gridreads

1. Bölüm

AK SAKAL­LI KEÇİ

Bizim köyden Hacı Mehdi’nin uyuz keçi­si­ni çöle bırak­tı­lar. Daha sonra köyü­mü­zün muh­ta­rı Salako Mirza’nın kuzu­su­nu, ardın­dan Hacı Kasım’ın köpe­ği­ni, sonra da Meşedi Mehmet Hasan’ın dana­sı­nı aynı neden­le çöle attı­lar.

Bu dört hayvan çölün orta­sın­da bir­bir­le­ri­ni bul­du­lar ve arka­daş oldu­lar. Orada burada otlar­ken, yerler içer­ler­ken uyuz­luk­la­rı geçmiş, iyice semir­miş­ler.

Bir gün Daşlı Mezra’da otur­muş ara­la­rın­da konu­şu­yor­lar­mış. O sırada uzak­tan bir­pa­rıl­tı­nın yak­laş­tı­ğı­nı gör­müş­ler.

Ak Sakal­lı Keçi:

“Keşke bir nar­gi­le tutuş­tur­say­dık,” demiş.

“Bu zor iş değil,” demiş diğer­le­ri. “Köpek su, Dana töm­be­ki, Kuzu da közü geti­rir, nar­gi­le­yi tutuş­tu­ru­ruz.”

Kuzu köz bulmak için yola koyul­muş. Bir süre git­tik­ten sonra ışığın olduğu yere gelmiş. Ama bir de ne görsün!..On iki kurt ateşin etra­fın­da çev­re­len­miş­ler, ısı­nı­yor­lar. Kuzu çok kork­muş ama selam vermiş.

Kurt­lar, Kuzu’nun sela­mı­nı almış­lar.

“Kuzu kardeş, nere­den böyle?”” demiş­ler.

Kuzu korku içinde:

“Sizden ateş almaya geldim, arka­daş­la­rım nar­gi­le yaka­cak­tı da..” demiş.

“Hele gel,” demiş kurt­lar. “Gel de yor­gun­lu­ğu­nu çıkar.”

Kuzu mec­bu­ren kurt­la­rın yanına otur­muş.

Kurt­lar­dan biri:

“Kuzuyu yemek için daha ne bek­li­yo­ruz?” demiş.

Diğeri:

“Bırak, diğer­le­ri de gelsin öyle,” demiş.

Giden Kuzu onca bek­le­me­le­ri­ne rağmen gel­me­yin­ce, Keçi Dana’ya dönmüş:

“Haydi kalk sen bir git baka­lım, Kuzu’nun başına bir şey mi geldi?”

Dana kalk­mış yavaş yavaş yürü­müş. Kurt­la­rın bulun­du­ğu yere var­dı­ğın­da on iki kurdun zaval­lı kuzuyu ara­la­rı­na aldı­ğı­nı görmüş. Kor­ku­dan tit­re­me­ye baş­la­mış. Ama yine de belli etme­ye­rek Kuzu’ya bağır­ma­ya baş­la­mış:

“Bak şuna, sen niye gel­miş­tin buraya? Ateş getir­me­ye mi geldin, sohbet yap­ma­ya mı? Haydi düş önüme! Keçi arka­da­şı­mı­zın nar­gi­le­si­nin zamanı geçti bile.”

Kurt­lar:

“Böyle sinir­le­nip canını sıkma kardeş,” demiş­ler. “Yorul­muş­sun­dur, geç sen de otur dinlen biraz.”

Dana­cık kor­ku­dan gıkını çıkar­ma­dan kurt­la­rın ara­sı­na Kuzu’nun yanına otur­muş. Bazı kurt­lar yine:

“Bun­la­rı yemek için daha ne bek­li­yo­ruz?” demiş­ler.

Diğer­le­ri:

“Acele etme, biraz­dan biri daha gelir..” diye kar­şı­lık ver­miş­ler.

Keçi Dana’yı bir süre bek­le­dik­ten sonra, haber çık­ma­yın­ca Köpeğe ses­len­miş:

“Köpek efendi kalk baka­lım şun­la­ra bir bak, nerede kal­dı­lar?”

Köpek yola koyul­muş. Işığın olduğu yere varın­ca on iki kurdu görmüş. Etra­fı­nı sar­dık­la­rı Kuzu ve Dana ile sohbet edi­yor­lar­mış. Kor­ku­dan diz­le­ri bir­bi­ri­ne çarp­mış ama açık ver­me­me­ye çalı­şa­rak kız­gın­lık­la bağır­mış.

“Hey siz ne yapı­yor­su­nuz? Keçi arka­daş sizi gece eğlen­ce­si­ne mi gön­der­di ki burada oturup sohbet ediyor gülü­yor­su­nuz? Haydi kalkın düşün önüme!”

“Öfke­len­me köpek kardeş,” demiş kurt­lar. “Bu zaval­lı­la­rın bir suçu yok. Gel sende şöyle otur dinlen.”

Köpek bir şey diye­me­miş kor­ku­sun­dan. Arka­daş­la­rı­nın yanına gidip otur­muş.

Köpek de bir süre gel­me­yin­ce Keçi bu sefer yola koyul­muş. Işığa yak­la­şır­ken yolda bir kurdun leşini bulmuş. Bir boynuz dar­be­siy­le havaya kal­dı­rıp tepe­si­ne koymuş. Yap­tı­ğı iş hoşuna gitmiş ve yola öyle devam etmiş.

Işığın oraya gel­di­ğin­de on iki kurdun arka­daş­la­rı­nın etra­fın­da çev­re­len­di­ği­ni görmüş.

“Hey sizi aptal­lar!” diye bağır­mış. ”Ben sizi kurt­lar­la sohbet ede­si­niz diye mi gön­der­dim.”

“Kızma,” demiş kurt­lar ağız­la­rın­dan sal­ya­lar alarak. “Sen de gel otur biraz.”

Fena yaka­lan­dı­ğı­nı anla­yan Keçi’nin aklına bir şey gelmiş ve yine bağır­ma­ya baş­la­mış:

“Aptal kurt­lar sizi, iyi yaka­la­dım sizi. Baba­nız bana yirmi kurt borç­luy­du, yedi­si­ni yedim. Biri de işte boy­nu­zu­mun tepe­sin­de. Kalanı da işte siz­ler­si­niz. Hepi­ni­zi teker teker yiye­ce­ğim. Hadi köpek yakala şun­la­rı!”

Kurt­lar bunu duyun­ca var güç­le­riy­le kaç­ma­ya baş­la­mış­lar.

“Kaç­ma­yın!” diye bağır­mış Keçi. “Sizi kor­kak­lar!”

Ama kurt­lar öyle bir kaç­mış­lar ki, rüzgar bile yeti­şe­mi­yor­muş onlara. Köpek de arka­la­rın­dan koşar­ken bağı­rı­yor­muş:

“Sizi elime bir geçi­rir­sem par­ça­la­ya­ca­ğım!”

Keçi arka­daş­la­rı­nı top­la­mış, yer­le­ri­ne dön­müş­ler.

“Bu gece kurt­lar bizi rahat bırak­maz,” demiş Keçi. “Bir yere gidip sak­la­na­lım.”

Eğri büğrü bir iğde ağa­cı­nın tepe­sin­de sak­lan­ma­ya karar ver­miş­ler. Keçi en tepeye çıkmış otur­muş, Köpek de onun ayak ucuna yer­leş­miş. Kuzu da onun altın­da yer bulmuş. Dana ağaca tır­ma­na­ma­mış ama zorla yere yakın bir dala tutu­na­bil­miş.

Kaç­mak­ta olan kurt­lar bir süre sonra dur­muş­lar.

“Bize ne oluyor?” demiş biri. “Biz nasıl olur da bir keçi­den kaça­rız. Nerede görül­müş keçi­nin kurt kova­la­dı­ğı. Haydi döne­lim de gününü gös­te­re­lim onlara.”

Hep bir­lik­te dön­müş­ler ama ne kadar ara­dı­lar­sa Keçi ve arka­daş­la­rı­nı bula­ma­mış­lar. Sonun­da gelip iğde ağa­cı­nın altın­da otur­muş­lar. Kurt­lar­dan biri fal­cıy­mış, Keçi ve arka­daş­la­rı­nın nerede oldu­ğu­nu anla­mak için fal açmış.

O sırada yere yakın dalda duran Dana’nın ayağı kaymış ve falcı kurdun tepe­si­ne düşmüş. İşle­rin kötüye git­ti­ği­ni gören Keçi, yine bağır­ma­ya baş­la­mış:

“Dana önce o fal­cı­yı yakala kaç­ma­sın. Haydi arka­daş­lar yaka­la­yın hep­si­ni!”

Panik­le­yen kurt­lar yine baş­la­mış­lar kaç­ma­ya. Öyle ki rüzgar yeti­şe­me­miş.

Keçi:

“Arka­daş­lar bu kurt­lar yine gelir­ler,” demiş. “Bir şey yap­ma­mız lazım.”

Sonra bir çukur kaz­mış­lar, köpeği içine koy­muş­lar. Keçi köpeğe ne zaman ne yapa­ca­ğı­nı iyice öğret­miş. Köpek girin­ce Keçi üze­ri­ne birkaç tane kerpiç dizmiş.

“Arka­daş­lar biz buraya kutsal yaşlı gagala deriz.”

Kaç­mak­ta olan kurt­lar yol üstün­de bir til­ki­ye rast­la­mış­lar.

“Ne oldu size, neden kaçı­yor­su­nuz?” diye sormuş Tilki.

Kurt­lar:

“Keçi­nin elin­den kaçı­yor­duk,” demiş­ler. “Yoksa bizi yiye­cek­ti.”

Tilki bir gülmüş, bir gülmüş:

“Keçi sizi fena kan­dır­mış. Bir keçi­nin kurdu yediği nerde görül­müş. Haydi dönün gide­lim. Ben onlara ne yapa­ca­ğı­mı bili­rim.”

Kurt­la­ra bir cesa­ret gelmiş ve dön­müş­ler. Keçi uzak­tan görmüş onları. En önde gelen Tilki ile ardın­dan gelen kurt­la­ra bağır­mış:

“Teşek­kür ederim Tilki!..” demiş. “Bor­cu­nun kala­nı­nı mı geti­ri­yor­sun. İki hafta önce on iki tane­si­ni getir­din yedim. Şimdi kalan on ikiyi geti­ri­yor­sun. Aferin sana!”

“Sen bizi kan­dır­dın mı?” demiş kurt­lar. “Sen bizi ölüme mi geti­ri­yor­sun?”

Tilki kızmış:

“Siz anla­mı­yor musu­nuz?” demiş. “Bu Keçi sizi yine oyuna getir­me­ye çalı­şı­yor.”

Keçi:

“O zaman sen gel Tilki,” demiş. “Şayet doğru söy­lü­yor­san gel. Yalana borcum yok diye şu kutsal gagala üze­ri­ne yemin et. İşte o zaman bende seni bıra­kı­rım gider­sin.”

Tilki doğru meza­rın başına gelmiş:

“Şayet yalan söy­lü­yor­sam bu kutsal yaşlı gagala beni çarp­sın.”

Tilki bunu söyler söy­le­mez Köpek çukur­dan fır­la­mış ve gırt­la­ğın­dan yaka­la­mış. Kurt­lar bunu görün­ce yine panik­le uzak­la­ra kaç­mış­lar.

Sabah olmak üze­rey­miş.

“Arka­daş­lar bence herkes evine dönsün,” demiş Keçi. “Yoksa bu hay­van­lar peşi­mi­zi bırak­ma­ya­cak­lar.”

Hepsi bu fikri beğen­miş ve evle­ri­ne dön­müş­ler.

AH’IN MASALI

Bir varmış, bir yokmuş. Bir tüc­ca­rın üç kızı varmış. Tüccar, bir gün alış­ve­riş için başka bir şehre git­me­den önce kız­la­rı­na sormuş:

“Size ne almamı ister­si­niz?”

Kız­la­rın­dan biri:

“Gömlek,” demiş.

Diğeri:

“Çorap iste­rim,” demiş.

En küçük kız ise:

“Saç­la­rı­ma takmak için bir çiçek isti­yo­rum,” demiş. T

Tüccar başka şehire gitmiş orada alış­ve­ri­şi­ni yapmış Kız­la­rı­nın iste­di­ği göm­le­ği, çorabı almış fakat küçük kızın iste­di­ği çiçeği unut­muş. Eve gel­di­ğin­de aniden çiçeği unut­tu­ğu­nu hatır­la­mış ve derin bir ah çekmiş.

O anda kapı çalın­mış. Tüccar kalkıp kapıyı açtı­ğın­da kar­şı­sın­da elinde bir kutuy­la bir adam görmüş.

“Sen de kimsin?” demiş Tüccar.

Adam:

‘’Ben adım Ah,” demiş. “Senin küçük kızın saç­la­rı için çiçek getir­dim.”

Tüccar çok sevi­ne­rek çiçeği almış, içeri geçip kızına vermiş. Kız, o güzel çiçeği görür görmez hemen saçına takmış.

Üç gün sonra kapı çalın­mış. Ah gelmiş:

“Çiçe­ğin sahi­bi­ni götür­me­ye geldim,” demiş.

Tüccar, ne yapa­ca­ğı­nı şaşır­mış:

“Ne olur­sun gel bunu yapma, etme, eyleme!” diye yal­var­ma­ya baş­la­mış.

“Mümkün değil olmaz!” demiş Ah. “Kızı alıp götür­me­li­yim,”

Çare­siz kalan tüccar kızını Ah’a emanet etmiş ve dönmüş. Ah, kızın göz­le­ri­ni kapat­mış, bir atın ter­ki­si­ne bin­dir­miş ve yola koyul­muş­lar.

Kız göz­le­ri­ni açtı­ğın­da ken­di­ni koca­man, güzel mi güzel bir bağın içinde bulmuş. Her gülün, her çalı­nın altın­dan güzel bir şarkı duyu­lu­yor­muş.

“Burası senin evin,” demiş Ah.

Günler böyle geçmiş. Koca bağda kızdan ve Ah’tan başka kimse yokmuş. Kız yiyor, içiyor, uyuyor, dola­şı­yor­muş; ancak hep yal­nız­mış. Bir zaman sonra anne baba­sı­nı çok özle­yin­ce derin bir ah çekmiş.

Ah hemen koşup gelmiş. Kıza neden ah çek­ti­ği­ni sormuş.

“Anne babamı çok özle­dim,” demiş kız.

Ah:

“Yarın seni anne baba­nın yanına götü­re­yim,” demiş.

Ertesi gün Ah, yine kızın göz­le­ri­ni kapa­ta­rak atın ter­ki­si­ne bin­dir­miş, baba­sı­nın evine götür­müş. Kapı­nın önünde kızın göz­le­ri­ni açmış.

‘”Yarın gelir seni alırım,” demiş.

Kız eve girin­ce ev bayram yerine dönmüş. Her­kes­le öpüşüp sarıl­mış ve sonra da hep bera­ber soh­be­te otur­muş­lar

“Bağda çok yal­nı­zım,” demiş kız. “Her işimi gören bir uşağım var, ne dersem hemen yapı­yor. Yiye­cek içecek ne arar­sa­nız bolca var. Ama yal­nı­zım, kimsem yok.”

Kızın tey­ze­si düşün­müş, sonra demiş ki:

“Kızım, bu işin içinde iş var. Şimdi söyle baka­lım, gece yat­ma­dan önce bir şey yedi­ri­yor­lar mı sana?”

“Bir bardak çay sadece,” demiş kız.

“Bir gece veri­len çayı içme, uykun gel­me­sin diye par­ma­ğı­nı kes, üze­ri­ne tuz dök. O zaman bak baka­lım bir şey olacak mı?”

“Peki.”

Ah, ertesi gün gelip kızı yeni­den bağa götür­müş. Gece olunca da kıza çay getir­miş. Kız çayı giz­li­ce halı­nın altına dökmüş. Uykusu gel­me­sin diye de par­ma­ğı­nı kesmiş, üze­ri­ne tuz ekmiş. Gece yarısı bir ayak sesi duymuş.

Giz­li­ce bak­tı­ğın­da Ah’ı görmüş. Elinde feneri, arka­sın­da da yüzü ay par­ça­sı gibi güzel mi güzel, yakı­şık­lı mı yakı­şık­lı bir genç ona doğru geli­yor­lar­mış.

Yakı­şık­lı genç, Ah’a sormuş:

“Hanım iyi mi?”

Ah:

“İyi, efen­dim,” demiş ve gitmiş.

Genç adam elbi­se­le­ri­ni çıka­rıp kızın yanın­da yata­cak­ken kız aniden ayağa kalk­mış:

“Sen kimsin?” demiş.

“Korkma,” demiş yakı­şık­lı genç. “Ben senin sahi­bi­nim!”

Kız:

“Şim­di­ye kadar ken­di­ni neden gös­ter­me­din?” diye sormuş.

Yakı­şık­lı genç:

“İnsa­noğ­lu vefa­sız­dır, kıymet bilmez. O yüzden beni gör­mez­sen daha iyi olur düşün­düm. Madem sırrım mey­da­na çıktı, artık bundan sonra ken­di­mi giz­le­mem,” demiş.

Sabah uşak gelmiş efen­di­si­ni uyan­dı­rın­ca:

“Kızıl bah­çe­yi hazır­la­sın­lar, kah­val­tı­ya gele­ce­ğiz,” demiş genç.

Uşak git­tik­ten bir süre sonra genç adam ve kız kızıl bah­çe­ye geç­miş­ler. Kız öyle harika bir bağ görmüş ki gözler sey­ret­me­ye doya­ma­mış. Her taraf çiçek, her taraf gonca. Ah’ın ona getir­di­ği çiçek­ler­den­miş.

Kız bir çiçek kopar­mak iste­miş ama dal yük­sek­te olduğu için yeti­şe­me­miş. Bunun üze­ri­ne genç kıza bir çiçek kopar­mak elini uzat­mış. Kız, gencin koltuk altın­da küçük bir tüy oldu­ğu­nu görmüş. Uzanıp tüyü çeki­ver­miş.

İşte ne olduy­sa bundan sonra olmuş.

Hava bir anda karar­mış, sim­si­yah bulut­lar gök­yü­zü­nü kap­la­mış. Kız bayı­lıp yere yığıl­mış. Göz­le­ri­ni açınca kim­se­yi gör­me­miş. Genç adam cansız bir halde yerde yatı­yor­muş. Ah çekmiş.

Ah gelmiş.

“Ah, bana siyah bir elbise getir,” demiş.

Baştan ayağa siyah­la­ra bürü­nen kız genç adamın başu­cun­da oturup ağıt yak­ma­ya, göz­ya­şı dök­me­ye baş­la­mış. Sonun­da elin­den bir şey gel­me­di­ği­ni anla­mış.

Ah’a:

“Beni çar­şı­ya götür sat,” demiş.

Ah onu çar­şı­ya götür­müş ve birine hiz­met­çi olarak satmış. Kız yeni evine gel­di­ğin­de evde­ki­le­rin hep­si­nin de siyah giyin­di­ği­ni ve üzgün olduk­la­rı­nı görmüş. Hiz­met­çi­ler­den birine sormuş:

“Herkes neden bu evde siyah giyin­miş?”

Hiz­met­çi açık­la­mış:

“Bu evin biri­cik genç deli­kan­lı­sı kay­bol­du­ğun­dan beri biz hepi­miz siyah elbi­se­ler giye­riz.”

Sürek­li koca­sı­nı düşü­nen kızın gözüne gece­le­ri uyku gir­mi­yor­muş ve bir çare bul­ma­ya çalı­şır­mış. Uyku­suz gece­ler­den birin­de evin hanı­mı­nın oğlu­nun dadı­sı­nı elinde feneri dışarı çıkı­yor­ken görmüş. Kız merak­la ardın­dan kalk­mış ve onun peşine takıl­mış.

Dadı bir kaç avlu geç­tik­ten sonra bir havu­zun başına gelmiş. Havu­zun gide­ri­ni açıp suyunu boşal­mış. Sular çeki­lin­ce koca bir taş par­ça­sı görün­müş. Dadı o taşı kal­dır­mış ve mer­di­ven­ler­den bod­ru­ma inmiş.

Dadı­nın peşin­den bod­ru­ma inen kız duvara zin­cir­len­miş bir genç görmüş.

Dadı’nın gence söy­le­dik­le­ri­ni duymuş:

“Dedik­le­ri­mi kabul ediyor musun, etmi­yor musun? İyice düşün­dün mü?”

“Hayır,” demiş genç.

Dadı yine sorun­ca yine, “Hayır,” demiş genç.

Üçüncü kez kabul edip etme­di­ği­ni sormuş dadı. Genç yine kabul etme­miş.

Bunun üze­ri­ne dadı elin­de­ki kır­baç­la vur­ma­ya baş­la­mış, gencin yüzü kan içinde kalmış.

Dadı bir kap da pilav getir­miş. Onu da zorla gence yedir­miş ve dışarı çıkmış. Kız ondan önce oda­sı­nı çıkmış ve uyuyor numa­ra­sı yapmış.

Sabah erken­den uyanan dadı hamama gitmiş.

Dadı git­tik­ten sonra kız hiz­met­çi­ler­den birine:

“Bili­yor musun bu gece bir rüya gördüm.” demiş. “Hanı­mı­mız duysa sevinç­ten bayı­lır, yoksa gider söy­ler­dim.”

Kızın sözü ağız­dan ağıza dola­şa­rak Hanım’ın kula­ğı­na gitmiş.

Merak eden Hanım, kızı çağır­mış ve rüya­sı­nı anlat­ma­sı için ısrar etmiş.

“Hanım­cı­ğım benim peşim­den gelin rüyamı anla­ta­yım,” demiş.

Kız rüya­sı­nı anla­tır­ken avlu­lar­dan birer birer geç­miş­ler.

“Bunlar tam da rüyam­da gör­dü­ğüm avlu­lar gibi­dir Hanım­cı­ü­ım. Burası da işte o havuz. Şimdi lütfen o havu­zun gide­ri­ni açın, baka­lım rüya­mın kalan kısmı da doğru mu değil mi?”

Hanım deni­le­ni yapmış. Su çeki­lin­ce koca taşı gör­müş­ler. Onu kal­dı­rıp bodrum katına inmiş­ler.

Genç adam ayak ses­le­ri­ni duyun­ca bağır­mış:

“Seni alçak haram­za­de, gece­le­ri gel­me­le­rin yet­me­di mi ki gün­düz­le­ri de gel­me­ye baş­la­dın?”

Oğlu­nun sesini duyan Hanım koşa­rak onun yanına gitmiş, kol­la­rı ara­sı­na almış.

Kız:

“İşte bu rüyam­da gör­dü­ğüm genç­tir hanı­mım,” demiş.

Bod­rum­dan çıkar­dık­la­rı genci yıka­yıp temiz­le­miş­ler. Doktor geti­re­rek yara­la­rı­na bak­tır­mış­lar. Genç de başın­dan geçen­le­ri ve dadı­nın onu nasıl kaçı­rıp tutsak etti­ği­ni birer birer anlat­mış.

O anda Dadı hamam­dan gelmiş, kapıyı çalmış. Hanım, “Gel,” demiş ona. Dadı avluya girin­ce kapıyı neden geç açtı­lar diye bütün hiz­met­çi­le­re bağır­ma­ya baş­la­mış. Dadı bağı­rıp çağı­rır­ken genci görmüş. Beti benzi atmış. Hanım emir vermiş, dadıyı dilim dilim doğ­ra­mış­lar, her bir par­ça­sı­nı köpe­ğin önüne atmış­lar.

Hanım kıza:

“Benim geli­nim olmak ister misin?” demiş.

Kız:

“Benim kocam var, evle­ne­mem,” demiş.

Burada der­di­ne çare bula­ma­ya­ca­ğı­nı anla­yan kız ah çekin­ce. Ah, gelmiş. Kız:

“Beni koca­mın yanına götür,” demiş kız.

Koca­sı­nın cansız bede­ni­nin başu­cun­da oturup dualar okumuş, ağla­mış. Sonun­da Ah’a onu götü­rüp sat­ma­sı­nı söy­le­miş. Ah, yeni­den onu satmış.

Satıl­dı­ğı bu evde de matem varmış, ağıt yakı­lı­yor­muş. Kız, merak edip sormuş hiz­met­çi­le­re.

“Hanı­mı­mız yıllar önce bir ejder­ha doğur­muş, ejder­ha­yı deh­li­ze hap­set­miş. Ejder­ha her gün daha da büyü­yor. Hanım ne onu öldür­me­ye razı oluyor, ne de bodrum katın­dan çıka­rıp her­ke­se bir ejder­ha doğur­du­ğu­nu söy­le­me­yi göze ala­bi­li­yor. Ne yapa­ca­ğı­nı bile­mi­yor.”

Bir gün kız evin hanı­mı­na demiş ki:

“Hanım, bir gün beni bir ejder­ha­nın önüne atsa­lar­dı da ejder­ha beni yesey­di, çok ister­dim.”

“Sen aklını mı yitir­din?” demiş Hanım.

Kız, çok ısrar etmiş, sonun­da hanım da kabul etmiş.

“Beni bir tulu­mun içine koyun, ağzını sım­sı­kı bağ­la­ık­tan sonra ejder­ha­nın önüne atın,” demiş kız. Kızı çuvala koyup ejder­ha­nın önüne atmış­lar.

Önüne atılan çuvala bakan Ejder­ha:

“Çık bürün­dü­ğün kılık­tan ki seni yiye­yim,” demiş.

Kız da:

“Sen neden çık­ma­ya­sın da ben çıka­yım?” demiş. “En iyisi önce sen bürün­dü­ğün kılık­tan çık dışarı.”

Bölüm 1 · 1/3

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Kitap sayfasına dön
Önceki

~10 dk kaldı

Sonraki