gridreads

1. Bölüm

Zaman zaman bir araya gelen bir der­ne­ğin üye­le­ri, yakın­da yaşa­ya­cak­la­rı büyük sürp­riz geliş­me­ler­den haber­siz­di. Bu dernek ve üye­le­ri olduk­ça ilginç­ti. Savaş esna­sın­da büyük yarar­lı­lık­lar gös­te­ren Top­çu­lar, savaş­tan sonra bir araya gelmek ve hatı­ra­la­rı­nı yad etmek için dernek kur­muş­lar­dı.

Top­çu­lar Der­ne­ği üye­le­ri, her akşam olduğu gibi o akşam da çıtır çıtır yanan ateşin kar­şı­sın­da otur­muş, konu­şu­yor­lar­dı.

Şimdi ken­di­le­ri­ni işi bitmiş gören üye­le­rin hemen hepsi iç savaşa ada­ma­kıl­lı alış­mış­lar­dı. Savaş sona erdik­ten sonra hepsi de ken­di­ni sudan çıkmış balık gibi gör­me­ye baş­la­mış­lar­dı. Çünkü savaş, onla­rın güncel yaşam­la­rı olmuş­tu. Ama artık savaş yoktu. Hare­ket, gürül­tü, kavga, korku... Hiçbir şey yoktu. Ağız­la­rı­nı açtı­lar mı ya savaş­tan ya da top­lar­dan, top­la­rın nite­li­ğin­den konu­şur­lar­dı.

Nor­mal­de bu der­ne­ği bilim­sel çalış­ma­lar yapmak ama­cıy­la kur­muş­lar­dı. Der­nek­te bu bilim­sel çalış­ma­dan söz edi­li­yor­du ama demek, eski arka­daş­la­rın bir araya gelip kar­şı­lık­lı dert­leş­me­le­rin­den başka bir işe yara­mı­yor­du.

Tom Hunter (Tom Hantır), tahta baca­ğı­nı şömi­ne­nin hemen kıyı­sı­na dek uzat­mış­tı.

- Öyle canım sıkı­lı­yor ki diye­rek söze baş­la­dı. Ne sıkın­tı­lı, ne tatsız bir yaşam bu...

Onu din­le­yen­ler iç çek­ti­ler. "Nerede o eski günler?" dedi­ler.

Billy (Bili)'nin kol­la­rı yoktu. Her iki kolunu da savaş­ta kay­bet­miş­ti. Ama bundan dolayı üzülen bir hâli de yoktu.

- Ah, dedi, savaş olsay­dı, biz de dur­ma­dan yeni yeni toplar icat eder­dik. Şimdi sayın gene­ral­le­ri­miz masa­la­rın­dan kalk­mak bil­mi­yor­lar. Her şey kâğıt üze­rin­de. Tüm komu­tan­lar tek şeyle ilgi­le­ni­yor: Yazmak, çizmek...

Yarbay Blom­berry (Blum­ber­ri), arka­da­şı­nı doğ­ru­la­dı:

- Doğru..

Maston (Mestin) başını kaşıdı. Ama burada biraz açık­la­ma yapmak gere­ke­cek. Çünkü Maston'ın kafa­sı­nın büyük­çe bir bölümü yara almış ve yara alan yer­le­ri reçi­ney­le ve sıvı maden­ler­le sıvan­mış­tı. Eline gelin­ce, bilek­ten kop­tu­ğu için bir çengel takıl­mış­tı.

- Savaş çıka­ca­ğı falan da yok, dedi. Yep­ye­ni bir top yapmak için öyle parlak bir projem var ki... Hoş, ben gene de çalı­şı­yo­rum. Pro­jem­le ister ilgi­le­nir­ler, ister ilgi­len­mez­ler.

Arka­daş­la­rı merak­la doğ­rul­du­lar:

- Maston nasıl bir top?

- Siz­le­rin de hoşuna gide­cek.

- Umarım izin verir­ler.

Tekrar, bir daha iç çeke­rek düşün­dü. Maston gör­dü­ğü ilgi­den hoş­nut­tu. Daha çok ilgi çekmek için bir süre konuş­ma­ma­yı tercih etti.

- Nasıl bir top, anlat­sa­na Maston!

- Neye yarar, dedi. Uzun zaman­dır çalı­şı­yo­rum, ince­le­dim. Her şey hazır. Ama, eminim boşuna yoru­lu­yo­ruz.

Tom Hunter arka­da­şı­nı doğ­ru­la­dı:

- Hak­lı­sın, dedi. Bundan böyle bizim yapa­ca­ğı­mız tek iş var: Evde hanım­la­rın yün sar­ma­la­rı­na yar­dım­cı olmak.

Maston şid­det­le bağır­dı:

- Demek, bundan sonra top­la­rı­mız­la ateş etme­ye­ce­ğiz.

Arka­daş­la­rı­nın ken­di­si­ni ilgiy­le izle­dik­le­ri­ni gören Maston daha da yürek­len­di. Kendi ken­di­ne komut verdi: "Ateş ser­best..."

- Eğer, diye bağır­dı, eğer topumu deneme izni ver­mez­ler­se bu der­nek­ten istifa ederim.

- Hiç üzülme Maston, biz de senin ardın­dan geli­riz. Biz de böyle yaşa­mak­tan­sa kum­la­ra gömül­me­ye razı­yız.

O akşam hepsi bu konuda ileri geri konuş­tu­lar. Der­nek­ten kırık, umut­suz bir durum­da ayrıl­dı­lar. Ama ertesi sabah hep­si­nin evine gelen bir mektup, onlar­da bam­baş­ka bir hava estir­di.

Demek üye­le­ri­ni böy­le­si­ne etki­le­yen mektup, demek baş­ka­nı İmpey Bar­bi­ca­ne (İmpiy Ber­bi­keyn)'in imza­sı­nı taşı­yor­du:

“Sayın Üye,

5 Ekim günü yapı­la­cak ola­ğa­nüs­tü top­lan­tı­ya çağ­rı­lı­sı­nız. Bu top­lan­tı­da, siz­le­ri çok yakın­dan ilgi­len­di­re­cek bir konu üze­rin­de konu­şu­la­cak­tır.

Bu top­lan­tı­ya katıl­ma­nı­zı önemle rica, eder, say­gı­lar suna­rım.”

Tüm üyeler mek­tu­bu oku­duk­tan sonra derin derin düşün­me­ye baş­la­dı­lar. Ken­di­le­ri­ni çok yakın­dan ilgi­len­di­re­cek bu konu ne idi? O gün, gün­ler­den 3 Ekimdi. Top­lan­tı 5 Ekim de oldu­ğu­na göre daha iki gün vardı.

Bu iki gün top­çu­la­ra öyle uzun geli­yor­du ki iple çekmek ne söz, mümkün olsa hemen o gün olma­sı­nı iste­ye­cek­ler­di.

Akşam saat 8'de der­ne­ğin salonu tıklım tıklım dol­muş­tu. Bal­ti­mor'da oturan bütün üyeler baş­ka­nın çağ­rı­sı­na uymuş­lar­dı. Başka kent­ler­den gelen­ler hemen doğ­ru­ca buraya koş­muş­lar­dı.

Salon olduk­ça geniş­ti. Ancak gelen­ler o kadar çoktu ki kısa bir süre sonra tıklım tıklım doldu. Daha sonra gelen­ler, bah­çe­ye girme imkanı bile bula­ma­dı­lar.

Salo­nun dekoru göz kamaş­tı­rı­cıy­dı. Duvar­lar­da da her tür silâh kolek­si­yo­nu ser­gi­le­ni­yor­du. Avi­ze­ler bile çeşit­li silâh­la­rın biçi­min­de yapıl­mış­tı. Nam­lu­su yere doğru çev­ril­miş yüz­ler­ce taban­cı ağzın­da hava gazı alev­le­ri orta­lı­ğa yayı­lı­yor, salonu aydın­la­tı­yor­du.

Salo­nun köşe­sin­de baş­kan­la yar­dım­cı­la­rı otu­ru­yor­lar­dı. Bu masa bil­di­ği­miz masa­lar­dan değil­di. Birkaç top nam­lu­su yere dikine otur­tul­muş, üze­ri­ne de bir sac levha konul­muş­tu. İşte, baş­ka­nın otur­du­ğu masa, böyle ilginç bir masay­dı.

Başkan kırk yaş­la­rın­da sakin görü­nüş­lü, sert yapılı bir adamdı. Bir dakika değil, sani­ye­ler bile onun için çok önem­liy­di. Bu bakım­dan her sözünü daima bir zaman ölçü­sü­ne bağ­lar­dı.

Otur­du­ğu yerden, salonu dol­du­ran arka­daş­la­rı­na bakı­yor, uğul­tu­nun din­me­si­ni bekler gibi görü­nü­yor­du.

Kimi­le­ri de baş­ka­nın yüzüne baka­rak bir şey çıkar­mak, bir şeyler öğren­mek isti­yor­lar­dı.

Hava gide­rek ger­gin­le­şi­yor­du. Herkes, şu top­lan­tı baş­la­sa da konu­nun ne oldu­ğu­nu öğren­sek, diye sabır­sız­la­nıp duru­yor­du.

Büyük saat özel çanı ile sekizi vur­du­ğun­da, tüm uğul­tu­lar birden kesil­di. Herkes nefes almak­tan korkar gibi sustu. Şimdi söz sırası baş­ka­nın­dı:

- Kıy­met­li arka­daş­la­rım, diye baş­la­dı konuş­ma­sı­na Bar­bi­ca­ne. Biz­le­re çok uzun gelen şu barış dönemi tüm üye­le­ri­mi­zi olum­suz yönde etki­le­di. Hepi­miz bir savaş çık­ma­sı­nı özler olduk.

Maston heye­can­la bağır­dı:

- Evet, savaş, savaş isti­yo­ruz!

Konuyu öğren­mek için kıv­ra­nan bütün üyeler sabır­sız­lık­la "Susa­lım..." diye söy­len­di­ler. Başkan arka­daş­la­rı­na sev­giy­le baktı:

- Savaş çıkar­mak bizim eli­miz­de olma­dı­ğı­na göre, biz­le­ri böy­le­si­ne kıv­ran­dı­ran istek­le­ri­mi­zi yatış­tır­mak için başka yollar dene­me­li­yiz, dedi.

- Mera­kı­nı­zı anlı­yo­rum, diye konuş­ma­sı­nı sür­dür­dü başkan. Çok çalış­tım, araş­tır­dım, hesap­la­dım. Bana öyle geli­yor ki bul­du­ğum şeyi hiçbir ülke uygu­la­ya­maz. Bunu uygu­la­mak şerefi ülke­mi­zin top­çu­la­rı­nın ola­cak­tır.

Herkes dik­kat­le din­li­yor­du. Başkan, arka­daş­la­rı­nın soran göz­le­ri­ne baka­rak konuş­ma­sı­na devam etti:

- Bu iş siz­le­re "Top­çu­lar Der­ne­ği'ne, onun şan ve şere­fi­ne yara­şır bir iş olacak, tüm dün­ya­da büyük yan­kı­lar yapa­cak­tır, dedi.

- Dün­ya­da yan­kı­lar yapa­cak bir iş ha! Tam top­çu­la­ra lâyık bir iş öyley­se.

- Tabi, dedi başkan. Tüm dünya siz­ler­den söz edecek. Evet arka­daş­la­rım, siz­le­re Ay'a git­mek­ten, Ay'ı keş­fet­mek­ten bah­se­di­yo­rum. İlk hede­fi­miz Ay'a git­mek­tir.

Salon­da öyle bir gürül­tü koptu ki, sanır­sı­nız başkan "Şimdi Ay'dan geldim. Ora­da­ki emekli top­çu­la­rın selâm­la­rı­nı getir­dim." demiş gibi bir hava esti.

Başkan bir süre bu heye­can­lı ses­le­rin din­me­si­ni bek­le­di. Sonra sakin sakin anlat­ma­ya baş­la­dı:

- Bili­yor­su­nuz, Ay konu­sun­da yoğun çalış­ma­lar var, dedi. Ay'ın küt­le­si, yoğun­lu­ğu, ağır­lı­ğı, yapısı, hare­ket­le­ri, bizden olan uzak­lı­ğı, Güneş Sis­te­mi için­de­ki durumu, bugün artık çok iyi bili­ni­yor. Hatta Ay'ın hari­ta­la­rı bile yapıl­dı, çeki­len başa­rı­lı fotoğ­raf­lar da var. Ancak bu bil­gi­le­re karşın, bugüne dek Ay'la doğ­ru­dan bir bağ­lan­tı kuran olmadı hiç. Ay'la hiçbir ilişki yok ara­mız­da.

Baş­ka­nın söy­le­dik­le­ri, tüm üye­le­rin bil­dik­le­ri şey­ler­di. Ancak vara­cak­la­rı uzak hedefi, daha yakın­dan tanı­mak ister gibiy­di­ler.

Başkan şöyle konuş­tu:

- Tüm bu hayal ürünü gezi­ler­den başka, az çok bilim­sel değeri olan bir giri­şim­den söz ede­ce­ğim size. Bir Alman mate­ma­tik­çi, birkaç yıl önce ilginç bir öne­ri­de bulun­du. Öne­ri­nin esası şu idi: Sibir­ya'ya bir bil­gin­ler kurulu ile bir­lik­te gide­cek­ti. Orada, geniş yay­la­lar­da, elekt­rik ışık­la­rı ile büyük boyda geo­met­rik şekil­ler çizi­le­cek­ti. Ay'da insan varsa, kuş­ku­suz, özel bir amaçla çizi­len bu büyük ışıklı şekil­le­ri göre­cek­ti. Buna benzer şekil­ler­le kar­şı­lık vere­cek­ler­di. Bir kez işa­re­te kar­şı­lık alındı mı, gerisi gele­cek­ti kuş­ku­suz. Kar­şı­lık­lı işa­ret­le­şe­rek basit bir alfabe oluş­tu­ru­la­cak, böy­le­lik­le Ay'daki­ler­le konuş­ma imkanı ola­cak­tı. İşte, en yakın umu­du­muz olan Ay'la ilk bağ­lan­tı­yı biz kura­ca­ğız. Böy­le­ce Ay'a ilk giden­ler der­ne­ği­mi­zin üye­le­ri olacak. Siz­le­ri buraya çağır­ma­mın amacı da bu konu, dedi.

Her kafa­dan bir ses çıkı­yor­du. Herkes Ay yol­cu­lu­ğu­na hemen çıkı­la­cak­mış gibi bağı­rıp çağı­rı­yor­du.

Az sonra sağdan soldan "Susa­lım baylar, susa­lım, baş­ka­nı­mı­zı din­le­ye­lim!" söz­le­ri, tüm salon­da duyul­du. Bu sözler öbür ses­le­ri bas­tır­dı. Başkan tam ses­siz­lik sağ­la­nın­ca yeni­den konuş­ma­ya baş­la­dı.

- Son yıl­lar­da top­çu­luk ala­nın­da­ki geliş­me­le­ri bili­yor­su­nuz, dedi. Savaş daha uza­say­dı, kuş­ku­suz daha büyük geliş­me­ler ola­cak­tı. Kesin­lik­le bili­yo­ruz ki baru­tun itme gücü sınır­sız­dır. Hem de diren­me gücü de sınır­sız­dır. Belli koşul­lar­la geliş­ti­ri­le­cek bir gül­le­yi Ay'a ilet­mek için bir engel olma­ma­lı ortada. O hâlde barut, biz­le­ri Ay'a götü­re­bi­lir. Ben bu konuyu tüm ayrın­tı­la­rıy­la ince­le­dim, dedi. Yap­tı­ğım hesap­la­ra göre sani­ye­de on bir bin metre hızla hare­ket eden bir gülle, Ay'a ula­şa­bi­lir. Şimdi size şunu öne­ri­yo­rum:

Başkan bir an sustu. Bir tek ses bile çık­mı­yor­du. Sonra ağır ağır konuş­tu:

- Bu dene­me­yi siz­le­re öner­mek şere­fi­ne eriş­tim. Evet baylar, Ay'a gitmek iste­yen­ler...

***

Baş­ka­nın söz­le­ri ora­da­ki­le­ri çıl­gı­na dön­dür­dü.

Orta­lık karış­tı. Ne söz­ler­den bir şey anla­şı­lı­yor, ne de alkış­lar dinmek bili­yor­du. Salon, fır­tı­na­nın karış­tır­dı­ğı bir deniz gibiy­di. Sanki dal­ga­la­nı­yor­du.

Ne de olsa bu top­lan­tı, top­çu­la­rın top­lan­tı­sı idi ve tüm top­çu­lar çıl­dır­mış gibi sevinç­liy­di­ler.

Başkan ise henüz söy­le­ye­cek­le­ri­nin tama­mı­nı söy­le­me­miş­ti. Sakin sakin duru­yor, arka­daş­la­rı­nın sus­ma­la­rı için elle­ri­ni yan açmış, sabır­la bek­li­yor­du.

Az sonra baş­kan­lık masa­sı­na doğru iler­le­yen kala­ba­lık, baş­ka­nı yaka­la­dı­ğı gibi omuz­lar üze­ri­ne aldı. Şimdi salon dal­ga­lı bir deniz gibiy­di. Başkan, dal­ga­la­nan eller üze­rin­de hızla dışa­rı­ya doğru kayı­yor­du. Başkan eller üstün­de taşı­nı­yor, sevinç hay­kır­ma­la­rı, marş­lar, yaşa, varol bağı­rış­la­rı, tüm kenti sarı­yor­du.

Gök­yü­zün­de pırıl pırıl bir ay ışığı vardı. Ay, sanki tüm bu çıl­gın­lık­la­rı kendi adına yapıl­dı­ğı­nı bilir­miş gibi, ola­bil­di­ğin­ce parlak ve güzel bir görü­nüm için­dey­di. Ken­di­si­ne gele­cek kişi­le­ri aydın­lık dün­ya­sı­na çağı­rır gibiy­di.

Saat­ler iler­le­dik­çe kala­ba­lık daha da artı­yor­du.

Kentin en uzak mahal­le­le­rin­de otu­ran­lar bile bu şen­li­ğe katıl­mış­lar­dı. Kentte oturan kim varsa sokak­tay­dı. Tam bir ana-baba günüy­dü.

Saat ikiye doğru kala­ba­lık sey­rek­leş­ti. Çoğu kimse evine dön­me­ye baş­la­dı. Başkan da hay­ran­la­rı­nın elle­rin­den kur­tu­lup güç belâ evine gire­bil­miş­ti. Kent­ten kalkan tren­ler de başka kent­ler­den gelen­le­ri taşı­yor­du. Kent­te­ki yaşam eski, sessiz akı­şı­nı sür­dür­me­ye baş­la­dı.

Ancak bu heye­can sadece Bal­ti­mor'da yaşan­ma­dı. Çünkü Top­çu­lar Demeği'nin 30 bin üyesi vardı. Çoğu uzak kent­ler­dey­di. Bu yüzden top­lan­tı­ya katıl­ma­mış­lar­dı. Ama o 5 Ekimi 6 Ekime bağ­la­yan gece, tüm ülkede büyük bir bayram sevin­ci yaşan­mış oldu.

Ertesi gün gaze­te­ler konuyu ele aldı­lar. Bir gazete için bundan iyi konu olur mu? Bir yandan olay geniş bir biçim­de veri­li­yor, kentin çılgın sevin­ci anla­tı­lı­yor, bir yandan da Ay konu­sun­da bil­gi­ler dök­tü­rü­lü­yor­du. Ay'ın görün­me­yen yüzü neye ben­zi­yor­du? Ay'da yaşa­yan­lar var mıydı?

Gaze­te­le­rin ortaya attığı soru­lar, çok geç­me­den kah­ra­man top­çu­la­rı da etki­le­me­ye baş­la­dı. Bunun yanı sıra pek çok bilim­sel dernek, kurum Top­çu­lar Demeği'ne mektup yaza­rak her türlü yar­dı­ma hazır olduk­la­rı­nı bil­dir­di­ler. Ay'a ulaş­mak düşün­ce­si büyük ölçüde benim­sen­miş­ti. O güne dek hiçbir tasarı, hiçbir giri­şim böy­le­si­ne büyük ve yaygın bir destek gör­me­miş­ti.

Halk, tasa­rı­yı içten­lik­le des­tek­li­yor­du. Hiçbir gazete ya da der­gi­de bir tek yerici kari­ka­tür bile yayın­lan­ma­dı. Kamu­o­yu konuyu cid­dî­ye almış­tı. Başkan Bar­bi­ca­ne, ülkede ken­din­den en çok söz edilen kişi oldu. Başkan bile ondan sonra geli­yor­du. Her­ke­se göre Bar­bi­ca­ne, en büyük adamdı. Varsa yoksa Bar­bi­ca­ne...

Deme­ğin yöne­tim kurulu ertesi gün top­lan­dı. Kimi konu­lar­da görü­şüp tar­tış­tı­lar. Karar­lar aldı­lar. Ara­la­rın­da işbir­li­ği yapa­rak bu karar­la­rı uygu­la­ma­ya baş­la­dı­lar.

En önemli konu, Ay'la ilgili kesin bil­gi­le­rin sağ­lan­ma­sıy­dı. Bunun için ast­ro­no­mi bil­gin­le­ri­ne danı­şa­cak­lar­dı. Onlar­dan ala­cak­la­rı cevap­la­ra göre işin teknik yönüne eği­le­cek­ler­di.

Camb­rid­ge (Kemb­riç) Gözlem evi, ülke­nin en önde gelen gözlem eviydi. Burada pek çok bilgin, yemeyi içmeyi düşün­me­den gök­ler­le, gök­le­rin gözet­len­me­siy­le ilgi­le­ni­yor­du. Gözlem evinde çok büyük bir gök dür­bü­nü vardı. Bunun saye­sin­de gök­yü­zün­de pek çok şey öğre­nil­miş, pek çok şey çözüm­len­miş­ti.

Bil­gin­le­re, Ay'la ilgili konu­lar­da mektup yazıl­mış olması, büyük bir onurdu. Böy­le­lik­le, kos­ko­ca ülkede en güve­ni­lir gözlem evinin ken­di­le­ri­nin­ki olduğu kanıt­lan­mış olu­yor­du.

Bil­gin­ler gelen mek­tu­bu bir nefes­te okuyup, vere­cek­le­ri cevap­la­rı kısa sürede sap­ta­dı­lar. Bakan Bar­bi­ca­ne imzalı mek­tu­bun ceva­bı­nı iki gün içinde hazır­la­ya­rak pos­ta­ya ver­di­ler.

Mektup, der­ne­ğe gel­di­ğin­de heye­can­lı üye­le­rin göz­le­ri önünde açıldı. Herkes sanki mek­tu­bun içine girmek ister gibi, baş­ka­na yak­laş­mış, neler yazıl­dı­ğı­nı bir an önce okumak isti­yor­du. Bar­bi­ca­ne:

- Merak etme­yin arka­daş­lar, dedi. Şimdi oku­ya­ca­ğım mek­tu­bu.

Herkes baş­ka­nı din­le­me­ye hazır­lan­dı. Başkan mek­tu­bu alarak oku­ma­ya baş­la­dı.

“Camb­rid­ge Gözlem Evin­den Top­çu­lar Der­ne­ği Baş­kan­lı­ğı­na,

Bal­ti­mor (Bel­tı­mır) Dernek adına göz­le­me­vi­miz müdür­lü­ğü­ne yaz­dı­ğı­nız 6 Ekim tarih­li mek­tu­bu­nu­zu almak­la büyük bir onur duyduk. Kuru­lu­muz, yap­tı­ğı top­lan­tı sonun­da soru­la­rı­nı­za cevap­la­rı hazır­la­mış­tır Bu cevap­lar tam anla­mıy­la bilim­sel olup, en ufak bir hata payı olma­yan rakam­lar­dan oluş­mak­ta­dır.

Bize yönel­ti­len soru­la­rın bilim­sel kar­şı­lık­la­rı şun­lar­dır:

1- Ay’a mermi gön­de­ril­me­si için topun enlemi 0 derece -28 derece ara­sın­da kuzey ya da güney olan bir yere yer­leş­ti­ril­me­si gerek­mek­te­dir. Ay'la Dünya ara­sın­da­ki uzak­lı­ğın ölçül­me­si için, Ay'ın baş üstüne yer­leş­ti­ril­me­li­dir. Mer­mi­ye yeter­li bir hız veri­lir­se hızı ancak, mer­mi­nin sani­ye­de on iki bin yar­da­lık bir hızla hare­ket etmesi gerek­mek­te­dir. Hedefe tam isabet ede­bil­me­si için mer­mi­nin, sani­ye­de on iki bin yar­da­lık bir hızla hare­ket etmesi gerek­mek­te­dir. Mer­mi­yi fır­la­ta­cak olan topun nişan nok­ta­sı­na isabet alması için top, gele­cek yıl 1 Aralık günü, saat üçe on üç dakika yirmi saniye kala ateş­len­me­li­dir. Mermi ateş­len­dik­ten sonra, gök­yü­zün­de Ay'in yeri nere­si­dir? Mermi, o anda ateş­len­dik­ten tam dört gün sonra, 4 Aralık gecesi Ay, baş üstün­den geçer­ken Ay' a inmiş ola­cak­tır.

Gerek­li çalış­ma­la­ra bir an önce baş­lan­ma­lı ve top belir­ti­len zaman­da, bir saniye bile gecik­tir­me­den ateş­len­me­li­dir. Ay'ın ve Dünya'ya en yakın nok­ta­sı­na gele­bil­me­si için on sekiz yıl, on gün bek­ler­nek gere­ke­cek­tir.

Kuru­lu­mu­zun her türlü yar­dı­ma hazır oldu­ğu­nu bir kez daha belir­tir, sonsuz say­gı­la­rı­mı­zı suna­rız.

C.K. BEL­FAST (BEL­FIST) Gözlem Evi Müdürü.”

*

Mektup okun­duk­tan sonra Başkan Bar­bi­ca­ne, yöne­tim kurulu üye­le­ri ile uzun bir konuş­ma yaptı. Baş­ka­nın konuş­ma­sı­na göre, herkes sanki Ay ilk defa görül­müş, onun hak­kın­da hiçbir bil­gi­miz yokmuş gibi sora­cak, soruş­tu­ra­cak­tı. Her­ke­si bu konuy­la ilgi­len­me­ye davet edecek, onlar­da bir ilgi uyan­dı­ra­cak­tı.

Bölüm 1 · 1/8

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Kitap sayfasına dön
Önceki

~10 dk kaldı

Sonraki