gridreads

Kırıldığını Kabul Etmek

1. Bölüm

Kırıldığını Kabul Etmek

8 dk

Ece, toplantı odasının kapısını kapattıktan sonra koridorun sonundaki pencereye kadar yürüdü. Kimse arkasından gelmedi. Kimse “İyi misin?” diye sormadı. İçeride az önce söylenen cümle hâlâ kulağındaydı:

“Sen bunu biraz fazla kişisel algılıyorsun.”

Ece başını sallamış, gülümsemeye çalışmış ve toplantıya devam etmişti. Not almaya devam etmiş, birkaç soruya cevap vermiş, hatta çıkarken “İyi çalışmalar,” demişti.

Şimdi pencerenin önünde tek başına duruyordu.

Camda kendi yansımasını gördü. Yüzü sakindi. Gözleri dolu değildi. Ellerini sıkmıyordu. Dışarıdan bakıldığında ortada büyük bir şey yoktu.

Ama içindeki bir yer, uzun zamandır ilk kez açıkça şunu söylüyordu:

“Bu bana dokundu.”

Ece bu cümleyi hemen bastırmak istedi. Çünkü incinmiş olduğunu kabul ederse zayıf görüneceğini düşündü. Hem zaten herkesin başına böyle şeyler geliyordu. Hem karşı taraf belki kötü niyetli değildi. Hem de Ece, bu kadar küçük bir cümlenin onu etkilemesine izin vermemeliydi.

Telefonunu çıkardı. Bir arkadaşına mesaj yazdı:

“Boş ver, önemli değil.”

Mesajı gönderdikten sonra bir süre ekrana baktı. Aslında önemliydi. Sadece ne kadar önemli olduğunu kendine söylemeye hazır değildi.

İnsanların kırıldıkları anlarda yaptığı ilk şey çoğu zaman acıyı anlamak değil, acıyı küçültmektir.

“Abartıyorum.”

“Bunda üzülecek ne var?”

“Daha kötü şeyler yaşayanlar var.”

“Ben zaten hassasım.”

“Bunu kafama takmamalıyım.”

Bu cümleler bazen bizi sakinleştiriyor gibi görünür. Oysa çoğu zaman yaşadığımız duyguyu kapının dışına çıkarır, sonra içeride yalnız bırakır.

Kırılmak, olayın dünyadaki en büyük acı olması demek değildir.

Bir şeyin seni incitmesi için herkesten daha kötü bir şey yaşamış olman gerekmez.

Bir başkasının acısı senin acını geçersiz kılmaz.

Kırılmak zayıflık değildir

Kırıldığını kabul etmek, kendini aciz ilan etmek değildir. Yaşadığın şeyin sende bir etkisi olduğunu dürüstçe görmektir.

Bir söz seni yaralamış olabilir.

Birinin seni yarı yolda bırakması güvenini sarsmış olabilir.

Uzun süre verdiğin emeğin görülmemesi seni değersiz hissettirmiş olabilir.

Bir ilişkide sürekli ikinci plana atılmak, kendi ihtiyaçlarını sorgulamana neden olmuş olabilir.

Aldatılmak, dışlanmak, küçümsenmek, terk edilmek, haksızlığa uğramak ya da sürekli eleştirilmek insanın iç dünyasında iz bırakabilir. Bu iz, “fazla hassas” olduğun için değil, yaşadığın şeyin senin için anlam taşıdığı için oluşur.

İnsan yalnızca büyük kayıplarda kırılmaz. Bazen tekrar tekrar yaşanan küçük ihmaller, tek bir büyük olaydan daha derin bir yorgunluk yaratır.

Bir kez unutulmak belki tolere edilebilir.

Ama her önemli gününde, her ihtiyacında, her konuşmanda yok sayılıyorsan bir süre sonra kendine şu soruyu sormaya başlarsın:

“Ben gerçekten önemli miyim?”

Kırılmanın en ağır tarafı bazen yaşanan olay değil, olaydan sonra kendin hakkında kurduğun cümledir.

“Demek ki beni bu kadar kolay gözden çıkarabilirler.”

“Demek ki hislerim kimse için önemli değil.”

“Demek ki fazla şey bekliyorum.”

“Demek ki güvenmek hataydı.”

Bu düşünceler, yaşadığın olayın ötesine geçip kimliğine yerleşmeye başladığında daha dikkatli olman gerekir. Çünkü birinin sana yaptığı şey, senin kim olduğuna dair kesin bir bilgi olmayabilir.

Biri seni görmedi diye görünmez olmazsın.

Biri seni seçmedi diye seçilmeye değmez hâle gelmezsin.

Biri sana kötü davrandı diye kötü muameleyi hak ettiğin sonucu çıkmaz.

“Hiçbir şey olmamış gibi” devam etmek

Kırıldığında hayat durmaz. Sabah olur, işe gidersin, okula devam edersin, alışveriş yaparsın, insanlarla konuşursun. Bazen en zor şey de budur: İçeride bir şey yıkılmışken dışarıda hayatın normal akması.

İnsanlar senden aynı performansı bekleyebilir. Telefonlara cevap vermen, sorumluluklarını yerine getirmen, toplantıya katılman, gülümsemen ve planlara uyman gerekebilir.

Bu yüzden çoğu kişi kırıldığı hâlde hayatına devam eder. Fakat devam etmekle iyileşmek aynı şey değildir.

Devam etmek, işlerini yapabilmektir.

İyileşmek ise başına gelen şeyin sende ne bıraktığını anlamaya başlamaktır.

Dışarıdan güçlü görünmek, içeride güçlü olduğun anlamına gelmez. Bazen insan o kadar iyi idare eder ki kimse onun ne kadar zorlandığını fark etmez. Sonra kendisi bile “Madem her şeyi yapabiliyorum, neden hâlâ böyle hissediyorum?” diye düşünür.

Çünkü dayanabilmek, acı çekmediğini göstermez.

Gülmek, üzülmediğini göstermez.

Çalışmak, toparlandığını göstermez.

Sessiz kalmak, kabul ettiğin anlamına gelmez.

Kırıldığın hâlde günlük hayatını sürdürebilirsin. Ama kendine hiç durmadan “Geçti,” demek zorunda değilsin.

Bazen “Şu an zorlanıyorum ama bugün yapmam gerekenleri yapacağım,” demek daha dürüsttür.

Bu cümlede hem gerçek hem de hareket vardır. Duygunu inkâr etmeden günün içinde kalabilirsin.

Kırıldığın yere tekrar tekrar gitmek

İnsan kırıldığı kişiden açıklama, özür ya da telafi bekleyebilir. Bu çok anlaşılır bir istektir. Çünkü zihnimiz yarım kalmış konuşmaları tamamlamaya çalışır.

“Bunu neden yaptın?”

“Beni gerçekten önemsemedin mi?”

“Hiç mi üzülmedin?”

“Benim yaşadıklarımı anladın mı?”

“Bir gün bunun farkına varacak mısın?”

Bazen bu soruların cevabını almak iyileştirici olabilir. Fakat bazen karşındaki kişi cevap vermek istemez, gerçeği çarpıtır ya da seni yeniden suçlar. O zaman açıklama aramak, yarayı tekrar tekrar aynı yere götürmek gibi hissettirebilir.

Kırıldığın kişiden bir açıklama beklemen, iyileşmenin bütün sorumluluğunu ona vermen anlamına gelebilir.

O kişi değişmeyebilir.

Pişman olmayabilir.

Seni anlamayabilir.

Kendi davranışını savunmaya devam edebilir.

Bunlar adil değildir. Ama iyileşmenin yalnızca onun vicdanına bağlı kalması da seni uzun süre bekleme odasında tutar.

Bazen kapanış, karşı taraftan gelen son cümle değil; senin artık aynı soruyu sormaktan vazgeçmendir.

Bu, yaşananları onaylamak değildir. “Boş ver” demek de değildir. Sadece kendi hayatına dönebilmek için karşındaki kişinin vereceği cevabı beklememeye karar vermektir.

Duyguyu adlandırmak

Kırıldığında “Kötüyüm,” demek kolaydır. Fakat kötü hissetmek, tek başına yeterince açık bir bilgi vermez.

Aslında ne hissediyorsun?

Üzüntü mü?

Öfke mi?

Hayal kırıklığı mı?

Utanç mı?

Değersizlik mi?

Korku mu?

Yalnızlık mı?

Özlem mi?

Birden fazla duygu aynı anda bulunabilir. Birine kızgınken onu özleyebilirsin. Bir ilişkiden uzaklaşmak isterken hâlâ güzel anıları düşünebilirsin. Sana yapılanı yanlış bulurken kendini suçlayabilirsin.

Duyguların birbirini dışlamak zorunda değildir.

“Beni kırdı ama onu hâlâ seviyorum.”

“Yaşananları affetmek istemiyorum ama sürekli öfkeli kalmak da istemiyorum.”

“Geri dönmek istemiyorum ama geçmişi özlüyorum.”

“Bunun haksızlık olduğunu biliyorum ama yine de kendimi suçluyorum.”

Bu cümleler çelişki değil, insan deneyiminin karmaşıklığıdır.

Duyguya isim vermek onu hemen ortadan kaldırmaz. Fakat duygunun sisli bir ağırlık olmaktan çıkıp anlaşılabilir bir hâle gelmesini sağlar.

Bir kâğıda şu cümleyi yazabilirsin:

“Beni asıl kıran şey…”

Sonra aklına gelen ilk cümleleri sansürlemeden yaz:

“Beni asıl kıran şey, sözünü tutmamasıydı.”

“Beni asıl kıran şey, bunu herkesin içinde söylemesiydi.”

“Beni asıl kıran şey, özür beklerken benim suçlanmamdı.”

“Beni asıl kıran şey, kendimi onun yanında değersiz hissetmemdi.”

“Beni asıl kıran şey, bütün bunları uzun süre normal sanmamdı.”

Cevap, yaşanan olayın kendisinden daha derin bir yere işaret edebilir.

Acıyı küçültmeden büyütmemek

Yaşadıklarını kabul etmek, bütün hayatını o olayın etrafında kurmak anlamına gelmez.

Bazı insanlar acılarını küçültür.

Bazıları da acının içinde kendilerini tamamen tanımlamaya başlar.

“Ben zaten kırık biriyim.”

“Kimseye güvenemem.”

“Bundan sonra hiç kimseye yaklaşmayacağım.”

“Benim başıma hep böyle şeyler gelir.”

Bu cümleler bir süre koruyucu gibi gelebilir. Eğer kimseye güvenmezsen yeniden hayal kırıklığı yaşamayacağını düşünebilirsin. Eğer hiçbir beklentin olmazsa üzülmeyeceğini sanabilirsin.

Fakat acının seni korumak için kurduğu duvar, zamanla seni hayattan da uzaklaştırabilir.

Kendini korumakla kendini kapatmak arasında fark vardır.

Kendini korumak, kime ne kadar yaklaşacağını seçmektir.

Kendini kapatmak ise kimseye yaklaşamayacak hâle gelmektir.

Kendini korumak, geçmişteki işaretleri ciddiye almaktır.

Kendini kapatmak, gelecekteki herkesi geçmişteki insanla aynı kabul etmektir.

Kendini korumak, sınır koymaktır.

Kendini kapatmak, bütün duygularını susturmaktır.

Bir kez kırıldın diye bir daha hiç güvenemeyeceğin sonucuna varmak zorunda değilsin. Daha dikkatli olabilirsin. Daha yavaş ilerleyebilirsin. Sözlerden çok davranışlara bakabilirsin. Rahatsız olduğunda bunu erken söyleyebilirsin.

Ama kalbini tamamen kilitlemek, yaşadığın kişinin hayatını senin geleceğinde de sürdürmesine izin verebilir.

Kendine inanmayı yeniden öğrenmek

Kırıldığında yalnızca başkalarına olan güvenin değil, kendine olan güvenin de sarsılabilir.

“Bunu nasıl fark etmedim?”

“Neden daha önce gitmedim?”

“Nasıl böyle inandım?”

“Benim sezgilerim neden çalışmadı?”

“Bunca şeyi gördüğüm hâlde neden sustum?”

Kendini suçlamak, kontrol duygusunu geri kazanmanın bir yolu gibi görünebilir. Çünkü “Hata bendeydi,” dediğinde bir daha aynı şeyi yapmayacağını ve her şeyi önceden fark edebileceğini sanırsın.

Fakat geçmişteki bütün işaretleri o günkü bilgilerinden daha iyi bilemezdin.

Belki karşındaki kişi ilk başta başka davranıyordu.

Belki sana zamanla daha fazla yük bindirdi.

Belki elindeki sınırlı bilgiyle en makul seçimi yaptın.

Belki de korktuğun için değil, umut ettiğin için kaldın.

Bunları görmek, sorumluluğunu tamamen reddetmek değildir. Kendi payını fark edebilirsin. Fakat kendini cezalandırmadan da sorumluluk alabilirsin.

“Bir daha aynı şeyi yaşamamak için ne öğrenebilirim?” sorusu, “Ben nasıl bu kadar aptal oldum?” sorusundan daha işe yarardır.

Birincisi geleceğe bakar.

İkincisi seni geçmişte kilitler.

Kendine güven, her şeyi önceden bileceğine inanmak değildir. Bir şey ters gittiğinde kendini koruyabileceğine, yardım isteyebileceğine ve gerekirse oradan ayrılabileceğine inanmaktır.

Artık hiç kırılmayacağına değil, kırıldığında kendini yalnız bırakmayacağına güvenmektir.

Bugün için küçük bir dönüş

Ece o akşam eve döndüğünde toplantıda geçen cümleyi yeniden düşündü. Gün boyunca kendine “Fazla kişisel algıladım,” demişti. Bu kez cümleyi değiştirdi:

“Bu söz benim için inciticiydi. Bunu hissetmem anlaşılmaz değil.”

Sonra başka bir cümle yazdı:

“Bundan sonra benzer bir durumda ne yapabilirim?”

Cevap hemen gelmedi. Birkaç dakika sonra şunları yazdı:

“Toplantı sırasında itiraz edebilirim.”

“Konuşma biçiminin beni rahatsız ettiğini söyleyebilirim.”

“Daha sonra sakin bir zamanda bu konuyu açabilirim.”

“Bunu tek başıma taşımak zorunda değilim.”

Ece, yaşadıklarını değiştiremedi. Karşısındaki kişinin cümlesini geri alamadı. O günkü sessizliğini de yeniden yazamadı.

Ama kendisine nasıl davranacağını değiştirebilirdi.

İyileşme çoğu zaman burada başlar. Geçmişi değiştirebildiğin yerde değil, geçmişin ardından kendine nasıl davrandığını seçebildiğin yerde.

Kırıldığını kabul et.

Kimin ya da neyin seni incittiğini ayırt et.

Duygularını küçümseme ama hayatının tamamını onlara teslim etme.

Kendi payını gör ama başkasının sorumluluğunu sırtlanma.

Güvenini bir anda değil, küçük deneyimlerle yeniden kur.

Sınırlarını suçluluk duysan bile korumayı öğren.

Gerekiyorsa destek iste. Uzun süren yoğun çökkünlük, günlük yaşamını sürdürememe, kendine zarar verme düşünceleri ya da dayanmakta zorlandığın başka durumlar varsa bunu tek başına taşımaya çalışma; güvendiğin bir yetişkine veya bir ruh sağlığı uzmanına ulaş.

Ve en önemlisi, kırıldığın için kendini yarım sayma.

Bir çatlak, bir şeyin artık hiçbir işe yaramadığı anlamına gelmez. Bazen çatlak, ışığın içeri girdiği yerdir. Bu güzel bir cümle olduğu için değil, insanın kendisini ancak kusursuz hâliyle sevebileceği düşüncesi doğru olmadığı için önemlidir.

Senin değerin, hiç incinmemiş olmana bağlı değil.

Hiç hata yapmamış olmana bağlı değil.

Herkes tarafından seçilmiş olmana bağlı değil.

Her zaman güçlü görünmene de bağlı değil.

Bazen yalnızca bugün burada olman, kendine küçük bir dürüstlük payı bırakman ve “Bunun bana bir etkisi oldu,” diyebilmen yeterlidir.

Kırıldın.

Bu doğru olabilir.

Ama yalnızca kırıldığın yerden ibaret değilsin.

Hâlâ düşünebiliyorsun.

Hâlâ seçebiliyorsun.

Hâlâ yardım isteyebiliyorsun.

Hâlâ sınır koyabiliyorsun.

Hâlâ yeniden başlayabiliyorsun.

Ve bütün bunların ortasında, sessiz ama gerçek bir cümle kurabiliyorsun:

“Kırıldım. Ama buradayım.”

Bölüm 1 · 1/6

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Her Şeyi İçinde Tutma

Kitap sayfasına dön
Önceki

~8 dk kaldı

Sonraki