1. Bölüm
Mutluluğun Emri
Telefon ekranınızda bir paylaşım görürsünüz:
Bugün mutlu olmayı seç.
Altında güneşli bir manzara, gülümseyen bir yüz veya kahve fincanının yanında duran düzenli bir defter vardır. Cümle kısa, görüntü sakindir. Bir an için içinizde bir rahatsızlık belirir.
Çünkü o gün mutlu değilsinizdir.
Belki kötü bir haber almışsınızdır.
Belki hiçbir şey yolunda gitmiyordur.
Belki görünürde önemli bir sorun yoktur ama yine de kendinizi ağır, isteksiz veya boş hissediyorsunuzdur.
Paylaşımı gördüğünüzde aklınızdan şu geçebilir:
“Ben de mutlu olmayı seçmeliyim.”
Sonra kendinize kızarsınız.
Neden yeterince olumlu düşünemiyorum?
Neden herkes hayatını toparlamış gibi görünürken ben hâlâ aynı yerdeyim?
Neden küçük şeylerle mutlu olamıyorum?
Böylece bir duygu, bir göreve dönüşür.
Mutluluk artık yalnızca yaşanması güzel bir hâl değildir. Ulaşılması, korunması ve başkalarına gösterilmesi gereken bir başarıya benzemeye başlar.
Peki gerçekten mutlu olmak zorunda mıyız?
Mutluluk ne zaman görev hâline geldi?
Mutluluğu istemek insanlık kadar eskidir. İnsanlar iyi, huzurlu ve anlamlı bir hayat yaşamak istemiştir. Fakat mutluluğun nasıl tanımlandığı ve insanın buna ne kadar sorumlu tutulduğu dönemlere göre değişmiştir.
Bugün mutluluk çoğu zaman kişisel bir proje gibi sunulur.
Daha iyi düşün.
Kendine yatırım yap.
Kötü enerjiden uzaklaş.
Her sabah şükret.
Başarılı ol.
İyi görün.
Hayatını düzene sok.
Bu önerilerin bazıları tek başına faydalı olabilir. Kendine özen göstermek, hayatındaki sorunları fark etmek ve daha iyi alışkanlıklar geliştirmek elbette değerlidir.
Fakat bütün sorumluluğun bireye bırakıldığı noktada mutluluk baskıya dönüşebilir.
İşsizseniz yeterince çabalamadığınız söylenebilir.
Yalnızsanız kendinizi sevmediğiniz düşünülebilir.
Üzgünseniz olumsuz düşündüğünüz iddia edilebilir.
Yorgunsanız hayatınızı iyi yönetemediğiniz söylenebilir.
Bu bakış açısında insanların yaşadığı ekonomik, toplumsal ve ailevi koşullar geri plana itilir. Mutluluk, kişinin karakterine ve disiplinine bağlanır.
Mutlu olan başarılıdır.
Üzgün olan eksiktir.
Bu kadar basit bir denklem, insan hayatını açıklamak için yeterli değildir.
Mutluluk bir duygu mudur?
Türkçede “mutluluk” kelimesi farklı anlamlarda kullanılabilir.
Bazen kısa süreli bir neşeyi anlatırız:
“Bugün çok mutluyum.”
Bazen uzun süreli bir hayat memnuniyetini:
“Hayatından genel olarak mutlu.”
Bazen de iyi ve doğru yaşama fikrini:
“Mutlu bir hayat sürdü.”
Bu üç kullanım aynı değildir.
Bir insan bugün neşeli olabilir ama hayatından memnun olmayabilir.
Bir başkası zor bir dönemden geçebilir ama hayatının genel yönünü anlamlı bulabilir.
Başka biri ise dışarıdan sakin ve başarılı görünürken içeride yoğun bir boşluk yaşayabilir.
Mutluluğu tek bir duygu gibi düşündüğümüzde bu farkları kaçırırız. Oysa insan hayatı yalnızca neşeden oluşmaz.
Üzüntü, öfke, korku, şaşkınlık, özlem ve hayal kırıklığı da insan deneyiminin parçasıdır.
Bu duyguların ortaya çıkması, kişinin yanlış yaşadığını göstermez.
Bir yakının ölümü karşısında üzülmek, hayata bakışınızın bozulduğu anlamına gelmez.
Bir haksızlığa öfkelenmek, yeterince olumlu olmadığınızı göstermez.
Bir kararın sonucundan korkmak, zayıf olduğunuzun kanıtı değildir.
Duyguların hepsi rahat değildir. Fakat rahat olmamaları, gereksiz veya değersiz oldukları anlamına gelmez.
Bazen üzüntü bir kaybı fark etmemizi sağlar.
Bazen öfke, bir sınırın ihlal edildiğini gösterir.
Bazen korku, tehlikeye dikkat etmemize yardım eder.
Bazen huzursuzluk, hayatımızda değiştirmemiz gereken bir şey olduğunu düşündürür.
Bu duyguların hiçbiri tek başına doğru kararın garantisi değildir. Ama onları yalnızca yok edilmesi gereken engeller gibi görmek de doğru değildir.
Antik Yunan’da mutluluk
Antik Yunan felsefesinde mutluluk, bugünkü anlamıyla yalnızca iyi hissetmekten ibaret değildi.
Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik adlı eserinde kullandığı “eudaimonia” kavramı genellikle mutluluk, iyi yaşama veya insanın gelişmesi şeklinde çevrilir. Ancak kavramın anlamı, kısa süreli neşeden daha geniştir.
Aristoteles’e göre iyi hayat, yalnızca hoş duyguların toplamı değildir. İnsan, aklını kullanmalı, erdemli davranmalı ve yaşamını iyi eylemlerle biçimlendirmelidir. Cesaret, adalet, ölçülülük ve dostluk gibi erdemler, iyi bir hayatın parçasıdır.
Bu bakış açısında mutlu olmak, her an neşeli olmak anlamına gelmez.
Cesur bir insan korku yaşamayabilir mi?
Yaşayabilir.
Ama korku karşısında nasıl davranacağını öğrenir.
Adil bir insan hiç öfkelenmez mi?
Öfkelenebilir.
Fakat öfkesinin başkalarına zarar vermesine izin vermemeye çalışır.
İyi bir hayat, olumsuz duyguların tamamen ortadan kalktığı hayat değildir.
İnsan, duygularına rağmen doğru davranmaya ve kendi kapasitesini geliştirmeye çalışır.
Aristoteles’in mutluluk anlayışında hayatın bütünü önemlidir. Tek bir gün, tek bir olay veya tek bir duygu kişinin hayatının tamamını belirlemez. İnsan, zaman içinde verdiği kararlar, kurduğu ilişkiler ve geliştirdiği karakter aracılığıyla iyi yaşama yaklaşır.
Bu anlayış, mutluluğu bir gülümseme fotoğrafından ayırır.
Bir insan zor bir iş üzerinde çalışırken yorulabilir ama yaptığı işi anlamlı bulabilir.
Bir anne veya baba çocuğu için fedakârlık yaparken zorlanabilir ama hayatını değerli hissedebilir.
Bir öğrenci bir hedefe ulaşmak için sıkıntı çekebilir ama bu çabanın kendisi onun için anlam taşıyabilir.
Hayatın iyi olması, her an kolay veya keyifli olması demek değildir.
İyi hissetmek ile iyi yaşamak
Bir akşam boyunca eğlenebilirsiniz.
Lezzetli yemekler yiyebilir, sevdiğiniz insanlarla vakit geçirebilir ve o an kendinizi çok iyi hissedebilirsiniz.
Fakat ertesi gün bu deneyimin hayatınızın genel durumuyla ilişkisini düşünürsünüz.
İyi hissetmek önemlidir. İnsan sürekli acı içinde yaşamak istemez. Neşe ve haz, hayatı taşıyabilmemize yardım eder.
Ama iyi hissetmek ile iyi yaşamak aynı şey değildir.
Bir davranış size kısa vadede haz verirken uzun vadede zarar verebilir. Bir karar o an rahatlatıcı görünürken daha sonra hayatınızı zorlaştırabilir. Bir ilişki, sizi yalnız kalma korkusundan korurken kendi sınırlarınızı kaybetmenize neden olabilir.
Bu nedenle mutluluk yalnızca o anki duyguyla ölçülemez.
Bir şeyden keyif alıyor olmanız, onun sizin için iyi olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde bir şeyin zor olması, onun kötü olduğu anlamına gelmez.
Ders çalışmak, spor yapmak, bir beceri öğrenmek veya zor bir konuşmayı gerçekleştirmek yorucu olabilir. Fakat bu zorluklar, kişinin hayatına anlam ve gelişim katabilir.
Burada amaç acıyı yüceltmek değildir.
Zorlanmayı otomatik olarak erdem saymak da doğru değildir. İnsanların gereksiz acıya katlanması, sırf güçlü görünmek için kendisini tüketmesi veya kötü koşulları kabullenmesi gerekmez.
Soru şudur:
Bu zorluk hayatımı gerçekten değerli bir yöne mi taşıyor, yoksa yalnızca tükenmeme mi neden oluyor?
Bu soruya verilen cevap, mutlulukla iyi yaşam arasındaki farkı anlamamıza yardım eder.
Stoacılar mutlu olmayı nasıl düşünüyordu?
Stoacı filozoflar, insanın mutluluğunu dış koşullara tamamen bağlamaması gerektiğini savundular.
Epiktetos’un düşüncesinde, kontrol edebildiğimiz ve edemediğimiz şeyleri ayırmak önemli bir yer tutar. Kendi yargılarımız, niyetlerimiz ve tepkilerimiz belli ölçüde bize aittir. Başkalarının kararları, geçmişte yaşananlar, hastalık, ölüm ve birçok dış koşul ise doğrudan kontrolümüzde değildir.
Stoacı yaklaşım, “Hiçbir şeyi önemseme,” anlamına gelmez.
Daha çok, hayatımızın tamamını kontrol edemeyeceğimizi kabul etmemizi önerir.
Bir sınava hazırlanabilirsiniz ama sınavın sonucunu bütünüyle belirleyemezsiniz.
Bir ilişkiyi dürüstçe sürdürebilirsiniz ama karşı tarafın sizi her zaman aynı biçimde sevmesini sağlayamazsınız.
Bir iş için çabalayabilirsiniz ama ekonomik koşulları tek başınıza değiştiremezsiniz.
Bu ayrım, insanın her olumsuz sonucu kendisinin suçu olarak görmesini engelleyebilir.
Fakat Stoacılık da yanlış yorumlanabilir. “Her şeyi kabullen,” diyerek adaletsizliği, şiddeti veya kötü koşulları görmezden gelmek Stoacı düşüncenin basit bir özeti değildir. İnsan, kontrol edemediği sonuçlarla karşılaşsa bile kendi eylemleri üzerinde düşünmeye devam eder.
Stoacıların mutluluk anlayışı, her an iyi hissetmekten çok, hayatın değişkenliği karşısında içsel bir dayanıklılık geliştirmeye yakındır.
Bu dayanıklılık, duygusuz olmak değildir.
Kayıp karşısında üzülmemek değil, üzüntünün içinde kendinizi tamamen yok etmemeye çalışmaktır.
Korkmamak değil, korku yaşarken hangi davranışın doğru olduğunu düşünmektir.
Mutluluk neden bir baskıya dönüştü?
Modern dünyada mutluluk, kişisel sorumluluk fikriyle güçlü biçimde birleşti.
İnsanlara hayatlarını değiştirebilecekleri söylendi. Bu düşüncenin özgürleştirici bir yönü vardır. Kişinin kendi kararlarının önemli olduğunu, öğrenebileceğini ve bazı koşulları değiştirebileceğini hatırlatır.
Ancak bu düşünce aşırıya kaçtığında, kişinin kontrolü dışındaki her şeyden de sorumlu tutulmasına yol açabilir.
Bir insanın mutlu olup olmaması; yalnızca düşünce biçimine bağlı değildir.
Ekonomik güvenlik, sosyal ilişkiler, sağlık, yaşadığı çevre, ayrımcılık, eğitim fırsatları ve aile koşulları da hayat memnuniyetini etkiler.
Bütün bunları yok sayıp “Yeterince pozitif değilsin,” demek gerçekçi değildir.
Mutluluk kültürü bazen kişinin yaşadığı acıyı da görünmez hâle getirir.
“Bunda da bir hayır vardır.”
“Daha kötüsü olabilirdi.”
“Güçlü olmalısın.”
“Olumlu düşün.”
Bu cümleler bazı durumlarda destekleyici olabilir. Fakat kişi acısını anlatmaya çalışırken sürekli bu cevaplarla susturuluyorsa, duygusunun görülmediğini hissedebilir.
Her acının hemen olumlu bir derse dönüşmesi gerekmez.
Bazı kayıplar bir süre yalnızca kayıptır.
Bazı adaletsizlikler önce düzeltilmeyi gerektirir.
Bazı üzüntüler, çözüm önerisinden önce dinlenmeye ihtiyaç duyar.
Mutlu olma baskısı, insanın yaşadığı gerçekliği inkâr etmesine neden olabilir.
Kişi üzgünken gülümsemeye, yorulmuşken güçlü görünmeye ve yardım isterken bile her şey yolundaymış gibi davranmaya çalışabilir.
Bu da gerçek duygularla dışarıya gösterilen görüntü arasında mesafe yaratır.
Mutlu olmak zorunda mıyım?
Hayır.
Her an mutlu olmak zorunda değilsiniz.
Hayatınızın her döneminde memnun, neşeli veya umutlu hissetmek zorunda değilsiniz. Bazı dönemlerde yalnızca günü geçirmek bile büyük bir çaba olabilir. Bu, başarısız olduğunuzu göstermez.
Ancak “Mutlu olmak zorunda değilim,” cümlesi, hayatımdaki hiçbir şeyi değiştirmem gerekmiyor anlamına da gelmez.
Bazen mutsuzluk, üzerinde düşünülmesi gereken bir işaret olabilir.
Hayatınızda size zarar veren bir ilişki bulunabilir.
Kendinizi sürekli başkalarının beklentilerine göre yaşıyor olabilirsiniz.
İhtiyaçlarınızı uzun süre ertelemiş olabilirsiniz.
Yorgunluğunuzu görmezden geliyor olabilirsiniz.
Böyle durumlarda mutsuzluğunuzu bastırmak yerine onu anlamaya çalışmak daha yararlı olabilir.
Şu sorularla başlayabilirsiniz:
Şu anda beni en çok zorlayan şey nedir?
Bu durum değişebilir mi?
Değiştiremiyorsam onunla ilişkimi nasıl yeniden kurabilirim?
Benden beklenen mutluluk kime ait?
Gerçekten neye ihtiyacım var?
Hayatımda küçük de olsa anlam veren ne bulunuyor?
Bu sorular, mutluluğu zorla üretmeye çalışmak yerine hayatınızı daha dürüst değerlendirme fırsatı sunar.
Bazen mutluluk doğrudan hedef olarak kovalanmadığında ortaya çıkabilir.
Bir arkadaşla yapılan samimi konuşmada.
Bir işi dikkatle tamamlamada.
Birinin yükünü hafifletmede.
Kendi sınırınızı korumada.
Bir kitabın cümlesinde.
Sessiz bir sabahın içinde.
Mutluluk, sürekli izlenmesi gereken bir performans olmaktan çıktığında daha doğal bir hâl alabilir.
Bugünün görevi
Bugün mutlu olmaya çalışmak yerine kendinize başka bir görev verebilirsiniz:
Bugün ne hissettiğimi dürüstçe fark edeceğim.
Bu duygu hoşuma gitmese de onu hemen yargılamayacağım.
Beni etkileyen koşulları düşünmeye çalışacağım.
Değiştirebileceğim küçük bir şey varsa onu göreceğim.
Değiştiremeyeceğim bir şey için kendimi sonsuza kadar suçlamayacağım.
Bu yaklaşım, insanı pasifliğe sürüklemez. Tam tersine, gerçek durumdan başlayarak hareket etmesini sağlar.
Sürekli mutlu görünmek zorunda olmayan kişi, gerçek ihtiyacını daha kolay fark edebilir.
Yorgunsa dinlenmeyi düşünebilir.
Yalnızsa destek isteyebilir.
Kızgınsa sınır koyabilir.
Üzgünse yas tutabilir.
Hayatının anlamını yeniden değerlendirebilir.
Mutluluk bir emir değil
Mutluluk, hayatın değerli olabileceği deneyimlerden biridir.
Ama tek değer değildir.
İnsan bazen mutlu olmadan da iyi bir şey yapabilir.
Bazen neşeli hissetmeden de sevgi gösterebilir.
Bazen umutlu olmadan da bir sonraki güne ulaşmaya çalışabilir.
Bazen hayatını anlamlı bulmadan önce yalnızca kendisine zarar vermemeyi seçebilir.
Bu küçük kararlar da önemlidir.
Mutluluk, insanın bütün hayatını değerlendiren tek ölçü olsaydı; yas tutan, mücadele eden, adalet arayan veya bir başkasının yanında duran herkes eksik sayılırdı.
Oysa iyi bir hayat, yalnızca güzel hislerden oluşmaz.
İçinde sorumluluk vardır.
Dostluk vardır.
Cesaret vardır.
Kayıp vardır.
Çaba vardır.
Bazen sessizlik vardır.
Bazen de hiçbir şeyin yolunda gitmediği bir günde, yine de dürüst kalma çabası vardır.
Mutlu olmak isteyebilirsiniz.
Ama mutlu olamadığınız için kendinizi değersiz ilan etmek zorunda değilsiniz.
Mutluluğu arayabilirsiniz.
Ama onu hayatınızın tek anlamı hâline getirmek zorunda değilsiniz.
İyi yaşamak, her an iyi hissetmek değildir.
Belki daha çok şudur:
Ne hissettiğinizi fark etmek, neye değer verdiğinizi düşünmek ve bütün hayatınızı tek bir duygunun yönetmesine izin vermemek.