1. Bölüm
Siyah Zarf
Lalin, okul dolabını açtığında içinden küçük bir taş düştü.
Taş yere çarpınca ses çıkarmadı.
Sanki zemine değil, yumuşak bir kumaşın üzerine düşmüştü.
Lalin eğilip taşı aldı. Taş siyahtı ama tamamen siyah değildi. İçinde çok ince, gümüş renkli çizgiler vardı. Çizgiler hareket ediyor gibi görünüyordu.
Lalin taşı avucunda çevirdi.
“Bu da ne?”
Yanındaki Sera çantasını kapattı.
“Senin mi?”
“Hayır.”
“Dolabından çıktı.”
“Biliyorum.”
Sera taşa eğildi.
“Üzerinde bir şey yazıyor.”
Lalin taşı ışığa tuttu.
Gerçekten de üzerinde küçük harflerle bir kelime kazınmıştı:
Eşik
Lalin taşı cebine koydu.
“Biri şaka yapıyor.”
“Bence güzel bir şaka.”
“Bence garip.”
“Güzel ve garip aynı anda olabilir.”
Sera sınıfa yöneldi. Lalin dolabını kapatmak üzereyken içeride siyah bir zarf gördü.
Zarf, dolabın arka duvarına yaslanmıştı.
Üzerinde yalnızca adı yazıyordu:
Lalin Aras
Lalin elini uzattı.
Zarfı almadan önce bir an durdu. Kâğıt, dolabın içindeki diğer eşyalardan daha soğuk görünüyordu.
“Bunu da mı gördün?” diye sordu Sera.
Lalin başını salladı.
“Üzerinde adın var.”
“Evet.”
“Belki açmalısın.”
“Belki açmamalıyım.”
Sera zarfın kenarına baktı.
“Bence açmalısın.”
“Bunu neden bu kadar kolay söylüyorsun?”
“Çünkü içinden zehirli bir şey çıkacak gibi görünmüyor.”
Lalin ona baktı.
“Zehirli şeyler genelde dışarıdan öyle görünmez.”
Sera kısa bir süre düşündü.
“Bu da doğru.”
Zil çaldı.
Koridor bir anda öğrencilerle doldu. Sınıf kapıları açıldı, öğretmenler öğrencileri içeri çağırdı. Lalin zarfı çantasına koydu.
Sera ona baktı.
“Ders arasında açarsın.”
“Belki.”
“Yine başladın.”
“Neye?”
“Her şeye belki demeye.”
Lalin cevap vermedi.
Matematik dersi boyunca siyah zarf çantasının içinde durdu. Lalin tahtadaki soruları çözmeye çalıştı ama aklı sürekli zarfa gidiyordu.
Zarfın üzerinde pul yoktu.
Gönderen adı yoktu.
Dolabına nasıl bırakıldığı belli değildi.
Sınıfta herkes birbirine bir şeyler fısıldarken Lalin birkaç kez çantasına baktı. Zarfın orada olduğundan emin olmak istiyordu.
Ders bitince Sera onun yanına geldi.
“Açıyor musun?”
Lalin zarfı çıkardı.
“Burada mı?”
“Koridorda açma.”
“Niye?”
“Biri görür.”
“Biri görürse ne olur?”
“Bilmiyorum. Ama gizli zarflar genelde koridorda açılmaz.”
Lalin gülmemeye çalıştı.
“Bunu nereden öğrendin?”
“Kitaplardan.”
“Bu gerçek hayat.”
“Bazen gerçek hayat kitaplardan daha garip.”
Lalin zarfı okulun arka tarafındaki boş sınıfa götürdü. Oda kullanılmıyordu. Pencerelerde perdeler vardı ama bir tanesi yarı açıktı. İçeride eski sıralar, duvar kenarında kırık bir pano ve tahtanın üzerinde silinmemiş bir cümle vardı:
Görünmeyen her şey yok değildir.
Lalin cümleye baktı.
“Bunu kim yazmış?”
Sera zarfı gösterdi.
“Önce onu aç.”
Lalin siyah zarfın kapağını çevirdi.
Zarf yapıştırılmamıştı.
İçinden tek bir kâğıt çıktı.
Kâğıt kalın ve koyu renkti. Üzerindeki yazılar gümüş mürekkeple yazılmıştı.
Lalin Aras,
Gölgenin sana ait olmadığını ilk kez fark ettiğin için seni Karanlık Akademi’ye davet ediyoruz.
İlk ders bugün, saat 18.00’de.
Adres: Eski Gözlemevi.
Yanına yalnızca siyah taşı al.
Kimseye söyleme.
Lalin kâğıdı iki eliyle tuttu.
Sera yazıyı okudu.
“Bu harika.”
“Bu normal değil.”
“Zaten okul kulübü daveti gibi yazılmamış.”
“Benim gölgem bana ait.”
Sera ona baktı.
“Öyle mi?”
Lalin cevap veremedi.
Çünkü son birkaç haftadır bazı şeyler oluyordu.
Öğle güneşinde gölgesi birkaç saniye geç hareket etmişti.
Bir sabah koridorda yürürken gölgesi duvara takılıp kalmış, Lalin durduktan sonra bile ilerlemeye devam etmişti.
Geçen gece odasının ışığını kapatırken gölgesinin yatağın üzerinde bir süre daha durduğunu görmüştü.
Bunları kimseye anlatmamıştı.
Anlatırsa garip bulunacağını düşünmüştü.
Bir keresinde annesine söylemeye çalışmış, sonra “gözüm yanıldı,” diyerek konuyu değiştirmişti.
Lalin kâğıdı katladı.
“Ben gitmiyorum.”
Sera kaşlarını kaldırdı.
“Niye?”
“Çünkü bu bir tuzak olabilir.”
“Kim kurmuş?”
“Bilmiyorum.”
“Biri senin gölgeni nasıl bilebilir?”
Lalin taşı cebinden çıkardı.
Taşın üzerindeki gümüş çizgiler yeniden hareket ediyordu.
Sera taşın içine baktı.
“Bunu sen mi hareket ettiriyorsun?”
“Hayır.”
Çizgiler bir daire oluşturdu.
Dairenin ortasında çok küçük bir ışık belirdi.
Lalin taşı elinden düşürdü.
Taş zemine çarptı.
Bu kez ses çıktı.
Oda bir anda soğudu.
Penceredeki perde hareket etti ama dışarıda rüzgâr yoktu. Tahta üzerindeki eski cümlenin sonuna yeni bir kelime eklendi.
Görünmeyen her şey yok değildir. Özellikle seni izliyorsa.
Sera geri çekildi.
“Bunu sen mi yaptın?”
“Hayır.”
Taş, yerde kendi kendine dönmeye başladı.
Dönerken duvara doğru ince bir gölge uzandı.
Gölge, taşın biçimini değil, bir kapının şeklini aldı.
Lalin nefesini tuttu.
Duvarın ortasında siyah bir kapı belirdi.
Kapının üzerinde gümüş harflerle yazıyordu:
KARANLIK AKADEMİ
Sera kapıya yaklaştı.
“Bence gitmeliyiz.”
“Bence hayır.”
“Lalin.”
“Burası okulun boş sınıfı.”
“Az önce duvarda kapı yoktu.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse?”
Lalin cevap vermedi.
Kapının arkasından bir ses geldi.
“Davet edilen öğrenci içeri girmeli.”
Ses ne yaşlı ne gençti. Sanki aynı anda birkaç kişinin sesi üst üste konuşuyordu.
Sera fısıldadı:
“Bizi duyuyor.”
Lalin kapının koluna baktı.
“Ben davet edildim.”
“Ben de seninle geliyorum.”
“Zarf yalnızca benim adıma.”
“İki kişi daha güvenli.”
Kapının arkasındaki ses yeniden konuştu:
“Akademi yalnızca davet edilenleri kabul eder.”
Sera kaşlarını çattı.
“Beni almayacak mı?”
“Gölgesi olmayanlar geçemez.”
Sera kendi gölgesine baktı.
Sınıftaki ışık tavandan geliyordu. Sera’nın gölgesi ayaklarının altında duruyordu.
Lalin’in gölgesi ise duvarın üzerindeydi.
Lalin bunu görünce geri çekildi.
“Bu nasıl oluyor?”
Sera cevap vermedi.
Lalin duvardaki gölgesine baktı. Gölge onunla aynı hareketleri yapmıyordu. Başı hafifçe yana eğilmişti. Lalin’in başı düz duruyordu.
Gölge, kapının koluna uzandı.
Lalin’in eli hâlâ yanındaydı.
Sera fısıldadı:
“Bence senin gölgen senden önce karar verdi.”
Lalin kapıya yaklaştı.
“Orada ne var?”
Kapının arkasından yanıt geldi:
“İlk ders.”
“Ne öğretiyorsunuz?”
“Gördüğün şeyi kontrol etmeyi.”
“Ya kontrol edemezsem?”
“Önce ne gördüğünü kabul etmelisin.”
Lalin duvardaki gölgesine baktı.
Gölge bu kez ona döndü.
Yüzü yoktu ama Lalin onun kendisini izlediğini biliyordu.
Cebindeki siyah taş ısındı.
Lalin kapı koluna uzandı.
Sera arkasında duruyordu.
“Hazır mısın?”
“Hayır.”
“Bu cevabı da çok kullanıyorsun.”
“Bu kez gerçekten hazırım değilim.”
“Yine de açacak mısın?”
Lalin birkaç saniye düşündü.
Sonra kapı kolunu çevirdi.
Kapı açılmadı.
Duvarın içinden derin bir uğultu geldi. Gümüş yazılar karardı. Gölge geri çekildi.
Lalin’in elindeki taş soğudu.
“Ne oldu?” diye sordu Sera.
Lalin kâğıdı açtı.
İlk dersin saati 18.00 yazıyordu.
Saatine baktı.
17.42
“Daha zamanı gelmedi.”
Sera, “O zaman ne yapacağız?” diye sordu.
“Bekleyeceğiz.”
“Burada mı?”
“Hayır.”
Lalin siyah taşı cebine koydu. Kâğıdı katlayıp zarfın içine yerleştirdi.
Kapı hâlâ duvardaydı ama artık görünmüyordu. Yalnızca duvarın üzerinde ince, siyah bir çizgi kalmıştı.
Lalin sınıftan çıkmak için kapıya yöneldi.
Tam kapı koluna uzanırken gölgesi yeniden hareket etti.
Bu kez duvarın üzerinde tek bir kelime belirdi:
Gelme.
Lalin olduğu yerde durdu.
Sera yazıya baktı.
“Bu da davetin bir parçası mı?”
“Bilmiyorum.”
Gölge kelimeyi sildi.
Yerine başka bir cümle yazdı:
İlk ders başlamadan önce bir şeyi seç.
Altında iki seçenek belirdi:
Korkunu yanında getir.
Korkunu kapıda bırak.
Lalin yazıya baktı.
Sera, “İkincisini seç,” dedi.
“Ya korkumu bırakırsam?”
“Daha rahat edersin.”
“Ya korku beni koruyorsa?”
Sera cevap veremedi.
Lalin siyah taşı avucunda sıktı.
Korkmak istemiyordu.
Ama korkmadığını söylemek de doğru değildi.
Korkusu, bu kapının gerçek olduğunu söylüyordu.
Korkusu, akademide onu bekleyen şeyin yalnızca bir okul olmadığını anlatıyordu.
Lalin gölgesine baktı.
“Ben korkumu bırakmayacağım.”
Duvar yeniden yazıyla kaplandı:
Doğru cevap değil. Ama senin cevabın.
Siyah kapı tekrar ortaya çıktı.
Bu kez kapının kolu kendiliğinden aşağı indi.
Arkasından uzun, karanlık bir merdiven görünüyordu. Merdivenin her basamağında küçük gümüş ışıklar yanıyordu.
Sera derin bir nefes aldı.
“Şimdi?”
Lalin kapının arkasına baktı.
Aşağıda ne olduğunu göremiyordu.
Ama kendi gölgesi çoktan merdivenin ilk basamağına inmişti.
Lalin onun peşinden gitti.
İlk adımını attığında okulun bütün sesleri kesildi.
Zil.
Koridor.
Öğrenciler.
Sınıflar.
Hepsi geride kaldı.
Kapı kapanmadan hemen önce duvarda son bir cümle belirdi:
Karanlık Akademi’ye hoş geldin. İlk ders: Gölgeni tanı.