gridreads

1. Bölüm

MUTLU PRENS

Şehrin ta yuka­rı­sın­da, yüksek bir sütu­nun üze­rin­de Mutlu Pren­sin hey­ke­li vardı. Baştan aşağı ince­cik altın yap­rak­lar­la kap­lan­mış­tı. Göz­le­ri parlak iki safir­den­di. Kılı­cı­nın kab­za­sın­da iri kır­mı­zı bir yakut par­lı­yor­du.

Çok sevi­len bir hey­kel­di Mutlu Prens. Şehir mec­li­si­nin sanat beğe­ni­siy­le ün kazan­mak iste­yen üye­le­rin­den biri, "Rüzgâr gülü kadar güzel” diye­rek düşün­ce­si­ni söy­le­di. Ken­di­si pek hayal­ci biri olma­dı­ğı halde, insan­la­rın öyle düşün­me­sin­den çeki­ne­rek, "Ama o kadar da fay­da­lı değil." dedi.

Şef­kat­li bir anne, ay dedeyi ala­ma­dık­la­rı için ağla­yan küçük oğluna: "Neden Mutlu Prens gibi ola­mı­yor­sun. Mutlu Prens her­han­gi bir şey için ağla­ma­yı aklın­dan bile geçir­mez!" dedi.

Mutsuz bir adam, hey­ke­le baka­rak: "Dün­ya­da mutlu birine rast­la­dı­ğı­ma sevin­dim." diye mırıl­dan­dı.

Kim­se­siz çocuk­lar oku­lu­nun öğren­ci­le­ri, parlak kır­mı­zı pele­rin­le­ri ve ter­te­miz beyaz önlük­le­riy­le kili­se­den çıkar­ken "Tıpkı bir meleğe ben­zi­yor." dedi­ler.

"Nere­den bili­yor­su­nuz hiç melek gör­me­di­niz kiI" dedi mate­ma­tik öğret­men­le­ri.

"Ah evet, gördük. Rüya­la­rı­mız­da." diye cevap verdi çocuk­lar. Mate­ma­tik öğret­me­ni yüzünü asarak öfkeli bir tavır takın­dı. Çocuk­la­rın rüya gör­me­sin­den hiç hoş­lan­maz­dı.

Bir gece, küçük bir kır­lan­gıç geçti şehrin üstün­den. Arka­daş­la­rı altı hafta önce Mısır'a git­miş­ler­di. Ama o güzel bir saza tutul­du­ğu için yol­cu­lu­ğa çık­mak­ta geç kal­mış­tı.

Koca­man sarı bir per­va­ne­yi, ırmak boyun­ca kova­lar­ken rast­la­mış­tı saza. İnce­cik enda­mı­nı öyle nazlı bul­muş­tu ki, onunla konu­şa­bil­mek için duru­ver­miş­ti.

Sözünü açıkça söy­le­mek­ten hoş­la­nı­yor­du Kır­lan­gıç. "Seni seve­yim mi?" fısıl­da­yı­ver­di sazın kula­ğı­na. Saz usulca eğildi. Kanat­la­rı­nı suya dokun­du­ra­rak sazın çev­re­sin­de hiç dur­ma­dan döndü kır­lan­gıç. Suya her doku­nu­şun­da oluşan gümüş hal­ka­lar, ırmağa doğru kay­bo­lup git­ti­ler. Kır­lan­gıç sev­gi­si­ni böyle gös­te­ri­yor­du.

Yaz boyun­ca sürdü bu. "Gülünç bir bağ­lı­lık." diye şakıdı diğer kır­lan­gıç­lar. "Sazın hiç parası yok. Üste­lik akra­ba­la­rı da çok!" Ger­çek­ten ırmak saz­lar­la doluy­du.

Son­ba­har gelin­ce kır­lan­gıç­lar uçup git­ti­ler. O zaman sazın sev­gi­siy­le dolu Kır­lan­gıç yapa­yal­nız kaldı. Çok sev­di­ği sazdan usandı. "Hiç konuş­mu­yor." dedi. "Hem de çok nazlıî Galiba rüz­gâ­ra da göz kır­pı­yor."

Ger­çek­ten ne zaman rüzgâr esse, ince bükü­lüş­ler­le eği­lir­di saz. "Bulun­du­ğu yere çok bağlı. Oysa ben yol­cu­luk yap­ma­yı seve­rim. Beni seven biri­nin de yol­cu­luk­tan hoş­lan­ma­sı gerek." diye düşü­nü­yor­du Kır­lan­gıç.

Sonun­da "Benim­le uzak­la­ra gelir misin?" diye sordu. Saz yal­nız­ca başını sal­la­dı. Evine öyle­si­ne bağ­lıy­dı kil

"Öyley­se ben, pira­mit­le­re gidi­yo­rum. Hoşça kal." dedi Kır­lan­gıç. Sonra uçup gitti. Bütün gün hiç dur­ma­dan uçtu. Gece­le­yin şehre vardı. Nerede mola versem?" diye düşün­dü. "Umarım şehir­de beni misa­fir etmek için hazır­lık­lar yapıl­mış­tır." derken, yüksek sütu­nun üze­rin­de­ki hey­ke­li gördü. "Orada mola vere­yim. Temiz havay­la dolu bir yer." Böy­le­ce Mutlu Prens'in ayak­la­rı­nın dibine kondu.

Çev­re­si­ne bakar­ken kendi ken­di­ne "Altın­dan bir yatak odam var." dedi. Usulca uyu­ma­ya hazır­lan­dı. Ama tam başını kana­dı­nın altına koy­muş­ken, iri bir su tanesi düştü üstüne. "Ne acayip şey!" diye bağır­dı. "Gökte tek bir bulut bile yok. Yıl­dız­lar duru ve parlak. Yine de yağmur yağı­yor! Kuzey Avrupa'nın iklimi sahi­den pek kötü. Saz da yağ­mur­dan hoş­la­nır­dı ama yal­nız­ca ben­cil­li­ğin­den."

Bir damla daha düştü üstüne.

"Beni yağ­mur­dan bile koru­ya­maz­sa bu hey­ke­lin fay­da­sı ne?" dedi. "Belki de iyi bir baca ara­ma­lı­yım ken­di­me." Uçmaya hazır­lan­dı. Kanat­la­rı­nı bile açma­mış­tı ki bir damla daha düştü üstüne. Kır­lan­gıç yukarı baktı. Al Bir de ne görsün?

Mutlu Pren­sin göz­le­ri yaş­lar­la dolu! Altın yanak­la­rın­dan dam­la­lar süzü­lü­yor. Yüzü ay ışı­ğın­da öyle­si­ne güzel­di ki, küçük kır­lan­gı­cın kalbi mer­ha­met­le doldu.

  • Sen kimsin, diye sordu.

  • Ben Mutlu Prensim.

  • Neden ağlıyorsun öyleyse. Beni epeyce ıslattın dedi Kırlangıç.

  • Ben insanken ve henüz yüreğim bir insan yüreğiyken, göz yaşının ne olduğunu bilmezdim. Hiç bir kederin girmesine izin verilmeyen Sansouci sarayında yaşardım çünkü. Gündüzleri arkadaşlarımla bahçede oynar, akşamları da Büyük Salon'daki dansa katılırdım. Bahçemin çevresinde çok büyük bir duvar vardı, ama onun ötesinde ne olduğunu hiç merak etmezdim. Çevremdeki her şey o kadar güzeldi ki! Saraydakiler mutlu Prens derlerdi bana. Eğlence içinde yaşamak mutluluksa eğer, mutluydum ben de. Öylece yaşadım ve öldüm. Ben öldükten sonra şehrin bu en yüksek yerine heykelimi diktiler. İşte o zaman gördüm şehrin yoksulluğunu ve kederlerini. Şimdi yüreğim kurşundan olduğu halde ağlamamak elimde değil.

Kendi ken­di­ne "Ne! Yüreği som altın­dan değil mi?" dedi Kır­lan­gıç. Düşün­ce­le­ri­ni yüksek sesle söy­le­me­ye­cek kadar ter­bi­ye­liy­di.

Kısık ama ahenk­li bir sesle

  • Uzakta, diye devam etti heykel. Uzakta küçük bir sokakta yoksul bir ev var. Pencerelerden biri açık. Masa başına oturan bir kadın görüyorum. Yüzü ince yıpranmış, elleri kaba kırmızı, üstelik iğneyle delik deşik olmuş. Terzilik yapıyor çünkü. Kraliçenin en güzel nedimesinin, baloda giyeceği atlas elbiseye çiçekler işliyor. Odanın bir köşesinde küçük oğlu hasta yatıyor. Ateşi var. Portakal istiyor durmadan. Annesinin ise ona verecek ırmak suyundan başka bir şeyi yok. Çocuk ağlıyor...

  • Kırlangıç! Kırlangıç, Küçük Kırlangıç, kılıcımın kabzasındaki yakutu götürmez misin ona. Olduğum yerden kımıldayamam ben.

  • Mısır'da beni bekliyorlar, dedi Kırlangıç. Arkadaşlarım Nil boyunca uçup, kocaman lotus çiçekleriyle konuşuyorlardır şimdi. Kralın mezarında uykuya dalacaklar çok yakında. Kral boyalı tabutunun içinde yatıyor. Sarı ketenlere, baharatlarla, sarıp sarmalamışlar onu. Boynunun çevresinde soluk yeşim taşından bir zincir asılmış. Elleri de tıpkı kurumuş yapraklara benziyor.

  • Kırlangıç! Kırlangıç, Küçük Kırlangıç, bir gece kalıp habercim olmaz mısın? Çocuk öyle susamış, annesi öyle üzgün...

Kır­lan­gıç:

— Küçük çocuk­lar­dan pek hoş­lan­mı­yo­rum ben, diye cevap verdi. Geçen yaz ırmak­ta kalır­ken bana hep taş atan iki çocuk vardı. Değir­men­ci­nin çocuk­la­rı. Beni hiç vura­ma­dı­lar tabi. Biz kır­lan­gıç­lar öyle uzağa uçarız kil Üste­lik çevik­li­ğiy­le ün salmış bir aile­den geli­yo­rum. Yine de bir say­gı­sız­lık belir­ti­siy­di attığı taşlar.

Ama Mutlu Prens öyle üzgün duru­yor­du ki, Kır­lan­gı­cın içi bur­kul­du.

— Burası çok soğuk ama bir gece daha kalıp haber­cin olurum, dedi usulca.

— Teşek­kür ederim Küçük Kır­lan­gıç dedi Prens. Kır­lan­gıç Pren­sin kılı­cın­da­ki yakutu kopar­dı. Onu gaga­sı­na alarak şehrin çatı­la­rı üze­rin­den uçtu. Yon­tul­muş beyaz mer­mer­den melek­le­rin süs­le­di­ği kilise kule­si­ni geçti. Dans eden­le­rin ses­le­ri­ni din­le­ye­rek sara­yın bah­çe­sin­den geçti. Güzel bir kız sev­gi­li­siy­le bal­kon­da konu­şu­yor­du. " Yıl­dız­lar ne kadar güzeli" dedi sev­gi­li­si. "Sev­gi­nin gücü ne kadar güzeli" dedi Sev­gi­li­si.

"İnşal­lah balo için elbi­sem zama­nın­da hazır olur." diye kar­şı­lık verdi güzel kız. "Üstüne çiçek işle­me­si­ni söy­le­dim. Ama ter­zi­ler öyle tembel ki!"

Küçük Kır­lan­gıç ırmağı geçti. Gemi­le­rin direk­le­ri­ne asılı fener­le­ri gördü. Şehrin dış kısım­la­rı­nı geçti. Bir­bir­le­riy­le pazar­lık eden ve bakır tera­zi­ler­de para tartan Yahu­di­le­ri gördü. Sonun­da yoksul eve gelip içe­ri­ye baktı. Çocuk, ateş­ler içinde yata­ğın­da dönüp duru­yor­du. Annesi uyu­muş­tu. Öyle yor­gun­du ki. Bir çır­pı­da içe­ri­ye sıç­ra­dı Kır­lan­gıç. Koca­man yakutu kadı­nın yük­sü­ğü­nün yanına koydu. Sonra kanat­la­rıy­la çocuğu yel­pa­ze­le­ye­rek, yata­ğın çev­re­sin­de ses­siz­ce uçtu. "Nasıl da serin­le­dim. Her­hal­de iyi­le­şi­yo­rum." dedi çocuk ve derin bir uykuya daldı.

Kır­lan­gıç Pren­sin yanına dönüp yap­tık­la­rı­nı anlat­tı.

  • Ne acayip! Hava ne kadar soğuk. Ama oldukça ısındım.

  • İyi bir iş yaptığın için dedi Prens. Küçük Kırlangıç düşünmeye başladı bu sözler üstüne. Düşünürken uyuya kaldı. Düşünmek uykusunu getirirdi hep.

Şafak söker­ken ırmak kıyı­sı­na uçup yıkan­dı. Orni­to­lo­ji (Kuş bilimi) pro­fe­sö­rü köp­rü­den geçer­ken " Amma da acayip bir şey!" dedi. "Kış ayla­rın­da bir kır­lan­gıç!" O böl­ge­nin gaze­te­sin­de bu konuda uzun bir yazı yazdı. Herkes bu yazıyı konuş­tu. Anla­ma­dık­la­rı bir sürü keli­mey­le doluy­du çünkü.

— Bu gece Mısır'a gidi­yo­rum, artık, dedi Kır­lan­gıç öyle söy­le­mek­ten çok hoş­la­nı­yor­du. Şehrin bütün anıt­la­rı­nı dolaş­tı. Uzun bir süre kili­se­nin kule­si­nin tepe­sin­de oturdu. Nereye gitse ser­çe­ler şakı­yor, "Ne güzel bir yaban­cı!" diyor­lar­dı bir­bir­le­ri­ne. Kır­lan­gıç bu ses­le­ri duy­duk­ça sevi­ni­yor­du.

Ay yük­se­lin­ce Mutlu Prense uçtu yeni­den.

  • Mısır'da yapmamı istediğin bir şey var mı? Birazdan gideceğim.

  • Kırlangıç! Kırlangıç, Küçük Kırlangıç, benimle bir gece daha kalmaz mısın, dedi Mutlu Prens.

  • Beni Mısır'da bekliyorlar, diye cevap verdi Kırlangıç. Arkadaşlarım yarın ikinci Çavlan'a çıkacaklar. Su atı orada sazların arasında yatar. Bütün gece yıldızları gözetler. Sabah yıldızı ışıyınca bir sevinç çığlığı atar ve susar sonra da. Kocaman granit bir tahtta, tanrı Memnon'un heykeli vardır. Öğle olunca sarı yeleli aslanlar, su içmek için ırmak kıyısına inerler. Yeşil mücevherlere benzer gözleri. Kükreyişleri cavlanın kükreyişinden de korkunçtur.

— Kır­lan­gıç! Kır­lan­gıç, Küçük Kır­lan­gıç, dedi Prens. Şehrin öte yanın­da tavan ara­sın­da bir öğren­ci görü­yo­rum. Kağıt­lar­la kaplı bir masaya yas­lan­mış.Yanın­da­ki bar­da­ğın yanın­da bir demet solmuş menek­şe. Saçı kah­ve­ren­gi, dal­ga­lı. Dudak­la­rı nar gibi kır­mı­zı. Koca­man hül­ya­lı göz­le­ri var. Tiyat­ro müdürü için yaz­dı­ğı oyunu bitir­me­ye çalı­şı­yor. Ama artık yaza­ma­ya­cak kadar üşümüş. Ocakta ateş yok. Açlık­tan nere­dey­se bayı­la­cak.

Sahi­den iyi bir yüreği olan kır­lan­gıç:

  • Bir gece daha kalırım seninle, dedi. Ona da mı yakut götüreyim.

  • Ah artık yakutum bitti. Yalnız gözlerim var. Binlerce yıl önce Hindistan'dan getirilmiş, kıymetli safirlerden yapılan gözlerim. Birini çıkarıp delikanlıya götür. Kuyumcuya satsın onu. Yiyecek, yakacak alsın ve oyununu bitirsin.

  • Bunu yapamam, Sevgili Prens dedi Kırlangıç ve ağlamaya başladı.

  • Kırlangıç! Kırlangıç, Küçük kırlangıç, sana söylediğim gibi yap, dedi Prens.

Böy­le­ce Kır­lan­gıç Mutlu Pren­sin gözünü çıkar­dı ve doğ­ru­ca öğren­ci­nin tavan ara­sın­da­ki oda­sı­na uçtu. Çatıda bir delik olduğu için içeri gir­me­si kolay oldu. Hızla odaya girdi. Deli­kan­lı başını elle­ri­nin ara­sı­na göm­dü­ğü için kuşun kanat­la­rın çır­pı­şı­nı duy­ma­dı. Başını kal­dır­dı­ğın­da, solgun menek­şe­le­rin üstün­de­ki parlak safiri buldu.

— Beğe­nil­me­ye baş­lı­yo­rum, diye bağır­dı sevinç­le. Beni beğe­nen biri gön­der­miş olmalı bu safiri. Artık oyu­nu­mu biti­re­bi­li­rim.

Kır­lan­gıç ertesi sabah limana uçtu. Koca bir tek­ne­nin dire­ği­ne konup deniz­ci­le­rin halat­lar­la ambar­dan büyük san­dık­lar çek­ti­ği­ni gördü. Her sandık çık­tık­ça "Hoop" diye bağı­rı­yor­lar­dı.

  • Mısır'a gidiyorum, diye haykırdı Kırlangıç. Ama kimse aldırmadı. Ay yükselince Mutlu Prens'e uçtu yeniden.

  • Sana Allahaısmarladık demeye geldim, dedi ona.

  • Kırlangıç! Kırlangıç, Küçük Kırlangıç! dedi Prens. Benimle bir gece daha kalmaz mısın.

  • Kış geldi artık, diye cevap verdi Kırlangıç. Yakında üşütücü kar da gelecek. Mısır'da güneş yeşil palmiyelerin üstünde parlarken hava nasıl da sıcaktır şimdi. Timsahlar tembel tembel çamurda yatıyor ve arkadaşlarım Baelbek Tapınağında yuva kuruyorlardır. Pembe beyaz kumrular onlara bakıp bakıp öterler. Sevgili Prens seni bırakmalıyım. Ama hiç unutmayacağım seni. Önümüzdeki bahar verdiklerinin yerine iki güzel mücevher getireceğim sana. Yakut kırmızı bir gülden daha kırmızı, safir ise okyanusun derinlikleri kadar mavi olacak.

  • Aşağıdaki alanda küçük bir Kibritçi Kız var, dedi Mutlu Prens. Kibritleri oluğa düşüp işe yaramaz hale gelmiş. Eve para götürmezse babası dövecek onu. Küçük kız ağlıyor. Kunduraları da yok, Çorapları da. Küçücük başı örtülü değil. Öteki gözümü de çıkarıp ona ver. Babası dövmesin onu.

  • Bir gece daha kalırım, seninle, dedi Kırlangıç. Ama öbür gözünü çıkaramam. Kör olursun!

  • Kırlangıç! Kırlangıç, Küçük Kırlangıç, lütfen söylediğim gibi yap!

Böy­le­ce Kır­lan­gıç Pren­sin diğer gözünü de çıkar­dı. Aşa­ğı­ya doğru uçtu.Kib­rit­çi Kızın yanın­dan geçer­ken, mücev­he­ri onun avu­cu­na bırak­tı.

— Ne güzel, ne parlak bir cam, diye bağır­dı Küçük Kız ve evine koştu.

Kır­lan­gıç Pren­sin yanına gel­di­ği zaman:

  • Artık körsün. Bu yüzden hep seninle kalacağım.

  • Olmaz Küçük Kırlangıç! Mısıra gitmelisin.

  • Hep seninle kalacağım, dedi Kırlangıç ve Prensin ayakları dibinde uyudu.

Ertesi gün Pren­sin omzuna kondu ve akşama kadar uzak ülke­ler­de gör­dük­le­ri­ni anlat­tı. Nil boyun­ca uzun bir sıraya dizi­len, gaga­la­rıy­la mercan balık­la­rı­nı yaka­la­yan, kır­mı­zı balık­çıl­la­rı, dünya kadar yaşlı olan çölde yaşa­yan ve her şeyi bili­yor­muş gibi duran sfenk­si, elle­rin­de amber tes­pih­ler­le deve­le­rin yanı sıra yürü­yen tüc­car­la­rı, Ay Dağ­la­rı­nın büyük bir kris­ta­le tapan abanoz gibi kara hüküm­da­rı­nı, bir pal­mi­ye­de uyuyan,yirmi bin rahi­bin ken­di­si­ni ballı çörek­ler­le bes­le­di­ği koca­man yeşil yılanı, geniş, düzgün yap­rak­lar üstün­de büyük gölü geçen ve hep kele­bek­ler­le sava­şan cüce­le­ri anlat­tı.

— Sev­gi­li Küçük Kır­lan­gıç şaşır­tı­cı şeyler anla­tı­yor­sun bana. Ama dün­ya­da en şaşır­tı­cı şey erkek­le­rin ve kadın­la­rın acı çek­me­si­dir. Yok­sul­luk kadar gizem­li başka bir şey yoktur. Şeh­ri­min üstün­de uç Kır­lan­gıç. Bana orada gör­dük­le­ri­ni anlat.

Kır­lan­gıç şehrin üstün­de uçtu. Kapı­sın­da dilen­ci­le­rin bek­le­di­ği, içle­rin­de zen­gin­le­rin eğlen­di­ği güzel evler gördü. Karan­lık sokak­lar­da uçup bitkin bitkin bakan aç çocuk­la­rın beyaz yüz­le­ri­ni gördü.

Bir köp­rü­nün kemeri altın­da iki küçük oğlan bir­bir­le­ri­ne sarıl­mış ısın­ma­ya çalı­şı­yor: "Ne kadar açız!" diyor­lar­dı.

— Burada yata­maz­sı­nız, diye bağır­dı Bekçi.

Çocuk­lar yağ­mu­ra çıkıp dolaş­ma­ya baş­la­dı­lar. Kır­lan­gıç geri dönüp Prense gör­dük­le­ri­ni anlat­tı.

— İnce bir altın taba­ka­sıy­la kap­lı­yım, dedi Prens. Onu yaprak yaprak çıka­rıp yok­sul­la­rı­ma ver­me­li­sin. İnsan­lar altı­nın ken­di­le­ri­ni sevin­dir­di­ği­ni düşü­nür hep.

Kır­lan­gıç Mutlu Pren­sin hey­ke­li kara­rıp donuk­la­şın­ca­ya kadar, ince altın taba­ka­yı yaprak yaprak çıka­rıp yok­sul­la­ra taşıdı. Çocuk­la­rın yanak­la­rı pem­be­leş­ti. Gülü­şe­rek sokak­lar­da oyna­dı­lar.

"Artık ekme­ği­miz var!" diye bağı­rış­tı­lar.

Kış mev­si­mi iyice his­se­dil­me­ye baş­la­mış­tı. Kar geldi. Karın ardın­dan kırağı geldi. Sokak­lar sanki gümüş­ten­miş gibi görü­nü­yor­du. Şehir öyle parlak ve öyle ışıl­tı­lıy­dı ki Kris­tal han­çer­le­re ben­ze­yen buz par­ça­la­rı evle­rin saçak­la­rın­dan sar­kı­yor­du. Sokağa çıkan­lar kürk­le­re hürün­dü­ler, küçük çocuk­lar kır­mı­zı şap­ka­la­rı­nı giyip buzda kay­dı­lar.

Zaval­lı Küçük Kır­lan­gıç git­tik­çe daha çok üşü­yor­du. Ama yine de Pren­sin yanın­dan ayrıl­mak iste­mi­yor­du. Öyle sevi­yor­du ki onu! Fırı­nın kapı­sın­dan fırın­cı gör­me­den ekmek kırın­tı­la­rı top­lu­yor, kanat­la­rı­nı çır­pa­rak ısın­ma­ya çalı­şı­yor­du.

Sonun­da öle­ce­ği­ni anladı. Bir kere daha pren­sin omuz­la­rı­na çıka­bi­le­cek gücü kal­mış­tı ancak.

  • Hoşça kal Sevgili Prens! Elini öpebilir miyim, diye mırıldandı.

  • Sonunda Mısır'a gideceğine sevindim, dedi Prens. Burada çok kaldın. Beni de dudaklarından öpmelisin. Seni seviyorum çünkü.

  • Gideceğim yer Mısır değil. Ölümün evine gidiyorum, dedi Kırlangıç. Ölüm uykunun kardeşi değil midir?

Kır­lan­gıç, Mutlu Prensi duda­ğın­dan öptü ve sonra ayak­la­rı dibine düşe­rek öldü. O anda hey­ke­lin içinde sanki bir şey kırıl­mış­ça­sı­na çat­la­ma sesi duyul­du. İşin aslı Mutlu Pren­sin kur­şun­dan yapıl­mış yüreği ikiye bölün­müş­tü. Kor­kunç bir soğuk vardı doğ­ru­su.

Bölüm 1 · 1/8

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Kitap sayfasına dön
Önceki

~10 dk kaldı

Sonraki