
Birinin kırgın olup olmadığını anlamaya çalışmak.
Aile içindeki gerginliği azaltmak.
Arkadaş grubunda herkesin iyi olduğundan emin olmak.
Bir konuşmanın ne zaman yapılacağını planlamak.
Kimse istemeden sorunu çözmeye çalışmak.
Bu işler çoğu zaman görev listesine yazılmaz. Fakat zihinsel enerji tüketir.
Bir kişi, gün boyunca yalnızca kendi işlerini değil, başkalarının ihtiyaçlarını da takip ediyorsa, akşam neden bu kadar yorulduğunu anlamakta zorlanabilir.
Çünkü yaptığı şeylerin bir bölümü “iş” olarak görünmemiştir.
Oysa görünmez işler de iştir.
Birinin sürekli hatırlaması, düşünmesi, planlaması ve duygusal ortamı düzenlemesi; dışarıdan sessiz görünse de ciddi bir yük oluşturabilir.
Herkesi memnun etme çabası
Bazı insanlar, çevresindeki herkesin kendisinden memnun olmasını ister.
Birinin yüzü düşerse nedenini düşünür.
Mesajına kısa cevap gelirse kendisini suçlar.
Bir daveti reddederse karşı tarafın kırılacağından korkar.
Kendi fikrini söylerken önce herkesin ne düşüneceğini hesaplar.
Bu davranışlar bazen “ince düşünceli olmak” olarak görülür.
Gerçekten de başkalarının duygularını önemsemek değerli bir özelliktir. İnsan ilişkileri, yalnızca kendi ihtiyaçlarımızı dikkate alarak sürdürülemez.
Fakat başkalarının duygularını önemsemek ile onların bütün duygularından sorumlu olmak aynı şey değildir.
Birinin üzülmesi her zaman sizin hatanız değildir.
Birinin sizin kararınızdan hoşlanmaması, yanlış karar verdiğinizi göstermez.
Birini hayal kırıklığına uğratmanız, onu incitmek istediğiniz anlamına gelmez.
Bir kişi sizin sınırınızla karşılaştığında rahatsız olabilir. Bu rahatsızlık, sınırınızın yanlış olduğunu kanıtlamaz.
Herkesi memnun etmeye çalıştığınızda, aslında sürekli değişen bir ölçüye göre yaşarsınız. Çünkü insanların beklentileri aynı değildir.
Bir kişiye göre yeterince ilgilisinizdir.
Başka birine göre mesafelisinizdir.
Birine göre çok çalışkansınızdır.
Başka birine göre yeterince çabalamıyorsunuzdur.
Herkesi aynı anda memnun etmek mümkün değildir.
Bunu başarmaya çalışmak, insanı kendi ihtiyaçlarından uzaklaştırır.
“Hayır” demenin yorgunluğu
Hayır demek yalnızca bir kelime söylemek değildir.
Bazen uzun bir açıklama yapmak zorunda hissedersiniz.
“Şu nedenle gelemiyorum.”
“Gerçekten isterdim ama…”
“Yanlış anlama, seni önemsiyorum.”
“Normalde yardım ederdim ama bu kez…”
Bu açıklamalar bazen iletişimi kolaylaştırır. Fakat her hayırdan sonra kendinizi savunmak zorunda hissediyorsanız, sınırlarınızı başkalarının onayına bağlamış olabilirsiniz.
Bir şeyi istemediğinizi söylemek için her zaman büyük bir gerekçeye ihtiyacınız yoktur.
Yorgun olabilirsiniz.
Zamanınız olmayabilir.
İstemeyebilirsiniz.
Başka bir planınız olabilir.
Kendinize ayırmak istediğiniz bir gün olabilir.
Bunların hepsi geçerli nedenlerdir.
Hayır demek, karşı tarafın değersiz olduğunu söylemez.
Yalnızca sizin o talebi karşılayamayacağınızı veya karşılamak istemediğinizi anlatır.
Buna rağmen bazı insanlar hayır cevabını kişisel bir reddedilme gibi yorumlayabilir. Bu durumda sizin göreviniz, onun bütün duygusunu ortadan kaldırmak değildir.
Nazik olabilirsiniz.
Açık konuşabilirsiniz.
Gerekiyorsa alternatif önerebilirsiniz.
Ama istemediğiniz bir şeyi kabul ederek karşı tarafın rahatsızlığını sürekli azaltmaya çalışırsanız, kendi yorgunluğunuzu büyütürsünüz.
Sürekli açıklama yapmak
Kendini açıklamak bazen gereklidir.
Bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek, bir kararın arkasındaki nedeni anlatmak veya ilişkide şeffaf olmak isteyebilirsiniz.
Fakat sürekli açıklama yapmak, kişinin kendi kararını geçerli saymadığını gösterebilir.
“Bunu yapmak istemedim çünkü…”
“Böyle davranmak zorunda kaldım çünkü…”
“Beni yanlış anlamayın…”
“Ben aslında…”
Bu cümleler, karşı tarafın sizi kabul etmesi için izin istemeye dönüşebilir.
Bir kararınızın anlaşılması güzel olabilir.
Ama anlaşılmaması, kararınızı otomatik olarak yanlış yapmaz.
Herkes sizin niyetinizi aynı biçimde değerlendirmeyebilir. Bazı insanlar açıklamanızı kabul etmeyecek, bazıları ise ne kadar konuşursanız konuşun başka bir anlam çıkaracaktır.
İnsan kendisini her zaman doğru anlatamaz.
Bu gerçek, iletişim kurmaktan vazgeçmeyi gerektirmez. Fakat açıklamanın sınırını bilmek gerekir.
Bir kez anlatmak iletişimdir.
Aynı şeyi tekrar tekrar kanıtlamaya çalışmak, kendinizi tüketebilir.
Karşınızdaki kişi anlamak istemiyorsa, daha fazla cümle her zaman daha fazla anlayış getirmez.
Dinlenirken bile suçlu hissetmek
Bazı insanlar dinlenmeye çalışırken bile kendilerini suçlar.
Yapılacak işler duruyordur.
Birileri çalışıyordur.
Daha üretken olmaları gerekiyordur.
Bugün yeterince verimli olmamışlardır.
Dinlenmeyi hak etmek için önce bütün sorumluluklarını bitirmeleri gerektiğine inanırlar.
Fakat sorumlulukların tamamlandığı kusursuz bir gün çoğu zaman gelmez.
Bir iş bitince başka bir iş çıkar.
Bir mesaj cevaplanınca başka bir mesaj gelir.
Ev düzenlendiğinde yeniden dağılır.
Bir hedefe ulaşınca yeni bir hedef belirir.
Dinlenmeyi yalnızca bütün işlerden sonra gelen ödül gibi görürseniz, hiç dinlenemeyebilirsiniz.
Dinlenmek, hiçbir şey yapmamak değildir.
Bedenin ve zihnin yeniden toparlanması için gereken bir ihtiyaçtır.
Bir insan sürekli üretken olmak zorunda değildir.
Değeriniz, bir günde kaç iş bitirdiğinizle ölçülmez.
Dinlenirken suçluluk hissetmeniz, gerçekten yanlış bir şey yaptığınızı göstermez. Uzun süre verimlilikle değer duygusunu birbirine bağlamış olabilirsiniz.
Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Dinlenmeye ancak tamamen tükenince mi izin veriyorum?”
Eğer cevap evetse, bedeninizin ve zihninizin ihtiyaçlarını çok geç fark ediyor olabilirsiniz.
Başkalarının duygusal hava durumu
Bazı insanlar çevresindeki duygusal değişimleri çok hızlı fark eder.
Birinin sesindeki farklılığı.
Mesajın sonundaki noktalama işaretini.
Bir odadaki sessizliği.
Bir yüz ifadesindeki gerginliği.
Bu farkındalık, empati ve dikkat göstergesi olabilir. Ancak sürekli başkalarının duygusal hava durumunu takip etmek, insanı kendi içinden uzaklaştırabilir.
Bir odaya girdiğinizde önce kendinizi değil, herkesin nasıl olduğunu kontrol edersiniz.
Biri üzgünse kendi neşenizden utanırsınız.
Biri kızgınsa kendinizi hemen suçlarsınız.
Biri konuşmuyorsa ortamı düzeltmeyi görev edinirsiniz.
Bu alışkanlığın arkasında geçmiş deneyimler bulunabilir. Bazı insanlar, küçük yaşta çevresindeki yetişkinlerin ruh hâlini takip ederek kendilerini güvende tutmayı öğrenmiş olabilir. Evdeki gerginliği önceden fark etmek, tartışma çıkmadan hazırlanmayı sağlamış olabilir.
Fakat yetişkinlikte bu davranış sürekli çalışıyorsa, kişi başkalarının duygularıyla kendi duyguları arasındaki farkı kaybedebilir.
Birinin kötü bir günü olabilir.
Siz de iyi bir gün geçiriyor olabilirsiniz.
Birinin sessizliği sizinle ilgili olmayabilir.
Birinin öfkesi sizin çözmeniz gereken bir sorun olmayabilir.
Başkalarını fark etmek değerlidir.
Ama kendinizi yok sayarak herkesi izlemek zorunda değilsiniz.
Yorgunluğun adı bazen “fazla sorumluluk”tur
Bir görevi yapmaktan değil, her şeyi üstlenmekten yorulabilirsiniz.
Herkesin planını siz yapıyorsunuzdur.
Sorun çıktığında herkes size bakıyordur.
Kimsenin hatırlamadığını siz hatırlıyorsunuzdur.
Kimsenin söylemediğini siz söylemeye çalışıyorsunuzdur.
Bir süre sonra çevreniz buna alışır. Siz işi üstlendikçe, başkaları daha az sorumluluk alır.
Sonra siz yorulduğunuzda, sanki düzen bozulmuş gibi olur.
“Ben yapmazsam kim yapacak?”
Bu cümle bazen gerçekten zorunlu bir durumu anlatır. Fakat bazen kişinin kendisini vazgeçilmez hissetmesine de neden olur.
Her şeyi siz yaptığınızda, bir yandan yorulur; bir yandan da kimsenin sizin kadar iyi yapamayacağına inanırsınız.
Bu inanç hem size hem çevrenize zarar verebilir.
Başkalarının sorumluluk almayı öğrenmesine izin vermek gerekir.
Bir işi sizin istediğiniz biçimde yapmayabilirler.
Bir şeyi unutabilirler.
Bir karar verebilirler.
Bu, bütün yükün sonsuza kadar sizin üzerinizde kalması gerektiği anlamına gelmez.
Yardım etmek ile her şeyi devralmak arasında fark vardır.
“Beni neden yordu?” sorusuna ilk cevap
İnsanı yoran şey bazen şudur:
Kendi isteğiyle başkasının beklentisi arasındaki farkı sürekli gizlemek.
Bir konuşmada ne düşündüğünü söylememek.
Bir ilişkide rahatsız olduğu hâlde sorun çıkmasın diye susmak.
Dinlenmesi gerektiğinde kendisini zorlamak.
Birinin duygusunu düzeltmeyi kendi görevi saymak.
Her kararını açıklamak.
Bütün sorumlulukları üstlenmek.
Kendine ayırdığı zamanı bile savunmak zorunda hissetmek.
Bu yüklerin her biri tek başına çok büyük görünmeyebilir. Fakat biriktiklerinde insanı tüketebilir.
Yorgunluk bazen bedenin şu cümlesidir:
“Bunu böyle sürdürmek zorunda değilim.”
Bu cümle hemen her şeyi bırakmanız gerektiği anlamına gelmez.
İşinizi, ailenizi veya ilişkilerinizi bir anda terk etmeniz gerektiğini söylemez.
Önce hangi yükün size ait olduğunu, hangisinin size ait olmadığını ayırmanızı önerir.
Şu soruları yazabilirsiniz:
Şu anda taşıdığım yüklerden hangisi gerçekten benim sorumluluğum?
Hangisini başkasının yerine üstleniyorum?
Hangi konuda istemediğim hâlde evet diyorum?
Kime kendimi sürekli açıklamak zorunda hissediyorum?
Dinlenirken neden suçlu oluyorum?
Birinin rahatsızlığını hemen düzeltmeye çalışmadan durabilir miyim?
Bu soruların hepsine aynı gün cevap vermeniz gerekmez.
Bazen yalnızca birini fark etmek yeterlidir.
Yorgunluğu hemen çözmek zorunda değilsiniz
Yorgun olduğunuzu fark ettiğiniz anda hayatınızı tamamen değiştiremeyebilirsiniz.
Bazı sorumluluklar devam eder.
Bazı ilişkiler hemen düzelmez.
Bazı ekonomik koşullar kısa sürede değişmez.
Bazı duygular uzun süre sizinle kalır.
Bu yüzden kendinize “Neden hâlâ düzelmedim?” diye kızmak, yorgunluğun üzerine yeni bir yük ekleyebilir.
Önce yorgunluğu fark etmek, sonra onu azaltacak küçük bir alan bulmak yeterli olabilir.
Bugün bir talebe hemen cevap vermemek.
Bir işi tek başınıza üstlenmemek.
Kendinizi açıklamadan kısa bir hayır demek.
Bir saat boyunca telefonunuzu sessize almak.
Dinlenirken kendinizi savunmamak.
Birinin duygusunu çözmeye çalışmadan yalnızca onu dinlemek.
Küçük görünen bu adımlar, hayatınızdaki görünmez yüklerin yerini göstermeye başlayabilir.
Son cümle
Bazen insanı yoran şey hayatın kendisi değildir.
Hayatı, herkes için sürekli düzeltmeye çalışmaktır.
Her şeyi yoluna koymak.
Herkesi memnun etmek.
Kimse kırılmasın diye kendinden vazgeçmek.
Kendi ihtiyacını en sona bırakmak.
Dinlenmeyi hak etmek için tükenmeyi beklemek.
Yorgunluğun adını koymak, bütün sorunları çözmez.
Ama nereden başlayacağınızı gösterir.
Belki bugün kendinize şu cümleyi söyleyebilirsiniz:
“Yorulduğum için zayıf değilim; uzun zamandır taşıdığım şeyleri fark etmeye başlıyorum.”