gridreads

Aynı Anda

1. Bölüm

Aynı Anda

6 dk

İpek, oto­büs­ten indi­ğin­de mate­ma­tik öde­vi­ni evde unut­tu­ğu­nu hatır­la­dı.

Aynı anda tele­fo­nu tit­re­di.

Anne­sin­den mesaj vardı:

Çıkınca marketten süt alır mısın?

Ece’den:

Bugünkü sunumu sen mi hazırladın?

Sınıf gru­bun­dan:

Yarınki deneme saat kaçta?

İpek okul kapı­sı­na doğru yürür­ken üçünü de cevap­la­ma­ya çalış­tı.

Mate­ma­tik ödevi çan­ta­sın­day­dı.

Hayır, değil­di.

Belki masa­nın üze­rin­dey­di.

Belki dün gece yata­ğın yanın­da bırak­mış­tı.

Tele­fo­nu­na yazdı:

Tamam, alırım.

Anne­si­ne mi, Ece’ye mi, sınıf gru­bu­na mı gön­der­di­ği­ni anla­ma­dan mesajı yol­la­dı.

Ekrana baktı.

Mesaj anne­si­ne git­miş­ti.

Ece cevap yazdı:

Ne tamam?

İpek yürü­me­ye devam etti.

“Sunumu hazır­la­dım,” yazdı.

Bu kez sınıf gru­bu­na gön­der­di.

Bir saniye sonra Ece’den yeni mesaj geldi:

Ben de onu soruyorum. Sen mi hazırladın?

İpek tele­fo­nu cebine koydu.

Okulun giri­şin­de­ki mer­di­ven­ler kala­ba­lık­tı. Biri­le­ri koşu­yor, biri­le­ri son anda ödev kâğıt­la­rı­nı düzen­li­yor, biri­le­ri de kapı­nın önünde simit yiyor­du.

İpek bütün bu ses­le­rin ara­sın­dan geçer­ken kafa­sı­nın içinde başka sesler de vardı.

Mate­ma­tik ödevi.

Süt.

Sunum.

Yarın­ki deneme.

Ece’ye cevap.

Akşam anne­si­nin top­lan­tı­sı.

Kar­de­şi Arda’nın okul­dan alın­ma­sı.

Baba­sı­nın eve geç gelip gel­me­ye­ce­ği.

Bu düşün­ce­ler tek tek gel­mi­yor­du.

Hepsi aynı anda konu­şu­yor­du.

İpek sınıfa gir­di­ğin­de öğret­men tah­ta­ya bir soru yaz­mış­tı. Herkes yerine otur­muş­tu. İpek çan­ta­sı­nı açtı, def­te­ri­ni çıkar­dı. Mate­ma­tik öde­vi­ni bul­ma­ya çalış­tı.

Çan­ta­da­ki her şeyi sıra­nın üze­ri­ne koydu.

Kalem kutusu.

İki kitap.

Yarım kalmış sand­viç.

Bir toka.

Üç farklı renkli kalem.

Dün dağı­tı­lan izin kâğıdı.

Mate­ma­tik ödevi yoktu.

“İpek,” dedi öğret­men.

İpek başını kal­dır­dı.

“Ödevin nerede?”

İpek, “Evde,” dedi.

Sınıf­ta birkaç kişi döndü.

Öğret­men kaş­la­rı­nı kal­dır­dı.

“Yine mi?”

İpek cevap ver­me­di.

“Dün de getir­me­miş­tin.”

“Dün getir­miş­tim.”

“Dün başka bir ödevdi.”

“Bili­yo­rum.”

“Öyley­se?”

İpek çan­ta­sı­na baktı.

“Unut­mu­şum.”

Öğret­men sınıfa döndü.

“Öde­vi­ni düzen­li yapan­lar kâğıt­la­rı­nı çıka­ra­bi­lir.”

Kâğıt hışır­tı­la­rı baş­la­dı.

İpek sıra­nın altına eğildi. Çan­ta­sı­nın boş gözüne baktı. Ödev orada da yoktu.

Tele­fo­nu yeni­den tit­re­di.

Annesi:

Arda’yı bugün sen alacaksın, değil mi?

İpek cevap yaz­ma­dı.

Ece sıra­nın altın­dan ona küçük bir kâğıt uzattı.

İyi misin?

İpek kâğı­dın altına yazdı:

Evet.

Sonra biraz düşün­dü.

“Hayır,” yazmak istedi.

Ama kâğıdı geri ver­di­ğin­de üze­rin­de hâlâ “Evet” yazı­yor­du.

Ders boyun­ca öğret­me­nin anlat­tı­ğı hiçbir şeyi tam olarak din­le­ye­me­di. Bir yandan tah­ta­da­ki soruyu çöz­me­ye çalı­şı­yor, bir yandan anne­si­ne cevap ver­me­di­ği­ni hatır­lı­yor, bir yandan da sunum için hazır­la­ma­sı gere­ken slayt­la­rı düşü­nü­yor­du.

Öğret­men soru sordu.

“İpek, bu işle­min sonucu nedir?”

İpek başını kal­dır­dı.

“Bil­mi­yo­rum.”

“Dersi din­li­yor musun?”

“Evet.”

“Öyle görün­mü­yor.”

İpek cevap ver­me­di.

Çünkü öğret­men hak­lıy­dı.

Dersi din­le­me­ye çalı­şı­yor­du ama aynı anda başka şey­le­ri de düşü­nü­yor­du. Kafa­sı­nın içinde sürek­li bir şey eksi­li­yor, başka bir şey öne çıkı­yor­du.

Bazen bir şeyi yapar­ken bir son­ra­ki işi düşü­nü­yor­du.

Bir son­ra­ki işi düşü­nür­ken önceki işi unu­tu­yor­du.

Sonra unut­tu­ğu şey yüzün­den ken­di­ne kızı­yor, kız­dı­ğı için o an yap­tı­ğı işe de odak­la­na­mı­yor­du.

Tenef­füs­te Ece yanına geldi.

“Sunum dos­ya­sı­nı sen mi hazır­la­dın?”

“Hayır.”

“Dün hazır­la­ya­ca­ğı­nı söy­le­miş­tin.”

“Evet ama dün olmadı.”

“Ne oldu?”

İpek çan­ta­sı­nı düzen­le­me­ye çalış­tı.

“Bir şey olmadı.”

“Bir şey olma­dıy­sa neden olmadı?”

“Ece.”

“Ne?”

“Şu an bunu konuş­ma­ya­lım.”

Ece geri çekil­di.

“Tamam.”

İpek onun sesin­de­ki kır­gın­lı­ğı duydu.

“Ben öyle demek iste­me­dim.”

“Nasıl demek iste­din?”

“Bil­mi­yo­rum.”

Ece çan­ta­sı­nı aldı.

“Sen son zaman­lar­da her şeye ‘bil­mi­yo­rum’ diyor­sun.”

İpek cevap ver­me­di.

Ece sınıf­tan çıktı.

İpek arka­sın­dan bakar­ken için­den onu dur­dur­mak geldi. Özür dile­mek, açık­la­mak, “Kafam çok dolu,” demek istedi.

Ama bu cüm­le­yi söy­ler­se Ece’nin “Her­ke­sin kafası dolu,” diye­ce­ği­ni düşün­dü.

Belki de demez­di.

İpek bunu bile bil­mi­yor­du.

Öğle ara­sın­da kan­tin­de sıra bek­ler­ken anne­sin­den tekrar mesaj geldi:

Arda’yı okuldan almayı unutma.

İpek:

Unutmam.

Bu kez mesajı gön­der­me­den önce kont­rol etti.

Yine de tele­fo­nu cebine koy­du­ğun­da aklına başka bir şey geldi:

Bugün Arda’nın okul­dan alın­ma­sı gerek­mi­yor­du.

Arda’nın ant­ren­ma­nı vardı.

Annesi onu almaya gide­cek­ti.

İpek anne­si­ne yazdı:

Arda’nın bugün antrenmanı yok mu?

Cevap hemen geldi:

Vardı ama iptal olmuş. Sana söylemiştim.

İpek mesaj geç­mi­şi­ne baktı.

Annesi bunu sabah yaz­mış­tı.

İpek görmüş ama cevap­la­ma­mış­tı.

Belki de gör­müş­tü.

Belki sadece bil­di­rim ekra­nın­da okuyup sonra unut­muş­tu.

Sıra iler­le­di. İpek ne ala­ca­ğı­nı düşün­dü. Tost mu, çorba mı, sadece su mu?

Arka­sın­da­ki öğren­ci, “Karar ver­se­ne,” dedi.

İpek bir anda ne iste­di­ği­ni unuttu.

“Bir tost.”

Kan­tin­den ayrı­lır­ken tostun içinde ne oldu­ğu­nu bile bil­mi­yor­du.

Masaya oturdu. Ece başka bir grupla bir­lik­tey­di. İpek yan­la­rı­na git­me­di.

Tele­fo­nu masa­nın üze­rin­de tekrar tit­re­di.

Sınıf gru­bun­dan yeni bir mesaj:

Sunum konusu değişmiş. Öğretmen herkesin kendi bölümünü bugün istiyor.

İpek tost­tan bir parça aldı.

Ece’nin yanına gidip sunum­la ilgili konuş­ma­sı gere­ki­yor­du.

Mate­ma­tik öde­vi­ni öğle­den sonra tamam­la­ma­sı gere­ki­yor­du.

Arda’yı okul­dan alması gere­ki­yor­du.

Anne­si­ne market lis­te­si­ni sor­ma­sı gere­ki­yor­du.

Akşam baba­sı­nın iste­di­ği bel­ge­yi yaz­dır­ma­sı gere­ki­yor­du.

Bir de yarın deneme sınavı vardı.

İpek masa­nın üze­rin­de duran peçe­te­ye küçük küçük kare­ler çiz­me­ye baş­la­dı. Her kare­nin içine bir iş yazdı.

Mate­ma­tik.

Sunum.

Arda.

Market.

Belge.

Deneme.

Peçete doldu.

Kare­ler bir­bi­ri­ne deği­yor­du.

İpek peçe­te­ye bakar­ken bir şey fark etti.

Kafa­sı­nın için­de­ki işler de böy­ley­di.

Hepsi bir­bi­ri­ne deği­yor, hiç­bi­ri kendi yerin­de dur­mu­yor­du.

Birine dokun­du­ğun­da diğer­le­ri hare­ket edi­yor­du.

Mate­ma­tik öde­vi­ni düşü­nür­ken sunumu hatır­lı­yor, sunumu düşü­nür­ken Arda aklına geli­yor, Arda’yı düşü­nür­ken anne­si­nin mesa­jı­nı cevap­la­ma­dı­ğı­nı fark ediyor, anne­si­ne cevap ver­me­yi düşü­nür­ken yarın­ki deneme sınavı…

İpek peçe­te­yi buruş­tur­du.

Tostun yanına bırak­tı.

Tam o sırada okulun anons sis­te­mi çalış­tı.

“İpek Yalın, reh­ber­lik ser­vi­si­ne gel­me­li­dir.”

Kan­tin­de­ki konuş­ma­lar bir anda yavaş­la­dı.

İpek başını kal­dır­dı.

Ece uzak­tan ona baktı.

İpek’in aklına hemen her ihti­mal geldi.

Mate­ma­tik ödevi mi?

Devam­sız­lık mı?

Annesi okulu mu ara­mış­tı?

Biri onun hak­kın­da bir şey mi söy­le­miş­ti?

Çan­ta­sı­nı aldı.

Kori­dor­da yürür­ken her­ke­sin ona bak­tı­ğı­nı düşün­dü. Belki ger­çek­ten bakı­yor­lar­dı, belki de İpek artık her bakışı ken­di­siy­le ilgili sanı­yor­du.

Reh­ber­lik oda­sı­nın kapı­sı­nı çaldı.

İçe­ri­de Sevda Hanım vardı.

“Gel, İpek.”

İpek oturdu.

“Bir sorun mu var?”

“Bunu ben sor­ma­lı­yım.”

İpek elle­ri­ni diz­le­ri­nin üze­ri­ne koydu.

“Yok.”

“Bugün üç farklı öğret­men seni dalgın gör­dü­ğü­nü söy­le­di.”

İpek sustu.

“Annen de sabah okul­dan aramış. Arda’yı alman gerek­ti­ği­ni söy­le­miş ama seni zor­la­mak iste­me­di­ği­ni de ekle­miş.”

“Ben alırım.”

“Bili­yo­rum.”

“Başka?”

“Ece, son gün­ler­de biraz uzak­laş­tı­ğı­nı­zı söy­le­di.”

İpek başını kal­dır­dı.

“Ece mi söy­le­di?”

“Senin­le ilgili kötü bir şey söy­le­me­di.”

“Ne söy­le­di?”

“Bir süre­dir çok yorul­muş görün­dü­ğü­nü.”

İpek boğa­zı­nı temiz­le­di.

“Ben iyiyim.”

Sevda Hanım masa­nın üze­rin­de­ki peçe­te­yi gös­ter­di. İpek peçe­te­yi fark etme­den cebin­den çıkar­mış­tı.

“Kare­le­rin için­de­ki­ler ne?”

İpek peçe­te­ye baktı.

“Yapa­cak­la­rım.”

“Kaç tane?”

“Bil­mi­yo­rum.”

“Saya­lım mı?”

İpek başını sal­la­dı.

“Gerek yok.”

“Belki vardır.”

Sevda Hanım peçe­te­yi İpek’in önüne çek­me­di. Sadece bek­le­di.

İpek küçük kare­le­re baktı.

“Altı.”

“Altı­sı­nı da bugün yapman gere­ki­yor mu?”

İpek hemen cevap vermek istedi.

Evet.

Sonra durdu.

“Bil­mi­yo­rum.”

Sevda Hanım hafif­çe başını sal­la­dı.

“Bugün ilk kez doğru bir cevap verdin.”

İpek ona baktı.

“Ne?”

“Ger­çek­ten bil­me­di­ği­ni söy­le­din.”

İpek göz­le­ri­ni kaçır­dı.

“Bazen insan bil­mi­yor.”

“Evet.”

“Bazen de herkes bili­yor­muş gibi dav­ra­nı­yor.”

“Doğru.”

“Benim neden böyle oldu­ğu­mu anla­mı­yor­lar.”

“Kim?”

“Evde­ki­ler. Öğret­men­ler. Ece.”

“Sen ne oldu­ğu­nu onlara anla­tı­yor musun?”

İpek uzun süre sustu.

“Hayır.”

“Niye?”

“Çünkü anla­tır­sam daha çok şey söy­le­mem gere­kir.”

Sevda Hanım onu dik­kat­le din­le­di.

“Bazen yardım iste­mek, yapı­la­cak­lar lis­te­si­ne yeni bir madde ekle­mek gibi görü­nür. Ama aslın­da bazı mad­de­le­ri azal­ta­bi­lir.”

İpek peçe­te­ye baktı.

Kare­le­rin için­de­ki keli­me­ler hâlâ yerin­dey­di.

Fakat ilk kez hep­si­ni aynı gün yapmak zorun­da olma­dı­ğı­nı düşün­me­ye baş­la­dı.

Tam o sırada tele­fo­nu tit­re­di.

Yeni bir mesaj gel­miş­ti.

Gön­de­ren yoktu.

Hepsini aynı anda düşünmeye devam edersen, hiçbirini bitiremeyeceksin.

İpek mesajı Sevda Hanım’a gös­ter­di.

Sevda Hanım’ın yüzü cid­di­leş­ti.

“Bu kimden geli­yor?”

“Bil­mi­yo­rum.”

“Bu tür mesaj­lar ne zaman­dır var?”

“Bugün ilk kez.”

İpek bunu söy­ler­ken doğru söy­le­yip söy­le­me­di­ği­ni düşün­dü.

Belki ilk değil­di.

Belki kafa­sı­nın için­de­ki ses­ler­den biri, uzun zaman­dır bunu söy­lü­yor­du.

Sevda Hanım tele­fo­nu ince­le­me­di. İpek’ten ekran görün­tü­sü alma­sı­nı istedi.

“Bunu sak­la­ya­lım. Ayrıca annen­le konu­şa­ca­ğız.”

İpek hemen itiraz etti.

“Gerek yok.”

“Gerek var.”

“Annem yine her şeyi büyü­tür.”

“Belki bu kez bir­lik­te küçül­tür­sü­nüz.”

İpek bir şey söy­le­me­di.

Sevda Hanım peçe­te­yi ona geri verdi.

“Bugün yal­nız­ca iki şeyi seç.”

“İki tane mi?”

“Evet.”

“Diğer­le­ri?”

“Bek­le­ye­cek.”

İpek peçe­te­ye baktı.

Mate­ma­tik.

Sunum.

Arda.

Market.

Belge.

Deneme.

İki tane­si­ni seç­me­si gere­ki­yor­du.

Bir süre sonra kale­mi­ni çıkar­dı.

Arda.

Sunum.

Diğer­le­ri­nin üze­ri­ni çiz­me­di.

Sadece yan­la­rı­na küçük bir nokta koydu.

Bugün değil.

İpek odadan çık­tı­ğın­da kori­dor yine kala­ba­lık­tı. Herkes bir yere gidi­yor, bir şey taşı­yor, bir şey söy­lü­yor, bir şeye yeti­şi­yor­du.

Ama bu kez İpek o kala­ba­lı­ğın içinde aynı anda her yere git­me­ye çalış­ma­dı.

Önce Arda’yı ala­cak­tı.

Sonra Ece’yle konu­şa­cak­tı.

Geri kalan­la­ra daha sonra baka­cak­tı.

Tele­fo­nu yeni­den tit­re­di.

İpek ekrana bak­ma­dan yürü­me­ye devam etti.

Çünkü bazı şeyler hemen cevap­lan­ma­dı­ğın­da yok olmu­yor­du.

Sadece sıra­sı­nı bek­li­yor­du.

Bölüm 1 · 1/8

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Kafamın İçindeki Sesler

Kitap sayfasına dön
Önceki

~6 dk kaldı

Sonraki