gridreads

Evden Çıkınca Bitmeyen Şeyler

1. Bölüm

Evden Çıkınca Bitmeyen Şeyler

9 dk

Evin kapısını kapattığında elinde iki çanta vardı.

Birinde kıyafetlerin, diğerinde mutfaktan aldığın birkaç eşya duruyordu. Annen son anda bir kaba yemek koymuş, baban arabaya kadar eşlik etmişti. Kardeşin koridorda durmuş, fazla duygusal görünmemek için telefonuna bakıyordu.

Anahtarı çevirdin.

Kapı kapandı.

Kendi evine, kendi hayatına, kendi kararlarına doğru yürümeye başladın.

İlk günler özgürlük gibi geldi.

Ne zaman uyuyacağına kendin karar veriyordun. Kimse odanı toplamanı söylemiyor, eve kaçta geleceğini sormuyor, mutfakta ne yaptığını merak etmiyordu. İstersen bütün akşam ışığı açmadan oturabiliyor, istersen kahvaltıyı gece yarısı yapabiliyordun.

Sonra bir akşam, bir karar vermen gerekti.

Bozulan musluk.

Ödenecek kira.

İş yerindeki sorun.

Hastalandığında yanında kimsenin olmaması.

Ailenden gelen bir telefon.

O an fark ettin:

Evden çıkmıştın ama ailenle arandaki hikâye bitmemişti.

Sadece adres değişmişti.

Evden ayrılmak, büyümekle aynı şey değildir

Bir insan ailesinden fiziksel olarak uzaklaşabilir ama duygusal olarak hâlâ onların onayını bekleyebilir.

Başka bir şehirde yaşarsın.

Kendi paranı kazanırsın.

Kendi evinde kalırsın.

Kendi kararlarını verirsin.

Ama bir iş seçerken “Babam ne der?” diye düşünürsün.

Bir ilişkiyi sürdürürken “Annem bunu onaylamaz” dersin.

Evine eşya alırken bile ailenin zevkine göre karar verirsin.

Bir plan yaptığında haber vermek değil, izin istemek gibi hissedersin.

Yaşın büyümüştür ama içindeki çocuk hâlâ koridorda bekliyordur. Bir şey yaptığında kimin kızacağını, kimin susacağını, kimin hayal kırıklığına uğrayacağını hesaplıyordur.

Bu durum garip değildir.

Çünkü aile, hayatımızdaki ilk ilişkidir. Kim olduğumuzu, neyin güvenli olduğunu, neyin tehlikeli göründüğünü ve sevgiyi nasıl yaşayacağımızı büyük ölçüde bu ilişkinin içinde öğreniriz.

Bu nedenle aileden uzaklaşmak yalnızca yeni bir ev bulmak değildir.

Kendi kararlarını, ailenden öğrendiğin seslerin arasından ayırmaya çalışmaktır.

Ailenin fikri ile ailenin hakkı aynı değildir

Ailen senin hakkında fikir sahibi olabilir.

Bir işi seçmeni istemeyebilir.

Taşınacağın şehri beğenmeyebilir.

Bir ilişkinle ilgili endişelerini dile getirebilir.

Giyiminden arkadaşlarına kadar birçok konuda yorum yapabilir.

Bunların bir kısmı sevgiyle, bir kısmı korkuyla, bir kısmı da alışkanlıkla söylenir.

Fakat birinin senin ailenden olması, hayatın üzerinde sınırsız karar hakkına sahip olduğu anlamına gelmez.

Bir görüşün olması başka, o görüşün uygulanmasını istemek başkadır.

Ailen “Bu işi seçme” diyebilir.

Sen düşünebilirsin.

Ama son kararı vermek zorunda değiller.

Ailen “Bu insanla görüşmeni istemiyorum” diyebilir.

Kaygılarının gerçek olup olmadığını değerlendirebilirsin.

Ama ilişkinin sorumluluğu yine sana aittir.

Ailen “Böyle yaşanmaz” diyebilir.

Onların hayat deneyiminden bir şeyler öğrenebilirsin.

Ama kendi koşullarını da hesaba katman gerekir.

Fikir almakla karar yetkisini devretmek arasında fark vardır.

Ailenin sözünü dinlemek, her söylediğini yapmak değildir.

Onları önemsemek, kendini yok saymak değildir.

Onların kaygısını anlamak, kararını mutlaka değiştirmek değildir.

Bu ayrım yapılmadığında, ailenin her düşüncesi bir emre dönüşür.

Sen de kendi hayatında misafir gibi yaşamaya başlarsın.

“Senin iyiliğin için” cümlesi

Aile içinde bazı cümleler çok güçlüdür.

“Senin iyiliğin için söylüyorum.”

“Ben senin kötülüğünü ister miyim?”

“Biz senden daha mı az şey biliyoruz?”

“İleride anlarsın.”

“Bunu yaşamanı istemiyorum.”

Bu cümleler bazen gerçekten koruma isteğinden doğar. Ailen, senin hata yapmandan, üzülmenden, maddi olarak zorlanmandan ya da yanlış bir karar vermenden korkabilir.

Ama iyi niyet, her yöntemi doğru hâle getirmez.

Bir insan seni korumak isterken seni kontrol edebilir.

Kaygısını anlatmak yerine kararını küçümseyebilir.

Seni dinlemek yerine senin adına karar verebilir.

“Senin iyiliğin için” denilen her şeyi kabul etmek zorunda değilsin.

Önce cümlenin ardındaki kaygıyı anlamaya çalışabilirsin.

“Bu konuda neden endişeleniyorsunuz?”

“Benim hangi riskle karşılaşacağımı düşünüyorsunuz?”

“Bu kararın hangi kısmı sizi korkutuyor?”

Bazen konuşmanın altında gerçek bir kaygı vardır. Belki maddi durumunu yeterince hesaplamamışsındır. Belki gideceğin yerle ilgili bilmediğin bir şey vardır. Belki kararın aceleye gelmiştir.

Bunları duymak faydalı olabilir.

Ama kaygıyı dinlemekle kaygının yönetimi altına girmek aynı şey değildir.

Ailenin korkusu, senin hayatının tek ölçüsü olamaz.

Ailenin geçmişi senin geleceğin değildir

Anne babanın hayatı, senin hayatını etkiler.

Onların ekonomik zorlukları, evlilik deneyimleri, hayal kırıklıkları, göçleri, kayıpları ve korkuları aile içinde görünür ya da görünmez bir miras bırakır.

Bazı ailelerde para hakkında konuşulmaz ama herkes para kaybetmekten korkar.

Bazı ailelerde başarısızlık kabul edilmez çünkü geçmişte başarısızlığın bedeli ağır olmuştur.

Bazı ailelerde duygular paylaşılmaz çünkü insanlar güçlü kalmak zorunda olduklarına inanmıştır.

Bazı ailelerde çocuklardan erken yaşta sorumluluk beklenir. Onlar daha küçükken yetişkinlerin yükünü taşımayı öğrenir.

Sen büyürken bunları normal sanabilirsin.

“Bizim evde herkes böyle.”

“Biz duygularımızı konuşmayız.”

“Biz birbirimize güvenmek zorundayız.”

“Bizim ailemizde kimse kendi başına karar vermez.”

Fakat bir şeyin aile içinde uzun süre devam etmesi, onun sağlıklı olduğu anlamına gelmez.

Geçmişi anlamak, geçmişin bütün kurallarını sürdürmek zorunda olduğun anlamına gelmez.

Ailenin yaşadığı korku, senin de aynı korkuyla yaşamanı gerektirmez.

Onların kaçırdığı fırsatlar, senin hayatındaki her fırsatı reddetmeni gerektirmez.

Onların yaptığı fedakârlıklar, senin de kendi ihtiyaçlarından vazgeçmeni zorunlu kılmaz.

Geçmişin etkisini taşıyabilirsin.

Ama geleceğini bütünüyle geçmişin kararlarına bırakmak zorunda değilsin.

Aile içinde herkesin bir rolü vardır

Bazı evlerde bir kişi “aklı başında olan” çocuktur.

Herkesi sakinleştirir.

Kardeşlerini korur.

Sorun çıktığında araya girer.

Duygularını fazla belli etmez.

Anne babasına yük olmamaya çalışır.

Bazı evlerde bir kişi “sorun çıkaran” olarak görülür.

Hep itiraz eder.

Daha çok ilgiye ihtiyaç duyar.

Ailenin kabul etmek istemediği şeyleri söyler.

Bazı evlerde biri “başarılı çocuk”, biri “duygusal çocuk”, biri “sorumsuz çocuk” olur.

Bu roller bir süre sonra kişilik gibi görünmeye başlar.

“Sen zaten böylesin.”

“Sen bizim en sakin çocuğumuzsun.”

“Sen her zaman problem çıkarırsın.”

“Sen bu ailenin aklı başında olanısın.”

Bir rol sana erken yaşta verilmiş olabilir. Yıllar boyunca o role uygun davrandığın için çevrendekiler senden hep aynı şeyi bekleyebilir.

Sen de rolün dışına çıktığında suçluluk hissedebilirsin.

Sakin olan kişi öfkelenirse herkes şaşırır.

Her şeyi çözen kişi yardım isterse insanlar ne yapacağını bilemez.

Sessiz olan kişi kendi kararını açıklarsa “Sen değiştin” denir.

Ailenin seni tanıdığı biçim, senin tamamın değildir.

Çocukken üstlendiğin rol, yetişkin hayatında da aynı şekilde devam etmek zorunda değildir.

Artık her tartışmayı sen çözmek zorunda değilsin.

Herkesi sakinleştirmek senin görevin değil.

Ailenin duygusal yükünü sürekli taşımak zorunda değilsin.

Kendin için karar verdiğinde bencil birine dönüşmezsin.

Sadece eski rolünün dışına çıkarsın.

Suçlulukla sorumluluğu ayırmak

Aile içinde suçluluk duygusu çok güçlü olabilir.

Bir şeyi istemediğinde “Onca emekten sonra bunu mu yapıyorsun?” denebilir.

Ailenden uzak bir yerde yaşamayı seçtiğinde “Bizi yalnız bırakıyorsun” cümlesiyle karşılaşabilirsin.

Kendi hayatını kurmak istediğinde “Bizi düşünmüyorsun” denebilir.

Böyle anlarda kendi ihtiyacınla ailene karşı sorumluluğun birbirine karışır.

Aileni sevebilirsin.

Onlara destek olmak isteyebilirsin.

Zor zamanlarında yanlarında olabilirsin.

Ama onların bütün duygularından sorumlu değilsin.

Bir yetişkinin hayal kırıklığını tamamen ortadan kaldırmak senin görevin değildir.

Ailen senin kararın nedeniyle üzülüyorsa, bunu anlayabilirsin. Onları dinleyebilirsin. İlişkinizi korumak için konuşabilirsin.

Ama onların üzülmemesi için kendi hayatını yaşamaktan vazgeçtiğinde, suçluluk ilişkiyi yönetmeye başlamış olur.

Sorumluluk şunu söyleyebilir:

“Onları seviyorum ve ihtiyaç duyduklarında elimden geleni yapmak istiyorum.”

Suçluluk ise şunu söyler:

“Onlar üzülmesin diye ne istiyorsam vazgeçmeliyim.”

Bu ikisi aynı değildir.

Bir insanı sevmek, onun hiç üzülmemesini garanti etmek değildir.

Aileyi korumak, her kararını onlara göre vermek değildir.

Kendi hayatına sahip çıkmak, ailene sırt çevirmek değildir.

“Bunca şeyden sonra…”

Aile içinde geçmişte yapılan fedakârlıklar sık sık bugünkü kararların karşısına çıkar.

“Bunca yıl seni büyüttük.”

“Senin için nelerden vazgeçtik.”

“Biz sana hiçbir şeyi eksik etmedik.”

“Bütün bunlara karşılık bunu mu yapıyorsun?”

Ebeveynlerin çocukları için emek vermesi değerlidir. Bakım, zaman, para ve sevgi gerektirir. Çocukların bu emeği fark etmesi ve takdir etmesi önemlidir.

Ama bir çocuğu büyütmek, onun hayatı boyunca ailesinin beklentilerine göre yaşaması için verilmiş bir borç değildir.

Bir çocuk, dünyaya getirildiği için ailesine sonsuz itaat borçlanmaz.

Minnet duymak ile kendi hayatını başkasına teslim etmek arasında fark vardır.

Ailene teşekkür edebilirsin.

Sana verdikleri desteği kabul edebilirsin.

Onların zorlandığı noktaları anlayabilirsin.

Ama bu, bütün kararlarını onların onayına sunman gerektiği anlamına gelmez.

Yetiştirilmiş olmak, mülk olmak değildir.

Aile içinde sevgi ile borç duygusu birbirine karıştığında, insan kendi hayatını kurarken sürekli hesap verir.

“Bu seçimi yaparsam ne kadar borçlu görünürüm?”

“Böyle davranırsam nankör olur muyum?”

“Onların emeğini boşa mı çıkarıyorum?”

Bu soruların hepsi anlaşılabilir.

Fakat hayatını onların emeğinin karşılığını ödemek için yaşarsan, kendi isteklerine hiçbir zaman sıra gelmez.

Anne babanın emeğini onurlandırmanın tek yolu onların seçtiği hayatı yaşamak değildir.

Bazen kendi hayatını dürüstçe kurman, onların sana verdiği imkânları gerçekten kullanmanın bir biçimidir.

Ailenle konuşmak, onları değiştirmek değildir

Ailenle bir konu hakkında açıkça konuştuğunda, onların hemen anlayacağını ve davranışlarını değiştireceğini düşünebilirsin.

“Böyle konuştuğunuzda kendimi kötü hissediyorum.”

“Kararlarımı küçümsemeniz beni sizden uzaklaştırıyor.”

“Bana tavsiye vermeden önce ne düşündüğümü sormanızı istiyorum.”

“Her ziyaretimde bu konunun açılmasını istemiyorum.”

Bunları söylediğinde karşındaki kişi savunmaya geçebilir.

“Biz senin iyiliğini istiyoruz.”

“Sen de her şeyi yanlış anlıyorsun.”

“Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu.”

“Sen çok hassas oldun.”

Bu cevaplar, söylediğin şeyin geçersiz olduğunu kanıtlamaz.

Aile içinde insanlar birbirini yıllardır tanıdığı için yeni bir iletişim biçimine alışmak zor olabilir. Seni hep çocuk olarak görmüş olabilirler. Senin değiştiğini kabul etmeleri zaman alabilir.

Konuşmanın amacı onları tek seferde değiştirmek değil, senin neye izin verip vermeyeceğini daha net ortaya koymaktır.

Bir şeyi anlatmakla karşındakini ikna etmek arasında fark vardır.

Sen kendi payını yapabilirsin.

Açık konuşabilirsin.

Sesini yükseltmeden kendini anlatabilirsin.

Ne istediğini belirtebilirsin.

Ama karşı tarafın bunu kabul edip etmeyeceği onun sorumluluğudur.

İletişim, iki kişinin birlikte kurduğu bir alandır.

Sen tek başına bütün aile sistemini değiştiremezsin.

Fakat o sistem içindeki kendi davranışını değiştirebilirsin.

Yakın olmak için aynı evde olmak gerekmez

Aileyle yakınlık bazen sürekli görüşmek olarak anlaşılır.

Her gün aramak.

Her kararı paylaşmak.

Her hafta mutlaka buluşmak.

Her şeyi anlatmak.

Bu, bazı ailelerde gerçekten iyi çalışabilir. Bazı ailelerde ise fazla temas, eski çatışmaları sürekli canlı tutar.

Biraz mesafe, ilişkiyi koruyabilir.

Daha kısa ama daha sakin telefon görüşmeleri.

Her konuyu tartışmamak.

Görüşme süresini önceden belirlemek.

Bazı özel kararları kendine saklamak.

Bayramlarda ya da özel günlerde bir araya gelmek ama her gün iç içe olmamak.

Mesafe, sevgiyi azaltmak zorunda değildir.

Bazen ilişkide nefes alacak alan oluşturur.

Ailenle aynı evdeyken sürekli çatışıyorsanız, ayrı yaşamak ilişkinizi daha sağlıklı bir hâle getirebilir.

Aynı evdeyken söyleyemediğiniz şeyleri uzaktan daha sakin konuşabilirsiniz.

Bazen birbirinizi özlemek, birbirinize daha iyi davranmanızı sağlar.

Yakınlık, birbirinin hayatına sınırsız erişim değildir.

Birbirinize yer bırakırken bağınızı koruyabilmektir.

Aileden uzaklaşmak ile aileyi reddetmek aynı şey değildir

Kendi evine çıkmak.

Başka bir şehirde yaşamak.

Ailenin istediği işi seçmemek.

Kendi ilişkin hakkında karar vermek.

Daha az görüşmek.

Bazı konuları konuşmamak.

Bunların hiçbiri otomatik olarak aileyi reddetmek değildir.

Bazen insan ailesinden uzaklaşır çünkü onları sevmediği için değil, kendini duyabilmek için.

Sürekli aynı seslerin içinde yaşadığında kendi düşünceni ayırt edemezsin.

Uzaklık, bu nedenle bir kopuş değil, bazen netlik alanıdır.

Ailenin hayatındaki yerini yeniden belirleyebilirsin.

Her şeyi birlikte yapmak zorunda değilsiniz.

Her kararı paylaşmak zorunda değilsiniz.

Aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz.

Birbirinizi sevebilir ama aynı hayatı istemeyebilirsiniz.

Bu, aile bağının başarısız olduğu anlamına gelmez.

İnsanlar büyüdükçe yalnızca çocukluk evlerinden değil, çocukluk rollerinden de ayrılır.

Bu ayrılık sırasında üzülmek, özlemek ve kararsız kalmak normaldir.

Bir yandan özgürleşmek isterken diğer yandan aileni geride bırakmış gibi hissedebilirsin.

Bu iki duygu aynı anda var olabilir.

Özgürlüğü istemen, sevgiyi bitirdiğini göstermez.

Sevgi duyman, kendi hayatından vazgeçmen gerektiğini göstermez.

İşin aslı

İşin aslı şu:

Ailen seni etkiler ama seni tamamen tanımlamaz.

Onların hikâyesi senin hayatının başlangıcında yer alabilir ama sonunu tek başına yazmak zorunda değildir.

Ailenin kaygılarını dinleyebilirsin ama onların korkusuyla yaşayamazsın.

Emeğini takdir edebilirsin ama hayatını bir borç ödeme planına çeviremezsin.

Onları sevebilirsin ama her kararını onaylatmak zorunda değilsin.

Onlara destek olabilirsin ama bütün duygusal yüklerini taşıyamazsın.

Uzaklaşabilirsin ama bu, sevgiyi yok etmek değildir.

Yakın kalabilirsin ama bu, sınırlarının olmadığı anlamına gelmez.

Aileyle aranda kalan şey yalnızca geçmiş değildir.

Bugün nasıl konuştuğunuz, birbirinize ne kadar alan açtığınız ve değişen hâllerinizi kabul edip etmediğiniz de vardır.

Belki ailen seni hâlâ çocukken tanıdığı kişi gibi görüyor.

Belki sen de onları yıllar önceki hâlleriyle değerlendiriyorsun.

Ama herkes değişir.

Bazen bu değişim yavaş olur.

Bazen kimse hazır değildir.

Yine de kendi hayatını kurarken izin beklemek zorunda değilsin.

Bir gün ailen seni tamamen anlamayabilir.

Bir kararını desteklemeyebilir.

Seni hâlâ eski rolünle çağırabilir.

Sen yine de kendini anlatmaya, kendi sınırını korumaya ve sevgiyle mesafe arasında sana uygun bir yer bulmaya çalışabilirsin.

Çünkü büyümek, aileni hayatından silmek değildir.

Ailenle arandaki ilişkinin biçimini yeniden seçmektir.

Ve bazen ilk kez şu cümleyi kurabilmektir:

“Sizi seviyorum. Ama hayatımı da kendim yaşamak zorundayım.”

Bölüm 1 · 1/7

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Ailenin Sesi, Senin Kararın

Kitap sayfasına dön
Önceki

~9 dk kaldı

Sonraki