Zaman zaman bir araya gelen bir derneğin üyeleri, yakında yaşayacakları büyük sürpriz gelişmelerden habersizdi. Bu dernek ve üyeleri oldukça ilginçti. Savaş esnasında büyük yararlılıklar gösteren Topçular, savaştan sonra bir araya gelmek ve hatıralarını yad etmek için dernek kurmuşlardı.
Topçular Derneği üyeleri, her akşam olduğu gibi o akşam da çıtır çıtır yanan ateşin karşısında oturmuş, konuşuyorlardı.
Şimdi kendilerini işi bitmiş gören üyelerin hemen hepsi iç savaşa adamakıllı alışmışlardı. Savaş sona erdikten sonra hepsi de kendini sudan çıkmış balık gibi görmeye başlamışlardı. Çünkü savaş, onların güncel yaşamları olmuştu. Ama artık savaş yoktu. Hareket, gürültü, kavga, korku... Hiçbir şey yoktu. Ağızlarını açtılar mı ya savaştan ya da toplardan, topların niteliğinden konuşurlardı.
Normalde bu derneği bilimsel çalışmalar yapmak amacıyla kurmuşlardı. Dernekte bu bilimsel çalışmadan söz ediliyordu ama demek, eski arkadaşların bir araya gelip karşılıklı dertleşmelerinden başka bir işe yaramıyordu.
Tom Hunter (Tom Hantır), tahta bacağını şöminenin hemen kıyısına dek uzatmıştı.
- Öyle canım sıkılıyor ki diyerek söze başladı. Ne sıkıntılı, ne tatsız bir yaşam bu...
Onu dinleyenler iç çektiler. "Nerede o eski günler?" dediler.
Billy (Bili)'nin kolları yoktu. Her iki kolunu da savaşta kaybetmişti. Ama bundan dolayı üzülen bir hâli de yoktu.
- Ah, dedi, savaş olsaydı, biz de durmadan yeni yeni toplar icat ederdik. Şimdi sayın generallerimiz masalarından kalkmak bilmiyorlar. Her şey kâğıt üzerinde. Tüm komutanlar tek şeyle ilgileniyor: Yazmak, çizmek...
Yarbay Blomberry (Blumberri), arkadaşını doğruladı:
- Doğru..
Maston (Mestin) başını kaşıdı. Ama burada biraz açıklama yapmak gerekecek. Çünkü Maston'ın kafasının büyükçe bir bölümü yara almış ve yara alan yerleri reçineyle ve sıvı madenlerle sıvanmıştı. Eline gelince, bilekten koptuğu için bir çengel takılmıştı.
- Savaş çıkacağı falan da yok, dedi. Yepyeni bir top yapmak için öyle parlak bir projem var ki... Hoş, ben gene de çalışıyorum. Projemle ister ilgilenirler, ister ilgilenmezler.
Arkadaşları merakla doğruldular:
- Maston nasıl bir top?
- Sizlerin de hoşuna gidecek.
- Umarım izin verirler.
Tekrar, bir daha iç çekerek düşündü. Maston gördüğü ilgiden hoşnuttu. Daha çok ilgi çekmek için bir süre konuşmamayı tercih etti.
- Nasıl bir top, anlatsana Maston!
- Neye yarar, dedi. Uzun zamandır çalışıyorum, inceledim. Her şey hazır. Ama, eminim boşuna yoruluyoruz.
Tom Hunter arkadaşını doğruladı:
- Haklısın, dedi. Bundan böyle bizim yapacağımız tek iş var: Evde hanımların yün sarmalarına yardımcı olmak.
Maston şiddetle bağırdı:
- Demek, bundan sonra toplarımızla ateş etmeyeceğiz.
Arkadaşlarının kendisini ilgiyle izlediklerini gören Maston daha da yüreklendi. Kendi kendine komut verdi: "Ateş serbest..."
- Eğer, diye bağırdı, eğer topumu deneme izni vermezlerse bu dernekten istifa ederim.
- Hiç üzülme Maston, biz de senin ardından geliriz. Biz de böyle yaşamaktansa kumlara gömülmeye razıyız.
O akşam hepsi bu konuda ileri geri konuştular. Dernekten kırık, umutsuz bir durumda ayrıldılar. Ama ertesi sabah hepsinin evine gelen bir mektup, onlarda bambaşka bir hava estirdi.
Demek üyelerini böylesine etkileyen mektup, demek başkanı İmpey Barbicane (İmpiy Berbikeyn)'in imzasını taşıyordu:
“Sayın Üye,
5 Ekim günü yapılacak olağanüstü toplantıya çağrılısınız. Bu toplantıda, sizleri çok yakından ilgilendirecek bir konu üzerinde konuşulacaktır.
Bu toplantıya katılmanızı önemle rica, eder, saygılar sunarım.”
Tüm üyeler mektubu okuduktan sonra derin derin düşünmeye başladılar. Kendilerini çok yakından ilgilendirecek bu konu ne idi? O gün, günlerden 3 Ekimdi. Toplantı 5 Ekim de olduğuna göre daha iki gün vardı.
Bu iki gün topçulara öyle uzun geliyordu ki iple çekmek ne söz, mümkün olsa hemen o gün olmasını isteyeceklerdi.
Akşam saat 8'de derneğin salonu tıklım tıklım dolmuştu. Baltimor'da oturan bütün üyeler başkanın çağrısına uymuşlardı. Başka kentlerden gelenler hemen doğruca buraya koşmuşlardı.
Salon oldukça genişti. Ancak gelenler o kadar çoktu ki kısa bir süre sonra tıklım tıklım doldu. Daha sonra gelenler, bahçeye girme imkanı bile bulamadılar.
Salonun dekoru göz kamaştırıcıydı. Duvarlarda da her tür silâh koleksiyonu sergileniyordu. Avizeler bile çeşitli silâhların biçiminde yapılmıştı. Namlusu yere doğru çevrilmiş yüzlerce tabancı ağzında hava gazı alevleri ortalığa yayılıyor, salonu aydınlatıyordu.
Salonun köşesinde başkanla yardımcıları oturuyorlardı. Bu masa bildiğimiz masalardan değildi. Birkaç top namlusu yere dikine oturtulmuş, üzerine de bir sac levha konulmuştu. İşte, başkanın oturduğu masa, böyle ilginç bir masaydı.
Başkan kırk yaşlarında sakin görünüşlü, sert yapılı bir adamdı. Bir dakika değil, saniyeler bile onun için çok önemliydi. Bu bakımdan her sözünü daima bir zaman ölçüsüne bağlardı.
Oturduğu yerden, salonu dolduran arkadaşlarına bakıyor, uğultunun dinmesini bekler gibi görünüyordu.
Kimileri de başkanın yüzüne bakarak bir şey çıkarmak, bir şeyler öğrenmek istiyorlardı.
Hava giderek gerginleşiyordu. Herkes, şu toplantı başlasa da konunun ne olduğunu öğrensek, diye sabırsızlanıp duruyordu.
Büyük saat özel çanı ile sekizi vurduğunda, tüm uğultular birden kesildi. Herkes nefes almaktan korkar gibi sustu. Şimdi söz sırası başkanındı:
- Kıymetli arkadaşlarım, diye başladı konuşmasına Barbicane. Bizlere çok uzun gelen şu barış dönemi tüm üyelerimizi olumsuz yönde etkiledi. Hepimiz bir savaş çıkmasını özler olduk.
Maston heyecanla bağırdı:
- Evet, savaş, savaş istiyoruz!
Konuyu öğrenmek için kıvranan bütün üyeler sabırsızlıkla "Susalım..." diye söylendiler. Başkan arkadaşlarına sevgiyle baktı:
- Savaş çıkarmak bizim elimizde olmadığına göre, bizleri böylesine kıvrandıran isteklerimizi yatıştırmak için başka yollar denemeliyiz, dedi.
- Merakınızı anlıyorum, diye konuşmasını sürdürdü başkan. Çok çalıştım, araştırdım, hesapladım. Bana öyle geliyor ki bulduğum şeyi hiçbir ülke uygulayamaz. Bunu uygulamak şerefi ülkemizin topçularının olacaktır.
Herkes dikkatle dinliyordu. Başkan, arkadaşlarının soran gözlerine bakarak konuşmasına devam etti:
- Bu iş sizlere "Topçular Derneği'ne, onun şan ve şerefine yaraşır bir iş olacak, tüm dünyada büyük yankılar yapacaktır, dedi.
- Dünyada yankılar yapacak bir iş ha! Tam topçulara lâyık bir iş öyleyse.
- Tabi, dedi başkan. Tüm dünya sizlerden söz edecek. Evet arkadaşlarım, sizlere Ay'a gitmekten, Ay'ı keşfetmekten bahsediyorum. İlk hedefimiz Ay'a gitmektir.
Salonda öyle bir gürültü koptu ki, sanırsınız başkan "Şimdi Ay'dan geldim. Oradaki emekli topçuların selâmlarını getirdim." demiş gibi bir hava esti.
Başkan bir süre bu heyecanlı seslerin dinmesini bekledi. Sonra sakin sakin anlatmaya başladı:
- Biliyorsunuz, Ay konusunda yoğun çalışmalar var, dedi. Ay'ın kütlesi, yoğunluğu, ağırlığı, yapısı, hareketleri, bizden olan uzaklığı, Güneş Sistemi içindeki durumu, bugün artık çok iyi biliniyor. Hatta Ay'ın haritaları bile yapıldı, çekilen başarılı fotoğraflar da var. Ancak bu bilgilere karşın, bugüne dek Ay'la doğrudan bir bağlantı kuran olmadı hiç. Ay'la hiçbir ilişki yok aramızda.
Başkanın söyledikleri, tüm üyelerin bildikleri şeylerdi. Ancak varacakları uzak hedefi, daha yakından tanımak ister gibiydiler.
Başkan şöyle konuştu:
- Tüm bu hayal ürünü gezilerden başka, az çok bilimsel değeri olan bir girişimden söz edeceğim size. Bir Alman matematikçi, birkaç yıl önce ilginç bir öneride bulundu. Önerinin esası şu idi: Sibirya'ya bir bilginler kurulu ile birlikte gidecekti. Orada, geniş yaylalarda, elektrik ışıkları ile büyük boyda geometrik şekiller çizilecekti. Ay'da insan varsa, kuşkusuz, özel bir amaçla çizilen bu büyük ışıklı şekilleri görecekti. Buna benzer şekillerle karşılık vereceklerdi. Bir kez işarete karşılık alındı mı, gerisi gelecekti kuşkusuz. Karşılıklı işaretleşerek basit bir alfabe oluşturulacak, böylelikle Ay'dakilerle konuşma imkanı olacaktı. İşte, en yakın umudumuz olan Ay'la ilk bağlantıyı biz kuracağız. Böylece Ay'a ilk gidenler derneğimizin üyeleri olacak. Sizleri buraya çağırmamın amacı da bu konu, dedi.
Her kafadan bir ses çıkıyordu. Herkes Ay yolculuğuna hemen çıkılacakmış gibi bağırıp çağırıyordu.
Az sonra sağdan soldan "Susalım baylar, susalım, başkanımızı dinleyelim!" sözleri, tüm salonda duyuldu. Bu sözler öbür sesleri bastırdı. Başkan tam sessizlik sağlanınca yeniden konuşmaya başladı.
- Son yıllarda topçuluk alanındaki gelişmeleri biliyorsunuz, dedi. Savaş daha uzasaydı, kuşkusuz daha büyük gelişmeler olacaktı. Kesinlikle biliyoruz ki barutun itme gücü sınırsızdır. Hem de direnme gücü de sınırsızdır. Belli koşullarla geliştirilecek bir gülleyi Ay'a iletmek için bir engel olmamalı ortada. O hâlde barut, bizleri Ay'a götürebilir. Ben bu konuyu tüm ayrıntılarıyla inceledim, dedi. Yaptığım hesaplara göre saniyede on bir bin metre hızla hareket eden bir gülle, Ay'a ulaşabilir. Şimdi size şunu öneriyorum:
Başkan bir an sustu. Bir tek ses bile çıkmıyordu. Sonra ağır ağır konuştu:
- Bu denemeyi sizlere önermek şerefine eriştim. Evet baylar, Ay'a gitmek isteyenler...
***
Başkanın sözleri oradakileri çılgına döndürdü.
Ortalık karıştı. Ne sözlerden bir şey anlaşılıyor, ne de alkışlar dinmek biliyordu. Salon, fırtınanın karıştırdığı bir deniz gibiydi. Sanki dalgalanıyordu.
Ne de olsa bu toplantı, topçuların toplantısı idi ve tüm topçular çıldırmış gibi sevinçliydiler.
Başkan ise henüz söyleyeceklerinin tamamını söylememişti. Sakin sakin duruyor, arkadaşlarının susmaları için ellerini yan açmış, sabırla bekliyordu.
Az sonra başkanlık masasına doğru ilerleyen kalabalık, başkanı yakaladığı gibi omuzlar üzerine aldı. Şimdi salon dalgalı bir deniz gibiydi. Başkan, dalgalanan eller üzerinde hızla dışarıya doğru kayıyordu. Başkan eller üstünde taşınıyor, sevinç haykırmaları, marşlar, yaşa, varol bağırışları, tüm kenti sarıyordu.
Gökyüzünde pırıl pırıl bir ay ışığı vardı. Ay, sanki tüm bu çılgınlıkları kendi adına yapıldığını bilirmiş gibi, olabildiğince parlak ve güzel bir görünüm içindeydi. Kendisine gelecek kişileri aydınlık dünyasına çağırır gibiydi.
Saatler ilerledikçe kalabalık daha da artıyordu.
Kentin en uzak mahallelerinde oturanlar bile bu şenliğe katılmışlardı. Kentte oturan kim varsa sokaktaydı. Tam bir ana-baba günüydü.
Saat ikiye doğru kalabalık seyrekleşti. Çoğu kimse evine dönmeye başladı. Başkan da hayranlarının ellerinden kurtulup güç belâ evine girebilmişti. Kentten kalkan trenler de başka kentlerden gelenleri taşıyordu. Kentteki yaşam eski, sessiz akışını sürdürmeye başladı.
Ancak bu heyecan sadece Baltimor'da yaşanmadı. Çünkü Topçular Demeği'nin 30 bin üyesi vardı. Çoğu uzak kentlerdeydi. Bu yüzden toplantıya katılmamışlardı. Ama o 5 Ekimi 6 Ekime bağlayan gece, tüm ülkede büyük bir bayram sevinci yaşanmış oldu.
Ertesi gün gazeteler konuyu ele aldılar. Bir gazete için bundan iyi konu olur mu? Bir yandan olay geniş bir biçimde veriliyor, kentin çılgın sevinci anlatılıyor, bir yandan da Ay konusunda bilgiler döktürülüyordu. Ay'ın görünmeyen yüzü neye benziyordu? Ay'da yaşayanlar var mıydı?
Gazetelerin ortaya attığı sorular, çok geçmeden kahraman topçuları da etkilemeye başladı. Bunun yanı sıra pek çok bilimsel dernek, kurum Topçular Demeği'ne mektup yazarak her türlü yardıma hazır olduklarını bildirdiler. Ay'a ulaşmak düşüncesi büyük ölçüde benimsenmişti. O güne dek hiçbir tasarı, hiçbir girişim böylesine büyük ve yaygın bir destek görmemişti.
Halk, tasarıyı içtenlikle destekliyordu. Hiçbir gazete ya da dergide bir tek yerici karikatür bile yayınlanmadı. Kamuoyu konuyu ciddîye almıştı. Başkan Barbicane, ülkede kendinden en çok söz edilen kişi oldu. Başkan bile ondan sonra geliyordu. Herkese göre Barbicane, en büyük adamdı. Varsa yoksa Barbicane...
Demeğin yönetim kurulu ertesi gün toplandı. Kimi konularda görüşüp tartıştılar. Kararlar aldılar. Aralarında işbirliği yaparak bu kararları uygulamaya başladılar.
En önemli konu, Ay'la ilgili kesin bilgilerin sağlanmasıydı. Bunun için astronomi bilginlerine danışacaklardı. Onlardan alacakları cevaplara göre işin teknik yönüne eğileceklerdi.
Cambridge (Kembriç) Gözlem evi, ülkenin en önde gelen gözlem eviydi. Burada pek çok bilgin, yemeyi içmeyi düşünmeden göklerle, göklerin gözetlenmesiyle ilgileniyordu. Gözlem evinde çok büyük bir gök dürbünü vardı. Bunun sayesinde gökyüzünde pek çok şey öğrenilmiş, pek çok şey çözümlenmişti.
Bilginlere, Ay'la ilgili konularda mektup yazılmış olması, büyük bir onurdu. Böylelikle, koskoca ülkede en güvenilir gözlem evinin kendilerininki olduğu kanıtlanmış oluyordu.
Bilginler gelen mektubu bir nefeste okuyup, verecekleri cevapları kısa sürede saptadılar. Bakan Barbicane imzalı mektubun cevabını iki gün içinde hazırlayarak postaya verdiler.
Mektup, derneğe geldiğinde heyecanlı üyelerin gözleri önünde açıldı. Herkes sanki mektubun içine girmek ister gibi, başkana yaklaşmış, neler yazıldığını bir an önce okumak istiyordu. Barbicane:
- Merak etmeyin arkadaşlar, dedi. Şimdi okuyacağım mektubu.
Herkes başkanı dinlemeye hazırlandı. Başkan mektubu alarak okumaya başladı.
“Cambridge Gözlem Evinden Topçular Derneği Başkanlığına,
Baltimor (Beltımır) Dernek adına gözlemevimiz müdürlüğüne yazdığınız 6 Ekim tarihli mektubunuzu almakla büyük bir onur duyduk. Kurulumuz, yaptığı toplantı sonunda sorularınıza cevapları hazırlamıştır Bu cevaplar tam anlamıyla bilimsel olup, en ufak bir hata payı olmayan rakamlardan oluşmaktadır.
Bize yöneltilen soruların bilimsel karşılıkları şunlardır:
1- Ay’a mermi gönderilmesi için topun enlemi 0 derece -28 derece arasında kuzey ya da güney olan bir yere yerleştirilmesi gerekmektedir. Ay'la Dünya arasındaki uzaklığın ölçülmesi için, Ay'ın baş üstüne yerleştirilmelidir. Mermiye yeterli bir hız verilirse hızı ancak, merminin saniyede on iki bin yardalık bir hızla hareket etmesi gerekmektedir. Hedefe tam isabet edebilmesi için merminin, saniyede on iki bin yardalık bir hızla hareket etmesi gerekmektedir. Mermiyi fırlatacak olan topun nişan noktasına isabet alması için top, gelecek yıl 1 Aralık günü, saat üçe on üç dakika yirmi saniye kala ateşlenmelidir. Mermi ateşlendikten sonra, gökyüzünde Ay'in yeri neresidir? Mermi, o anda ateşlendikten tam dört gün sonra, 4 Aralık gecesi Ay, baş üstünden geçerken Ay' a inmiş olacaktır.
Gerekli çalışmalara bir an önce başlanmalı ve top belirtilen zamanda, bir saniye bile geciktirmeden ateşlenmelidir. Ay'ın ve Dünya'ya en yakın noktasına gelebilmesi için on sekiz yıl, on gün beklernek gerekecektir.
Kurulumuzun her türlü yardıma hazır olduğunu bir kez daha belirtir, sonsuz saygılarımızı sunarız.
C.K. BELFAST (BELFIST) Gözlem Evi Müdürü.”
*
Mektup okunduktan sonra Başkan Barbicane, yönetim kurulu üyeleri ile uzun bir konuşma yaptı. Başkanın konuşmasına göre, herkes sanki Ay ilk defa görülmüş, onun hakkında hiçbir bilgimiz yokmuş gibi soracak, soruşturacaktı. Herkesi bu konuyla ilgilenmeye davet edecek, onlarda bir ilgi uyandıracaktı.