1. Bölüm
Ödevin Başına Oturmak
Saat beşi biraz geçiyordu.
Mina okul çantasını koridordaki sandalyenin üzerine bırakmış, ayakkabılarını çıkarmadan salona geçmişti. Annesi Aylin mutfakta yemek hazırlıyordu.
— Mina, çantanı açıp ödevlerine bakar mısın?
— Birazdan.
Aylin tencerenin kapağını kapattı.
— Ne zaman birazdan?
— Beş dakika sonra.
Beş dakika geçti.
— Mina, ödevin var mı?
— Var.
— O zaman başlasana.
Mina cevap vermedi. Televizyonun karşısında oturmuş, elindeki kalemin kapağıyla oynuyordu.
Aylin mutfaktan çıktı.
— Çantanı neden açmadın?
— Açacağım dedim ya.
— Her gün aynı şey. Okuldan geliyorsun, saatlerce oyalanıyorsun, sonra ödev geceye kalıyor. Ben senin ödevinin peşinden koşmaktan yoruldum!
Mina kaşlarını çattı.
— Ben de senin sürekli söylemenden yoruldum!
Aylin sustu.
Bu cümle beklemediği bir yerden gelmişti. Ödev konusunda kızdığı çocuğun, aslında kendisinin sürekli hatırlatmasından yorulduğunu ilk kez duyuyordu.
Ödev Masasına Oturmak Neden Bu Kadar Zor?
Bir çocuğun ödev yapmak istememesi, her zaman tembel olduğu anlamına gelmez.
Bazen ödev gözünde çok büyümüştür. Nereden başlayacağını bilemiyordur. Çantasında hangi defterin olduğunu bulamıyordur. Soruyu anlamadığı için daha başlamadan başarısız olacağını düşünüyordur.
Bazen de okuldan çıktıktan sonra zihninin dinlenmeye ihtiyacı vardır.
Yetişkinler de işten eve geldiklerinde her zaman doğrudan ikinci bir işe başlayamaz. Önce üstünü değiştirmek, bir şey içmek, kısa süre dinlenmek ister. Çocukların da okuldan sonra geçiş zamanına ihtiyacı olabilir.
Bu, ödevin hiç yapılmayacağı anlamına gelmez.
Sadece çocuğun okuldan eve geçtiği anda hemen yeni bir sorumluluğa atlamasının zor olabileceğini gösterir.
Aylin bunu fark edince ertesi gün Mina’yı kapıda karşılayıp doğrudan:
— Ödevini yaptın mı?
diye sormadı.
Önce:
— Günün nasıl geçti?
dedi.
Mina çantasını yere bıraktı.
— Fen dersinde deney yaptık.
— İlginç miydi?
— Biraz. Ama herkesin önünde konuşmam gerekti, çok utandım.
Aylin o gün ödevden önce okulda yaşananları dinledi. Mina’nın zihni hâlâ sınıftaki sunumdaydı. Eve gelmişti ama günü henüz bitmemişti.
“Hemen Başla” Bir Plan Değildir
Aylin uzun zamandır Mina’ya:
— Hadi başla.
diyordu.
Fakat “başla” kelimesi Mina’ya ne yapacağını söylemiyordu.
Çantasını açacak mıydı?
Defterini mi bulacaktı?
En kolay dersten mi başlayacaktı?
Önce kalemlerini mi hazırlayacaktı?
Bir çocuk nereden başlayacağını bilmiyorsa “başla” cümlesi onu harekete geçirmek yerine daha da durdurabilir.
Aylin bu kez yanına oturdu.
— Bugün hangi ödevlerin var?
Mina çantasını açtı. Matematik defterini, Türkçe kitabını ve fen çalışma kâğıdını çıkardı.
— Hepsi çok fazla.
— Birlikte bakalım. Önce yalnızca ödevlerin neler olduğunu yazalım.
Mina defterin boş bir sayfasına şunları yazdı:
Matematik: 10 soru
Türkçe: Bir paragraf yazılacak
Fen: Çalışma kâğıdı
Aylin:
— Şimdi hangisi daha kısa görünüyor?
— Fen.
— O zaman onunla başlayabilirsin.
Mina kalemini aldı. Henüz ödevi bitirmemişti. Ama artık ne yapacağını biliyordu.
Ödev masasına oturmak, ödevi bitirmekle aynı şey değildir.
İlk adım bazen yalnızca çantayı açmak, yapılacakları görmek ve bir tanesini seçmektir.
Çocuğun Yerine Plan Yapma
Aylin, Mina’nın bütün akşamını kendisi planlamak istiyordu.
— Önce fen, sonra matematik, sonra Türkçe. Beş dakika dinlen, sonra devam et. Kalemini düzgün tut. Soruyu dikkatli oku. Yanlış yaparsan sil…
Bu kadar çok yönlendirme Mina’nın sorumluluğunu artırmıyor, aksine işi Aylin’in yönetmesine bağlıyordu.
Aylin kendisine şu soruyu sordu:
Mina’nın ihtiyacı gerçekten benim bütün ödevi yönetmem mi, yoksa ilk adımı bulmasına yardım etmem mi?
Bu sorunun cevabı çoğu zaman ikincisiydi.
Ebeveyn çocuğa yol gösterebilir, fakat direksiyonu tamamen eline almamalıdır.
Şöyle cümleler daha yardımcı olabilir:
— Ödevlerini birlikte gözden geçirebiliriz. Hangisiyle başlayacağına sen karar ver.
— Soruyu anlamadıysan birlikte okuyabiliriz.
— İlk soruyu çözerken yanında olabilirim. Sonra sen devam edebilirsin.
— Ne kadar sürede bitirebileceğini düşünüyorsun?
Bu yaklaşım çocuğu kendi hâline bırakmak değildir. Sorumluluğu onun taşıyabileceği kadar desteklemektir.
Ebeveynlerin açık ve yaşa uygun yönergeler kullanması, çocuğun ne yapacağını anlamasını kolaylaştırabilir. CDC’nin açık yönlendirme önerileri
Zamanı Çocuğun Gözünde Görünür Kılmak
Mina bazen ödevin başına oturuyor, fakat ne kadar süre çalışacağını bilmediği için huzursuzlanıyordu.
Aylin:
— Akşama kadar bitirirsin.
dediğinde bu cümle Mina’ya yardımcı olmuyordu. Akşam çok uzak ve belirsizdi.
Bunun yerine Aylin şöyle konuştu:
— Şimdi yirmi dakika matematik çalış. Sonra beş dakika ara verelim.
Mina:
— Yirmi dakikada bitmezse?
— Bitmek zorunda değil. O sürede elinden geleni yapacaksın. Sonra nerede kaldığına bakarız.
Bu cümle Mina’nın üzerindeki baskıyı azalttı. Amaç artık “ödevi hemen tamamen bitirmek” değil, belirli bir süre çalışmaktı.
Bazı çocuklar için zamanlayıcı kullanmak işe yarayabilir. Ancak zamanlayıcı bir tehdit gibi sunulmamalıdır.
— Süre dolunca bitirmediysen ceza var.
yerine:
— Bu süre, birlikte çalışmaya odaklanacağımız zaman. Alarm çalınca ne kadar ilerlediğimize bakacağız.
denebilir.
Çocuk o süre içinde ödevi bitirmese bile çalışma alışkanlığı geliştirmeye başlar. Her gün bütün ödevlerin aynı hızda bitmesi beklenemez.
Dinlenme Arası Kaçış Olmasın
Mina yirmi dakika çalıştıktan sonra sandalyesinden kalktı.
— Su içeceğim.
Aylin önce “Şimdi sırası değil” demek istedi. Sonra bunun kısa bir mola olabileceğini düşündü.
— Tamam. Beş dakika sonra masaya dönüyoruz.
Mina mutfağa gitti, su içti ve pencereden dışarı baktı. Beş dakika sonra geri geldi.
Mola, ödevden kaçmak için sonsuz bir boşluğa dönüşürse işe yaramaz. Bu yüzden molanın ne kadar süreceği ve sonrasında ne yapılacağı önceden belli olabilir.
— Beş dakika ara. Sonra matematikte kaldığın yerden devam edeceksin.
— On dakika oynayabilir miyim?
— Bugünkü çalışma arasını beş dakika olarak belirledik. Sonra devam edeceğiz.
Kısa ve net cümleler tartışmayı uzatmadan sınırı korur.
Mola vermek çocuğu ödüllendirmek değildir. Zihnini yeniden toplamasına yardım etmektir.
Ödev Masasında Savaş Başladığında
Bir süre sonra Mina matematik sorularından birinde takıldı.
— Bunu yapamıyorum!
Aylin hemen cevabı söylemek üzereydi. Fakat kendisini durdurdu.
— Soruyu birlikte okuyalım.
— Okudum zaten, anlamıyorum.
— O zaman sorunun senden ne istediğini bulalım.
Aylin cevabı vermedi. Mina’ya soruyu parçalara ayırması için yardımcı oldu.
— Soruda hangi bilgiler var?
Mina soruyu tekrar okudu.
— Üç tane kalem varmış.
— Senden neyi bulmanı istiyor?
— Hepsinin toplamını.
— Hangi işlemi kullanabileceğini düşünüyorsun?
Mina bir süre düşündü.
— Toplama mı?
— Bir deneyebilirsin.
Mina işlemi yazdı. Sonuç doğru çıktı.
Aylin:
— Gördün mü, yapabiliyorsun.
demek istedi. Fakat bu cümle bile bazen çocuğa iyi gelmeyebilir. Çünkü çocuk soruyu kendi başına çözemediği için zaten yetersiz hissetmiş olabilir.
Bunun yerine:
— Soruyu parçalara ayırınca çözüm yolunu buldun.
demek daha anlamlıydı.
Çocuğun yalnızca doğru sonuca değil, kullandığı yönteme de dikkat etmek gerekir.
Çünkü eğitim yalnızca ödevi bitirmek değil, nasıl düşüneceğini öğrenmektir.
Ebeveynin Sesi Nasıl Bir Ortam Kuruyor?
Aylin o gece kendi sesini birkaç kez fark etti.
— Dikkatini ver.
— Bunu da mı anlamadın?
— Bak, bu çok kolay.
Bu cümleler ona göre motive ediciydi. Fakat Mina için farklı duyulabilirdi.
“Dikkatini ver” sözü, zaten çabalayan bir çocuğa daha çok baskı hissettirebilir.
“Bunu da mı anlamadın?” sorusu utandırabilir.
“Bu çok kolay” cümlesi, çocuk için kolay olmadığında onu daha yalnız hissettirebilir.
Aylin bunların yerine şunları denemeye başladı:
— Bu soru seni zorladı.
— Nerede takıldığını birlikte bulabiliriz.
— İlk bakışta anlaşılmayabilir. Tekrar inceleyelim.
— Şu ana kadar şu kısmı doğru yaptın.
Çocuğun duygusunu görmek, ödevin yerine yapılacağı anlamına gelmez. Sadece çocuğun mücadele ederken yalnız kalmamasını sağlar.
UNICEF’in olumlu ebeveynlik yaklaşımı da çocukların davranışlarını düzeltirken onları aşağılamak yerine destekleyici iletişim ve tutarlı sınırlar kullanılmasını önerir. UNICEF — Olumlu ebeveynlik yaklaşımı
O Akşam Ne Değişti?
Mina ödevlerinin hepsini kusursuz biçimde bitirmedi.
Türkçe paragrafını tamamladı. Fen çalışma kâğıdında iki soruyu boş bıraktı. Matematikte ise son üç soruya enerjisi kalmadı.
Aylin eskiden bu noktada paniklerdi.
— Hepsini bitirmeden kalkamazsın!
Bu kez Mina’nın defterine baktı.
— Bugün şu kadarını tamamladın. Son üç soru için enerjin kalmamış.
— Yarın yapabilir miyim?
— Öğretmenin ne zaman istediğine bakalım. Yarın teslim edilecekse sabah on dakika ayırabiliriz. Ama gece yarısına kadar oturmayacağız.
Mina başını salladı.
Ödevlerin bitmemesi dünyanın sonu değildi. Öğretmenin geri bildirimi de öğrenme sürecinin bir parçasıydı. Aylin, Mina’nın yerine bütün işleri üstlenmek yerine ona neyin tamamlandığını ve neyin kaldığını görmeyi öğretecekti.
O gece ödev masasında savaş çıkmadı.
Sadece bir çocuk, yapması gerekenleri anlamaya ve onları parçalara ayırarak tamamlamaya çalıştı.
Bir anne de çocuğunun yerine koşmak yerine yanında yürümeyi denedi.
Mina yatağa giderken annesine sordu:
— Yarın ödevi yine birlikte mi planlayacağız?
Aylin:
— İlk başta birlikte bakabiliriz. Sonra sen devam edersin.
— Tamam.
Bu “tamam”, ödevlerin artık hiç sorun olmayacağı anlamına gelmiyordu.
Ama yeni bir başlangıçtı.
Bölüm 1 · 1/5
Bu bölüm sana nasıl geldi?