gridreads

1. Bölüm

BİRİN­Cİ BÖLÜM

Kral­lı­ğın Coğ­raf­ya Kurulu, 1862 yılı­nın 14 Ocak günü, Londra'da Water­lo ala­nın­da­ki bir binada top­lan­mış­tı. Kurul baş­ka­nı önemli bir açık­la­ma yaptı. Coğ­raf­ya ala­nın­da­ki yeni araş­tır­ma­la­ra giri­şi­le­cek­ti. Eğer, bu giri­şim başa­rı­ya ula­şa­cak olursa Afrika'da yaşa­yan çeşit­li insan top­lu­luk­la­rı eği­ti­le­cek ve İngil­te­re'ye bağ­lı­lık­la­rı sağ­lan­mış ola­cak­tı.

Bu geziye Doktor Samuel Fer­gus­son çıka­cak­tı. Kurul Baş­ka­nı bu adı açık­lar açık­la­maz, kurul üye­le­ri onay­la­ma gös­te­ri­le­ri yap­tı­lar ve alkış­la­dı­lar.

Samuel Fer­gus­son kırk yaşın­da, orta boylu, kanlı canlı bir adamdı. Güçlü kemer­li burnu, yüzün­de­ki isteği art­tı­rı­yor­du. Göz­le­ri tatlı bir can­lı­lık­la par­la­mak­tay­dı. Ayak­la­rı büyük ve yürü­me­ye elve­riş­liy­di.

Fer­gus­son'un babası ünlü bir kap­tan­dı. Genç­li­ğin­de, baba­sıy­la bir­lik­te birçok teh­li­ke­li serü­ven­le­re atıl­mış­tı. Güç şart­lar hayat tec­rü­be­si­ni art­tır­mış, onu her bakım­dan güç­len­dir­miş­ti. Atak, araş­tı­rı­cı ve doğuş­tan kâşif­ti.

Fer­gus­son'un bünye yapısı yor­gun­lu­ğa ve çeşit­li iklim koşul­la­rı­na daya­nık­lıy­dı. Kâşif­ler­de bulun­ma­sı zorun­lu olan bütün nite­lik ve özel­lik­le­re sahip­ti. Gün­ler­ce aç dura­bi­lir, zaman­lı zaman­sız ve her biçim­de uyu­ya­bi­lir­di.

Top­lan­tı­dan sonra, onu­ru­na bir şölen veril­di.

Ertesi gün, yani 15 Ocakta, gaze­te­de şu yazı çıktı:

“Önce­den imkan­sız sanı­lan şeyler bugün ger­çek­le­şi­yor. Güne­şin bile gir­me­di­ği Afrika'nın karan­lık derin­lik­le­ri­ne insa­noğ­lu ayak basa­cak. Bu akıl almaz işi başa­ra­bi­le­cek adam Doktor Samuel Fer­gus­son'dur. Eski­den Doktor Livings­ton, Zambei Irmağı’na kadar sokul­du. Baş­ka­la­rı tara­fın­dan bilin­me­yen iç göl­le­re kadar ulaş­tı­lar. Ama Afrika'nın kal­bi­ne hiç kimse gire­me­di. Dün top­la­nan Kral­lık Coğ­raf­ya Kurulu gezi­nin yapı­la­ca­ğı­nı ve gez­gi­ne gerek­li öde­ne­ğin sağ­la­na­ca­ğı­nı bil­dir­di.”

Çok geç­me­den Londra'da gezi hazır­lık­la­rı baş­la­dı. İşin ilginç yanı, bu gezide taşıt olarak balon kul­la­nı­la­cak­tı. Fransa'da Lyon ipek fab­ri­ka­la­rı­na balon yapı­mın­da kul­la­nı­la­cak ipek gereç­ler ısmar­lan­mış­tı.

Bu giri­şim, dün­ya­nın dört buca­ğın­da büyük yan­kı­lar uyan­dır­dı. Bilim kurum­la­rı ve der­nek­ler yayın­la­dık­la­rı der­gi­ler­de olaya geniş yer ver­di­ler. Övgü Maka­le­le­ri ve eleş­ti­ri yazı­la­rı yayın­la­dı­lar.

Ayrıca, bu gezi üze­ri­ne bahse giren­ler bile vardı. Fer­gus­son bu işi başa­ra­bi­le­cek miydi yoksa başa­ra­ma­ya­cak mıydı?

Balon­lar üze­rin­de buluş­lar yapmış olan bazı bilim adam­la­rı, kendi maki­ne­le­ri­ni ve yön­tem­le­ri­ni uygu­la­mak için Doktor Fer­gus­son'a baş­vur­muş­lar­dı.

O, bu yön­tem­le­rin hiç­bi­ri­ni kabul etmi­yor­du. Balo­nun yöne­ti­min­de uygu­la­ya­ca­ğı bazı özel buluş­la­rı olduğu söy­len­mek­tey­di. Doktor, bu buluş­la­rı­nın ne oldu­ğu­nu açık­la­mak­tan kaçı­nı­yor, yol­cu­luk hazır­lık­la­rı­nı ses­siz­ce sür­dü­rü­yor­du.

Doktor Fer­gus­son'un İskoç­ya­lı bir arka­da­şı vardı. İçli dışlı iki dost­tu­lar. Dick Ken­nedy, açık sözlü, içten, disip­lin­li ve direnç­li bir adamdı. Edin­burg kenti yakın­la­rın­da otu­ru­yor­du. Zengin sayı­lır­dı. Keskin bir nişan­cıy­dı. İskoç­ya­lı­la­ra özgü inat­çı­lık ve daya­nık­lı­lı­ğa sahip­ti.

Hin­dis­tan'da tanış­mış­lar­dı, İngil­te­re'ye dön­dük­ten sonra bir­bir­le­ri­ni hiç gör­me­miş­ler­di. Çünkü, Fer­gus­son Londra'da kal­ma­yıp araş­tır­ma gezi­le­ri­ne katıl­mış­tı, İngil­te­re'ye döner dönmez, ilk işi, bu candan arka­da­şı­nı aramak olmuş­tu. Ken­nedy, geçmiş anı­la­rıy­la avu­nu­yor­du. Fer­gus­son'un göz­le­ri ise, gele­ce­ği dönük­tü. Bu neden­le tedir­gin­di.

İskoç­ya­lı arka­da­şı yeni giri­şim­le­re atıl­ma­sı­nı onay­la­mı­yor­du. Coğ­raf­ya ala­nın­da yeteri kadar çalış­mış ve yarar­lı olmuş­tu. Artık bir köşeye çekil­me­liy­di. Fer­gus­son'u yeni atı­lım­lar­dan vaz­ge­çir­me­ye çalı­şı­yor­du.

Doktor, arka­da­şı­nın konuş­ma­la­rı­nı ve öğüt­le­ri­ni ses­siz­ce din­le­mek­le yeti­ni­yor, tar­tış­ma­ya gir­mi­yor­du. Bay Fer­gus­son, ocak ayında ansı­zın Londra'ya gitti. Ken­nedy, ertesi gün, haberi gaze­te­ler­de okudu ve: “Bu yap­tı­ğı çıl­gın­lık!” diye bağır­dı. “Hem de balon­la git­me­ye kal­kı­şı­yor! Düpe­düz çıl­dır­mış bu adam!”

Karısı onu yatış­tır­ma­ya çalış­tı:

“Dur canım! Hemen köpür­me öyle! Belki de, gaze­te­le­rin uydur­ma­sı!”

“Uydur­ma falan değil! Ben ada­mı­mı bili­rim. Onun başı­nın altın­dan çıkı­yor bütün bunlar. Benden giz­le­di. Ama yine de engel ola­ca­ğım!”

Ken­nedy hemen o akşam trene bindi, ertesi gün Londra'ya vardı. Bir araba çevir­di. Soho sem­ti­ne gitti.

Fer­gus­son'un kapı­sı­na dayan­dı. Kapıyı açan doktor:

“Hay­ro­la Dick!” diye­rek onu kar­şı­la­dı.

Arka­da­şı soluk soluğa:

“Gaze­te­le­rin yaz­dık­la­rı doğru mu?” diye sordu.

Fer­gus­son onu içeri aldı, otur­ma­sı­nı söy­le­di.

Fakat İskoç­ya­lı çok kız­gın­dı.

“Otur­ma­ya­ca­ğım!” dedi. “Bu işten seni vaz­ge­çir­me­den otur­ma­ya­ca­ğım! Anla­şıl­dı mı?”

Doktor:

“Sakin ol,” dedi. “Bu konuyu senin­le hiç konuş­ma­dım. Pro­je­mi açık­la­ma­dım, otur ve dinle!..”

“Proje mi? Ne pro­je­si?”

“Sana durumu bil­di­re­cek­tim. Planda sen de varsın...”.

İskoç­ya­lı yerin­den fır­la­dı:

“Ne demek isti­yor­sun?”

“Afrika'ya bir­lik­te gide­ce­ğiz!” Ken­nedy ne cevap vere­ce­ği­ni şaşır­dı.

Doktor konuş­ma­sı­nı sür­dü­re­rek:

“Karar­lı­yım,” dedi. “Seni götü­re­ce­ğim.”

“Ne! Götü­re­cek misin? Seni bir akıl has­ta­ne­si­ne kapat­mak gerek! Ben de akıllı sayıl­mam ya!.. Her ikimiz de yat­ma­lı­yız bir süre dostum, iyi olur...”

Bay Fer­gus­son soğuk­kan­lı­lık­la:

“Sakin ol ve dinle,” dedi. “Sonun­da bana teşek­kür bile ede­cek­sin.”

“Neler diyor­sun Allah aşkına sen?”

Biraz yatış­mış­tı: “Beni kız­dır­mak için söy­lü­yor­sun galiba. Senin­ki­si deli­lik balon­la geziye çıkmak, imkan­sız bir şey.”

Fer­gus­son:

“Deney yapa­ca­ğız.” dedi.

“Doğay­la başa çıkıl­maz! Teh­li­ke­si çok bu işin.”

“Engel­le­ri orta­dan kal­dır­mak için insa­noğ­lu çare­ler düşün­müş, buluş­lar yapmış... Teh­li­ke­ler­den söz edi­yor­sun. Teh­li­ke dedi­ğin şey, her yerde var. Otu­rur­ken, yemek yerken bile teh­li­ke var.”

Ken­nedy omuz­la­rı­nı kal­dır­dı:

“Kadere inan­mak bu!...”

“Hayır, iyim­ser olmak demek­tir bu!”

Ken­nedy bir sürü engel ve teh­li­ke­den söz etti. Ama, yine de arka­da­şı­nın gözünü kor­ku­ta­ma­dı­ğı­nı anladı. Tar­tış­ma bir saat sürdü. Sonun­da, Doktor Fer­gus­son'a:

“Neden her­ke­sin izle­di­ği yoldan git­mi­yor­sun?” diye sordu.

Doktor bu soruyu şöyle cevap­la­dı:

“Nede­ni­ni anla­ta­yım. Bugüne dek izle­nen yol çıkmaz bir yoldur. Başa­rı­ya ula­şa­ma­dı­lar. Kimi geri döndü. Kimi has­ta­la­nıp öldü, kimi öldü­rül­dü. İlkel kabi­le­ler­le, çeşit­li has­ta­lık­lar­la, açlık­la, susuz­luk­la baş edi­le­mez! Yeni bir yöntem uygu­la­mak gerek. Ben de öyle yaptım. Balon­la gide­ce­ğim.”

“Balon­lu gezi­ler­de, araç sürek­li olarak gaz kay­be­der. Bu teh­li­ke­li bir yöntem değil mi?”

“Benim uygu­la­ya­ca­ğım yön­tem­de gaz kay­bet­mek diye bir şey yok dostum.”

“Peki hava­lan­dın, rüz­gâ­rın önünde gidi­yor­sun. Hiç yere inme­ye­cek misin?”

“İne­ce­ğim elbet­te. Ben Afrika’yı keşfe gidi­yo­rum dostum. Baba­mın kaptan oldu­ğu­nu bilir­sin. Yer­yü­zün­de gezip gör­me­di­ği yer kal­ma­mış­tır. Beni de şu yer­yü­zü­nün kara­la­rın­da neler olup bit­ti­ği­ni öğren­mek, araş­tı­rıp bulmak için büyüt­tü. Ben yirmi iki yaşın­da iken babam öldü. Hekim­lik­ten başka biyo­lo­ji, bota­nik ve yer bilimi ile de ilgi­len­dim. Bütün bu bilim alan­la­rın­da araş­tır­ma yaptım. Coğ­raf­ya ve tarih de en sev­di­ğim konu­lar ara­sın­da...”

Doktor Fer­gus­son burada biraz durdu. Derin derin bir iç geçir­di.

“Kırk yaşın­da­yım, bugüne kadar öğren­di­ğim bil­gi­ler­den yarar­lan­ma­nın zamanı geldi.”

“Peki, peki bütün bunlar iyi güzel de sen benim soruma kar­şı­lık ver­me­din henüz. Yere ine­cek­sin, ince­le­me­ler yapa­cak­sın, evet ama balon­dan yere nasıl ine­cek­sin?”

Doktor Fer­gus­son koca­man bir kah­ka­ha attı.

“Ha o mu? O bir sır dostum. Şim­di­lik bir sır. Benim­le gelir­sen bunu da öğre­nir­sin.”

“Nasıl olur?”

Doktor Fer­gus­son güven­li bir tavır­la:

“Bal gibi olur!” dedi.

Birden tepesi atan İskoç­ya­lı:

“Bal da balon da senin olsun!” diye bağır­dı.

Balo­nun yapımı giz­li­lik­le sür­dü­rü­lü­yor­du. Fer­gus­son, uygu­la­ya­ca­ğı sis­te­mi haklı olarak giz­le­mek zorun­lu­lu­ğu­nu duy­muş­tu. Öte yandan, Arapça ve bazı yerli dil­le­ri­ni öğren­mek konu­sun­da yoğun çaba har­cı­yor­du.

İskoç­ya­lı avcı sadık dostu Ken­nedy ise: “Bu işten cay­dı­rı­rım” umu­duy­la arka­da­şı­nın yanın­dan ayrıl­mı­yor­du. Ergeç Fer­gus­son'u kan­dı­ra­ca­ğı­nı, vaz­ge­çi­re­ce­ği­ni umu­yor­du.

Git­tik­çe, Ken­nedy'nin inat ve diren­me­sin­de zayıf­la­ma belir­ti­le­ri görül­me­ye baş­la­dı. Bu arada, Edin­burg'tan özel elbi­se­le­ri­ni ve av tüfek­le­ri­ni giz­li­ce getir­miş­ti. Karşı çık­ma­yı da büs­bü­tün elden bırak­mış değil­di. Nil kay­nak­la­rı­nın bulun­ma­sı çok mu gerek­liy­di sanki? İnsan­lı­ğa ne gibi bir yararı ola­cak­tı? Afrika'nın ilkel insan­la­rı­na uygar­lık dedi­ği­miz düşün­ce yön­te­mi mut­lu­luk geti­re­cek miydi?

İki arka­da­şın ara­la­rın­da yap­tık­la­rı tar­tış­ma­la­rın sonu gel­mi­yor­du. Doktor Fer­gus­son bir gün:

“Dick!” diye bağır­dı. “Senin içten­li­ğin­den nere­dey­se kuşku duya­ca­ğım. Bu nasıl dost­luk? Benim dünyam budur. Vaz­geç­mem imkan­sız bir şey...”

Ken­nedy cevap vermek iste­diy­se de, arka­da­şı onun sözünü kesti: “Başa­rı­ya ula­şa­ca­ğı­ma ina­nı­yo­rum. Bugüne dek yapı­lan gezi­ler­den, varı­lan sonuç­lar­dan ve edi­ni­len deney­ler­den çıkar­dı­ğım bir çözüm yolunu uygu­la­ya­ca­ğım. Şu hari­ta­ya bir göz atalım.”

İki arka­daş harita üze­ri­ne eği­le­rek ince­le­me­ye koyul­du­lar. Doktor gezi hak­kın­da teknik bil­gi­ler ver­me­ye baş­la­dı:

“1860 yılı ekim ayında Teğmen Speke ve Yüz­ba­şı Grant, Kral­lık Coğ­raf­ya Kurulu'nun görev­li­le­ri olarak Zan­zi­bar'dan Afrika içle­ri­ne kadar gir­di­ler. Bu gezi iki yıldan beri sür­mek­te­dir. Ayrıca, başka ulus­la­rın gez­gin­le­ri de Afrika'yı adım adım dola­şı­yor­lar. Üste­lik yayan olarak.”

“Ne! Hep yayan mı yürü­yor­lar.”

“Çoğun­luk­la öyle. Bazı yer­ler­de katır ve diğer binek hay­van­la­rın­dan yarar­la­nı­yor­lar. Onlar için zorun­lu bu! Afrika doğ­ru­dan batıya alış­mak üzere! Bu çalış­ma ve araş­tır­ma­la­ra katıl­mak için ne bek­li­yo­ruz!..”

Samuel Fer­gus­son'un Joe adında sadık bir uşağı vardı. Bece­rik­li ve konuş­kan bir adamdı. Fer­gus­son, ona her bakım­dan güven bes­le­mek­tey­di. Joe da efen­di­si­ne çok bağ­lıy­dı. Doktor, uşa­ğı­nın gözün­de çok önemli bir kişiy­di; o, ne derse haklı, ne yapar­sa doğ­ruy­du. Efen­di­si­nin görüş­le­ri­ni körü körüne savun­ma­sı nede­niy­le Ken­nedy ile ara­la­rın­da tar­tış­ma­lar bile olu­yor­du.

Ken­nedy konuş­ma ara­sın­da soru­yor­du:

“Pat­ro­nun­la git­me­ye karar­lı mısın Joe?”

“Onu yalnız bırak­ma­ma imkân yok efen­dim. Nereye gider­se gitsin, ben de bera­ber ola­ca­ğım! Siz de bizim­le gele­cek­si­niz sanı­rım...”

İskoç­ya­lı yut­ku­na­rak cevap verdi:

“Gel­me­ye çalı­şa­ca­ğım. Daha doğ­ru­su Fer­gus­son'a engel olmak için gele­ce­ğim. Zan­zi­bar'a git­ti­ği­miz­de belki kara­rı­nı değiş­ti­rir.”

En önemli iş balo­nun yapı­mıy­dı. Doktor Fer­gus­son, balo­nun ağır­lı­ğı­nı azalt­mak için hid­ro­jen gazıy­la dol­dur­ma­yı düşün­müş­tü. Bu gaz, hava­dan on dört kat daha hafif­ti. Balona iki tona yakın ağır­lık yük­le­ne­bi­le­cek­ti. Gerek­li araç gereç için bu ağır­lık yeter­liy­di. Aracın içine hava­dan on dört kat hafif olan hid­ro­jen dol­du­ru­lun­ca bu ağır­lık önemli sayıda aza­lı­yor ve bu deği­şik­lik balo­nun yük­sel­me­si­ni sağ­lı­yor­du.

Çeşit­li hava basınç­la­rı göz önünde tutu­la­rak dol­du­ru­la­cak gaz mik­ta­rı ayar­lan­mış­tı. Bu neden­le, balo­nun ancak üçte iki­si­nin dol­du­rul­ma­sı gere­ki­yor­du.

Oysa Doktor Fer­gus­son deği­şik bir ayar­la­ma uygu­la­ma­yı düşün­mek­tey­di. Balo­nun yarı­sı­nı dol­du­ra­cak­tı. Balo­nun biçimi de deği­şik­ti, bir yumur­ta­yı andı­rı­yor­du.

Fer­gus­son'un en son yap­tı­ğı deği­şik­lik hep­sin­den önem­liy­di. İki balonu bir­leş­tir­me­ye hazır­la­mış­tı. Bu güven­lik ted­bi­riy­di ve çok gerek­liy­di. Balo­nun biri par­ça­lan­sa, öbürü ile düşme önlen­miş olacak ve yol­la­rı­na devam ede­bi­le­cek­ler­di. İç içe, balon yapmak Fer­gus­son'un bulu­şuy­du. İlk kez o uygu­la­ya­cak­tı bu sis­te­mi, balonu indir­mek gerek­ti­ğin­de önce üst­te­ki büyük balo­nun havası boşal­tı­la­cak, ikin­ci­si yedek görevi göre­cek­ti.

Balon­lar çift kat Lyon ipek­li­sin­den yapıl­mış, lastik reçine karı­şı­mı bir madde ile sıvan­mış­tı. Bu tabaka zarar­lı gaz­la­rın ve asit­le­rin geç­me­si­ni önle­miş olu­yor­du.

Sepeti balona bağ­la­yan özel bağlar çok sağ­lam­dı. Sepet dört buçuk metre uzun­lu­ğun­day­dı. Dıştan demir kafes­ler­le çev­ri­liy­di. İçine çelik kasa­lar yer­leş­ti­ril­miş­ti.

Gezi için gerek­li araç­lar şun­lar­dı: İki baro­met­re, iki ter­mo­met­re, iki pusula, sek­tant, kro­no­met­re ve birkaç kal­dı­raç. Ayrıca üç demir çapa, ip mer­di­ven konul­muş­tu ve yeteri kadar yiye­cek, içecek...

Bun­lar­dan başka, yatak, yorgan, tüfek­ler ve yeteri kadar mermi unu­tul­ma­mış­tı. Balon­da bulu­nan ağır­lık­la­rı­nın lis­te­si şöy­ley­di: Fer­gus­son, 65 kilo. Ken­nedy, 87 kilo. Joe, 60 kilo. Araç ve gereç­ler: 95 kilo. Yiye­cek içecek: 390 kilo. Balo­nun ağır­lı­ğı: 250 kilo. Sepet: 140 kilo. Teknik alet­ler: 350 kilo. Hid­ro­jen gazı: 138 kilo. Safra: 100 kilo. Bu ağır­lık­la­rın top­la­mı iki tonu bul­mak­tay­dı.

Fer­gus­son, 100 kilo­luk safra almayı uygun bul­muş­tu.

Zorun­lu olursa kul­la­na­cak­tı. 10 Şubat­ta bütün hazır­lık­lar bitti. Balon dene­me­den geç­miş­ti. Hükü­me­tin görev­len­dir­di­ği Reso­lu­te gemisi 16 Şubat­ta Gren­wich'te bek­le­ye­cek­ti. Gemi komu­ta­nı Pennet iyi bir adamdı. Doktor Fer­gus­son'un gezi­si­ne özel bir ilgi duyu­yor­du.

Balonu 18 Şubat­ta yük­le­ye­cek­ti. Gemiye ayrıca hid­ro­jen gazı üre­til­me­sin­de kul­lan­mak üzere on ton sül­fü­rik asit ve bir o kadar demir par­ça­la­rı yük­le­miş­ler­di. Gaz üre­te­cek meka­niz­ma ambara yer­leş­ti­ril­miş­ti. 18 Şubat günü gelip çattı. Doktor Fer­gus­son ile Ken­nedy'nin kama­ra­la­rı ayrıl­mış­tı. İskoç­ya­lı çeşit­li av tüfek­le­riy­le bir­lik­te yete­rin­ce mermi de getir­miş­ti. Fer­gus­son dal­gın­dı. Dick somur­tup duru­yor­du. Uşak Joe'nin ise mut­lu­lu­ğu­na diye­cek yoktu.

Bir gün önce, Doktor Fer­gus­son'un onu­ru­na, Kral­lık Coğ­raf­ya Kurulu tara­fın­dan büyük bir şölen veril­miş­ti. Bu şölen­de gemi komu­ta­nı Pennet ve subay­lar da bulun­muş­tu. Fer­gus­son'un yürek­li­li­ği ve İngil­te­re'nin başa­rı­sı onu­ru­na kadeh­ler kal­dı­rıl­dı.

Reso­lu­te gemi­si­nin kayık­la­rı Vest­mi­nis­ter Köp­rü­sü’nde bek­li­yor­lar­dı. Komu­tan­lar, subay­lar ve üç gez­gin­ci bura­dan kayık­la­ra bine­rek gemiye git­ti­ler.

Gemi ertesi gün kalktı. Times Nehri’nin denize ulaş­tı­ğı yere doğru yavaş yavaş yol almaya baş­la­dı.

İKİNCİ BÖLÜM

Londra'dan yola çıkalı yirmi yedi gün olmuş­tu. Umit Burnu'na doğru hızla yol alı­yor­lar­dı. 30 Martta, Çap Kenti dür­bün­le görü­nü­yor­du. Gemi komu­ta­nı Afrika'nın güney ucunu aşarak Mozam­bik doğ­rul­tu­sun­da yolunu sür­dür­dü. Uygun rüz­gâr­lar Reso­lu­te'ün hızını art­tı­rı­yor­du.

Gün­ler­ce süren bir yol­cu­luk­tan sonra, Zan­zi­bar Adası’na varıl­dı ve gemi aynı adı taşı­yan liman­da demir­le­di. Nisa­nın 15. günüy­dü. Zan­zi­bar Adası, Afrika top­rak­la­rın­dan otuz mil uzak­lık­tay­dı.

Kent­te­ki İngi­liz kon­so­lo­su gemiye gele­rek Avrupa gaze­te­le­ri­nin aylar­dan beri sözünü ettik­le­ri ünlü gez­gin­ci Samuel Fer­gus­son'a say­gı­la­rı­nı sundu. Ve elin­den gelen yar­dı­mı yapa­ca­ğı­nı bil­dir­di.

Kon­so­lo­sun öne­ri­si üze­ri­ne Doktor ve Ken­nedy kon­so­lo­sun evine taşın­dı­lar.

Sonra da, balon, araç ve gereç­le­ri kumlu Zan­zi­bar kıyı­la­rı­na çıkar­ma işine giri­şil­di. Balonu sert rüz­gâr­lar­dan koru­mak için engel­ler ve bir de gözet­le­me kulesi yapmak gere­ki­yor­du. Silah­lı nöbet­çi­ler kona­cak­tı. Kon­so­los ted­bir­li olma­la­rı konu­sun­da onları uyar­mış­tı. Çünkü, birkaç beyaz adamın balon­la Afrika top­rak­la­rı üze­rin­de uça­ca­ğı haberi duyu­lun­ca yerli halk tedir­gin olmuş­tu. Her ülkede olduğu gibi burada da top­lu­luk­la­rın inanç­la­rı­nı sömü­ren­ler halkı kış­kır­tı­yor­lar­dı. Bazı zen­ci­ler bu giri­şi­mi dinî inanç­la­rı­na aykırı bulu­yor­lar­dı. Balon­la Ay’a veya Güneş’e gidi­le­ce­ği söy­len­ti­le­ri yayıl­mış­tı.

Oysa, yer­li­ler Ay ve Güneş’i kutsal sayı­yor­lar­dı. Böyle bir işe giri­şen­ler kötü ruh­lar­dı. Onları yok etmek kutsal bir görev­di.

Kon­so­los, Fer­gus­son ve gemi komu­ta­nı Pennet ile konuş­tu: “Ted­bir­li olma­lı­yız,” dedi. “Bek­len­me­dik bir olay, başı­mı­za iş aça­bi­lir... Balonu par­ça­la­ya­bi­lir­ler. Bana kalır­sa balonu ıssız bir yere indir­me­li.”

Bölüm 1 · 1/8

Bu bölüm sana nasıl geldi?

Sıradaki

2. Bölüm

Kitap sayfasına dön
Önceki

~9 dk kaldı

Sonraki