gridreads

Son Görülme

1. Bölüm

Son Görülme

6 dk

Mira’nın son görülmesi 23:47’ydi.

Bunu normal bir insan görse “uyumuştur” derdi. Telefonu sessize almıştır. Şarjı bitmiştir. Annesi odasına girmiştir. Bir şey olmuştur ama kötü bir şey değildir.

Ben normal bir insan değildim.

Çünkü Mira uyumadan önce bana mutlaka yazardı.

Mutlaka.

Bazen sadece “öldüm” yazardı. Bazen üç dakikalık ses kaydı atardı. Bazen de tek bir fotoğraf: yatağın kenarına fırlatılmış çorap, yarısı yenmiş çikolata, matematik kitabının üstünde duran kirpik kıvırıcı. Her şey olabilirdi. Ama hiçbir şey olmaması Mira’ya göre değildi.

Saat 00:18 olmuştu.

Ekrana tekrar baktım.

Mira
son görülme bugün 23:47

Altında benim mesajlarım duruyordu.

nerdesin
mira
cidden bak
şaka yapmıyorsan cevap ver

Sonuncusunu yazdığıma pişman oldum. Çünkü şaka yapmıyorsan demek, içimde çoktan şaka olmadığını bildiğim anlamına geliyordu.

Telefonu yüzüstü koydum. Beş saniye dayanabildim. Tekrar çevirdim.

Hiçbir şey.

Odam karanlıktı ama karanlık bile tam değildi. Perdenin arasından sokak lambası vuruyor, duvarda ince sarı bir çizgi yapıyordu. Annemler salonda televizyonu kapatmıştı. Evdeki o gece sessizliği vardı. Buzdolabı çalışır, biri borulardan su geçirir, insan kendi kalp atışını bile fazla duyar.

Ben de Mira’nın yazmamasını fazla duyuyordum.

Onu en son okul çıkışı görmüştüm. Kapının orada, turnikelerin yanında. Saçını toplamaya çalışıyordu ama toka iki kere elinden kaymıştı. Gülmüştüm. Bana kötü kötü bakıp, “Sen de gül, evet. Hayatım zaten komedi,” demişti.

“Ne oldu yine?”

“Hiç.”

Mira “hiç” dediğinde üç ihtimal vardı.

Bir: Gerçekten hiçbir şey olmamıştı ama dramatik görünmek istiyordu.

İki: Çok şey olmuştu ama anlatmak için doğru zamanı bekliyordu.

Üç: Bana anlatmak istemediği bir şey vardı.

O gün üçüncüsü gibiydi.

Çünkü gözleri sürekli kantinin arkasındaki koridora kayıyordu. Orada da Aras vardı.

Aras, Alp’le konuşuyordu. Üstünde lacivert okul hırkası, kolunda basket çantası. Saçını yine eliyle geriye itmişti. Bunu yapmasından nefret ediyordum çünkü her yaptığında ona bakmamam gerekiyordu, ben de doğal olarak bakıyordum.

Mira bunu fark etmişti.

“Yine başladın,” demişti.

“Neye?”

“Aras’a bakmamaya çalışırken Aras’a bakmaya.”

“Saçmalama.”

“Ece, senin yalan söyleme hızın internetimizden bile kötü.”

Ona çarpmıştım omzumla. Gülmüştü ama gülüşü yarım kalmıştı. Tam o sırada telefonu titremişti. Ekrana baktı. Yüzü çok küçük bir anda değişti. Bunu başka biri görmezdi. Ben gördüm.

“Kim?” demiştim.

“Annem.”

“Annen sana kalp emojisiyle mi yazıyor?”

Ekranı çevirmişti hemen. “Sen de fazla dikkat ediyorsun.”

“Çünkü sen fazla garipsin.”

“Akşam konuşuruz,” demişti.

“Ne konuşacağız?”

“Akşam işte.”

Sonra yürümüştü. Ben de arkasından, “Mira!” diye seslenmiştim.

Dönmüştü.

“İyi misin gerçekten?”

Bir saniye durdu. O bir saniye şimdi kafamda tekrar tekrar oynuyordu. Sanki o anda doğru soruyu sormuşum ama cevabı kaçırmışım gibi.

“İyiyim,” dedi. “Sadece biraz kalbim karışık.”

Bunu şaka gibi söylemişti. Zaten bizim rafımız buydu: kalbim karışık. Mira her şeye başlık koymayı severdi. “Bugünkü modum: kötü kararlar ama güzel eyeliner.” “Bugünkü hayatım: matematik sınavı ve duygusal enkaz.” Böyle şeyler.

Ama o akşam yazmadı.

23:11’de ben yazdım.

konuşacaktık hani

23:19’da çift tik oldu.

23:22’de çevrimiçi oldu.

Yazıyor... göründü.

Sonra kayboldu.

23:24’te tekrar yazıyor... çıktı.

Ben ekrana eğildim. O kadar eğildim ki burnum neredeyse cama değecekti.

Mesaj geldi.

Ece, eğer yarın garip davranırsam

Bu kadardı.

Devamı gelmedi.

Önce güldüm. Çünkü bu tam Mira’lık bir dramaydı. Cümleyi yarım bırakıp insanı çatlatmak. Hatta cevap yazdım.

yarın garip davranmıyorsan şaşarım zaten

Mesaj gitti. Çift tik oldu.

Cevap gelmedi.

23:31’de aradım. Çaldı. Açmadı.

23:36’da yine aradım. Bu kez meşgule düştü gibi oldu. Ya da ben öyle sandım. Telefonun sesi kesildi, ekranda arama bitti yazdı.

23:47’den sonra da son görülmesi değişmedi.

Şimdi saat 00:26’ydı ve ben üçüncü kez arama tuşuna basıyordum.

Bu kez telefon direkt kapandı.

“Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.”

Midemin içi boşaldı.

Yatağın üstünden kalktım. Terliklerimi ararken ayağım kitabıma çarptı, kitap yere düştü. Normalde annem duyar diye panik olurdum. O an umurumda olmadı.

Mira’nın annesini aramalı mıydım?

Bu cümle kafama girince durdum.

Mira annesinden nefret etmezdi ama annesiyle arası kolay da değildi. Evde her şey not, sınav, kurs, düzen, disiplin. Mira’nın odası bile annesinin istediği gibi dururdu. Sadece dolabının içi başka bir ülkeydi. Bir keresinde “Benim gerçek kişiliğim ikinci rafta, kazakların arkasında yaşıyor,” demişti.

Eğer onu boşuna panikletirsem Mira beni öldürürdü.

Ama ya boşuna değilse?

WhatsApp’tan çıktım. Instagram’a girdim. Mira’nın profilinde yeni bir şey yoktu. Son hikâyesi öğleden kalmaydı: okul bahçesinde çektiği bulanık bir fotoğraf. Üstünde küçük beyaz yazıyla “bugün kimse bana soru sormasın” yazmıştı.

Kalbim biraz daha hızlı attı.

Takip ettiklerine baktım. Bunu neden yaptığımı bilmiyordum. İnsan panikleyince çok mantıklı şeyler yapmıyor. Listeyi aşağı kaydırdım. Tanıdık isimler. Sınıftan kızlar. Eski ortaokul arkadaşları. Birkaç müzik hesabı. Sonra Aras.

Aras zaten oradaydı. Hepimiz birbirimizi takip ediyorduk. Bunda garip bir şey yoktu.

Ama Aras’ın profil fotoğrafının etrafında hikâye halkası vardı.

Yeni hikâye.

Parmağım kendi kendine bastı.

Siyah ekran açıldı. Aras’ın odası gibi duran loş bir yer. Masada kola kutusu, arka planda yarım görünen basket topu. Fotoğrafın altına saat etiketi koymuştu: 23:52.

Bir de yazı:

Bazı insanlar cevap vermeyince daha çok şey anlatıyor.

Boğazım kurudu.

Bunu Mira için mi yazmıştı?

Hayır. Saçmalama. İnsanlar sürekli aptal aptal şeyler paylaşıyor. Her şey bizim başımıza gelen şeyle ilgili olmak zorunda değil.

Ama 23:52.

Mira’nın son görülmesinden beş dakika sonra.

Aras’ın hikâyesine tekrar baktım. Ekrandaki yazı beni itiyordu sanki. Bazı insanlar cevap vermeyince daha çok şey anlatıyor. Bu cümleyi kim yazar? Neden yazar? Kime yazar?

Aras’a mesaj atmak istedim.

Atmadım.

Çünkü Aras’a mesaj atmak bende zaten küçük çaplı kalp krizi yapıyordu. Hele gece yarısı, “Mira nerede biliyor musun?” diye yazmak bambaşka bir delilikti. Üstelik Mira bana bir şey saklıyorsa ve o şey Aras’la ilgiliyse...

Telefon elimde ağırlaştı.

İşte insanın en yakın arkadaşıyla ilgili en kötü düşünce tam böyle geliyor. Önce gelmesin istiyorsun. Sonra kapının aralığından içeri sızıyor. Sonra bir bakıyorsun, odanın ortasında durmuş sana bakıyor.

Mira ve Aras.

Hayır.

Olmaz.

Mira bilirdi.

Ben Aras’tan hoşlandığımı ona söylememiş olabilirdim ama Mira bilirdi. Çünkü Mira benim söylemediğim şeyleri de bilen insandı. Hatta çoğu zaman bilmesin diye fazla uğraştığım şeyleri daha çabuk anlardı.

Aras kantinde yanıma oturunca neden su şişemin kapağıyla oynadığımı bilirdi.

Aras “notları atar mısın?” dediğinde o notları üç kere kontrol ettiğimi bilirdi.

Aras bir gün “saçın güzel olmuş” dedi diye iki hafta aynı tokayı taktığımı bilirdi.

Mira bilirdi.

O yüzden olmazdı.

Ama bugün okul çıkışında telefonu saklamıştı.

Akşam konuşuruz demişti.

Ece, eğer yarın garip davranırsam...

Yatağıma oturdum. Dizlerimi kendime çektim. Bir süre sadece ekrana baktım. Sonra dayanamayıp Aras’ın sohbetini açtım.

Son mesaj iki hafta öncedendi. O yazmıştı.

edebiyat ödevini nereye yükleyecektik

Ben de cevap vermiştim.

classroom
son tarih bugün bu arada

O da:

eyw hayat kurtardın

Ben o “hayat kurtardın”ı üç gün boyunca fazla önemsemiştim. Şimdi aynı sohbet kutusuna Mira’nın kaybolmasını yazacaktım.

Parmaklarım klavyenin üstünde bekledi.

Mira’dan haberin var mı?

Yazdım. Göndermedim.

Sildim.

Tekrar yazdım.

Mira sana yazdı mı?

Bu daha kötüydü. Fazla belli ediyordu.

Sildim.

Sonunda telefonu kapatıp masaya bıraktım. Kendime çok mantıklı bir karar verdim: Beş dakika bekleyecektim. Beş dakika içinde Mira yazmazsa Aras’a yazacaktım. Beş dakika içinde o da cevap vermezse Mira’nın annesini arayacaktım.

Bu plan beni yaklaşık on yedi saniye rahatlattı.

Sonra telefon titredi.

Öyle sert yerimden kalktım ki dizim masaya çarptı.

Ekranda Mira’nın adı yoktu.

Bilinmeyen Numara

Kalbim saçma bir şekilde boğazıma çıktı.

Mesajı açtım.

Fotoğraf gelmişti.

İlk başta ne olduğuna anlam veremedim. Karanlık bir görüntü. Sokak lambası. Islak kaldırım. Bir duvarın dibinde duran beyaz bir toka.

Mira’nın tokası.

Bugün okul çıkışında elinden düşen, sonra saçına zorla taktığı beyaz toka.

Fotoğrafın altında tek cümle vardı:

Ona güvenme.

Bölüm 1 · 1/8

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Mavi Tik

Kitap sayfasına dön
Önceki

~6 dk kaldı

Sonraki