1. Bölüm
Duygu Sorun Değil, Mesajdır
Cem, parktaki salıncağın başında bekliyordu.
Sırası gelmek üzereydi. Önündeki çocuk birkaç kez daha sallandı. Cem ellerini korkuluğa koymuş, gözlerini salıncaktan ayırmıyordu.
Sonra önündeki çocuk indi. Cem tam oturacakken başka bir çocuk koşarak geldi ve salıncağa geçti.
Cem’in yüzü bir anda değişti.
— Benim sıramdı!
Çocuk onu duymadı. Salıncak hareket etmeye başladı.
Cem bağırdı:
— İn oradan!
Annesi Nehir hemen yanına gitti.
— Cem, bağırma. Bir salıncak için ağlanır mı?
Cem’in gözleri doldu.
— Ama benim sıramdı!
— Tamam, tamam. Başka bir şey bulalım.
Cem yere oturup ağlamaya başladı.
Nehir ne yapacağını bilemedi. Bir yandan oğlunun üzülmesini istemiyor, bir yandan da parkta herkesin ona baktığını düşünüyordu.
Sonunda:
— Ağlamayı bırak artık, — dedi.
Cem daha yüksek sesle ağladı.
Nehir o an şunu fark etti:
Cem’in duygusu, onu susturdukça ortadan kalkmıyordu.
Duygu Davranıştan Önce Gelir
Çocuklar bir şey yaşar.
Sonra onu bir duygu olarak hisseder.
Ardından bu duyguyla ne yapacağını bulmaya çalışır.
Yetişkinler duygularını kelimelerle anlatabilir:
“Hayal kırıklığına uğradım.”
“Bugün kendimi gergin hissediyorum.”
“Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var.”
Çocuklar ise bunu her zaman yapamaz. Duyguyu bağırarak, ağlayarak, yere oturarak, kapıyı çarparak veya konuşmayı reddederek gösterebilir.
Bu davranışların hepsi kabul edilebilir değildir. Fakat davranışın altında bir duygu olabilir.
Cem’in bağırması, salıncakta yaşadığı haksızlık hissini anlatıyordu.
Bir başka çocuk oyuncağı elinden alındığında öfkelenebilir.
Bir çocuk okuldan eve geldiğinde hiçbir şey anlatmak istemeyebilir.
Bir diğeri küçük bir değişiklik karşısında ağlayabilir.
Çocuğun davranışını düzeltmeden önce duygunun ne olduğunu anlamaya çalışmak, ebeveynin daha doğru bir karşılık vermesine yardımcı olabilir.
Duygular hakkında konuşmak, onları büyütmek değildir. Çocuğun yaşadığını anlamlandırmasına yardım etmektir.
“Bunda Üzülecek Ne Var?”
Nehir, Cem’in salıncağa binemediği için ağlamasını gereksiz bulmuştu.
Ona göre ortada büyük bir sorun yoktu. Parkta başka oyunlar, başka salıncaklar ve başka çocuklar vardı.
Fakat yetişkinin olayı küçük bulması, çocuğun duygusunu küçültmez.
Bir çocuğun üzüldüğü şey, yetişkin için küçük olabilir. Ama çocuk o anda gerçekten üzülüyordur.
“Bunda ağlayacak ne var?” demek, çocuğun duygusunu değerlendirmekten çok onu reddeder.
— Senin yaşında biri böyle şeylere üzülmez.
— Abartıyorsun.
— Çok hassassın.
— Ağlamayı kes.
Bu cümleler çocuğa duygusunun yanlış olduğunu öğretebilir.
Nehir bu kez Cem’in yanına oturdu.
— Sıranın sana geldiğini düşünüyordun. Sonra biri önüne geçti.
Cem ağlamaya devam etti.
— Ben bekledim.
— Evet, bekledin. Bu yüzden çok sinirlendin.
Cem burnunu çekti.
— O çocuk haksızlık yaptı.
Nehir, çocuğun söylediklerini hemen düzeltmedi.
— Haksızlık gibi hissettirdi.
Bu küçük fark önemliydi. Nehir çocuğun duygusunu kabul ediyordu; olay hakkında tartışmayı büyütmüyordu.
Cem’in ne hissettiğini anladığını göstermek, onun her davranışını onaylamak değildi.
Duyguyu Kabul Etmek, İsteği Kabul Etmek Değildir
Çocuklar bazen duyguları anlaşılınca istediklerinin de hemen yapılmasını bekleyebilir.
Cem:
— O çocuğu salıncaktan indir!
dedi.
Nehir:
— Onu itemeyiz. Park görevlisi varsa yardım isteyebiliriz. Ya da biraz bekleyip sıranı yeniden alabiliriz.
Cem:
— Ama ben şimdi binmek istiyorum!
— Şimdi binmek istiyorsun. Beklemek sana zor geliyor. Yine de çocuğu itmeyeceğiz.
Burada iki şey aynı anda vardı:
Cem’in duygusu kabul ediliyordu.
Zarar verici davranışa sınır konuyordu.
Çocuğun duygusunu anlamak, onun bütün isteklerini yerine getirmek değildir.
Bir çocuk kardeşinin oyuncağını paylaşmadığı için öfkelenebilir. Ebeveyn:
— Kızgınsın. Ama oyuncağı elinden çekemezsin.
diyebilir.
Bir çocuk parktan ayrılmak istemeyebilir. Ebeveyn:
— Daha kalmak istiyorsun. Ama şimdi eve gidiyoruz.
diyebilir.
Bir çocuk ödev yapmak istemeyebilir. Ebeveyn:
— Yoruldun. Yine de bugün ödevin için kısa bir süre çalışacağız.
diyebilir.
Duyguya alan açılır.
Davranışa sınır konur.
Bu ayrım, çocuğun zamanla kendi davranışlarını yönetmeyi öğrenmesine yardımcı olur.
Çocuk Her Duygusunu Anlatamaz
Nehir, Cem’e:
— Neden bu kadar sinirlendin?
diye sorduğunda Cem:
— Bilmiyorum!
diyordu.
Bu cevap, Cem’in duygusu olmadığı anlamına gelmiyordu. Belki aynı anda birkaç şey yaşıyordu:
Sırasının bozulmasına kızmıştı.
Beklemekten yorulmuştu.
Başka çocuğun onu önemsemediğini düşünmüştü.
Annesinin kendisini savunmasını istemişti.
O anki yorgunluğu öfkesini büyütmüştü.
Çocuklar bazen duygularını ayırmakta zorlanır. “Kızgın mısın, üzgün müsün?” sorusu bile fazla zor gelebilir.
Ebeveyn tahmin edebilir ama kesin karar vermemelidir:
— Çok kızgın görünüyorsun. Biraz da üzülmüş olabilir misin?
— Beklemek seni yordu galiba.
— Biri önüne geçince kendini önemsenmemiş hissetmiş olabilir misin?
Çocuk:
— Hayır, öyle değil.
diyebilir.
Bu durumda ebeveyn:
— Tamam. Sen nasıl hissediyorsun?
diye sorabilir.
Çocuğun duygusunu onun yerine adlandırmak değil, bulmasına yardım etmek gerekir.
Duygulara İsim Vermek
Cem o gün parkta yalnızca “Kızgınım” diyordu.
Nehir zaman içinde duygu kelimelerini günlük hayatın içine yerleştirmeye başladı:
— Yağmur yüzünden planımız değişti. Ben de hayal kırıklığına uğradım.
— Bugün çok yoruldum. Biraz sessiz kalmaya ihtiyacım var.
— Arkadaşın sana cevap vermeyince üzülmüş olabilirsin.
— Bu sürprizi beklemiyordun, şaşırdın.
Bu konuşmalar bir ders gibi yapılmıyordu. Duygular hayatın içinde isimlendiriliyordu.
Çocuk, ebeveyninin duyguları nasıl ifade ettiğini duydukça kendi duygularına da kelime bulmaya başlayabilir.
— Sinirlendim.
— Korktum.
— Çok utandım.
— Hayal kırıklığına uğradım.
— Biraz yalnız kalmak istiyorum.
Duygunun adını bilmek, onu hemen ortadan kaldırmaz. Fakat çocuğun yaşadığı şeyi daha anlaşılır hâle getirir.
Çocuk duygusunu kelimeyle ifade edebildiğinde, yalnızca ağlamak veya bağırmak zorunda kalmayabilir.
CDC’nin aktif dinleme yaklaşımı da çocuğun sözlerine ve duygularına dikkat vermeyi, onu hemen düzeltmeden önce ne yaşadığını anlamaya çalışmayı önerir. CDC — Aktif dinleme
Ağlamak Bir Mesajdır
Cem parkta ağladığında Nehir’in ilk düşüncesi:
“İnsanlar bize bakıyor.”
oldu.
Bu düşünce, onu Cem’i hemen susturmaya itiyordu.
Oysa ağlamak her zaman bir gösteri değildir. Çocuğun bedeninin ve zihninin yoğun bir duyguyu dışarı bırakma biçimi olabilir.
Çocuk ağladığında ebeveyn:
— Ağlayabilirsin. Ben buradayım.
diyebilir.
Bu cümle ağlamayı teşvik etmek değildir. Çocuğa ağladığı için cezalandırılmayacağını gösterir.
Ağlayan çocuğun yanında sessizce durmak da bazen yeterlidir.
— Konuşmak istemiyorsan şu an konuşmayabiliriz.
— Hazır olduğunda bana anlatabilirsin.
— Sana sarılmamı ister misin, yoksa biraz mesafe mi istersin?
Bu sorular çocuğa bedeninin ve alanının da önemli olduğunu öğretir.
Bazı çocuklar ağlarken sarılmak ister. Bazıları dokunulmak istemez. Ebeveyn bunu çocuğun kişisel reddi gibi görmemelidir.
Nehir bir gün Cem’i kucağına almak istediğinde Cem:
— Bana dokunma!
dedi.
Nehir elini geri çekti.
— Tamam. Yakınında oturacağım. İstediğinde buradayım.
Cem bir süre sonra kendiliğinden annesinin yanına sokuldu.
Duyguyu zorla susturmak yerine güvenli bir alan açıldığında, çocuk bazen kendiliğinden sakinleşebilir.
Her Duygu Hemen Çözülmez
Ebeveynler çocuklarının üzülmesine dayanamayabilir.
Çocuk arkadaşından dışlanır, ebeveyn hemen başka bir arkadaş bulmaya çalışır.
Çocuk oyuncağı kırılır, ebeveyn hemen yenisini alır.
Çocuk kaybettiği için ağlar, ebeveyn oyunu yeniden başlatır.
Çocuğun acısını azaltmak isteriz. Bu çok insani bir istektir.
Fakat her duyguyu anında ortadan kaldırmak, çocuğun hayal kırıklığıyla baş etmeyi öğrenmesini zorlaştırabilir.
Bazen ebeveynin yapabileceği en iyi şey, sorunu hemen çözmeden çocuğun yanında kalmaktır.
— Bu çok üzücü.
— Bunu düzeltmek istiyorsun.
— Şu an hemen çözülmeyebilir. Birlikte düşünebiliriz.
Çocuk, bütün zorlukların anında ortadan kalkmayacağını; fakat zorluk yaşarken yalnız kalmayacağını öğrenir.
Bu ikisi farklıdır.
Nehir’in Parkta Öğrendiği
Cem birkaç dakika sonra yeniden salıncağa baktı.
— Hâlâ o çocuk biniyor.
Nehir:
— Evet, hâlâ bekliyoruz.
— Eve gidelim.
— İstersen gidebiliriz. İstersen sıranın yeniden gelmesini bekleyebiliriz.
Cem düşünmeye başladı.
— Bekleyeceğim ama annem yanımda dursun.
— Buradayım.
Bir süre sessizce beklediler. Çocuk salıncaktan indiğinde Cem bu kez korkuluğa yaklaşmadan önce:
— Sıra bende mi?
diye sordu.
Diğer çocuk başını salladı.
Cem salıncağa oturdu. Yüzündeki öfke tamamen geçmemişti. Ama artık onu bağırarak taşımıyordu.
Nehir o gün Cem’e:
— Bak, sonunda sakinleştin.
demedi.
Çünkü Cem’in duygusunu bir sınav gibi görmek istemiyordu.
Onun yerine:
— Beklemek zor geldi. Sonra ne yapacağına karar verdin.
dedi.
Cem sallanırken:
— Bir daha biri önüme geçerse ona “Sıra bendeydi” diyeceğim.
— Bu iyi bir fikir.
— Ama itmeyeceğim.
— Evet. İtmeden de kendini anlatabilirsin.
Cem sallanmaya devam etti.
Duygusu yok olmamıştı.
Onu nasıl taşıyacağını öğrenmeye başlamıştı.
Duygular çocukların düzeltilmesi gereken kusurları değildir.
Onlar, çocuğun yaşadığı şeyi anlamasına yardımcı olan işaretlerdir.
Ebeveynin görevi her duyguyu susturmak değil; çocuğun duygusunu tanımasına, adlandırmasına ve güvenli bir davranış seçmesine yardım etmektir.
Çünkü çocuk duygusunu tanıdıkça, davranışının tek seçeneği olmadığını da fark eder.