1. Bölüm
Aynı Anda
İpek, otobüsten indiğinde matematik ödevini evde unuttuğunu hatırladı.
Aynı anda telefonu titredi.
Annesinden mesaj vardı:
Çıkınca marketten süt alır mısın?
Ece’den:
Bugünkü sunumu sen mi hazırladın?
Sınıf grubundan:
Yarınki deneme saat kaçta?
İpek okul kapısına doğru yürürken üçünü de cevaplamaya çalıştı.
Matematik ödevi çantasındaydı.
Hayır, değildi.
Belki masanın üzerindeydi.
Belki dün gece yatağın yanında bırakmıştı.
Telefonuna yazdı:
Tamam, alırım.
Annesine mi, Ece’ye mi, sınıf grubuna mı gönderdiğini anlamadan mesajı yolladı.
Ekrana baktı.
Mesaj annesine gitmişti.
Ece cevap yazdı:
Ne tamam?
İpek yürümeye devam etti.
“Sunumu hazırladım,” yazdı.
Bu kez sınıf grubuna gönderdi.
Bir saniye sonra Ece’den yeni mesaj geldi:
Ben de onu soruyorum. Sen mi hazırladın?
İpek telefonu cebine koydu.
Okulun girişindeki merdivenler kalabalıktı. Birileri koşuyor, birileri son anda ödev kâğıtlarını düzenliyor, birileri de kapının önünde simit yiyordu.
İpek bütün bu seslerin arasından geçerken kafasının içinde başka sesler de vardı.
Matematik ödevi.
Süt.
Sunum.
Yarınki deneme.
Ece’ye cevap.
Akşam annesinin toplantısı.
Kardeşi Arda’nın okuldan alınması.
Babasının eve geç gelip gelmeyeceği.
Bu düşünceler tek tek gelmiyordu.
Hepsi aynı anda konuşuyordu.
İpek sınıfa girdiğinde öğretmen tahtaya bir soru yazmıştı. Herkes yerine oturmuştu. İpek çantasını açtı, defterini çıkardı. Matematik ödevini bulmaya çalıştı.
Çantadaki her şeyi sıranın üzerine koydu.
Kalem kutusu.
İki kitap.
Yarım kalmış sandviç.
Bir toka.
Üç farklı renkli kalem.
Dün dağıtılan izin kâğıdı.
Matematik ödevi yoktu.
“İpek,” dedi öğretmen.
İpek başını kaldırdı.
“Ödevin nerede?”
İpek, “Evde,” dedi.
Sınıfta birkaç kişi döndü.
Öğretmen kaşlarını kaldırdı.
“Yine mi?”
İpek cevap vermedi.
“Dün de getirmemiştin.”
“Dün getirmiştim.”
“Dün başka bir ödevdi.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse?”
İpek çantasına baktı.
“Unutmuşum.”
Öğretmen sınıfa döndü.
“Ödevini düzenli yapanlar kâğıtlarını çıkarabilir.”
Kâğıt hışırtıları başladı.
İpek sıranın altına eğildi. Çantasının boş gözüne baktı. Ödev orada da yoktu.
Telefonu yeniden titredi.
Annesi:
Arda’yı bugün sen alacaksın, değil mi?
İpek cevap yazmadı.
Ece sıranın altından ona küçük bir kâğıt uzattı.
İyi misin?
İpek kâğıdın altına yazdı:
Evet.
Sonra biraz düşündü.
“Hayır,” yazmak istedi.
Ama kâğıdı geri verdiğinde üzerinde hâlâ “Evet” yazıyordu.
Ders boyunca öğretmenin anlattığı hiçbir şeyi tam olarak dinleyemedi. Bir yandan tahtadaki soruyu çözmeye çalışıyor, bir yandan annesine cevap vermediğini hatırlıyor, bir yandan da sunum için hazırlaması gereken slaytları düşünüyordu.
Öğretmen soru sordu.
“İpek, bu işlemin sonucu nedir?”
İpek başını kaldırdı.
“Bilmiyorum.”
“Dersi dinliyor musun?”
“Evet.”
“Öyle görünmüyor.”
İpek cevap vermedi.
Çünkü öğretmen haklıydı.
Dersi dinlemeye çalışıyordu ama aynı anda başka şeyleri de düşünüyordu. Kafasının içinde sürekli bir şey eksiliyor, başka bir şey öne çıkıyordu.
Bazen bir şeyi yaparken bir sonraki işi düşünüyordu.
Bir sonraki işi düşünürken önceki işi unutuyordu.
Sonra unuttuğu şey yüzünden kendine kızıyor, kızdığı için o an yaptığı işe de odaklanamıyordu.
Teneffüste Ece yanına geldi.
“Sunum dosyasını sen mi hazırladın?”
“Hayır.”
“Dün hazırlayacağını söylemiştin.”
“Evet ama dün olmadı.”
“Ne oldu?”
İpek çantasını düzenlemeye çalıştı.
“Bir şey olmadı.”
“Bir şey olmadıysa neden olmadı?”
“Ece.”
“Ne?”
“Şu an bunu konuşmayalım.”
Ece geri çekildi.
“Tamam.”
İpek onun sesindeki kırgınlığı duydu.
“Ben öyle demek istemedim.”
“Nasıl demek istedin?”
“Bilmiyorum.”
Ece çantasını aldı.
“Sen son zamanlarda her şeye ‘bilmiyorum’ diyorsun.”
İpek cevap vermedi.
Ece sınıftan çıktı.
İpek arkasından bakarken içinden onu durdurmak geldi. Özür dilemek, açıklamak, “Kafam çok dolu,” demek istedi.
Ama bu cümleyi söylerse Ece’nin “Herkesin kafası dolu,” diyeceğini düşündü.
Belki de demezdi.
İpek bunu bile bilmiyordu.
Öğle arasında kantinde sıra beklerken annesinden tekrar mesaj geldi:
Arda’yı okuldan almayı unutma.
İpek:
Unutmam.
Bu kez mesajı göndermeden önce kontrol etti.
Yine de telefonu cebine koyduğunda aklına başka bir şey geldi:
Bugün Arda’nın okuldan alınması gerekmiyordu.
Arda’nın antrenmanı vardı.
Annesi onu almaya gidecekti.
İpek annesine yazdı:
Arda’nın bugün antrenmanı yok mu?
Cevap hemen geldi:
Vardı ama iptal olmuş. Sana söylemiştim.
İpek mesaj geçmişine baktı.
Annesi bunu sabah yazmıştı.
İpek görmüş ama cevaplamamıştı.
Belki de görmüştü.
Belki sadece bildirim ekranında okuyup sonra unutmuştu.
Sıra ilerledi. İpek ne alacağını düşündü. Tost mu, çorba mı, sadece su mu?
Arkasındaki öğrenci, “Karar versene,” dedi.
İpek bir anda ne istediğini unuttu.
“Bir tost.”
Kantinden ayrılırken tostun içinde ne olduğunu bile bilmiyordu.
Masaya oturdu. Ece başka bir grupla birlikteydi. İpek yanlarına gitmedi.
Telefonu masanın üzerinde tekrar titredi.
Sınıf grubundan yeni bir mesaj:
Sunum konusu değişmiş. Öğretmen herkesin kendi bölümünü bugün istiyor.
İpek tosttan bir parça aldı.
Ece’nin yanına gidip sunumla ilgili konuşması gerekiyordu.
Matematik ödevini öğleden sonra tamamlaması gerekiyordu.
Arda’yı okuldan alması gerekiyordu.
Annesine market listesini sorması gerekiyordu.
Akşam babasının istediği belgeyi yazdırması gerekiyordu.
Bir de yarın deneme sınavı vardı.
İpek masanın üzerinde duran peçeteye küçük küçük kareler çizmeye başladı. Her karenin içine bir iş yazdı.
Matematik.
Sunum.
Arda.
Market.
Belge.
Deneme.
Peçete doldu.
Kareler birbirine değiyordu.
İpek peçeteye bakarken bir şey fark etti.
Kafasının içindeki işler de böyleydi.
Hepsi birbirine değiyor, hiçbiri kendi yerinde durmuyordu.
Birine dokunduğunda diğerleri hareket ediyordu.
Matematik ödevini düşünürken sunumu hatırlıyor, sunumu düşünürken Arda aklına geliyor, Arda’yı düşünürken annesinin mesajını cevaplamadığını fark ediyor, annesine cevap vermeyi düşünürken yarınki deneme sınavı…
İpek peçeteyi buruşturdu.
Tostun yanına bıraktı.
Tam o sırada okulun anons sistemi çalıştı.
“İpek Yalın, rehberlik servisine gelmelidir.”
Kantindeki konuşmalar bir anda yavaşladı.
İpek başını kaldırdı.
Ece uzaktan ona baktı.
İpek’in aklına hemen her ihtimal geldi.
Matematik ödevi mi?
Devamsızlık mı?
Annesi okulu mu aramıştı?
Biri onun hakkında bir şey mi söylemişti?
Çantasını aldı.
Koridorda yürürken herkesin ona baktığını düşündü. Belki gerçekten bakıyorlardı, belki de İpek artık her bakışı kendisiyle ilgili sanıyordu.
Rehberlik odasının kapısını çaldı.
İçeride Sevda Hanım vardı.
“Gel, İpek.”
İpek oturdu.
“Bir sorun mu var?”
“Bunu ben sormalıyım.”
İpek ellerini dizlerinin üzerine koydu.
“Yok.”
“Bugün üç farklı öğretmen seni dalgın gördüğünü söyledi.”
İpek sustu.
“Annen de sabah okuldan aramış. Arda’yı alman gerektiğini söylemiş ama seni zorlamak istemediğini de eklemiş.”
“Ben alırım.”
“Biliyorum.”
“Başka?”
“Ece, son günlerde biraz uzaklaştığınızı söyledi.”
İpek başını kaldırdı.
“Ece mi söyledi?”
“Seninle ilgili kötü bir şey söylemedi.”
“Ne söyledi?”
“Bir süredir çok yorulmuş göründüğünü.”
İpek boğazını temizledi.
“Ben iyiyim.”
Sevda Hanım masanın üzerindeki peçeteyi gösterdi. İpek peçeteyi fark etmeden cebinden çıkarmıştı.
“Karelerin içindekiler ne?”
İpek peçeteye baktı.
“Yapacaklarım.”
“Kaç tane?”
“Bilmiyorum.”
“Sayalım mı?”
İpek başını salladı.
“Gerek yok.”
“Belki vardır.”
Sevda Hanım peçeteyi İpek’in önüne çekmedi. Sadece bekledi.
İpek küçük karelere baktı.
“Altı.”
“Altısını da bugün yapman gerekiyor mu?”
İpek hemen cevap vermek istedi.
Evet.
Sonra durdu.
“Bilmiyorum.”
Sevda Hanım hafifçe başını salladı.
“Bugün ilk kez doğru bir cevap verdin.”
İpek ona baktı.
“Ne?”
“Gerçekten bilmediğini söyledin.”
İpek gözlerini kaçırdı.
“Bazen insan bilmiyor.”
“Evet.”
“Bazen de herkes biliyormuş gibi davranıyor.”
“Doğru.”
“Benim neden böyle olduğumu anlamıyorlar.”
“Kim?”
“Evdekiler. Öğretmenler. Ece.”
“Sen ne olduğunu onlara anlatıyor musun?”
İpek uzun süre sustu.
“Hayır.”
“Niye?”
“Çünkü anlatırsam daha çok şey söylemem gerekir.”
Sevda Hanım onu dikkatle dinledi.
“Bazen yardım istemek, yapılacaklar listesine yeni bir madde eklemek gibi görünür. Ama aslında bazı maddeleri azaltabilir.”
İpek peçeteye baktı.
Karelerin içindeki kelimeler hâlâ yerindeydi.
Fakat ilk kez hepsini aynı gün yapmak zorunda olmadığını düşünmeye başladı.
Tam o sırada telefonu titredi.
Yeni bir mesaj gelmişti.
Gönderen yoktu.
Hepsini aynı anda düşünmeye devam edersen, hiçbirini bitiremeyeceksin.
İpek mesajı Sevda Hanım’a gösterdi.
Sevda Hanım’ın yüzü ciddileşti.
“Bu kimden geliyor?”
“Bilmiyorum.”
“Bu tür mesajlar ne zamandır var?”
“Bugün ilk kez.”
İpek bunu söylerken doğru söyleyip söylemediğini düşündü.
Belki ilk değildi.
Belki kafasının içindeki seslerden biri, uzun zamandır bunu söylüyordu.
Sevda Hanım telefonu incelemedi. İpek’ten ekran görüntüsü almasını istedi.
“Bunu saklayalım. Ayrıca annenle konuşacağız.”
İpek hemen itiraz etti.
“Gerek yok.”
“Gerek var.”
“Annem yine her şeyi büyütür.”
“Belki bu kez birlikte küçültürsünüz.”
İpek bir şey söylemedi.
Sevda Hanım peçeteyi ona geri verdi.
“Bugün yalnızca iki şeyi seç.”
“İki tane mi?”
“Evet.”
“Diğerleri?”
“Bekleyecek.”
İpek peçeteye baktı.
Matematik.
Sunum.
Arda.
Market.
Belge.
Deneme.
İki tanesini seçmesi gerekiyordu.
Bir süre sonra kalemini çıkardı.
Arda.
Sunum.
Diğerlerinin üzerini çizmedi.
Sadece yanlarına küçük bir nokta koydu.
Bugün değil.
İpek odadan çıktığında koridor yine kalabalıktı. Herkes bir yere gidiyor, bir şey taşıyor, bir şey söylüyor, bir şeye yetişiyordu.
Ama bu kez İpek o kalabalığın içinde aynı anda her yere gitmeye çalışmadı.
Önce Arda’yı alacaktı.
Sonra Ece’yle konuşacaktı.
Geri kalanlara daha sonra bakacaktı.
Telefonu yeniden titredi.
İpek ekrana bakmadan yürümeye devam etti.
Çünkü bazı şeyler hemen cevaplanmadığında yok olmuyordu.
Sadece sırasını bekliyordu.