1. Bölüm
Beklemeyi Bıraktığın Yer
Aslı, mutfak masasının başında üç farklı listeye bakıyordu.
Birinci listede ödenmesi gereken faturalar vardı.
İkincisinde yapmak istediği işler.
Üçüncüsünde ise yıllardır ertelediği planlar.
Yeni bir kursa yazılmak.
İş başvurusu yapmak.
Kredi kartı borçlarını düzenlemek.
Annesiyle sınırları hakkında konuşmak.
Doktordan randevu almak.
Kendine ait bir eve çıkma ihtimalini araştırmak.
Listelerin hepsi aynı şeyi söylüyordu: Aslı’nın hayatında değişmesi gereken şeyler vardı.
Ama o, bir türlü başlayamıyordu.
“Biraz daha para biriktireyim.”
“Annem daha iyi bir dönemden geçsin.”
“Doğru insan karşıma çıkınca daha kolay olur.”
“Birileri bana yol gösterse.”
“Şu işler bir sakinleşsin.”
“Önce kendimi toparlayayım.”
Aslı, değişmeye hazır olduğunu düşünüyordu. Sadece koşulların uygun hâle gelmesini bekliyordu.
O akşam telefonla konuştuğu arkadaşı ona şöyle dedi:
“Senin birinin gelip hayatını düzeltmesini beklediğini düşünüyorum.”
Aslı bu cümleye kızdı.
“Kimse hayatımı düzeltsin demiyorum.”
Ama telefonu kapattıktan sonra uzun süre sustu. Çünkü cümlenin içinde canını acıtan bir gerçek vardı.
Birinin gelip onu kurtarmasını beklemiyordu belki.
Ama birinin gelmesini bekliyordu.
Birinin onu seçmesini.
Birinin onun yerine karar vermesini.
Birinin cesaret vermesini.
Birinin “Artık korkmana gerek yok,” demesini.
Birinin elinden tutup hayatının kapısına kadar götürmesini.
Aslı, yardım istemekle hayatının sorumluluğunu başkasına bırakmak arasındaki farkı henüz ayırmayı öğrenmemişti.
Kimse seni kurtarmayacak ne demek?
Bu cümle ilk duyulduğunda sert gelebilir. Sanki yalnızsın, kimseye güvenemezsin ve her şeyi tek başına yapmak zorundasın gibi anlaşılabilir.
Oysa “Kimse kurtarmayacak,” demek “Kimse yanında olmayacak,” demek değildir.
Ailen destek olabilir.
Arkadaşların seni dinleyebilir.
Bir uzman yol gösterebilir.
Bir öğretmen fırsat yaratabilir.
Bir partner sana güç verebilir.
Bir kurum hukuki, ekonomik veya sosyal destek sağlayabilir.
İnsanların yardımı değerlidir. Hepimiz birbirimizden destek alarak yaşarız.
Fakat başka birinin yardım etmesiyle senin hayatını tamamen onun yönetmesi aynı şey değildir.
Birisi sana kapı gösterebilir.
Ama o kapıdan geçip geçmeyeceğine sen karar verirsin.
Birisi sana yol haritası verebilir.
Ama yürümek zorunda olan sensin.
Birisi seni düştüğün yerden kaldırabilir.
Ama yeniden dengede durmayı zamanla sen öğrenirsin.
Kimsenin seni kurtarmayacak olması, bütün yükü tek başına taşıman gerektiği anlamına gelmez. Hayatının yönünü bir başkasının kararına bırakmaman gerektiği anlamına gelir.
Beklemek de bir seçimdir
Aslı, yıllarca karar vermeyi ertelemişti. Bunu karar vermemek sanıyordu. Oysa her erteleme, hayatın içinde bir sonuç yaratıyordu.
İş başvurusu yapmadığında mevcut işinde kalıyordu.
Sınır koymadığında aynı sorumluluğu taşımaya devam ediyordu.
Borçlarını düzenlemediğinde faiz ve kaygı büyüyordu.
Kendi isteğini söylemediğinde başkalarının planına uyuyordu.
Bir ilişkinin düzelmesini beklediğinde, değişmeyen davranışların içinde kalıyordu.
Beklemek bazen gereklidir. Her kararın hemen verilmesi gerekmez. Bilgi toplamak, düşünmek, hazırlanmak ve uygun zamanı kollamak sağlıklı olabilir.
Fakat beklemek, hiçbir şey yapmadan zamanı geçirmek hâline geldiğinde gizli bir karar olur.
“Şimdi değil,” dersin.
Sonra bir ay geçer.
“Biraz daha sonra.”
Bir yıl geçer.
“Koşullar değişince.”
Hayatının önemli bir parçası başkalarının davranışına, ekonomik koşullara veya doğru zamanın gelmesine bağlanır.
Bu sırada senin seçeneklerin de daralabilir.
Beklemek, çoğu zaman korkudan daha güvenli görünür. Çünkü harekete geçtiğinde sonuçla karşılaşabilirsin.
Başvurursun ve reddedilebilirsin.
Sınır koyarsın ve tepki görebilirsin.
Bir ilişkiyi bitirirsin ve yalnız kalabilirsin.
Para planı yaparsın ve bazı harcamalardan vazgeçmen gerekir.
Korku, hiçbir şey yapmadığında seni başarısızlık ihtimalinden uzak tutar. Ama aynı zamanda değişim ihtimalinden de uzak tutar.
Kendine şu soruyu sor:
“Beklediğim şey gerçekten ne?”
Daha fazla bilgi mi?
Daha fazla para mı?
Daha güvenli bir ortam mı?
Birinin onayı mı?
Yoksa yalnızca korkumun geçmesini mi bekliyorum?
Korkunun tamamen geçmesini beklersen, bazı kararları hiç veremeyebilirsin. Çünkü cesaret çoğu zaman korkudan sonra değil, korkuyla birlikte gelir.
Kendi hayatının kenarında durmak
Bazı kadınlar kendi hayatlarında başrol yerine yardımcı karakter gibi yaşar.
Ailesinin ihtiyaçlarını bilir ama kendi ihtiyacını bilmez.
Partnerinin hedeflerini destekler ama kendi hedeflerini erteler.
Arkadaşlarının sorunlarını dinler ama kendi derdini anlatmaz.
Çocuğunun, kardeşinin, anne babasının ve iş arkadaşlarının hayatını düzenler ama kendi hayatını sürekli sonraya bırakır.
Bu rol, çevre tarafından övgüyle karşılanabilir.
“Ne kadar fedakâr.”
“Her şeye yetişiyor.”
“Ne kadar güçlü.”
“Kimseyi yarı yolda bırakmıyor.”
Fakat dışarıdan güçlü görünmek, içeride iyi olduğun anlamına gelmez.
İnsan sürekli başkalarının hayatını taşırken kendi hayatının kenarında kalabilir. Bir gün kendine dönüp şu soruyu sorar:
“Benim istediğim neydi?”
Bu sorunun cevabını hemen hatırlamayabilirsin. Çünkü uzun süre kendi isteğinden önce başkalarının ihtiyacını değerlendirmişsindir.
“Annem ne ister?”
“Partnerim ne düşünür?”
“Çocuklarımın düzeni bozulur mu?”
“Patronum memnun olur mu?”
“Arkadaşlarım beni yanlış anlar mı?”
Bu soruların hepsi önemli olabilir. Ama kendi sorunu da listeye ekle:
“Ben bu hayatın içinde nasıl yaşamak istiyorum?”
İzin beklemek
Birçok kadın, kendi hayatıyla ilgili kararları vermeden önce izin bekler.
Daha fazla kazanmak için.
Tek başına seyahat etmek için.
Bir ilişkiyi bitirmek için.
Evden ayrılmak için.
Eğitimine devam etmek için.
Bir işi reddetmek için.
Anne olmamayı seçmek için.
Anne olduktan sonra kendine zaman ayırmak için.
Dinlenmek için.
Bu izin bazen aileden beklenir. Bazen partnerden. Bazen toplumdan. Bazen de insan kendi içinde bir otorite yaratıp onun onayını arar.
“Buna hakkım var mı?”
“Bunu yaparsam ayıp olur mu?”
“Beni bencil bulurlar mı?”
“Benden beklenen bu değil.”
Kendi hayatınla ilgili her kararı herkesin onayına sunmak zorunda değilsin.
Elbette kararlarının sonuçlarını düşünmelisin. Ekonomik durumunu, güvenliğini, sorumluluklarını ve ilişkilerini hesaba katmalısın.
Fakat bir kararın zor olması, onu verme hakkın olmadığı anlamına gelmez.
Bir yetişkinin karar vermesi, kimseye danışmaması demek değildir. Tavsiye alabilir, destek isteyebilir, plan yapabilir. Ama son kararın kime ait olduğunu unutmamalıdır.
Senin hayatını yaşayacak kişi sensin.
Sonucunu taşıyacak kişi sensin.
Bu yüzden hayatının temel kararlarını başkalarının rahatlığına göre vermek zorunda değilsin.
Suçlulukla özgürlük arasındaki çizgi
Kendi hayatını geri almaya başladığında suçluluk hissedebilirsin.
Daha az müsait olduğunda.
Bir isteği reddettiğinde.
Bir aile üyesine sınır koyduğunda.
Kendi paranı kendin için kullandığında.
Partnerinin planına uymadığında.
Bir arkadaşının sorununu çözemediğinde.
Bu suçluluk her zaman yanlış yaptığın anlamına gelmez. Belki de yıllardır üstlendiğin rolü ilk kez değiştirdiğin için rahatsız hissediyorsun.
Herkesi memnun eden kişi olmaktan çıktığında, bazı insanlar bunu bencillik olarak adlandırabilir.
Sen değiştiğinde çevrenin düzeni de değişir.
Seni her an ulaşılabilir bilen kişi, artık cevap vermediğinde şaşırabilir.
Her işi senin yapmana alışan kişi, sen yardım etmediğinde kızabilir.
Senin kararlarını kendi kararları gibi gören biri, bağımsızlaşmandan rahatsız olabilir.
Bu tepkiler senin yanlış yaptığını kanıtlamaz.
Birinin rahatsız olması, senin özgürlüğünü sınırlamak için yeterli gerekçe değildir.
Kendi hayatını geri almak, herkesi memnun etmeyi bırakmakla başlar.
Bu, kimseyi önemsememek değildir.
Kendini de önemsemektir.
Güçlü olmak her şeyi tek başına yapmak değildir
“Kimse kurtarmayacak,” cümlesi bazen yanlış anlaşılır ve insan yardım istemekten vazgeçer.
“Artık kimseye ihtiyacım yok.”
“Her şeyi kendim hallederim.”
“Kimseye güvenemem.”
“Destek istersem zayıf görünürüm.”
Bu cümleler güçlenmek gibi görünse de insanı yalnızlaştırabilir.
Kendi hayatının sorumluluğunu almak, yardım almayı reddetmek değildir.
Bir kadın ekonomik olarak bağımsız olmak isteyebilir ve yine de zor bir dönemde ailesinden destek alabilir.
Bir kadın kendi kararlarını verebilir ve yine de bir uzmanın fikrini isteyebilir.
Bir kadın güçlü olabilir ve ağlayabilir.
Bir kadın bağımsız olabilir ve sevgiye ihtiyaç duyabilir.
Bir kadın hayatını geri alabilir ve bunu tek başına yapmak zorunda kalmayabilir.
Yardım istemek, direksiyonu başkasına bırakmak değildir. Bazen yolu daha güvenli hâle getirmek için yanına birini almaktır.
Önemli olan, yardımın seni yeniden bağımlı ve söz hakkı olmayan bir konuma itmemesidir.
Sana yardım eden kişi kararlarını sürekli kullanıyor, seni borçlandırıyor veya hayatını yönetmeye çalışıyorsa, bu destek sağlıklı olmayabilir.
İyi destek, senin yerine yaşamaz.
Seni güçlendirir.
İlk adımın büyüklüğü
Aslı, hayatını geri almak için büyük bir değişiklik yapması gerektiğini düşünüyordu. İşini bırakmak, başka şehre taşınmak, bütün borçlarını kapatmak, tüm ilişkilerini yeniden düzenlemek…
Bu kadar büyük ihtimalin içinde hiçbir yere hareket edemedi.
Sonra bir kâğıda şu soruyu yazdı:
“Bu hafta hayatımın sorumluluğunu biraz daha elime almak için ne yapabilirim?”
Cevaplar küçük geldi:
Bir borç listesini güncellemek.
Bir iş ilanına başvurmak.
Annesiyle konuşmak istediği sınırı yazmak.
Bir arkadaşından destek istemek.
Kendi adına birikim hesabı açmak.
Yarım saat yalnız yürümek.
Bunların hiçbiri hayatını bir anda değiştirmeyecekti.
Ama Aslı ilk kez değişimi bir kurtarılma anı gibi beklemek yerine, kendi kararlarının toplamı olarak düşünmeye başladı.
Hayatını geri almak bazen tek bir büyük hamleyle değil, küçük kararların tekrar edilmesiyle olur.
Bugün bir başkasının senin yerine karar vermesine izin vermemek.
Yarın kendi fikrini söylemek.
Sonra bir işi ertelememek.
Bir sonraki hafta bir sınır koymak.
Daha sonra kendi ekonomik durumunu anlamak.
Bu adımların her biri sana yeniden alan açar.
Kendine söyleyeceğin ilk cümle
Aslı, akşam listesinin altına yeni bir cümle yazdı:
“Beni kimsenin gelip kurtarmasını beklemeyeceğim. Ama yardıma ihtiyacım olduğunda istemekten de utanmayacağım.”
Bu cümle, yalnızlıkla bağımsızlık arasındaki farkı taşıyordu.
Hayatının bütün sorunlarını tek başına çözmek zorunda değildi.
Ama sorunlarının çözümünü tamamen başkasına da bırakamazdı.
Birinin onu seçmesini bekleyebilirdi.
Ama kendisini seçmeyi ertelememeliydi.
Birinin ona yol göstermesini isteyebilirdi.
Ama nereye gideceğine kendisi karar vermeliydi.
Birinin yanında durmasını bekleyebilirdi.
Ama kendi hayatının dışında bekleme odasında yaşamamalıydı.
Kimse seni kurtarmayacak.
Bu cümle karanlık bir hüküm değil.
Kendi gücünü başkasının gelişine bağlamamaya dair bir hatırlatma.
Yardım alabilirsin.
Sevilebilirsin.
Desteklenebilirsin.
Ama hayatının anahtarını tamamen başka birinin eline vermek zorunda değilsin.
Çünkü ilk kapıyı açacak kişi, çoğu zaman seni kurtarmaya gelecek olan değil; uzun süredir bekleyen sensin.
Bölüm 1 · 1/5
Bu bölüm sana nasıl geldi?