MAHKUMLARIN GEMİSİ
"Burada bazı gazeteler var," dedi dostum Sherlock Holmes, bir kış akşamı birlikte ateşin başında oturmuş konuşurken. "Sanırım ilgini çeker Watson. Bu sıra dışı Gloria Scott vakasıyla ilgili bazı belgelerden bahsediyor. Sulh Hâkimi Trevor'ın okuyunca dehşete kapıldığı bir mesajı yayınlamışlar."
Çekmeceden biraz yıpranmış bir rulo çıkararak bandını açtı ve gri bir kâğıda yazılı bir mesaj çıkartarak bana uzattı.
" 'Oyun için biletler bitti,' diyordu. 'Bildiğin gibi Hudson erken davranarak gereken her türlü şeyi bulup hizmetçiye anlatmış. Yine de çabuk olmak şart. Kaç keredir söylüyorum. Kurtul şu tembellikten.'
Bu bilmecemsi mesajı okuduktan sonra kafamı kaldırdığımda Holmes'un yüzümdeki ifadeye bakıp kıkırdadığını gördüm.
"Biraz şaşırmış görünüyorsun," dedi.
"Bunun gibi bir mesaj insanı neden dehşete düşürür anlayamadım. Bana çok tuhaf geldi."
"Doğru ama bunu okuyan adam, ki aklı yerinde bir adamdır, okuduğunda yumruk yemişe dönmüş."
"Beni meraklandırıyorsun," dedim. "Peki biraz önce neden bu vakanın ilgimi çekeceğini söyledin?"
"Çünkü ne zamandır bağlandığım ilk vaka bu."
Çoğu zaman dostumun zihninden suçla ilgili geçen şeyleri anlamaya çalışırım ama daha önce bunun gibi bir konuda böylesine neşeli olduğunu hiç görmemiştim. Koltuğuna oturup belgeleri dizine açtı. Sonra da piposunu yakıp tüttürmeye ve kucağındaki belgeleri evirip çevirmeye başladı.
"Sana daha önce Victor Trevor'dan bahsetmemiştim, değil mi?" diye sordu. "Üniversitede okuduğum iki yıl içindeki tek dostumdu. Ben hiçbir zaman sosyal bir insan olmadım Watson. Çoğu zaman odamda oturup kendi küçük metotlarım üzerinde kafa yormayı tercih ederdim. Bu yüzden de öğrenci arkadaşlarımla pek içli dışlı olmadım. Benim atletizm ve boks dışındaki ilgi alanlarım diğer arkadaşlarımdan o kadar farklıydı ki, onlarla pek zaman geçirmezdim. Tanıştığım tek kişi Trevor'dı ve onunla tanışmamız da köpeğinin bileğimi ısırması sonucu olmuştu.
"Biraz tatsız bir başlangıçtı ama işe yaramıştı. Ben sonraki on gün ayağım yüzünden yataktan çıkamadım ama Trevor da sık sık gelip hatırımı sordu. İlk başta konuşmalarımız kısa sürüyordu ama sonra gittikçe uzamaya başladı ve dönem sonunda çok yakın arkadaş olduk. O benim tersime kanlı canlı ve ateşli bir adamdı ama ortak bazı noktalarımız vardı tabii. Sonunda bir gün beni babasının Norfolk, Donnithorpe'daki evine davet etti ve birlikte bir ay geçirdik.
"Trevor'ın babası varlıklı, nüfuzlu bir adamdı ve toprak sahibi bir sulh hâkimiydi. Donnithorpe, Langmere'in kuzeyinde, Broads civarında küçük bir köydü. Evleri eski tarz, önünde güzel bahçesi olan ahşap bir binaydı. Çevre ördek ve balık avına müsaitti ve evin, eski sahibinden kalan kütüphanesi de oldukça genişti. İnsanın orada keyifli zaman geçirmemesi için epey titiz biri olması lazım.
"Bay Trevor duldu ve dostum da tek oğluydu. Birmingham'a yaptığı bir ziyaret sırasında difteriye yakalanıp ölen bir kızı da olduğunu duymuştum. Baba çok ilgimi çekmişti. Fazla kültürlü biri değildi ama hem fiziksel hem de zihinsel olarak saf bir güce sahipti. Pek kitap okumuş değildi ama çok gezmiş, dünyanın birçok yerini dolaşmış, öğrendiği hiçbir şeyi unutmamıştı. İri yarı, beyaz saçlı, güneş yanığı tenliydi ve vahşilik derecesinde sert bakan mavi gözleri vardı. Ama bütün bu görünümüne rağmen civarda yumuşaklığıyla ve merhametiyle tanınıyordu.
"Orada kalmaya başladığım ilk günlerde bir akşam yemekten sonra oturduğunda genç Trevor benden bahsetmeye başladı. O zamanlar henüz hayatımda oynayacağı rolü bilmediğim ama aşağı yukarı sistematik hale getirmiş olduğum gözlem ve akıl yürütme alışkanlıklarımı anlattı babasına. Yaşlı adam, oğlunun beni överken abartmış olduğunu fark etmiş olmalı ki;
" 'Hadi Bay Holmes,' dedi neşeyle gülerek, 'ben sizin için mükemmel bir malzemeyim. Benden neler çıkarıyorsunuz?'
" 'Korkarım fazla bir şey yok,' diye cevapladım. 'Sadece geçen on iki ay içinde bir saldırı tehdidi almış olabileceğinizi tahmin ediyorum.'
"Ben bunları söyleyince adamın yüzündeki gülümseme dondu ve bana şaşkınlıkla bakmaya başladı.
" 'Evet, doğru,' dedi. 'Hatırlarsın Victor,' dedi oğluna dönerek, 'o kaçakçıları yakaladığımızda bizi bıçaklamakla tehdit etmişlerdi; hatta Sir Edward Holly saldırıya uğramıştı. O zamandan beri hep tetikteyim ama bunu nasıl anladığını bilemiyorum.'
" 'Çok güzel bir bastonunuz var,' dedim. 'Üstündeki yazıdan anladığım kadarıyla alalı bir yıl olmamış. Ama siz zahmete girip ucunu çıkarttırmış ve esaslı bir silah olması için kurşunla doldurtmuşsunuz. Bir korkunuz olmasaydı böyle bir şey yaptırmazdınız.'
" 'Başka bir şey yok mu?' diye sordu gülümseyerek.
" 'Gençliğinizde boksa meraklıymışsınız.'
" 'Bu da doğru. Nereden bildin? Burnumdan mı anladın?'
" 'Hayır,' dedim. 'Kulaklarınızdan. Boksörlere özgü bir şekli var.'
" 'Başka?'
" 'Ellerinizle çok kazı yapmışsınız.'
" 'Bütün servetimi altın madenlerine borçluyum.'
" 'Yeni Zelanda'ya gitmişsiniz.'
"'Bu da doğru.'
" 'Japonya'da da bulunmuşsunuz.'
"'Evet.'
" 'Ve isminin baş harfleri J. A. ile başlayan biriyle yakın bir ilişkiniz olmuş. Ama sonradan onu unutmak için epey çabalamışsınız. '
"Bay Trevor yavaşça kalkıp kocaman mavi gözlerini üzerime dikti. Sonra da kendinden geçerek yere yığıldı.
"Ne kadar sarsıldığımızı tahmin edebilirsin Watson. Neyse ki krizi fazla uzun sürmedi. Yakasını gevşetip yüzüne biraz su serptikten sonra kendine geldi.
" 'Ah çocuklar,' dedi gülümsemeye çalışarak, 'umarım korkutmadım sizi. Dışarıdan ne kadar sert görünsem de biraz yufka yüreklilik vardır içimde. Bunu nasıl başarıyorsunuz bilemiyorum Bay Holmes, ama bana kalırsa bu yeteneklerinizle bütün dedektiflerin pabucunu dama atarsınız. Sizin geleceğiniz burada yatıyor Bayım. Tecrübelerime güvenin.'
"İnan bana Watson, bu hobimi mesleğe dönüştürebileceğimi ilk defa bu tavsiyeden sonra fark ettiğimi söyleyebilirim. Ama işin doğrusu, o anda beyefendinin rahatsızlığıyla ilgilenmekte olduğum için başka bir şey düşünemiyordum.
" 'Sizi rahatsız edecek bir şey söylemedim ya?' dedim.
" 'Doğrusu, o kadar hassas bir yarayı deştiniz ki. Bütün bunları nasıl bildiğinizi ve daha ne kadarını tahmin edebildiğinizi öğrenebilir miyim?' Bunları şakayla karışık söylüyordu ama gözlerinin ardındaki korkuyu hâlâ görebiliyordum.
" 'Çok basit,' dedim. 'Bir ara balığa çıktığımızda, dirseğinizdeki J. A. dövmesini görmüştüm. Harfler hâlâ okunabiliyordu ama biraz silinmiş ve çevresindeki derinin yıpranmış olması, dövmeden kurtulmaya çalışıldığını gösteriyordu. Buradan da o ilk harflerin bir zamanlar size yakın olduğunu ama sonra da unutmaya çalıştığınızı anladım.'
" 'Ne göz!' diye atıldı, iç çekerek. 'Tam dediğiniz gibi. Ama bu konuda konuşmayalım. Bütün hayaletler arasında en kötüsü eski aşklardır. Şimdi içeri geçip puro içelim.'
"Bay Trevor'ın o günden itibaren, her ne kadar sıcak davranmaya devam etse de, bana bir miktar şüpheyle yaklaştığını görebiliyordum. Bunu oğlu da fark etti. 'Bizim hâkimin içine öyle bir kurt düşürdün ki,' dedi, 'bir daha asla neyi bilip neyi bilmediğini anlayamayacaktır.' Hâkim bunu belli etmemeye çalışıyordu ama o kadar kuvvetli bir duyguydu ki her hareketinde açığa çıkıyordu. Sonunda ona rahatsızlık verdiğimi düşünerek ziyaretimi kısa kesmeye karar verdim. Ama oradan ayrılacağım gün olan bir olay dikkat çekiciydi.
"Bir gün üçümüz bahçede şezlonglara uzanmış, güneşin ve manzaranın keyfini çıkarırken, hizmetçi kız gelip kapıda Bay Trevor'ı görmek isteyen bir adam olduğunu haber verdi.
" 'Adı neymiş?' diye sordu ev sahibi.
" 'Kendisi söylemiyor.'
" 'Ne istiyormuş peki?'
" 'Onu tanıdığınızı ve biraz konuşmak istediğini söyledi.
'İçeri al o zaman.' Kısa bir süre sonra içeri yaşlıca, ürkek bir adam girdi ayaklarını sürükleyerek. Üstünde lekeli bir ceket, kırmızı-kahverengi damalı bir gömlek, yün pantolon ve eski püskü çizmeler vardı. İnce ve esmer yüzünde sinsi bir ifade vardı ve sürekli sırıtan ağzında çarpık çurpuk sarı dişleri görünüyordu. Kırışmış elleri ve duruş şekli denizcilere özgüydü. Adam bize doğru gelirken Bay Trevor hıçkırığa benzer bir ses çıkararak sandalyesinden fırlayıp eve koştu. Bir süre sonra geri geldiğinde adama:
" 'Söyle adamım,' dedi. 'Sana nasıl yardımcı olabilirim?'
"Denizci, yüzündeki gülümsemeyi bozmadan Bay Trevor'a baktı gözlerini kırpıştırarak.
" 'Beni tanımadınız mı?' diye sordu sonra.
" 'Tabii ki tanıdım Hudson,' dedi Bay Trevor şaşırmış gibi.
" 'Doğru Efendim, Hudson,' dedi denizci. 'Görüşmeyeli otuz yıl kadar olmuş. Siz sıcak evinizde otururken ben hâlâ iki lokma ekmeğe talim ediyorum.'
" 'Sen beni hayırsız mı sandın?' diye atıldı Bay Trevor ve adama yaklaşıp kulağına bir şeyler fısıldadı. 'Şimdi mutfağa git de karnını doyur,' dedi sonra yüksek sesle. 'Muhakkak sana bir şeyler ayarlarız.'
" 'Sağ olun Efendim,' dedi denizci. 'İki yıldır başımdaki külüstürle uğraşıyorum. Şu sıralar biraz dardayım ve kafamı dinlemeye ihtiyacım var. Zaten siz olmasanız Bay Beddoes'a gidecektim.'
" 'Bay Beddoes'un nerede olduğunu biliyorsun demek?'
" 'Elbette. Bütün eski dostların nerede olduğunu bilirim,' dedi adam sinsi bir gülümsemeyle ve sonra hizmetçi kızın ardından mutfağa gitti. Bay Trevor, adamın, madenlere giderken bindiği bir gemiden arkadaşı olduğuna benzer bir şeyler geveledi ve bizi bahçede bırakıp içeri girdi. Bir saat kadar sonra içeri girdiğimizde Bay Trevor'ı kanepede sızmış halde bulduk. Bütün bu olanlar hiç hoşuma gitmemişti. Zaten varlığımın yeteri kadar rahatsızlık verdiğini düşünerek ertesi gün Donnithorpe'dan ayrıldım .
"Londra'ya döndüğümde yedi hafta boyunca organik kimya deneyleriyle uğraştım. Ama yazın sonlarına doğru bir gün, arkadaşımdan bir telgraf aldım. Tavsiyeme ve yardımıma ihtiyacı olduğunu söylüyor, hemen Donnithorpe'a gelmemi rica ediyordu. Tabii ben de her şeyi bırakıp kuzeye döndüm yine.
"Beni istasyonda karşılamaya geldiğinde son iki ayın onun için çok zor geçmiş olduğunu fark ettim. Dertten zayıflamış, o eski gürültücü, neşeli hali kalmamıştı.
" 'Hâkim ölüyor,' dedi ilk olarak.
" 'Olamaz!' diye bağırdım. 'Ne oldu?'
" 'Felç. Bugün yine sinir krizi geçirdi. Döndüğümüzde onu sağ bulamazsak hiç şaşırmam.'
"Bu beklenmedik haber üzerine ne kadar dehşete kapıldığımı tahmin edebilirsin Watson.
" 'Neden böyle oldu?' diye sordum.
" 'Sorun da bu ya. Bunu yolda konuşuruz. Sen ayrılmadan önceki akşam gelen adamı hatırlıyor musun?'
" 'Hem de dün gibi.'
" 'O gün eve kimi almışız biliyor musun?'
" 'Hiçbir fikrim yok.'
" 'O şeytanın ta kendisi Holmes,' dedi heyecanla.
"Arkadaşıma şaşkınlıkla baktım.
" 'Evet, evet, iblis o. O günden beri hiç huzurumuz kalmadı... bir an için bile. Hâkim o gün yataktan kalkamadı. O lanet Hudson yüzünden babam hayata küstü.'
" 'Şu Hudson babana ne yaptı?'
" 'Bunu öğrenmek için neler vermem ki. Onun gibi nazik, iyiliksever bir adam nasıl olur da o alçak haydutun elinde oyuncak olur? Ama geldiğine sevindim Holmes. Sana güveniyorum. Bana yardım et.'
"Batan güneşle birlikte Broads'a doğru yola çıktık. Soldaki bir koruluğun arkasından hâkimin evinin bacaları ve bayrak direği görülebiliyordu.
" 'Babam adamı önce bahçıvanlığa getirdi,' dedi arkadaşım, 'sonra bu da yetmeyince baş kâhya oldu. Ev artık tamamen elinin altındaydı ve istediğini yapabiliyordu. Hizmetçiler sarhoşluğundan ve küfürbazlığından şikâyet etmeye başladılar. Babam da onları susturabilmek için maaşlarını yükseltti. Sonra adam, sandalı ve babamın en iyi silahlarını alıp ava çıkmaya başladı. Ortalıkta olduğu sürece yüzünde öyle sinsi ve küstah bir ifade oluyordu ki, inan bana, yaşıtım olsa şimdiye kadar çoktan halletmiştim işini. Kendimi o kadar dizginledim ama şimdi düşünüyorum da keşke öyle yapmasaydım.
" 'Neyse, işler sürekli kötüye gitti ve Hudson gün geçtikçe daha da saldırgan olmaya başladı. Bir gün babama küstahça karşılık verdiği için dayanamayıp yakasından tuttuğum gibi attım odadan. Çıkarken yılan gözlerinden tehdit okunuyordu. Sonradan zavallı babamla aralarında ne geçti bilmiyorum ama babam ertesi gün gelip Hudson'dan özür dilememi istedi. Haliyle reddettim ve onun gibi aşağılık birine neden bu kadar göz yumduğunu sordum.
" 'Ah, evladım,' dedi, 'bunu ben de konuşmak isterdim ama halimi bir bilsen! Ama bir gün mutlaka öğreneceksin Victor. Ne olursa olsun öğreneceksin. Zavallı babandan sana zarar gelmeyeceğini bilirsin, değil mi oğlum?'
Sonra da kendini çalışma odasına kapattı ve pencereden görebildiğim kadarıyla bütün gün harıl harıl bir şeyler yazıp durdu.
" 'O akşam Hudson buralardan gideceğini söyleyince derin bir oh çektim. Babamla ben yemekten sonra oturmuş puro içerken odaya girdi ve yarı sarhoş bir adamın sesiyle niyetini açıkladı.
" 'Norfolk'tan sıkıldım artık,' dedi. 'Hampshire'a, Bay Beddoes'a gidiyorum. O da beni görünce sevinecektir, eminim.'
" 'Bir şeye mi gücendin de gidiyorsun Hudson?' diye sordu babam, beni çılgına çeviren bir uysallıkla.
" 'Bana bir özür borcunuz var,' dedi Hudson, bana doğru ters ters bakarak.
" 'Bu değerli insana kötü davrandığını kabul etmelisin Victor,' dedi babam bana dönerek.
" 'Tam tersine, ona gereğinden fazla sabır gösterdiğimizi düşünüyorum,' diye karşılık verdim.
" 'Sabır ha?' diye hırladı Hudson. 'Öyle olsun dostum. Görüşeceğiz!' dedikten sonra önce odadan çıktı, yarım saat sonra da evi terk etti. Babamın o günden sonra sinirleri iyiden iyiye bozuldu. Her gece odasını arşınlayıp durduğunu duyabiliyordum. Tam biraz toparlanır gibiyken son darbeyi yemişti.'
" 'Bu nasıl oldu peki?' diye sordum merakla.
" 'Çok garip. Dün akşam babama, Fordingbridge'den bir mektup geldi. Babam mektubu okuduğunda kafasını ellerinin arasına alarak, aklını yitirmiş biri gibi odada dört dönmeye başladı. Sonunda sakinleştirip kanepeye yatırdığımda ağzıyla göz kapaklarının çarpıldığını gördüm ve kriz geçirdiğini anlayarak doktoru çağırdım. Onu hemen yatağa yatırdık ama felç iyice yayılmıştı. Ben çıkana kadar kendine gelmemişti; döndüğümüzde onu sağ bulamayabiliriz.'
" 'Beni korkutuyorsun Trevor,' dedim. 'O mektupta bunlara yol açabilecek ne var acaba?'
" 'Hiçbir şey. İşin anlaşılmaz kısmı da burası ya. Mesaj oldukça sıradan ve garip. Aman Allah’ım, galiba korktuğum olmuş!'
"Bunları anlatırken biz de ön kapıya gelmiştik. Akşam alacakaranlığında evdeki bütün kepenklerin kapatılmış olduğunu gördüm. Kapıya yöneldiğimizde siyahlar içinde bir beyefendi çıkageldi. Dostumun yüzü acıyla gerildi.
" 'Ne zaman oldu doktor?' diye sordu Trevor.
" 'Sen çıktıktan hemen sonra.'
" 'Hiç kendine geldi mi?'
" 'Sadece bir anlığına.'
" 'Benim için bir şey söyledi mi?'
" 'Sadece kâğıtların dolabın arkasında olduğunu söyledi.'