gridreads

1. Bölüm

MAH­KUM­LA­RIN GEMİSİ

"Burada bazı gaze­te­ler var," dedi dostum Sher­lock Holmes, bir kış akşamı bir­lik­te ateşin başın­da otur­muş konu­şur­ken. "Sanı­rım ilgini çeker Watson. Bu sıra dışı Gloria Scott vaka­sıy­la ilgili bazı bel­ge­ler­den bah­se­di­yor. Sulh Hâkimi Trevor'ın oku­yun­ca deh­şe­te kapıl­dı­ğı bir mesajı yayın­la­mış­lar."

Çek­me­ce­den biraz yıp­ran­mış bir rulo çıka­ra­rak ban­dı­nı açtı ve gri bir kâğıda yazılı bir mesaj çıkar­ta­rak bana uzattı.

" 'Oyun için bilet­ler bitti,' diyor­du. 'Bil­di­ğin gibi Hudson erken dav­ra­na­rak gere­ken her türlü şeyi bulup hiz­met­çi­ye anlat­mış. Yine de çabuk olmak şart. Kaç kere­dir söy­lü­yo­rum. Kurtul şu tem­bel­lik­ten.'

Bu bil­me­cem­si mesajı oku­duk­tan sonra kafamı kal­dır­dı­ğım­da Holmes'un yüzüm­de­ki ifa­de­ye bakıp kıkır­da­dı­ğı­nı gördüm.

"Biraz şaşır­mış görü­nü­yor­sun," dedi.

"Bunun gibi bir mesaj insanı neden deh­şe­te düşü­rür anla­ya­ma­dım. Bana çok tuhaf geldi."

"Doğru ama bunu okuyan adam, ki aklı yerin­de bir adam­dır, oku­du­ğun­da yumruk yemişe dönmüş."

"Beni merak­lan­dı­rı­yor­sun," dedim. "Peki biraz önce neden bu vaka­nın ilgimi çeke­ce­ği­ni söy­le­din?"

"Çünkü ne zaman­dır bağ­lan­dı­ğım ilk vaka bu."

Çoğu zaman dos­tu­mun zih­nin­den suçla ilgili geçen şey­le­ri anla­ma­ya çalı­şı­rım ama daha önce bunun gibi bir konuda böy­le­si­ne neşeli oldu­ğu­nu hiç gör­me­miş­tim. Kol­tu­ğu­na oturup bel­ge­le­ri dizine açtı. Sonra da pipo­su­nu yakıp tüt­tür­me­ye ve kuca­ğın­da­ki bel­ge­le­ri evirip çevir­me­ye baş­la­dı.

"Sana daha önce Victor Trevor'dan bah­set­me­miş­tim, değil mi?" diye sordu. "Üni­ver­si­te­de oku­du­ğum iki yıl için­de­ki tek dos­tum­du. Ben hiçbir zaman sosyal bir insan olma­dım Watson. Çoğu zaman odamda oturup kendi küçük metot­la­rım üze­rin­de kafa yor­ma­yı tercih eder­dim. Bu yüzden de öğren­ci arka­daş­la­rım­la pek içli dışlı olma­dım. Benim atle­tizm ve boks dışın­da­ki ilgi alan­la­rım diğer arka­daş­la­rım­dan o kadar fark­lıy­dı ki, onlar­la pek zaman geçir­mez­dim. Tanış­tı­ğım tek kişi Trevor'dı ve onunla tanış­ma­mız da köpe­ği­nin bile­ği­mi ısır­ma­sı sonucu olmuş­tu.

"Biraz tatsız bir baş­lan­gıç­tı ama işe yara­mış­tı. Ben son­ra­ki on gün ayağım yüzün­den yatak­tan çıka­ma­dım ama Trevor da sık sık gelip hatı­rı­mı sordu. İlk başta konuş­ma­la­rı­mız kısa sürü­yor­du ama sonra git­tik­çe uza­ma­ya baş­la­dı ve dönem sonun­da çok yakın arka­daş olduk. O benim ter­si­me kanlı canlı ve ateşli bir adamdı ama ortak bazı nok­ta­la­rı­mız vardı tabii. Sonun­da bir gün beni baba­sı­nın Nor­folk, Don­nit­hor­pe'daki evine davet etti ve bir­lik­te bir ay geçir­dik.

"Trevor'ın babası var­lık­lı, nüfuz­lu bir adamdı ve toprak sahibi bir sulh hâki­miy­di. Don­nit­hor­pe, Lang­me­re'in kuze­yin­de, Broads civa­rın­da küçük bir köydü. Evleri eski tarz, önünde güzel bah­çe­si olan ahşap bir binay­dı. Çevre ördek ve balık avına müsa­it­ti ve evin, eski sahi­bin­den kalan kütüp­ha­ne­si de olduk­ça geniş­ti. İnsa­nın orada keyif­li zaman geçir­me­me­si için epey titiz biri olması lazım.

"Bay Trevor duldu ve dostum da tek oğluy­du. Bir­ming­ham'a yap­tı­ğı bir ziya­ret sıra­sın­da dif­te­ri­ye yaka­la­nıp ölen bir kızı da oldu­ğu­nu duy­muş­tum. Baba çok ilgimi çek­miş­ti. Fazla kül­tür­lü biri değil­di ama hem fizik­sel hem de zihin­sel olarak saf bir güce sahip­ti. Pek kitap okumuş değil­di ama çok gezmiş, dün­ya­nın birçok yerini dolaş­mış, öğren­di­ği hiçbir şeyi unut­ma­mış­tı. İri yarı, beyaz saçlı, güneş yanığı ten­liy­di ve vah­şi­lik dere­ce­sin­de sert bakan mavi göz­le­ri vardı. Ama bütün bu görü­nü­mü­ne rağmen civar­da yumu­şak­lı­ğıy­la ve mer­ha­me­tiy­le tanı­nı­yor­du.

"Orada kal­ma­ya baş­la­dı­ğım ilk gün­ler­de bir akşam yemek­ten sonra otur­du­ğun­da genç Trevor benden bah­set­me­ye baş­la­dı. O zaman­lar henüz haya­tım­da oyna­ya­ca­ğı rolü bil­me­di­ğim ama aşağı yukarı sis­te­ma­tik hale getir­miş oldu­ğum gözlem ve akıl yürüt­me alış­kan­lık­la­rı­mı anlat­tı baba­sı­na. Yaşlı adam, oğlu­nun beni över­ken abart­mış oldu­ğu­nu fark etmiş olmalı ki;

" 'Hadi Bay Holmes,' dedi neşey­le güle­rek, 'ben sizin için mükem­mel bir mal­ze­me­yim. Benden neler çıka­rı­yor­su­nuz?'

" 'Kor­ka­rım fazla bir şey yok,' diye cevap­la­dım. 'Sadece geçen on iki ay içinde bir sal­dı­rı teh­di­di almış ola­bi­le­ce­ği­ni­zi tahmin edi­yo­rum.'

"Ben bun­la­rı söy­le­yin­ce adamın yüzün­de­ki gülüm­se­me dondu ve bana şaş­kın­lık­la bak­ma­ya baş­la­dı.

" 'Evet, doğru,' dedi. 'Hatır­lar­sın Victor,' dedi oğluna döne­rek, 'o kaçak­çı­la­rı yaka­la­dı­ğı­mız­da bizi bıçak­la­mak­la tehdit etmiş­ler­di; hatta Sir Edward Holly sal­dı­rı­ya uğra­mış­tı. O zaman­dan beri hep tetik­te­yim ama bunu nasıl anla­dı­ğı­nı bile­mi­yo­rum.'

" 'Çok güzel bir bas­to­nu­nuz var,' dedim. 'Üstün­de­ki yazı­dan anla­dı­ğım kada­rıy­la alalı bir yıl olma­mış. Ama siz zah­me­te girip ucunu çıkart­tır­mış ve esaslı bir silah olması için kur­şun­la dol­durt­muş­su­nuz. Bir kor­ku­nuz olma­say­dı böyle bir şey yap­tır­maz­dı­nız.'

" 'Başka bir şey yok mu?' diye sordu gülüm­se­ye­rek.

" 'Genç­li­ği­niz­de boksa merak­lıy­mış­sı­nız.'

" 'Bu da doğru. Nere­den bildin? Bur­num­dan mı anla­dın?'

" 'Hayır,' dedim. 'Kulak­la­rı­nız­dan. Bok­sör­le­re özgü bir şekli var.'

" 'Başka?'

" 'Elle­ri­niz­le çok kazı yap­mış­sı­nız.'

" 'Bütün ser­ve­ti­mi altın maden­le­ri­ne borç­lu­yum.'

" 'Yeni Zelan­da'ya git­miş­si­niz.'

"'Bu da doğru.'

" 'Japon­ya'da da bulun­muş­su­nuz.'

"'Evet.'

" 'Ve ismi­nin baş harf­le­ri J. A. ile baş­la­yan biriy­le yakın bir iliş­ki­niz olmuş. Ama son­ra­dan onu unut­mak için epey çaba­la­mış­sı­nız. '

"Bay Trevor yavaş­ça kalkıp koca­man mavi göz­le­ri­ni üze­ri­me dikti. Sonra da ken­din­den geçe­rek yere yığıl­dı.

"Ne kadar sar­sıl­dı­ğı­mı­zı tahmin ede­bi­lir­sin Watson. Neyse ki krizi fazla uzun sür­me­di. Yaka­sı­nı gev­şe­tip yüzüne biraz su serp­tik­ten sonra ken­di­ne geldi.

" 'Ah çocuk­lar,' dedi gülüm­se­me­ye çalı­şa­rak, 'umarım kor­kut­ma­dım sizi. Dışa­rı­dan ne kadar sert görün­sem de biraz yufka yürek­li­lik vardır içimde. Bunu nasıl başa­rı­yor­su­nuz bile­mi­yo­rum Bay Holmes, ama bana kalır­sa bu yete­nek­le­ri­niz­le bütün dedek­tif­le­rin pabu­cu­nu dama atar­sı­nız. Sizin gele­ce­ği­niz burada yatı­yor Bayım. Tec­rü­be­le­ri­me güve­nin.'

"İnan bana Watson, bu hobimi mes­le­ğe dönüş­tü­re­bi­le­ce­ği­mi ilk defa bu tav­si­ye­den sonra fark etti­ği­mi söy­le­ye­bi­li­rim. Ama işin doğ­ru­su, o anda beye­fen­di­nin rahat­sız­lı­ğıy­la ilgi­len­mek­te oldu­ğum için başka bir şey düşü­ne­mi­yor­dum.

" 'Sizi rahat­sız edecek bir şey söy­le­me­dim ya?' dedim.

" 'Doğ­ru­su, o kadar hassas bir yarayı deş­ti­niz ki. Bütün bun­la­rı nasıl bil­di­ği­ni­zi ve daha ne kada­rı­nı tahmin ede­bil­di­ği­ni­zi öğre­ne­bi­lir miyim?' Bun­la­rı şakay­la karı­şık söy­lü­yor­du ama göz­le­ri­nin ardın­da­ki kor­ku­yu hâlâ göre­bi­li­yor­dum.

" 'Çok basit,' dedim. 'Bir ara balığa çık­tı­ğı­mız­da, dir­se­ği­niz­de­ki J. A. döv­me­si­ni gör­müş­tüm. Harf­ler hâlâ oku­na­bi­li­yor­du ama biraz silin­miş ve çev­re­sin­de­ki deri­nin yıp­ran­mış olması, döv­me­den kur­tul­ma­ya çalı­şıl­dı­ğı­nı gös­te­ri­yor­du. Bura­dan da o ilk harf­le­rin bir zaman­lar size yakın oldu­ğu­nu ama sonra da unut­ma­ya çalış­tı­ğı­nı­zı anla­dım.'

" 'Ne göz!' diye atıldı, iç çeke­rek. 'Tam dedi­ği­niz gibi. Ama bu konuda konuş­ma­ya­lım. Bütün haya­let­ler ara­sın­da en kötüsü eski aşk­lar­dır. Şimdi içeri geçip puro içelim.'

"Bay Trevor'ın o günden iti­ba­ren, her ne kadar sıcak dav­ran­ma­ya devam etse de, bana bir miktar şüp­hey­le yak­laş­tı­ğı­nı göre­bi­li­yor­dum. Bunu oğlu da fark etti. 'Bizim hâki­min içine öyle bir kurt düşür­dün ki,' dedi, 'bir daha asla neyi bilip neyi bil­me­di­ği­ni anla­ya­ma­ya­cak­tır.' Hâkim bunu belli etme­me­ye çalı­şı­yor­du ama o kadar kuv­vet­li bir duy­guy­du ki her hare­ke­tin­de açığa çıkı­yor­du. Sonun­da ona rahat­sız­lık ver­di­ği­mi düşü­ne­rek ziya­re­ti­mi kısa kes­me­ye karar verdim. Ama oradan ayrı­la­ca­ğım gün olan bir olay dikkat çeki­ciy­di.

"Bir gün üçümüz bah­çe­de şez­long­la­ra uzan­mış, güne­şin ve man­za­ra­nın key­fi­ni çıka­rır­ken, hiz­met­çi kız gelip kapıda Bay Trevor'ı görmek iste­yen bir adam oldu­ğu­nu haber verdi.

" 'Adı neymiş?' diye sordu ev sahibi.

" 'Ken­di­si söy­le­mi­yor.'

" 'Ne isti­yor­muş peki?'

" 'Onu tanı­dı­ğı­nı­zı ve biraz konuş­mak iste­di­ği­ni söy­le­di.

'İçeri al o zaman.' Kısa bir süre sonra içeri yaş­lı­ca, ürkek bir adam girdi ayak­la­rı­nı sürük­le­ye­rek. Üstün­de lekeli bir ceket, kır­mı­zı-kah­ve­ren­gi damalı bir gömlek, yün pan­to­lon ve eski püskü çiz­me­ler vardı. İnce ve esmer yüzün­de sinsi bir ifade vardı ve sürek­li sırı­tan ağzın­da çarpık çurpuk sarı diş­le­ri görü­nü­yor­du. Kırış­mış elleri ve duruş şekli deniz­ci­le­re özgüy­dü. Adam bize doğru gelir­ken Bay Trevor hıç­kı­rı­ğa benzer bir ses çıka­ra­rak san­dal­ye­sin­den fır­la­yıp eve koştu. Bir süre sonra geri gel­di­ğin­de adama:

" 'Söyle adamım,' dedi. 'Sana nasıl yar­dım­cı ola­bi­li­rim?'

"Deniz­ci, yüzün­de­ki gülüm­se­me­yi boz­ma­dan Bay Trevor'a baktı göz­le­ri­ni kır­pış­tı­ra­rak.

" 'Beni tanı­ma­dı­nız mı?' diye sordu sonra.

" 'Tabii ki tanı­dım Hudson,' dedi Bay Trevor şaşır­mış gibi.

" 'Doğru Efen­dim, Hudson,' dedi deniz­ci. 'Görüş­me­ye­li otuz yıl kadar olmuş. Siz sıcak evi­niz­de otu­rur­ken ben hâlâ iki lokma ekmeğe talim edi­yo­rum.'

" 'Sen beni hayır­sız mı sandın?' diye atıldı Bay Trevor ve adama yak­la­şıp kula­ğı­na bir şeyler fısıl­da­dı. 'Şimdi mut­fa­ğa git de kar­nı­nı doyur,' dedi sonra yüksek sesle. 'Muhak­kak sana bir şeyler ayar­la­rız.'

" 'Sağ olun Efen­dim,' dedi deniz­ci. 'İki yıldır başım­da­ki külüs­tür­le uğra­şı­yo­rum. Şu sıra­lar biraz dar­da­yım ve kafamı din­le­me­ye ihti­ya­cım var. Zaten siz olma­sa­nız Bay Bed­do­es'a gide­cek­tim.'

" 'Bay Bed­do­es'un nerede oldu­ğu­nu bili­yor­sun demek?'

" 'Elbet­te. Bütün eski dost­la­rın nerede oldu­ğu­nu bili­rim,' dedi adam sinsi bir gülüm­se­mey­le ve sonra hiz­met­çi kızın ardın­dan mut­fa­ğa gitti. Bay Trevor, adamın, maden­le­re gider­ken bin­di­ği bir gemi­den arka­da­şı oldu­ğu­na benzer bir şeyler geve­le­di ve bizi bah­çe­de bıra­kıp içeri girdi. Bir saat kadar sonra içeri gir­di­ği­miz­de Bay Trevor'ı kane­pe­de sızmış halde bulduk. Bütün bu olan­lar hiç hoşuma git­me­miş­ti. Zaten var­lı­ğı­mın yeteri kadar rahat­sız­lık ver­di­ği­ni düşü­ne­rek ertesi gün Don­nit­hor­pe'dan ayrıl­dım .

"Londra'ya dön­dü­ğüm­de yedi hafta boyun­ca orga­nik kimya deney­le­riy­le uğraş­tım. Ama yazın son­la­rı­na doğru bir gün, arka­da­şım­dan bir telg­raf aldım. Tav­si­ye­me ve yar­dı­mı­ma ihti­ya­cı oldu­ğu­nu söy­lü­yor, hemen Don­nit­hor­pe'a gel­me­mi rica edi­yor­du. Tabii ben de her şeyi bıra­kıp kuzeye döndüm yine.

"Beni istas­yon­da kar­şı­la­ma­ya gel­di­ğin­de son iki ayın onun için çok zor geçmiş oldu­ğu­nu fark ettim. Dert­ten zayıf­la­mış, o eski gürül­tü­cü, neşeli hali kal­ma­mış­tı.

" 'Hâkim ölüyor,' dedi ilk olarak.

" 'Olamaz!' diye bağır­dım. 'Ne oldu?'

" 'Felç. Bugün yine sinir krizi geçir­di. Dön­dü­ğü­müz­de onu sağ bula­maz­sak hiç şaşır­mam.'

"Bu bek­len­me­dik haber üze­ri­ne ne kadar deh­şe­te kapıl­dığımı tahmin ede­bi­lir­sin Watson.

" 'Neden böyle oldu?' diye sordum.

" 'Sorun da bu ya. Bunu yolda konu­şu­ruz. Sen ayrıl­ma­dan önceki akşam gelen adamı hatır­lı­yor musun?'

" 'Hem de dün gibi.'

" 'O gün eve kimi almı­şız bili­yor musun?'

" 'Hiçbir fikrim yok.'

" 'O şey­ta­nın ta ken­di­si Holmes,' dedi heye­can­la.

"Arka­da­şı­ma şaş­kın­lık­la baktım.

" 'Evet, evet, iblis o. O günden beri hiç huzu­ru­muz kal­madı... bir an için bile. Hâkim o gün yatak­tan kal­ka­ma­dı. O lanet Hudson yüzün­den babam hayata küstü.'

" 'Şu Hudson babana ne yaptı?'

" 'Bunu öğren­mek için neler vermem ki. Onun gibi nazik, iyi­lik­se­ver bir adam nasıl olur da o alçak hay­du­tun elinde oyun­cak olur? Ama gel­di­ği­ne sevin­dim Holmes. Sana güve­ni­yo­rum. Bana yardım et.'

"Batan güneş­le bir­lik­te Broads'a doğru yola çıktık. Sol­da­ki bir koru­lu­ğun arka­sın­dan hâki­min evinin baca­la­rı ve bayrak direği görü­le­bi­li­yor­du.

" 'Babam adamı önce bah­çı­van­lı­ğa getir­di,' dedi arka­da­şım, 'sonra bu da yet­me­yin­ce baş kâhya oldu. Ev artık tama­men elinin altın­day­dı ve iste­di­ği­ni yapa­bi­li­yor­du. Hiz­met­çi­ler sar­hoş­lu­ğun­dan ve küfür­baz­lı­ğın­dan şikâ­yet etmeye baş­la­dı­lar. Babam da onları sus­tu­ra­bil­mek için maaş­la­rı­nı yük­selt­ti. Sonra adam, san­da­lı ve baba­mın en iyi silah­la­rı­nı alıp ava çık­ma­ya baş­la­dı. Orta­lık­ta olduğu sürece yüzün­de öyle sinsi ve küstah bir ifade olu­yor­du ki, inan bana, yaşı­tım olsa şim­di­ye kadar çoktan hal­let­miş­tim işini. Ken­di­mi o kadar diz­gin­le­dim ama şimdi düşü­nü­yo­rum da keşke öyle yap­ma­say­dım.

" 'Neyse, işler sürek­li kötüye gitti ve Hudson gün geç­tik­çe daha da sal­dır­gan olmaya baş­la­dı. Bir gün babama küs­tah­ça kar­şı­lık ver­di­ği için daya­na­ma­yıp yaka­sın­dan tut­tu­ğum gibi attım odadan. Çıkar­ken yılan göz­le­rin­den tehdit oku­nu­yor­du. Son­ra­dan zaval­lı babam­la ara­la­rın­da ne geçti bil­mi­yo­rum ama babam ertesi gün gelip Hudson'dan özür dile­me­mi istedi. Haliy­le red­det­tim ve onun gibi aşa­ğı­lık birine neden bu kadar göz yum­du­ğu­nu sordum.

" 'Ah, evla­dım,' dedi, 'bunu ben de konuş­mak ister­dim ama halimi bir bilsen! Ama bir gün mut­la­ka öğre­ne­cek­sin Victor. Ne olursa olsun öğre­ne­cek­sin. Zaval­lı baban­dan sana zarar gel­me­ye­ce­ği­ni bilir­sin, değil mi oğlum?'

Sonra da ken­di­ni çalış­ma oda­sı­na kapat­tı ve pen­ce­re­den göre­bil­di­ğim kada­rıy­la bütün gün harıl harıl bir şeyler yazıp durdu.

" 'O akşam Hudson bura­lar­dan gide­ce­ği­ni söy­le­yin­ce derin bir oh çektim. Babam­la ben yemek­ten sonra otur­muş puro içer­ken odaya girdi ve yarı sarhoş bir adamın sesiy­le niye­ti­ni açık­la­dı.

" 'Nor­folk'tan sıkıl­dım artık,' dedi. 'Hamps­hi­re'a, Bay Bed­do­es'a gidi­yo­rum. O da beni görün­ce sevi­ne­cek­tir, eminim.'

" 'Bir şeye mi gücen­din de gidi­yor­sun Hudson?' diye sordu babam, beni çıl­gı­na çevi­ren bir uysal­lık­la.

" 'Bana bir özür bor­cu­nuz var,' dedi Hudson, bana doğru ters ters baka­rak.

" 'Bu değer­li insana kötü dav­ran­dı­ğı­nı kabul etme­li­sin Victor,' dedi babam bana döne­rek.

" 'Tam ter­si­ne, ona gere­ğin­den fazla sabır gös­ter­di­ği­mi­zi düşü­nü­yo­rum,' diye kar­şı­lık verdim.

" 'Sabır ha?' diye hır­la­dı Hudson. 'Öyle olsun dostum. Görü­şe­ce­ğiz!' dedik­ten sonra önce odadan çıktı, yarım saat sonra da evi terk etti. Baba­mın o günden sonra sinir­le­ri iyiden iyiye bozul­du. Her gece oda­sı­nı arşın­la­yıp dur­du­ğu­nu duya­bi­li­yor­dum. Tam biraz topar­la­nır gibiy­ken son dar­be­yi yemiş­ti.'

" 'Bu nasıl oldu peki?' diye sordum merak­la.

" 'Çok garip. Dün akşam babama, For­dingb­rid­ge'den bir mektup geldi. Babam mek­tu­bu oku­du­ğun­da kafa­sı­nı elle­ri­nin ara­sı­na alarak, aklını yitir­miş biri gibi odada dört dön­me­ye baş­la­dı. Sonun­da sakin­leş­ti­rip kane­pe­ye yatır­dı­ğım­da ağzıy­la göz kapak­la­rı­nın çar­pıl­dı­ğı­nı gördüm ve kriz geçir­di­ği­ni anla­ya­rak dok­to­ru çağır­dım. Onu hemen yatağa yatır­dık ama felç iyice yayıl­mış­tı. Ben çıkana kadar ken­di­ne gel­me­miş­ti; dön­dü­ğü­müz­de onu sağ bula­ma­ya­bi­li­riz.'

" 'Beni kor­ku­tu­yor­sun Trevor,' dedim. 'O mek­tup­ta bun­la­ra yol aça­bi­le­cek ne var acaba?'

" 'Hiçbir şey. İşin anla­şıl­maz kısmı da burası ya. Mesaj olduk­ça sıra­dan ve garip. Aman Allah’ım, galiba kork­tu­ğum olmuş!'

"Bun­la­rı anla­tır­ken biz de ön kapıya gel­miş­tik. Akşam ala­ca­ka­ran­lı­ğın­da evdeki bütün kepenk­le­rin kapa­tıl­mış oldu­ğu­nu gördüm. Kapıya yönel­di­ği­miz­de siyah­lar içinde bir beye­fen­di çıka­gel­di. Dos­tu­mun yüzü acıyla geril­di.

" 'Ne zaman oldu doktor?' diye sordu Trevor.

" 'Sen çık­tık­tan hemen sonra.'

" 'Hiç ken­di­ne geldi mi?'

" 'Sadece bir anlı­ğı­na.'

" 'Benim için bir şey söy­le­di mi?'

" 'Sadece kâğıt­la­rın dola­bın arka­sın­da oldu­ğu­nu söy­le­di.'

Bölüm 1 · 1/14

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Kitap sayfasına dön
Önceki

~10 dk kaldı

Sonraki