1. Bölüm
Sakinlik Hiç Sinirlenmemek Değil
Aslı sabahın yedisinde mutfakta kahvaltı hazırlıyordu.
Doruk odasından pijamalarıyla çıktı.
— Okula gitmeyeceğim.
Aslı elindeki bıçağı tezgâha bıraktı.
— Ne demek okula gitmeyeceğim?
— Gitmeyeceğim işte.
— Doruk, bunu her sabah konuşamayız. Hemen üstünü giy.
Doruk koltuğa oturdu.
— Karnım ağrıyor.
— Dün de karnın ağrıyordu. Her okul günü aynı şey.
Doruk sessiz kaldı.
Aslı saate baktı. Kahvaltı hazırlaması, çantasını kontrol etmesi, kendi işe yetişmesi gerekiyordu. Bir yandan da Doruk’un ayakkabısını giymesi için bekliyordu.
— Hadi Doruk, kalk artık!
Doruk başını çevirdi.
Aslı’nın sesi yükseldi:
— Beni hiç dinlemiyorsun!
Doruk da bağırdı:
— Sen de beni hiç dinlemiyorsun!
Mutfak bir anda sessizleşti.
Aslı birkaç saniye önce ne söylediğini düşündü. Doruk’un karnının ağrıdığını gerçekten dinlememişti. Onun yerine, geç kalma korkusuyla cevap vermişti.
Aslı kötü bir anne olmak istemiyordu.
Ama o sabah sakin de değildi.
Sakin Ebeveyn Diye Bir Şey Var mı?
“Sakin anne baba” dendiğinde birçok kişinin aklına hiç bağırmayan, hiç yorulmayan, her krizde doğru cümleyi bulan bir yetişkin gelir.
Bu gerçekçi bir beklenti değildir.
Ebeveynler de yorulur.
Bazen sabırsızlanır.
Bazen aynı cümleyi defalarca söyledikleri için öfkelenir.
Bazen çocuklarının davranışını kişisel algılar.
Bazen seslerini yükseltir.
Sakin olmak, bütün bunların hiç yaşanmaması demek değildir.
Sakin olmak:
Öfkenin yükseldiğini fark etmek,
Tepki vermeden önce kısa bir alan açmak,
Çocuğun davranışıyla kendi duygunu ayırmak,
Gerektiğinde yardım istemek,
Hata yaptıktan sonra onarım yapabilmek,
Aynı durumda bir sonraki sefer farklı davranmayı denemektir.
Aslı’nın sabah bağırması, onun kötü bir anne olduğunu kanıtlamıyordu.
Fakat bağırdığı anı fark etmesi, davranışının sorumluluğunu alması gerekiyordu.
Çocuğun Davranışı Senin Değerini Belirlemez
Doruk okula gitmek istemediğinde Aslı bunu kendisine karşı yapılmış bir saygısızlık gibi algılıyordu.
“Beni dinlemiyor.”
“Bana güvenmiyor.”
“Benim sözümün hiçbir anlamı yok.”
Bu düşünceler Aslı’nın sesini yükseltiyordu.
Oysa Doruk’un okula gitmek istememesi, Aslı’nın ebeveyn olarak değerini ölçmüyordu.
Doruk belki yorgundu.
Belki okulda zorlandığı bir şey vardı.
Belki arkadaşlarıyla ilgili bir endişe yaşıyordu.
Belki gerçekten karnı ağrıyordu.
Belki de sabah geçişleri onun için zordu.
Davranışı Aslı’yı etkileyebilirdi. Fakat davranışın doğrudan onun kişiliğine yönelmiş bir saldırı olduğunu düşünmek, durumu daha da zorlaştırıyordu.
Çocuk:
— Hayır, gitmeyeceğim.
dediğinde bu her zaman:
— Seni önemsemiyorum.
anlamına gelmez.
Bazen yalnızca:
— Şu an zorlanıyorum.
anlamına gelir.
Bu ayrımı görebilmek, ebeveynin daha az kişisel tepki vermesine yardımcı olur.
Önce Bedenini Dinle
Aslı, sinirlendiğini çoğu zaman bağırdıktan sonra fark ediyordu.
Oysa bedeninde daha erken işaretler vardı:
Omuzları geriliyordu.
Çenesini sıkıyordu.
Nefesi hızlanıyordu.
Kalbi daha hızlı çarpıyordu.
Aynı cümleyi yüksek sesle tekrar etmek istiyordu.
İçinden “Artık yeter” diyordu.
Bunlar öfkenin başlangıç işaretleriydi.
Aslı bir akşam Doruk oyuncağını toplamayı reddettiğinde bu işaretleri fark etti. Çenesini sıktı, nefesini tuttu.
Tam:
— Kaç kere söyleyeceğim?
diyecekken durdu.
Elindeki çamaşırı koltuğa bıraktı. Bir yudum su içti.
Doruk:
— Ne oldu?
diye sordu.
Aslı:
— Şu an çok gerildim. Sana bağırmadan konuşmak için bir dakika bekleyeceğim.
dedi.
Bu cümle, Aslı’nın hiç sinirlenmediği anlamına gelmiyordu. Sadece öfkesini çocuğun üzerine boşaltmadan önce fark ettiğini gösteriyordu.
Ebeveynin kendi bedenindeki sinyalleri tanıması, sakinleşme becerisinin ilk adımıdır.
“Sakin Ol” Demek Yetmez
Aslı kendisine sık sık:
— Sakin ol.
diyordu.
Fakat bu cümle tek başına işe yaramıyordu. Çünkü ne yapacağını bilmiyordu.
Sakinlik, soyut bir dilek değil; uygulanabilecek küçük davranışlardan oluşur.
Aslı’nın kendisi için hazırladığı kısa plan şöyleydi:
Sesimin yükseldiğini fark edeceğim.
Çocuğun güvenliğini kontrol edeceğim.
Bir adım geri çekileceğim.
Bir cümleyle sınırı söyleyeceğim.
Gerekirse kısa bir mola vereceğim.
Sakinleşince konuşmaya döneceğim.
Bu plan her zaman kusursuz işlemedi.
Bazen Aslı ikinci adımda bağırdı.
Bazen mola vermeden önce tartışma büyüdü.
Bazen de çocuğun yanında özür dilemek zorunda kaldı.
Ama her deneme, bir sonraki deneme için bilgi verdi.
Sakinlik bir kişilik özelliği değil, geliştirilebilen bir beceridir.
Çocuğun Duygusu ile Senin Duygun Aynı Anda Var Olabilir
Doruk ağladığında Aslı da geriliyordu.
Doruk korktuğunda Aslı’nın içi sıkılıyordu.
Doruk öfkelendiğinde Aslı kendisini tehdit altında hissediyordu.
Bazen çocukla ebeveynin duyguları birbirine karışıyordu.
Doruk:
— Okula gitmek istemiyorum!
dediğinde Aslı’nın içinde de bir korku vardı:
“Ya gerçekten okulda bir sorun varsa?”
“Ya geç kalırsak?”
“Ya bu böyle devam ederse?”
Aslı, Doruk’un duygusuna eşlik ederken kendi duygusunu da fark etmeyi öğrendi.
— Doruk şu an korkuyor olabilir. Ben de geç kalacağımız için endişeliyim.
Bu iki duygu aynı anda var olabilirdi.
Ebeveynin sakin kalması, kendi kaygısını yok sayması anlamına gelmez. Kaygısını fark edip bütün kararları kaygının vermesine izin vermemek anlamına gelir.
Çocuğu Hemen Düzeltmeden Önce Kendine Bak
Aslı bazen Doruk’un davranışını düzeltmeden önce kendi davranışını incelemeye başladı.
Doruk oyuncağını toplamıyorsa:
Oyuncaklar çok mu dağınıktı?
Ondan aynı anda çok fazla şey mi bekliyordu?
Oyununu bitirmesi için haber vermiş miydi?
Günün sonunda fazla mı yorulmuştu?
Doruk sabah hazırlanmakta zorlanıyorsa:
Çanta gece hazırlanmış mıydı?
Giyeceği kıyafet hazır mıydı?
Sabah çok fazla talimat mı veriyordu?
Okulla ilgili konuşulmamış bir sorun var mıydı?
Bu sorular çocuğun sorumluluğunu tamamen ebeveyne yüklemez.
Fakat bazen çevredeki düzen değiştiğinde davranış da kolaylaşabilir.
Ebeveyn her sorunu yalnızca çocuğun karakteriyle açıklarsa çözüm bulmak zorlaşır.
— Çok dağınık.
— Çok inatçı.
— Zaten hiç dinlemiyor.
gibi etiketler davranışı açıklamaktan çok çocuğu tanımlar.
Bunun yerine:
— Geçişlerde zorlanıyor.
— Sabahları hazırlanmak için daha fazla zamana ihtiyaç duyuyor.
— Oyunu bırakırken desteğe ihtiyaç duyuyor.
denebilir.
Davranışı tanımlamak, ona müdahale etmeyi kolaylaştırır.
Kusursuz Cümle Yoktur
Ebeveynlikte her durum için doğru bir cümle bulmak mümkün değildir.
Bazen:
— Seni anlıyorum.
dersiniz ve çocuk daha çok ağlar.
Bazen seçenek sunarsınız ve çocuk ikisini de reddeder.
Bazen yumuşak konuşursunuz ama sınır yine de kabul edilmez.
Bazen sakin kalmak için uğraşırsınız ama yine de sesiniz yükselir.
Bu, bütün çabanın boşa gittiği anlamına gelmez.
Çocuğun duygusunu kabul etmek, çocuğun hemen sakinleşeceğini garanti etmez.
Sınır koymak, çocuğun hemen uyacağını garanti etmez.
Sakin konuşmak, her zaman tartışmayı bitirmez.
Ama ebeveynin davranışı, evdeki iletişim kültürünü zamanla etkiler.
Aslı’nın amacı Doruk’un hiç itiraz etmemesi değildi.
Amacı, itiraz anlarında birbirlerini incitmeden kalabilmekti.
Aslı’nın Sabahı
Ertesi sabah Doruk yine yatağından kalkmak istemedi.
— Karnım ağrıyor.
Aslı’nın içinde önce eski kaygı yükseldi. Saate baktı. Geç kalmaktan korktu.
Sonra bedenindeki gerginliği fark etti.
— Karnının ağrıdığını söylüyorsun. Bu gerçek bir ağrı mı, yoksa okulla ilgili bir endişe mi?
Doruk:
— Bilmiyorum.
— Tamam. Önce biraz su içelim. Sonra hazırlanmayı deneyeceğiz. Eğer ağrın devam ederse tekrar bakarız.
Doruk yataktan kalktı.
Aslı onu hemen sorguya çekmedi. Kahvaltı hazırlarken:
— Bugün okulda zorlayıcı bir şey var mı?
diye sordu.
Doruk:
— Matematik sınavı.
Aslı’nın içi yeniden sıkıldı. Bu kez:
— Sınav seni endişelendiriyor.
dedi.
— Ya yapamazsam?
— O zaman zorlandığın yerleri görmüş olursun. Sınavdan önce bildiğin iki soruyu birlikte gözden geçirebiliriz.
Doruk başını salladı.
Aslı onun korkusunu tamamen yok edemedi.
Fakat korkunun yanında sakin kalabildi.
Bu da yeterliydi.
Çünkü sakin ebeveyn olmak, çocuğun bütün sorunlarını çözmek değildir.
Çocuğun sorunu varken, kendi tepkisini yönetebilmektir.
Kendine Söylediğin Cümle
Aslı, öfkelendiği anlarda kendisine şu cümleyi hatırlatmaya başladı:
“Şu an çocuğumla savaşmıyorum. Zorlanan bir çocuğa eşlik ediyorum.”
Bu cümle her şeyi kolaylaştırmıyordu.
Fakat Doruk’un karşısında değil, yanında durmasına yardımcı oluyordu.
Çocuk sınırları zorlayabilir.
İtiraz edebilir.
Ağlayabilir.
Kendi istediğinin olmasını isteyebilir.
Ebeveyn bunların hepsine izin vermek zorunda değildir.
Ama çocuğu bir düşman gibi görmeden sınır koyabilir.
Sakinlik, çocuğun sessiz olmasıyla değil; yetişkinin kendi içindeki gürültüye rağmen daha dikkatli davranabilmesiyle başlar.
Aslı artık her sabah sakin uyanmıyordu.
Ama sabahın nasıl biteceğini tek başına öfkesinin belirlemesine izin vermemeye çalışıyordu.
Ve her gün, biraz daha fazla fark ediyordu:
Sakin anne baba olmak, hiç taşmamak değil.
Taştığında, suyu yeniden yerine koymayı öğrenmekti.