gridreads

1. Bölüm

KORKU

Sev­gi­li­si­nin dai­re­sin­den çıkan Bayan Irene mer­di­ven­ler­den aşağı iner­ken her zaman ki gibi yine o anlam vere­me­di­ği kor­ku­yu yüre­ğin­de his­set­ti. Kara bir topaç göz­le­ri­nin önünde fır fır dön­me­ye baş­la­mış­tı sanki. Birden diz­le­ri katı­laş­tı, deh­şet­le yerin­de donup kaldı. Hemen par­mak­lı­ğa tutun­ma­sa yere kapak­lan­ma­mak işten değil­di.

Oysa bu teh­li­ke­li ve heye­can­lan­dı­rı­cı ziya­re­ti ilk kez yapı­yor değil­di, bu ani ürper­ti­le­re de nice­dir alı­şık­tı. Ama her sefe­rin­de için­den ne kadar diren­se de evine döner­ken anla­ma­dı­ğı bir şekil­de bu saçma korku nöbe­ti­ne yenik düşü­yor­du.

Ran­de­vu­ya gel­me­si, eve dön­mek­ten daha kolay­dı. Her zaman yap­tı­ğı gibi ara­ba­yı soka­ğın başın­da dur­du­ru­yor, hiçbir yere bak­ma­dan birkaç adımda apart­ma­nın kapı­sı­na geli­yor ve daha ilk vuruş­ta açı­la­cak kapı­nın ardın­da sev­gi­li­si tara­fın­dan bek­len­di­ği­ni bil­me­nin sevin­ciy­le mer­di­ve­ni bir çır­pı­da çıkı­yor­du.

İlk başta biraz sabır­sız­lı­ğın da karış­tı­ğı heye­can dolu bir korku, kapı açıl­dık­tan sonra bir hoş geldin kucak­la­ma­sı­nın sıcak­lı­ğıy­la hemen dağı­lıp gidi­yor­du. Ancak daha sonra, eve git­me­ye her hazır­lan­dı­ğın­da, o gizem­li dehşet duy­gu­suy­la Irene tit­re­yip üşü­mek­ten kendi ala­mı­yor­du. Biraz da suç­lu­luk duy­gu­suy­la o ürper­ti­ye deli­lik dere­ce­sin­de anlam­sız bir telaş karı­şı­yor, sokak­ta gör­dü­ğü her­ke­sin ken­di­si­nin nere­den gel­di­ği­ni anla­ya­ca­ğı­nı ve paniği kar­şı­sın­da yüzüne bakıp küs­tah­ça güle­cek­le­ri­ni sanı­yor­du.

Âşı­ğı­nın yanın­da geçir­di­ği son daki­ka­lar, bu telaş­lar ve endi­şe­ler­le, gide­rek artan huzur­suz­luk­la zehir­le­ni­yor­du. Bir an önce gitme sabır­sız­lı­ğıy­la elle­rin­de tit­re­me baş­lı­yor, âşı­ğı­nın söz­le­ri­ni anla­ma­ya­rak dal­gın­lık­la din­li­yor­du. Sev­gi­li­si­nin gide­ra­yak son tut­ku­lu hare­ket­le­ri­ni ace­ley­le geri çevi­rir­ken, bir an evvel tüm ben­li­ğiy­le oradan uzak­laş­mak, o evden, o bina­dan, o mace­ra­dan hemen çıkıp kendi sakin, bur­ju­va dün­ya­sı­na geri dönmek isti­yor­du.

Göz­le­rin­de­ki güven­siz­li­ği gör­me­mek için aynaya bak­ma­ya bile cesa­ret ede­mi­yor­du. Oysa üstün­de başın­da yap­tı­ğı kaça­ma­ğı ele veren bir iz kalmış mı diye bak­ma­sı gere­ki­yor­du. Sonra sıra, âşı­ğı­nın boş yere söy­le­di­ği avu­tu­cu söz­le­re aldır­ma­dan bir an kapı­nın ardın­da durup mer­di­ven­den inip çıkan var mı diye kulak kabar­tı­yor­du. Çıkar­ken duy­du­ğu korku, yüre­ği­ni öyle bir güçle sıkış­tı­rı­yor­du ki, birkaç basa­ma­ğı inene kadar nefe­si­nin daral­dı­ğı­nı, güç bela top­la­dı­ğı gücü­nün kal­ma­dı­ğı­nı his­se­di­yor­du.

Bu sefer de göz­le­ri­ni bir dakika kadar kapa­ta­rak mer­di­ven sahan­lı­ğı­nın loş serin­li­ği­ni hırsla içine çeki­yor­du. O sırada üst katta bir kapı kapa­nın­ca Bayan Irene kor­kuy­la topar­lan­dı ve yüzün­de­ki kalın tülü elinde olma­dan biraz daha sıkı­laş­tı­ra­rak basa­mak­la­rı hızla indi. Onun için en kor­kunç ana sıra gel­miş­ti. Yaban­cı apart­ma­nın kapı­sın­dan sokağa çık­ma­nın deh­şe­ti­ni yine yaşadı. Şimdi bir tanı­dı­ğı oradan geçe­cek, onu tanı­ya­cak, merak­la nere­den gel­di­ği­ni sora­cak ve İrene şaş­kın­lık­la yalan söy­le­mek zorun­da kala­cak­tı. Koşuya hazır­la­nan bir atlet gibi başını eğdi ve bir cesa­ret­le aralık kapıya yönel­di.

Tam o sırada içeri gir­mek­te olan bir kadın­la sertçe çar­pış­tı­lar. Ona “Pardon,” dedi sıkı­la­rak ve hemen geçip gitmek istedi. Ama kadın kapı­nın önüne geçip yolunu kapa­tı­ver­di.

“Sonun­da seni yaka­la­dım işte!” diye sert bir sesle pata­vat­sız­ca bağır­dı. Irene’ye büyük öfkey­le ve giz­le­me­di­ği bir aşa­ğı­la­may­la bakı­yor­du. “Yaaa, siz namus­lu bir kadın­sı­nız değil mi, hah! Size bir koca, dünya kadar para ve sahip oldu­ğu­nuz onca şey yet­mi­yor, sonra da zaval­lı bir kızın erke­ği­ni baştan çıka­rı­yor­su­nuz…”

Bayan Irene bem­be­yaz kesil­miş­ti. Keke­le­ye­rek:

“Allah aşkına… sizin neyi­niz var… yanı­lı­yor­su­nuz…” dedi ve hızla geçip gitmek için bece­rik­siz­ce bir ham­le­de bulun­du. Ancak iri­ya­rı bede­niy­le kapıyı kapa­tan kadın şir­ret­çe bir sesle kar­şı­lık verdi:

“Yooo, hayır yanıl­mı­yo­rum… ben sizi tanı­yo­rum… Eduard’dan geli­yor­su­nuz, benim erkek arka­da­şı­mın yanın­dan… İşte sonun­da yaka­la­dım sizi!.. Son zaman­lar­da bana neden az zaman ayır­dı­ğı­nı şimdi anlı­yo­rum… Demek ki, sizin yüzü­nüz­den… Sizi adi!…”

“Böyle bağır­ma­yın,” diye sönük bir sesle kadı­nın sözünü kesti Bayan Irene, “Allah aşkına, böyle bağır­ma­yın.”

Far­kın­da olma­dan sahan­lı­ğa doğru geri­ler­ken kadın ona alayla baktı. Irene’nin kor­kuy­la tit­re­yen hali, yaşa­dı­ğı çare­siz­lik iri kadı­nın hoşuna git­miş­ti. Tepe­den bakan, ken­din­den emin, alaycı tav­rıy­la kur­ba­nı­nı süzer­ken hoşnut bir gülüm­se­me dudak­la­rı­na yayıl­dı. Key­fi­nin yerine gel­di­ği bel­liy­di. Adi bir hazza dönü­şen sesiy­le:

“Demek sizin gibi asil, kibar ve evli hanım­lar, bir baş­ka­sı­nın erke­ği­ni çal­ma­ya git­tik­le­rin­de böyle giyi­ni­yor­lar,” dedi. “Sizin gibi yüz­le­ri gizli, tülle örtülü… Tabii ya, namus­lu kadını oyna­ya­cak­sı­nız yine…”

“Benim gitmem gerek… Benden ne isti­yor­su­nuz siz?… Ben sizi tanı­mı­yo­rum bile… Ben git­me­li­yim..”

“Tabii ki git­me­li­si­niz… Beye­fen­di eşi­ni­zin yanına… Sıcak yuva­nı­za gidip hanı­me­fen­di rolüne dön­me­li­si­niz. Hiz­met­çi­le­ri­ni­zi elbi­se­le­ri­ni­zi çıkar­ma­sı için çağır­ma­lı­sı­nız… Tabii bizim gibi­ler umu­ru­nuz­da olmaz, biz ne hal­de­yiz, açlık­tan ölüyor muyuz aldır­maz­sı­nız. Sonra da eli­miz­den sev­gi­li­mi­zi çalı­ve­rir­si­niz…”

Bu söz­le­ri duyan Irene ken­di­ni aniden topar­la­dı ve elini para çan­ta­sı­na götü­re­rek çan­ta­sın­dan çıkar­dı­ğı kâğıt para­la­rı kadına uzattı.

“Alın buyu­run… buyu­run alın… bıra­kın beni artık geçe­yim… Asla bir daha uğra­ma­ya­ca­ğım buraya, asla… uğra­ma­ya­ca­ğım söz veri­yo­rum size.”

“Şıllık,” diye homur­dan­dı kadın, kötü kötü baka­rak parayı çekip aldı. “Şıllık,” lafı Bayan Irene’yi kor­kuy­la tit­ret­ti. Fakat kadı­nın kapı­dan çekil­di­ği­ni görün­ce, nefesi kesi­le­rek, yüreği dara­la­rak hızla dışa­rı­ya fır­la­dı. Acele adım­lar­la yürür­ken yanın­dan geçip giden yüz­le­ri gör­me­me­ye çalı­şı­yor­du. Köşede bek­le­yen bir ara­ba­ya kadar sürük­le­nir­ce­si­ne yürü­yüp ulaş­tı­ğın­da, ken­di­ni ara­ba­nın içine zor attı ve yas­tık­la­rın üze­ri­ne bir külçe gibi yığıl­dı. Sürücü, adeta donmuş gibi kıpır­tı­sız kalan kadına nereye gitmek iste­di­ği­ni sordu.

Bir süre sürü­cü­nün söz­le­ri­ni anla­ya­ma­yan Irene, adamın söy­le­dik­le­ri­ni kav­ra­ya­na kadar bomboş baktı. Ardın­dan ace­ley­le “Güney Garı’na,” dedi. Kadı­nın ken­di­si­ni izle­ye­bi­le­ce­ği aklına gel­miş­ti. “Lütfen acele edin,” diye ekledi, “acele edin!”

Yola çık­tık­la­rın­da kadın­la kar­şı­laş­ma­nın ve acı­ma­sız­ca söy­le­dik­le­ri­nin yüre­ği­ni ne kadar ezmiş oldu­ğu­nu anla­ya­bil­di. Bir anda ken­din­den geçmiş görü­nen elle­ri­ni yok­la­dı ve sar­sı­la­rak tit­re­me­ye baş­la­dı. Boğa­zın­dan acı bir şeyler yük­se­li­yor­du, kusa­cak gibiy­di. Göğ­sü­nü yerin­den söken bir ağrı vardı, içinde derin bir öfke his­se­di­yor­du. Az önce yaşa­mış olduğu o kor­kunç anın deh­şe­tin­den kur­tul­mak için çığlık atmak, etra­fı­na yum­ruk­lar savur­mak isti­yor­du. Kadı­nın o alaycı gülü­şü­nü, o tepe­den bakı­şı­nı, berbat yüzünü, pis nefe­sin­den yük­se­len koku­su­nu, nef­ret­le aşa­ğı­lık laflar söy­le­yen ağzını, teh­dit­le ederek sal­la­nan yum­ru­ğu göz­le­ri­nin önünde gibi can­lıy­dı.

Hatır­la­dık­ça için­de­ki bulan­tı artı­yor, boğa­zın­da­ki yumru daha da yük­se­li­yor­du. Hızla giden ara­ba­da sağa sola sav­rul­mak­tay­dı. Şoföre biraz yavaş­la­ma­sı­nı söy­le­ye­cek­ken, aklına bütün kâğıt para­la­rı o şan­taj­cı­ya ver­di­ği ve belki de taksi ücre­ti­ni öde­ye­cek parası kal­ma­mış ola­bi­le­ce­ği geldi. Bu düşün­cey­le şoföre hemen dur­ma­sı için işaret etti, dur­du­ğu anda birden ara­ba­dan ini­ver­di. Neyse ki kalan para yeti­yor­du, hay­ret­le bakan şoföre uzattı.

Şimdi hiç bil­me­di­ği bir mahal­le­de, telaş­la itişip kakı­şa­rak koş­tu­ran insan­la­rın ara­sın­da ken­di­si­ni bul­muş­tu. Kor­ku­dan diz­le­ri­nin bağı çözü­lü­yor, adım atmak­ta zor­la­nı­yor­du. Bu yaban­cı yerden bir an önce kur­tu­lup hemen eve dön­me­liy­di. Ken­di­ni top­la­dı sokak sokak iler­le­ye­rek sonun­da evine vara­bil­di. Olduk­ça tedir­gin bir ace­le­lik­le mer­di­ve­ne atıl­mış­ken, tela­şıy­la dikkat çek­me­mek için yavaş­la­yıp yukarı öyle çıktı.

İçinde yaşa­dı­ğı deh­şet­li kor­ku­nun heye­ca­nı­nı belli etme­me­ye çalı­şa­rak içeri gir­dik­ten sonra, hiz­met­çi kız man­to­su­nu aldı­ğın­da biraz sakin­leş­ti. Yan odada küçük kızı ağa­be­yiy­le şen şakrak oyun oynu­yor­du. Onları duyun­ca rahat­la­dı. Göz­le­ri evin her yerin­de ken­di­ne ait eşya­la­ra takıl­dı­ğın­da ken­di­si­nin buraya ait oldu­ğu­nu his­set­ti. Biraz sakin­leş­me­si­ne rağmen için­de­ki heye­can dal­ga­la­rı yayı­lı­yor­du. Tülünü çıka­rıp yüzünü pud­ra­la­dı. Ardın­dan yemek oda­sı­na geldi. Kocası yemek masa­sı­nın başın­da gazete oku­yor­du.

Kibar bir sitem­le:

“Geç kaldın, Irene’ciğim,” dedi ve yerin­den kalkıp karı­sı­nı yana­ğın­dan öptü. Koca­sı­nı hafif sitemi ve kon­dur­du­ğu öpücük kadını sıkın­tı­lı bir şekil­de utan­dır­dı. Masaya otur­duk­la­rın­da, “Bu zamana kadar nere­dey­din?” diye gözünü gaze­te­sin­den ayır­ma­dan sordu kocası.

Irene birden gelen bu soru kar­şı­sın­da: “Ben…” diye keke­le­di. “Ben Amelie’yle bera­ber­dim… alış­ve­ri­şe çıka­cak­tı… ben de onunla gittim,” diye açık­la­ma­ya çalış­tı. Bir yandan da böy­le­si­ne kötü bir yalan uydu­ra­rak düşün­ce­siz­lik ettiği için ken­di­ne kızdı. Oysa başka zaman olsa her şeyi ince­den hesap­lar, koca­sı­nın yapa­bi­le­ce­ği bütün kont­rol ihti­mal­le­ri­ni düşü­ne­rek ona göre bir yalan hazır­lar­dı. Şimdi ise yaşa­dı­ğı kor­ku­dan bunu unut­muş ve bece­rik­siz­ce bir şeyler uydur­mak zorun­da kal­mış­tı. Kocası daha yeni­ler­de tiyat­ro­da izle­dik­le­ri bir oyun­da­ki gibi, arka­da­şı­na tele­fon edip sorar­sa ve yalanı ortaya çıkar­sa ne yapa­ca­ğı­nı düşü­ne­rek panik­le­di.

“Senin neyin var?…” diye sordu kocası. “Niçin gergin görü­nü­yor­sun… hem şap­ka­nı da çıkar­ma­dın?”

Tam da düşün­ce­le­ri­nin orta­sın­da gelen bu soru Irene’yi ürpert­ti. Telaş­la yerin­den kalkıp şap­ka­sı­nı çıkar­ma­ya oda­sı­na gitti. Şaş­kın­lı­ğı­nın bir kez daha fark edil­miş olması hiç iyi olma­mış­tı. Ayna­nın kar­şı­sı­na geçip tedir­gin göz­le­ri­ne baktı. Ken­di­ni topar­la­yın­ca­ya ve bakış­la­rı­na yeni­den güven gelin­ce­ye kadar bir süre bek­le­di.

Daha sonra tekrar yemek oda­sı­na geldi. Kız yemeği getir­dik­ten sonra, o akşam da, diğer bütün akşam­lar gibi normal geçti. Ama daha az konuş­muş­lar­dı ve pek neşe­le­ri yoktu. Zoraki soh­bet­le­ri sık sık kesi­li­yor­du ve sönük­tü. Irene’in zaten aklı başka yere kayı­yor, düşün­ce­le­rin­de kar­şı­sı­na çıkan kadı­nın kar­şı­sı­na çık­tı­ğı o talih­siz anın deh­şe­ti­ni yaşı­yor­du. O iğrenç şan­taj­cı­yı hatır­la­dı­ğın­da içi katı­la­şıp kalı­yor­du. Bu anlar­da ken­di­ni güven­de his­set­mek için, başını kal­dı­rıp eve göz atıyor, oda­lar­da özenle yer­leş­ti­ril­miş eşya­la­ra tek tek doku­na­rak rahat­lı­yor­du. Duvar saa­ti­nin ağır ağır iler­le­yen, düzen­li tiktak rit­min­den bile huzur duyu­yor­du.

Ertesi gün, kor­ku­su biraz azal­mış­tı. Kocası avu­kat­lık büro­su­na, çocuk­lar da gez­me­ye git­tik­le­rin­de kendi başına kalan Irene, berrak öğle öncesi ışı­ğın­da dün yaşa­dı­ğı dehşet verici kar­şı­laş­ma­yı tekrar gözden geçir­di­ğin­de yüzün­de­ki tülü­nün çok kalın oldu­ğu­nu hatır­la­dı. O şan­taj­cı kadın, ken­di­si­nin yüz hat­la­rı­nı tam olarak seçe­mez, tekrar gör­dü­ğün­de onu tanı­ya­maz­dı. Şimdi bundan son­ra­sı için gerek­li önlem­le­ri daha soğuk­kan­lı düşü­ne­bi­lir­di. Sev­gi­li­si­nin evine bir daha kesin­lik­le git­me­ye­cek ve böy­le­ce bir baskın ihti­ma­li tama­men orta­dan kalk­mış ola­cak­tı. Ancak, tesa­dü­fen kar­şı­laş­ma ihti­ma­li vardı ama bu da pek mümkün değil­di. Çünkü yüzünü belli belir­siz gör­müş­tü, hemen ara­ba­ya bine­rek oradan kaç­tı­ğı için de izlen­miş ola­maz­dı. Kadın ne ismini ne evini bil­mi­yor­du. Kar­şı­laş­ma olsa bile kesin bir şekil­de tanı­ya­bil­me riski yok dene­cek kadar azdı. Bu en kötü, bu uzak ihti­mal için bile hazır­lık­lıy­dı Bayan Irene.

Ken­di­ni kor­ku­nun kıs­ka­cın­dan kur­tul­muş his­se­di­yor­du. Kar­şı­laş­ma ihti­ma­li olursa, sakin olacak, her şeyi inkâr edip, bir yan­lış­lık oldu­ğu­nu, ken­di­si­ni baş­ka­sıy­la karış­tır­dı­ğı­nı öne süre­cek­ti. Zaten ziya­re­ti­ni kanıt­la­ya­cak başka bir delil bulu­na­ma­ya­ca­ğın­dan o kadını da şantaj yap­mak­la suç­la­ya­bi­lir­di. Ken­di­si bugün baş­ken­tin en önemli avu­kat­la­rın­dan biri­nin karı­sıy­dı. Koca­sı­nın mes­lek­taş­la­rıy­la konuş­ma­la­rın­dan, şan­ta­jı bas­tır­mak için büyük bir soğuk­kan­lı­lık­la hare­ke­te geçmek gerek­ti­ği­ni anla­mış­tı. Tehdit edi­le­nin gös­te­re­ce­ği huzur­suz­luk ema­re­si, şan­taj­cı­nın ekme­ği­ne yağ sür­me­ye yarar­dı.

İlk iş olarak âşı­ğı­na kısa bir mektup yaza­rak, yarın anlaş­tık­la­rı saatte gele­me­ye­ce­ği­ni bil­dir­mek olacak, daha son­ra­ki gün­ler­de de gele­me­ye­ce­ği­ni belir­te­cek­ti. Yazı­sı­nı değiş­ti­re­rek yaz­dı­ğı mek­tu­bu oku­du­ğun­da biraz soğuk buldu. Daha samimi söz­cük­ler ekle­me­yi düşün­dü ama dünkü kar­şı­laş­ma yine aklına gelin­ce içine bir öfke oturdu. Mek­tu­bun­da­ki soğuk­lu­ğun nede­ni­ni anladı. Âşığı demek ken­di­sin­den önce böyle aşa­ğı­lık ve rezil bir kadına ilgi gös­ter­miş­ti. Guru­ru­nu inci­ten bir ger­çek­ti bu. Mek­tu­bu bu duy­guy­la gözden geçi­rin­ce, kul­lan­mış olduğu inti­kam­cı ve soğuk ifa­de­den hoşnut kaldı. Hak etmiş­ti.

Dar bir çev­re­de tanı­nan piya­nist sev­gi­li­siy­le bir gece top­lan­tı­sın­da tesa­dü­fen tanış­mış ve kısa bir süre sonra, aslın­da çok da iste­me­di­ği halde, nasıl oldu­ğu­nu da tam anla­ya­ma­dan onun met­re­si olu­ver­miş­ti. Oysa ona kanı ısın­ma­mış­tı. Ona ruhsal veya beden­sel anlam­da bağ­lan­dı­ğı da söy­le­ne­mez­di. Ger­çek­te ona ihti­yaç his­set­me­den, büyük bir hay­ran­lık duy­ma­dan biraz onun iste­ği­ne karşı çık­ma­ya üşen­di­ğin­den, biraz da tedir­gin edici bir merak yüzün­den teslim olmuş­tu.. Ruhun­da başka birine âşık olma duy­gu­la­rı da yoktu. Eşiyle evli­li­ğin­de her­han­gi bir sorun olma­mış­tı, ter­si­ne mutlu ve doyum­luy­du. Bazı kadın­lar­da çok görü­len manevi bakım­dan körel­me gibi bir şikâ­ye­ti de yoktu. Kül­tü­rel yönden de ken­di­sin­den üstün, var­lık­lı kocası vardı. İki çocu­ğuy­la bir­lik­te rahat, refah içinde, son derece sakin, mutlu ve tembel bir hayat yaşı­yor­du.

Irene’de macera merakı işte bu rahat haya­tı­nın teh­li­ke­siz ve güven­li olu­şun­dan uyan­mış­tı. Bunal­tı­cı sıcak kadar, bazen hava­nın dur­gun­lu­ğu da insanı rahat­sız ede­bi­lir­di. Bunun gibi ılımlı bir mut­lu­luk da talih­siz­lik kadar kış­kır­tı­cı ola­bi­lir, tem­bel­lik çeken pek çok kadın umut­suz­lu­ğun getir­di­ği sürek­li bir doyum­suz­luk­tan daha tekin­siz hale gele­bi­lir­di. Bazen tokluk da açlık kadar kış­kır­tı­cı­dır. Yaşa­dı­ğı müref­feh hayat­ta onu zor­la­yan hiçbir şey yoktu. Haya­tın­da­ki her şey pürüz­süz­dü, etra­fın­da­ki her şey özenle, şef­kat­le, sev­giy­le ve rahat­lık­la düzen­len­miş­ti. Ama Irene, ken­di­ni bir şekil­de bu rahat­lık tara­fın­dan kan­dı­rıl­mış ve gerçek yaşam­dan uzak­laş­tı­rıl­mış görü­yor­du.

Evli­li­ğin ilk yıl­la­rı­nın yetin­dir­di­ği ve genç anne oluşun meş­gu­li­ye­tiy­le geçmiş olan büyük aşk, baş dön­dü­ren duy­gu­la­ra dair genç kız­lık­ta­ki hayal­ler, otuzlu yaş­la­rı­na gel­di­ğin­de yeni­den içinde can­lan­ma­ya baş­la­dı. Ken­di­si­nin büyük tut­ku­lar yaşa­ma­ya hakkı oldu­ğu­nu düşü­nü­yor­sa da, bunu göze almaya cesa­ret ede­mi­yor­du.

Fakat, mace­ra­nın gerçek bedeli teh­li­ke­ye atı­la­bil­mek­tir. İşte bu duy­gu­la­rın coş­tu­ğu böyle bir zaman­da, o genç adam, giz­le­me­ye gerek gör­me­di­ği güçlü bir hay­ran­lık­la ona yak­laş­mış­tı. Piya­nist sana­tın roman­tiz­mi­ne bürün­müş olarak Irene’nin bur­ju­va dün­ya­sı­na girmiş, kadın genç kızlık gün­le­rin­den bu yana ilk kez ruhu­nun derin­le­rin­de etki­len­me his­set­miş­ti. Bulun­du­ğu çev­re­de­ki erkek­ler Irene’de “güzel kadın” ima­jı­nı görür­ler, sıkıcı esp­ri­ler ve küçük flört­leş­me­ler­le övgü­ler yağ­dı­rır­lar ancak kadı­nın için­de­ki dişiye yöne­lik ger­çe­ğe bir ilgi gös­ter­mez­ler­di.

Bölüm 1 · 1/8

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Kitap sayfasına dön
Önceki

~9 dk kaldı

Sonraki