gridreads

Akşam Yemeği

1. Bölüm

Akşam Yemeği

6 dk

Ada, sof­ra­ya otur­ma­dan önce her­ke­sin onun sına­vı­nı sora­ca­ğı­nı bili­yor­du.

Annesi tabak­la­rı yer­leş­ti­rir­ken başını kal­dır­dı.

“Mate­ma­tik nasıl geçti?”

Ada çan­ta­sı­nı san­dal­ye­nin yanına bırak­tı.

“İyi.”

Babası ekmeği böldü.

“İyi ne demek?”

“İyi işte.”

“Kaç soru yaptın?”

Ada san­dal­ye­si­ne oturdu. Makar­na taba­ğı­nın üze­ri­ne baktı. Çatal­la taba­ğın kena­rın­da­ki sosu dağıt­tı.

“Bil­mi­yo­rum.”

“Nasıl bil­mi­yor­sun?” dedi babası. “Sınav­dan çıkalı üç saat oldu.”

“Say­ma­dım.”

Annesi mut­fak­tan salona ses­len­di:

“Tele­fo­nu­nu masaya getir­me, tamam mı?”

Ada tele­fo­nu çan­ta­sı­nın içinde bırak­mış­tı.

Küçük kar­de­şi Can, masa­nın altın­da aya­ğıy­la ona dokun­du.

“Bugün beden der­sin­de top yüzüme geldi.”

“Geçmiş olsun,” dedi Ada.

“Canım çok acıdı.”

“Şimdi geçti mi?”

“Geçti ama öğret­men her­ke­sin önünde güldü.”

Babası Can’a döndü.

“Öğret­men niye gülsün?”

“Güldü işte.”

Annesi salata kâse­si­ni masaya bırak­tı.

“Can, yarın çan­ta­na yedek tişört koy. Geçen sefer yine üstünü kir­let­miş­sin.”

Ada konuş­mak için ağzını açtı.

Bugün okulda rehber öğret­men­le konuş­tu­ğu­nu anla­ta­cak­tı. Bir üni­ver­si­te­nin yaz prog­ra­mı­na baş­vu­ra­bi­le­ce­ği­ni söy­le­miş­ti. Prog­ram resim, fotoğ­raf ve kısa film üze­ri­ney­di. Ada, formu çan­ta­sı­nın ön gözün­de taşı­yor­du.

Birkaç gündür o formu aile­si­ne gös­ter­me­yi düşü­nü­yor­du.

Babası sınav­dan kaç aldı­ğı­nı sor­ma­dan önce gös­ter­mek iste­miş­ti. Sonra annesi “Bu ay biraz mas­ra­fı­mız var,” der diye kork­muş­tu. Babası “Bunlar boş işler, önce ders­le­ri­ne bak,” diye­bi­lir­di.

Yine de söy­le­ye­cek­ti.

Formu çan­ta­sın­dan çıka­ra­cak­tı.

Annesi, “Bu arada seni cumar­te­si deneme sına­vı­na yaz­dır­dım,” dedi.

Ada başını kal­dır­dı.

“Ne?”

“Cumar­te­si sabahı. Kursun kendi dene­me­si.”

“Ben gitmek iste­mi­yo­rum.”

“Daha önce de gitmek iste­me­di­ği­ni söy­le­din ama gittin.”

“Çünkü habe­rim yoktu.”

“Şimdi habe­rin var.”

Babası araya girdi.

“İyi olmuş. Deneme çöz­me­den sınav kaza­nıl­mı­yor.”

Ada formu çan­ta­sı­nın içinde tuttu.

“Ben cumar­te­si—”

“Pazar günü de tey­zen­le­re gide­ce­ğiz,” dedi annesi. “Öğle­den sonra çıka­rız. Akşam dön­me­den önce biraz otu­ru­ruz.”

Ada tekrar sustu.

Çan­ta­sın­da­ki form, ön gözde biraz daha ezildi.

Can, “Ben cumar­te­si arka­daş­la­rım­la parka gide­ce­ğim,” dedi.

Annesi ona baktı.

“Ödev­le­ri­ni biti­rir­sen gider­sin.”

“Ama Ada da git­mi­yor mu?”

“Ada’nın dene­me­si var.”

Ada çatala dokun­du.

“Ben gitmek iste­mi­yo­rum.”

Babası başını kal­dır­dı.

“Bir şeyi iste­me­mek, yap­ma­ya­ca­ğın anla­mı­na gelmez.”

Bu cümle sof­ra­nın orta­sı­na bıra­kıl­dı.

Ada’nın canını en çok yakan da buydu. Çünkü babası bunu her söy­le­di­ğin­de, onun ne iste­di­ği­nin önemli olma­dı­ğı sonu­cu­na varı­yor­du.

“Benim de planım vardı,” dedi.

“Ne planı?” diye sordu annesi.

“Bir şey.”

“Ne şeyi?”

Ada çan­ta­sı­na baktı.

“Okul­dan bir prog­ram.”

Babası hafif­çe güldü.

“Daha şim­di­den prog­ram mı?”

“Yaz prog­ra­mı.”

“Ders­le­rin bit­me­di.”

“Ders değil.”

“Ne peki?”

Ada formu çıkar­dı.

Kâğıdı masa­nın üze­ri­ne koydu.

“Fotoğ­raf ve kısa film prog­ra­mı.”

Kimse birkaç saniye konuş­ma­dı.

Can formu aldı.

“Burada film mi çeki­yor­su­nuz?”

“Can, bırak,” dedi Ada.

Can kâğıda bak­ma­ya devam etti.

“Para mı?”

Annesi formu Ada’nın elin­den aldı.

“Bu ne kadar sürü­yor?”

“İki hafta.”

“Nerede?”

“Başka şehir­de.”

Babası hemen başını kal­dır­dı.

“Başka şehir mi?”

Ada’nın kalbi hız­lan­dı.

“Evet ama okulun rehber öğret­me­ni önerdi.”

“Rehber öğret­men mi?”

“Baş­vu­ru için.”

“Sen böyle bir şeyi bize sor­ma­dan mı yaptın?”

“Henüz baş­vur­ma­dım.”

“Baş­vur­ma­yı düşün­müş­sün.”

“Evet.”

Babası formu eline aldı. Üze­rin­de­ki yazı­la­ra baktı. Sonra masa­nın üze­ri­ne bırak­tı.

“Bu yaz sınava hazır­la­na­cak­sın.”

Ada bir şey söy­le­me­di.

“Duydun mu?” dedi babası.

“Duydum.”

“Böyle şey­ler­le zaman kay­bet­me­ne gerek yok.”

Ada formu geri aldı.

“Zaman kaybı değil.”

“Sen daha ne iste­di­ği­ni bil­mi­yor­sun.”

Ada’nın için­de­ki bir şey kırıl­dı.

Bu cüm­le­yi daha önce de duy­muş­tu. İlko­kul­da dans kur­su­na gitmek iste­di­ğin­de. Orta­o­kul­da fotoğ­raf maki­ne­si iste­di­ğin­de. Bir hikâye yarış­ma­sı­na katıl­dı­ğın­da.

“Sen daha ne iste­di­ği­ni bil­mi­yor­sun.”

Belki ger­çek­ten bil­mi­yor­du.

Ama ne iste­me­di­ği­ni bili­yor­du.

Her gün aynı dene­me­ye girmek iste­mi­yor­du. Her konuş­ma­nın not­la­rı­na bağ­lan­ma­sı­nı iste­mi­yor­du. Bir şeyden heye­can­lan­dı­ğın­da hemen “Bunun sana ne fay­da­sı olacak?” soru­suy­la kar­şı­laş­mak iste­mi­yor­du.

Ada formu kat­la­dı.

Annesi yumu­şak bir sesle konuş­tu.

“Baban kötü bir şey demi­yor.”

“Bili­yo­rum.”

“Senin gele­ce­ği­ni düşü­nü­yor.”

“Bili­yo­rum.”

“Bu yazı başka zaman da yapa­bi­lir­sin.”

“Belki.”

“Şimdi önemli olan sınav.”

Ada taba­ğı­na baktı.

“Benim için önemli olan bu değil.”

Babası san­dal­ye­sin­de geriye yas­lan­dı.

“Bak, Ada. Her şeyi kişi­sel algı­la­ma.”

Ada gül­me­di.

“Ben hiçbir şeyi kişi­sel algı­la­mı­yo­rum.”

“Sesin öyle çıkı­yor.”

“Çünkü beni din­le­mi­yor­su­nuz.”

Mut­fak­ta ses­siz­lik oldu.

Can elin­de­ki çatalı tabağa bırak­tı.

Annesi Ada’ya baktı.

“Din­li­yo­ruz.”

“Hayır.”

“Ne demek hayır?”

“Ben bir şey anlat­ma­ya çalı­şı­yo­rum, siz daha ben bitir­me­den ne yapmam gerek­ti­ği­ni söy­lü­yor­su­nuz.”

Babası kaş­la­rı­nı çattı.

“Çünkü bazen ne yapman gerek­ti­ği­ni bilmek için bizden yardım alman gere­ki­yor.”

“Ama siz ne iste­di­ği­mi sor­mu­yor­su­nuz.”

“Bütün gün okulda ne yap­tı­ğı­nı soru­yo­ruz.”

“Hayır. Kaç aldı­ğı­mı soru­yor­su­nuz.”

Annesi, “Ada,” dedi.

Ada ayağa kalktı.

“İşta­hım yok.”

“Daha doğru düzgün yemek yeme­din.”

“Yeme­ye­ce­ğim.”

“Bu tavır­la hiçbir şey çözül­mez.”

Ada san­dal­ye­si­ni geriye itti. San­dal­ye­nin ayağı zemin­de sert bir ses çıkar­dı.

“Zaten hiçbir şey çözül­mü­yor.”

Oda­sı­na gitti.

Kapıyı çarp­ma­ma­ya çalış­tı. Çünkü kapıyı sert kapa­tır­sa babası arka­sın­dan gelip “Bu evde her­ke­sin bir derdi var, yal­nız­ca senin değil,” diye­cek­ti.

Çan­ta­sı­nı yata­ğın üze­ri­ne bırak­tı.

Formu çıkar­dı. Kâğı­dın orta­sın­da kat izi vardı. Ada düzelt­me­ye çalış­tı ama iz kal­mış­tı.

Tele­fo­nu­nu çan­ta­sın­dan aldı.

Ece’den mesaj gel­miş­ti.

Yarınki sunum için grup belli oldu.

Altın­da:

Sen, ben ve Kerem.

Ada cevap yaz­ma­dı.

Ece bir mesaj daha gön­der­di.

Konuyu da öğretmen seçmiş. “Gelecekte kim olmak istiyorsunuz?”

Ada tele­fon ekra­nı­na baktı.

Kısa bir süre sonra yazdı:

Bilmiyorum.

Ece:

Ben de. Ama bunu yazamayız herhalde.

Ada:

Neden?

Ece:

Çünkü herkesin bir cevabı varmış gibi davranıyorlar.

Ada iste­me­den gülüm­se­di.

Sonra okul gru­bun­dan yeni bir mesaj geldi. Rehber öğret­men, sunu­mun ayrın­tı­la­rı­nı pay­laş­mış­tı.

Her öğrenci gelecek planını, güçlü yönlerini ve hedefini anlatacak. Sunumlar cuma günü yapılacaktır.

Ada mesajı okudu.

Gele­cek planı.

Güçlü yön­le­ri.

Hedefi.

Odanın duva­rı­na baktı.

Bir insa­nın ken­di­ni üç baş­lık­ta anlat­ma­sı kolay mıydı? “Düzen­li,” “çalış­kan,” “sorum­lu­luk sahibi” yazıp geçe­bi­lir­ler­di. Öğret­men­ler böyle cevap­la­rı sevi­yor­du.

Ada’nın aklına fotoğ­raf prog­ra­mı geldi.

Kısa film­ler.

Eski bir kame­ray­la çekil­miş görün­tü­ler.

Bir okul kori­do­run­da yürü­yen insan­la­rın yüz­le­ri.

Biri gülü­yor, biri koşu­yor, biri kim­se­ye görün­me­den sınıfa giri­yor.

Ada insan­la­rın ken­di­le­ri­ni anla­ta­ma­dık­la­rı yer­le­ri görün­tü­le­me­yi sevi­yor­du. Biri­nin konu­şur­ken elle­ri­ni nasıl tut­tu­ğu­nu, bir cüm­le­yi söy­le­me­den önce nasıl dur­du­ğu­nu, gülüm­ser­ken ger­çek­ten mutlu olup olma­dı­ğı­nı…

Bunu aile­si­ne anlat­ma­ya çalış­sa, babası “Hobi olarak yapa­bi­lir­sin,” derdi.

Hobi.

Sanki insa­nın sev­di­ği şeyler, haya­tın gerçek kıs­mı­na gir­me­ye hak kazan­mak için önce sınav­dan izin almak zorun­day­dı.

Ada bil­gi­sa­ya­rı­nı açtı.

Sunum dos­ya­sı boştu.

Başlık bölü­mü­ne şunu yazdı:

Gele­cek­te Kim Olmak İsti­yo­rum?

Bir süre bek­le­di.

Sonra baş­lı­ğın altına küçük harf­ler­le ekledi:

Bil­mi­yo­rum.

Bunu sil­me­di.

Kapı­nın ardın­dan anne­si­nin sesi geldi.

“Ada?”

Ada cevap ver­me­di.

“Baban biraz sinir­len­di ama senin iyi­li­ği­ni düşü­nü­yor.”

Ada göz­le­ri­ni kapat­tı.

“Tamam.”

“Yarın deneme için prog­ra­mı­na baka­rız.”

“Tamam.”

“Beni duyu­yor musun?”

Ada bu kez kapıya döndü.

“Evet.”

Annesi kapıyı açma­dan önce birkaç saniye bek­le­di.

“Bazen sen de çok çabuk par­lı­yor­sun.”

Ada gülüm­se­di ama annesi gör­me­di.

“Bazen de siz çok hızlı karar veri­yor­su­nuz.”

Annesi kapı­nın arka­sın­da sessiz kaldı.

Sonra, “İyi gece­ler,” dedi.

“İyi gece­ler.”

Ayak ses­le­ri kori­dor­da uzak­laş­tı.

Ada bil­gi­sa­yar ekra­nı­na döndü.

Boş sunum dos­ya­sın­da imleç yanıp sönü­yor­du.

Ken­di­ne ait bir cümle yazmak isti­yor­du.

Ama evde her­ke­sin onun adına çoktan birkaç cümle yaz­dı­ğı his­sin­den kur­tu­la­mı­yor­du.

Babası onun sınava hazır­lan­ma­sı­nı isti­yor­du.

Annesi güven­li bir seçim yap­ma­sı­nı.

Öğret­me­ni hedef belir­le­me­si­ni.

Ece dürüst olma­sı­nı.

Can abla olarak onu her zaman din­le­me­si­ni.

Ada ise ilk kez ken­di­si­ne şunu sor­ma­ya çalı­şı­yor­du:

Ben ne isti­yo­rum?

Cevap hemen gel­me­di.

Gel­me­me­si, hiçbir şey iste­me­di­ği anla­mı­na gel­mi­yor­du.

Belki de ilk kez, baş­ka­la­rı­nın cüm­le­le­ri ara­sın­dan kendi sesini ayır­ma­ya çalı­şı­yor­du.

Tele­fo­nu­na bir bil­di­rim daha geldi.

Ece yaz­mış­tı:

Sunum için bir fikir buldum.

Ada:

Ne?

Ece:

Herkes kendini anlatacak ya… Biz de insanların söyleyemediği şeyleri yazalım.

Ada:

Öğretmen kabul eder mi?

Ece:

Etmezse de en azından gerçek olur.

Ada bil­gi­sa­yar­da­ki boş say­fa­ya baktı.

Baş­lı­ğın altına yeni bir cümle yazdı:

Bazen insan ne olmak istediğini değil, kimsenin onun yerine karar vermemesini ister.

Bu cüm­le­yi birkaç saniye okudu.

Sonra dos­ya­yı kay­det­ti.

Dos­ya­nın adı:

gele­cek_sunumu_ada

Ada ışığı kapat­tı. Yata­ğı­na uzandı. Kori­dor­dan baba­sı­nın tele­viz­yon sesi geli­yor­du. Can’ın oda­sın­dan oyun sesi, mut­fak­tan tabak­la­rın çıkar­dı­ğı hafif gürül­tü duyu­lu­yor­du.

Evde herkes kendi sesi­nin içinde yaşı­yor­du.

Ada göz­le­ri­ni kapat­tı.

Yarın okulda kori­dor yine kala­ba­lık ola­cak­tı. Ziller çala­cak, öğren­ci­ler sınıf­la­ra koşa­cak, öğret­men­ler yok­la­ma ala­cak­tı.

Ve belki ilk kez, Ada bir şey anla­tır­ken cüm­le­si­ni tamam­la­ma­dan kim­se­nin onun yerine konuş­ma­sı­na izin ver­me­ye­cek­ti.

Bölüm 1 · 1/8

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Koridorun Gürültüsü

Kitap sayfasına dön
Önceki

~6 dk kaldı

Sonraki