BİRİNCİ BÖLÜM
Krallığın Coğrafya Kurulu, 1862 yılının 14 Ocak günü, Londra'da Waterlo alanındaki bir binada toplanmıştı. Kurul başkanı önemli bir açıklama yaptı. Coğrafya alanındaki yeni araştırmalara girişilecekti. Eğer, bu girişim başarıya ulaşacak olursa Afrika'da yaşayan çeşitli insan toplulukları eğitilecek ve İngiltere'ye bağlılıkları sağlanmış olacaktı.
Bu geziye Doktor Samuel Fergusson çıkacaktı. Kurul Başkanı bu adı açıklar açıklamaz, kurul üyeleri onaylama gösterileri yaptılar ve alkışladılar.
Samuel Fergusson kırk yaşında, orta boylu, kanlı canlı bir adamdı. Güçlü kemerli burnu, yüzündeki isteği arttırıyordu. Gözleri tatlı bir canlılıkla parlamaktaydı. Ayakları büyük ve yürümeye elverişliydi.
Fergusson'un babası ünlü bir kaptandı. Gençliğinde, babasıyla birlikte birçok tehlikeli serüvenlere atılmıştı. Güç şartlar hayat tecrübesini arttırmış, onu her bakımdan güçlendirmişti. Atak, araştırıcı ve doğuştan kâşifti.
Fergusson'un bünye yapısı yorgunluğa ve çeşitli iklim koşullarına dayanıklıydı. Kâşiflerde bulunması zorunlu olan bütün nitelik ve özelliklere sahipti. Günlerce aç durabilir, zamanlı zamansız ve her biçimde uyuyabilirdi.
Toplantıdan sonra, onuruna bir şölen verildi.
Ertesi gün, yani 15 Ocakta, gazetede şu yazı çıktı:
“Önceden imkansız sanılan şeyler bugün gerçekleşiyor. Güneşin bile girmediği Afrika'nın karanlık derinliklerine insanoğlu ayak basacak. Bu akıl almaz işi başarabilecek adam Doktor Samuel Fergusson'dur. Eskiden Doktor Livingston, Zambei Irmağı’na kadar sokuldu. Başkaları tarafından bilinmeyen iç göllere kadar ulaştılar. Ama Afrika'nın kalbine hiç kimse giremedi. Dün toplanan Krallık Coğrafya Kurulu gezinin yapılacağını ve gezgine gerekli ödeneğin sağlanacağını bildirdi.”
Çok geçmeden Londra'da gezi hazırlıkları başladı. İşin ilginç yanı, bu gezide taşıt olarak balon kullanılacaktı. Fransa'da Lyon ipek fabrikalarına balon yapımında kullanılacak ipek gereçler ısmarlanmıştı.
Bu girişim, dünyanın dört bucağında büyük yankılar uyandırdı. Bilim kurumları ve dernekler yayınladıkları dergilerde olaya geniş yer verdiler. Övgü Makaleleri ve eleştiri yazıları yayınladılar.
Ayrıca, bu gezi üzerine bahse girenler bile vardı. Fergusson bu işi başarabilecek miydi yoksa başaramayacak mıydı?
Balonlar üzerinde buluşlar yapmış olan bazı bilim adamları, kendi makinelerini ve yöntemlerini uygulamak için Doktor Fergusson'a başvurmuşlardı.
O, bu yöntemlerin hiçbirini kabul etmiyordu. Balonun yönetiminde uygulayacağı bazı özel buluşları olduğu söylenmekteydi. Doktor, bu buluşlarının ne olduğunu açıklamaktan kaçınıyor, yolculuk hazırlıklarını sessizce sürdürüyordu.
Doktor Fergusson'un İskoçyalı bir arkadaşı vardı. İçli dışlı iki dosttular. Dick Kennedy, açık sözlü, içten, disiplinli ve dirençli bir adamdı. Edinburg kenti yakınlarında oturuyordu. Zengin sayılırdı. Keskin bir nişancıydı. İskoçyalılara özgü inatçılık ve dayanıklılığa sahipti.
Hindistan'da tanışmışlardı, İngiltere'ye döndükten sonra birbirlerini hiç görmemişlerdi. Çünkü, Fergusson Londra'da kalmayıp araştırma gezilerine katılmıştı, İngiltere'ye döner dönmez, ilk işi, bu candan arkadaşını aramak olmuştu. Kennedy, geçmiş anılarıyla avunuyordu. Fergusson'un gözleri ise, geleceği dönüktü. Bu nedenle tedirgindi.
İskoçyalı arkadaşı yeni girişimlere atılmasını onaylamıyordu. Coğrafya alanında yeteri kadar çalışmış ve yararlı olmuştu. Artık bir köşeye çekilmeliydi. Fergusson'u yeni atılımlardan vazgeçirmeye çalışıyordu.
Doktor, arkadaşının konuşmalarını ve öğütlerini sessizce dinlemekle yetiniyor, tartışmaya girmiyordu. Bay Fergusson, ocak ayında ansızın Londra'ya gitti. Kennedy, ertesi gün, haberi gazetelerde okudu ve: “Bu yaptığı çılgınlık!” diye bağırdı. “Hem de balonla gitmeye kalkışıyor! Düpedüz çıldırmış bu adam!”
Karısı onu yatıştırmaya çalıştı:
“Dur canım! Hemen köpürme öyle! Belki de, gazetelerin uydurması!”
“Uydurma falan değil! Ben adamımı bilirim. Onun başının altından çıkıyor bütün bunlar. Benden gizledi. Ama yine de engel olacağım!”
Kennedy hemen o akşam trene bindi, ertesi gün Londra'ya vardı. Bir araba çevirdi. Soho semtine gitti.
Fergusson'un kapısına dayandı. Kapıyı açan doktor:
“Hayrola Dick!” diyerek onu karşıladı.
Arkadaşı soluk soluğa:
“Gazetelerin yazdıkları doğru mu?” diye sordu.
Fergusson onu içeri aldı, oturmasını söyledi.
Fakat İskoçyalı çok kızgındı.
“Oturmayacağım!” dedi. “Bu işten seni vazgeçirmeden oturmayacağım! Anlaşıldı mı?”
Doktor:
“Sakin ol,” dedi. “Bu konuyu seninle hiç konuşmadım. Projemi açıklamadım, otur ve dinle!..”
“Proje mi? Ne projesi?”
“Sana durumu bildirecektim. Planda sen de varsın...”.
İskoçyalı yerinden fırladı:
“Ne demek istiyorsun?”
“Afrika'ya birlikte gideceğiz!” Kennedy ne cevap vereceğini şaşırdı.
Doktor konuşmasını sürdürerek:
“Kararlıyım,” dedi. “Seni götüreceğim.”
“Ne! Götürecek misin? Seni bir akıl hastanesine kapatmak gerek! Ben de akıllı sayılmam ya!.. Her ikimiz de yatmalıyız bir süre dostum, iyi olur...”
Bay Fergusson soğukkanlılıkla:
“Sakin ol ve dinle,” dedi. “Sonunda bana teşekkür bile edeceksin.”
“Neler diyorsun Allah aşkına sen?”
Biraz yatışmıştı: “Beni kızdırmak için söylüyorsun galiba. Seninkisi delilik balonla geziye çıkmak, imkansız bir şey.”
Fergusson:
“Deney yapacağız.” dedi.
“Doğayla başa çıkılmaz! Tehlikesi çok bu işin.”
“Engelleri ortadan kaldırmak için insanoğlu çareler düşünmüş, buluşlar yapmış... Tehlikelerden söz ediyorsun. Tehlike dediğin şey, her yerde var. Otururken, yemek yerken bile tehlike var.”
Kennedy omuzlarını kaldırdı:
“Kadere inanmak bu!...”
“Hayır, iyimser olmak demektir bu!”
Kennedy bir sürü engel ve tehlikeden söz etti. Ama, yine de arkadaşının gözünü korkutamadığını anladı. Tartışma bir saat sürdü. Sonunda, Doktor Fergusson'a:
“Neden herkesin izlediği yoldan gitmiyorsun?” diye sordu.
Doktor bu soruyu şöyle cevapladı:
“Nedenini anlatayım. Bugüne dek izlenen yol çıkmaz bir yoldur. Başarıya ulaşamadılar. Kimi geri döndü. Kimi hastalanıp öldü, kimi öldürüldü. İlkel kabilelerle, çeşitli hastalıklarla, açlıkla, susuzlukla baş edilemez! Yeni bir yöntem uygulamak gerek. Ben de öyle yaptım. Balonla gideceğim.”
“Balonlu gezilerde, araç sürekli olarak gaz kaybeder. Bu tehlikeli bir yöntem değil mi?”
“Benim uygulayacağım yöntemde gaz kaybetmek diye bir şey yok dostum.”
“Peki havalandın, rüzgârın önünde gidiyorsun. Hiç yere inmeyecek misin?”
“İneceğim elbette. Ben Afrika’yı keşfe gidiyorum dostum. Babamın kaptan olduğunu bilirsin. Yeryüzünde gezip görmediği yer kalmamıştır. Beni de şu yeryüzünün karalarında neler olup bittiğini öğrenmek, araştırıp bulmak için büyüttü. Ben yirmi iki yaşında iken babam öldü. Hekimlikten başka biyoloji, botanik ve yer bilimi ile de ilgilendim. Bütün bu bilim alanlarında araştırma yaptım. Coğrafya ve tarih de en sevdiğim konular arasında...”
Doktor Fergusson burada biraz durdu. Derin derin bir iç geçirdi.
“Kırk yaşındayım, bugüne kadar öğrendiğim bilgilerden yararlanmanın zamanı geldi.”
“Peki, peki bütün bunlar iyi güzel de sen benim soruma karşılık vermedin henüz. Yere ineceksin, incelemeler yapacaksın, evet ama balondan yere nasıl ineceksin?”
Doktor Fergusson kocaman bir kahkaha attı.
“Ha o mu? O bir sır dostum. Şimdilik bir sır. Benimle gelirsen bunu da öğrenirsin.”
“Nasıl olur?”
Doktor Fergusson güvenli bir tavırla:
“Bal gibi olur!” dedi.
Birden tepesi atan İskoçyalı:
“Bal da balon da senin olsun!” diye bağırdı.
Balonun yapımı gizlilikle sürdürülüyordu. Fergusson, uygulayacağı sistemi haklı olarak gizlemek zorunluluğunu duymuştu. Öte yandan, Arapça ve bazı yerli dillerini öğrenmek konusunda yoğun çaba harcıyordu.
İskoçyalı avcı sadık dostu Kennedy ise: “Bu işten caydırırım” umuduyla arkadaşının yanından ayrılmıyordu. Ergeç Fergusson'u kandıracağını, vazgeçireceğini umuyordu.
Gittikçe, Kennedy'nin inat ve direnmesinde zayıflama belirtileri görülmeye başladı. Bu arada, Edinburg'tan özel elbiselerini ve av tüfeklerini gizlice getirmişti. Karşı çıkmayı da büsbütün elden bırakmış değildi. Nil kaynaklarının bulunması çok mu gerekliydi sanki? İnsanlığa ne gibi bir yararı olacaktı? Afrika'nın ilkel insanlarına uygarlık dediğimiz düşünce yöntemi mutluluk getirecek miydi?
İki arkadaşın aralarında yaptıkları tartışmaların sonu gelmiyordu. Doktor Fergusson bir gün:
“Dick!” diye bağırdı. “Senin içtenliğinden neredeyse kuşku duyacağım. Bu nasıl dostluk? Benim dünyam budur. Vazgeçmem imkansız bir şey...”
Kennedy cevap vermek istediyse de, arkadaşı onun sözünü kesti: “Başarıya ulaşacağıma inanıyorum. Bugüne dek yapılan gezilerden, varılan sonuçlardan ve edinilen deneylerden çıkardığım bir çözüm yolunu uygulayacağım. Şu haritaya bir göz atalım.”
İki arkadaş harita üzerine eğilerek incelemeye koyuldular. Doktor gezi hakkında teknik bilgiler vermeye başladı:
“1860 yılı ekim ayında Teğmen Speke ve Yüzbaşı Grant, Krallık Coğrafya Kurulu'nun görevlileri olarak Zanzibar'dan Afrika içlerine kadar girdiler. Bu gezi iki yıldan beri sürmektedir. Ayrıca, başka ulusların gezginleri de Afrika'yı adım adım dolaşıyorlar. Üstelik yayan olarak.”
“Ne! Hep yayan mı yürüyorlar.”
“Çoğunlukla öyle. Bazı yerlerde katır ve diğer binek hayvanlarından yararlanıyorlar. Onlar için zorunlu bu! Afrika doğrudan batıya alışmak üzere! Bu çalışma ve araştırmalara katılmak için ne bekliyoruz!..”
Samuel Fergusson'un Joe adında sadık bir uşağı vardı. Becerikli ve konuşkan bir adamdı. Fergusson, ona her bakımdan güven beslemekteydi. Joe da efendisine çok bağlıydı. Doktor, uşağının gözünde çok önemli bir kişiydi; o, ne derse haklı, ne yaparsa doğruydu. Efendisinin görüşlerini körü körüne savunması nedeniyle Kennedy ile aralarında tartışmalar bile oluyordu.
Kennedy konuşma arasında soruyordu:
“Patronunla gitmeye kararlı mısın Joe?”
“Onu yalnız bırakmama imkân yok efendim. Nereye giderse gitsin, ben de beraber olacağım! Siz de bizimle geleceksiniz sanırım...”
İskoçyalı yutkunarak cevap verdi:
“Gelmeye çalışacağım. Daha doğrusu Fergusson'a engel olmak için geleceğim. Zanzibar'a gittiğimizde belki kararını değiştirir.”
En önemli iş balonun yapımıydı. Doktor Fergusson, balonun ağırlığını azaltmak için hidrojen gazıyla doldurmayı düşünmüştü. Bu gaz, havadan on dört kat daha hafifti. Balona iki tona yakın ağırlık yüklenebilecekti. Gerekli araç gereç için bu ağırlık yeterliydi. Aracın içine havadan on dört kat hafif olan hidrojen doldurulunca bu ağırlık önemli sayıda azalıyor ve bu değişiklik balonun yükselmesini sağlıyordu.
Çeşitli hava basınçları göz önünde tutularak doldurulacak gaz miktarı ayarlanmıştı. Bu nedenle, balonun ancak üçte ikisinin doldurulması gerekiyordu.
Oysa Doktor Fergusson değişik bir ayarlama uygulamayı düşünmekteydi. Balonun yarısını dolduracaktı. Balonun biçimi de değişikti, bir yumurtayı andırıyordu.
Fergusson'un en son yaptığı değişiklik hepsinden önemliydi. İki balonu birleştirmeye hazırlamıştı. Bu güvenlik tedbiriydi ve çok gerekliydi. Balonun biri parçalansa, öbürü ile düşme önlenmiş olacak ve yollarına devam edebileceklerdi. İç içe, balon yapmak Fergusson'un buluşuydu. İlk kez o uygulayacaktı bu sistemi, balonu indirmek gerektiğinde önce üstteki büyük balonun havası boşaltılacak, ikincisi yedek görevi görecekti.
Balonlar çift kat Lyon ipeklisinden yapılmış, lastik reçine karışımı bir madde ile sıvanmıştı. Bu tabaka zararlı gazların ve asitlerin geçmesini önlemiş oluyordu.
Sepeti balona bağlayan özel bağlar çok sağlamdı. Sepet dört buçuk metre uzunluğundaydı. Dıştan demir kafeslerle çevriliydi. İçine çelik kasalar yerleştirilmişti.
Gezi için gerekli araçlar şunlardı: İki barometre, iki termometre, iki pusula, sektant, kronometre ve birkaç kaldıraç. Ayrıca üç demir çapa, ip merdiven konulmuştu ve yeteri kadar yiyecek, içecek...
Bunlardan başka, yatak, yorgan, tüfekler ve yeteri kadar mermi unutulmamıştı. Balonda bulunan ağırlıklarının listesi şöyleydi: Fergusson, 65 kilo. Kennedy, 87 kilo. Joe, 60 kilo. Araç ve gereçler: 95 kilo. Yiyecek içecek: 390 kilo. Balonun ağırlığı: 250 kilo. Sepet: 140 kilo. Teknik aletler: 350 kilo. Hidrojen gazı: 138 kilo. Safra: 100 kilo. Bu ağırlıkların toplamı iki tonu bulmaktaydı.
Fergusson, 100 kiloluk safra almayı uygun bulmuştu.
Zorunlu olursa kullanacaktı. 10 Şubatta bütün hazırlıklar bitti. Balon denemeden geçmişti. Hükümetin görevlendirdiği Resolute gemisi 16 Şubatta Grenwich'te bekleyecekti. Gemi komutanı Pennet iyi bir adamdı. Doktor Fergusson'un gezisine özel bir ilgi duyuyordu.
Balonu 18 Şubatta yükleyecekti. Gemiye ayrıca hidrojen gazı üretilmesinde kullanmak üzere on ton sülfürik asit ve bir o kadar demir parçaları yüklemişlerdi. Gaz üretecek mekanizma ambara yerleştirilmişti. 18 Şubat günü gelip çattı. Doktor Fergusson ile Kennedy'nin kamaraları ayrılmıştı. İskoçyalı çeşitli av tüfekleriyle birlikte yeterince mermi de getirmişti. Fergusson dalgındı. Dick somurtup duruyordu. Uşak Joe'nin ise mutluluğuna diyecek yoktu.
Bir gün önce, Doktor Fergusson'un onuruna, Krallık Coğrafya Kurulu tarafından büyük bir şölen verilmişti. Bu şölende gemi komutanı Pennet ve subaylar da bulunmuştu. Fergusson'un yürekliliği ve İngiltere'nin başarısı onuruna kadehler kaldırıldı.
Resolute gemisinin kayıkları Vestminister Köprüsü’nde bekliyorlardı. Komutanlar, subaylar ve üç gezginci buradan kayıklara binerek gemiye gittiler.
Gemi ertesi gün kalktı. Times Nehri’nin denize ulaştığı yere doğru yavaş yavaş yol almaya başladı.
İKİNCİ BÖLÜM
Londra'dan yola çıkalı yirmi yedi gün olmuştu. Umit Burnu'na doğru hızla yol alıyorlardı. 30 Martta, Çap Kenti dürbünle görünüyordu. Gemi komutanı Afrika'nın güney ucunu aşarak Mozambik doğrultusunda yolunu sürdürdü. Uygun rüzgârlar Resolute'ün hızını arttırıyordu.
Günlerce süren bir yolculuktan sonra, Zanzibar Adası’na varıldı ve gemi aynı adı taşıyan limanda demirledi. Nisanın 15. günüydü. Zanzibar Adası, Afrika topraklarından otuz mil uzaklıktaydı.
Kentteki İngiliz konsolosu gemiye gelerek Avrupa gazetelerinin aylardan beri sözünü ettikleri ünlü gezginci Samuel Fergusson'a saygılarını sundu. Ve elinden gelen yardımı yapacağını bildirdi.
Konsolosun önerisi üzerine Doktor ve Kennedy konsolosun evine taşındılar.
Sonra da, balon, araç ve gereçleri kumlu Zanzibar kıyılarına çıkarma işine girişildi. Balonu sert rüzgârlardan korumak için engeller ve bir de gözetleme kulesi yapmak gerekiyordu. Silahlı nöbetçiler konacaktı. Konsolos tedbirli olmaları konusunda onları uyarmıştı. Çünkü, birkaç beyaz adamın balonla Afrika toprakları üzerinde uçacağı haberi duyulunca yerli halk tedirgin olmuştu. Her ülkede olduğu gibi burada da toplulukların inançlarını sömürenler halkı kışkırtıyorlardı. Bazı zenciler bu girişimi dinî inançlarına aykırı buluyorlardı. Balonla Ay’a veya Güneş’e gidileceği söylentileri yayılmıştı.
Oysa, yerliler Ay ve Güneş’i kutsal sayıyorlardı. Böyle bir işe girişenler kötü ruhlardı. Onları yok etmek kutsal bir görevdi.
Konsolos, Fergusson ve gemi komutanı Pennet ile konuştu: “Tedbirli olmalıyız,” dedi. “Beklenmedik bir olay, başımıza iş açabilir... Balonu parçalayabilirler. Bana kalırsa balonu ıssız bir yere indirmeli.”